Bitkinin değişik türleri vardır. Tırmanıcı yoğurtotu (Galium aparine L.), tarlalarda, çayırlarda, çit kıyılarında çalılıkların arasında bolca yetişir ve çiftçiler onu zararlı ot olarak bilirler. 60-160cm boyundaki bitkinin yaprakları halka dizilişlidir ve uzunca saplı, yeşil –beyaz renkli çiçek şemsiyeleri vardır. Sapındaki tüylerin yardımıyla rahatça tırmanabilir. Yöresel olarak, yapışkan otu, çoban süzeği, sünnetlik otu, sünnetlice otu ve kaz otu olarak da tanınır. Bitkinin türlerinin hepsi şifalıdır, ama sarı çiçekli yoğurtotu (Galium verum L.) ender bulunan bir bitkidir ve kurutulduktan birkaç ay sonra kararmaya başlar. Tırmanıcı yoğurtotu ise pratik olarak her yerde karşımıza çıkar ve kurutulduktan sonra iki yıl kadar kullanılabilir.
Toplama ve Kurutma : Nisan-Mayıs döneminde, yoğurtotu henüz körpe ve tam yeşilken, toprak üstündeki bitkinin tümü, sararmış yapraklar hariç toplanır ve hemen demetler halinde gölge ve havadar bir yere asılarak kurumaya bırakılır. Kuruduktan sonra ince kıyılarak bir örtünün üstüne serilir ve 2-3 gün tam anlamıyla kuruması beklenir. Daha sonra hava almayan kaplarda saklanır.
Bileşim : İridoitler (Örneğin : asperulosid), polyphenol asitleri, flavonlar ve tanen içerir.
Etkileri : Lenf sistemini temizleyici, kan temizleyici, deri hastalıkları, kanser tedavileri
Öbek halinde yetişen bu bitki, ne yazık ki zamanla unutulmaya mahkum olmuş. Fakat, kanser hastalıklarının arttığı şu sıralarda, bu bitki büyük bir önem kazanmıştır. Burada bir kere daha belirtmek isterim ki, bu tür ağır hastalıklarda kullanılacak olan bitkinin mutlaka taze olması gerekir. Yoğurtotunun / yapışkanotunun genç filizlerini, kış mevsiminde, kar altında bile bulabilirsiniz. Yoğurtotu çayı, böbrekleri, karaciğeri ve dalağı hastalık yapıcı maddelerden arındırır. Lenf kanseri dahil, lenf sistemi hastalıklarında, hastalık ne kadar ağır olursa olsun, bu çay her gün (3-5 bardak) içilmelidir. Bitki çayı, içten çay ve dıştan (haricen) kompres-yıkama
Ginseng’in botanik ismi olan “Panax”, Yunanca “tam iyileşme” anlamına gelen “panacea” kelimesinden türetilmiştir. Ginseng’in tüm şifalı bitkiler içerisinde en etkili adaptogen (strese karşı direnci artıran bir ajan) olduğu düşünülür. Bu düşünce, Ginseng’in önemli miktarda içerdiği, strese ve yorgunluğa maruz kalan tüm organlarımızı destekleyen “Germanium” dan kaynaklanır. Ginseng, fiziksel aktiviteleri ve vücut direncini artıran bir bitkidir ve fiziksel ve mental (zihinsel) dayanıklılığı artırır. Ginseng’in uzun bir süreden beri, özellikle erkeklerin üretkenliğini, erkeklik hormonu (testesteron) ve sperm miktarını, cinsel gücünü ve dolaşım
sistemlerini (özellikle prostata karşı) olumlu bir şekilde etkilediği de bilinmektedir. Ayrıca o, erkeklerde aşırı stres ve yorgunluktan kaynaklanan performans düşüklüğünü de gidermektedir. Ginseng’in kadınlar üzerindeki beynin hafıza (bellek) merkezlerini uyarıcı etkisinin bulunması ise yenidir. M.S 1. yüzyıla ait bir Çin metnine göre; Ginseng, zihni güçlendirici, irfan ve bilgeliği artırıcı bir şifalı bitki olarak tanımlanmakta ve düzenli kullanımının yaşam süresini artıracağı
Kara Hindiba (Taraxacum officinale), Arslandişi ve Radika adlarıyla da tanınır. Çimenliklerde rahatsız edici bir ot olarak görülen bitki, acı çeken insanlık için çok güçlü bir şifa kaynağıdır. Nisan ve Mayısta tüm tarla kıyılarında, çayırlarda ve çimenlerde çiçeklenir. Her yıl bu çiçek halısını büyük bir zevkle izleriz. Bu tür, sarı çiçekli, çok yıllık, süt taşıyan küçük bitkilerdir. Yapraklar rozet halinde tabanda toplanmış olup, kenarları derin loblu ve dişlidir.Rozet yaprakları bazı kentlerimizde ilkbaharda sebze olarak satılmaktadır.Bitki çok ıslak yerleri sevmez. Yapraklar çiğnenmeden önce, kökler, ilkbaharda veya sonbaharda, çiçek sapları ise, çiçeklenme sırasında toplanır. Bitkinin tümü şifalıdır. Ben her ilkbaharda bitkinin tümünü toplayarak salata yapmayı veya akşam yemeği olarak, haşlanmış patates ve haşlanmış
yumurta ile karıştırarak hazırlamayı adet edindim (Referans1: M.Treben).
Yabani Hindiba (Cichorium intybus L.) 1 m’ye kadar yükselebilen çok yıllık otsu bir bitki olup, yaprakları parçalı ve tüylüdür. Çiçekleri açık mavi ve nadiren beyaz renklidir. Anadolu’da yaygın bir bitkidir. Özellikle boş tarlalarda ve yol kenarlarında yetişir. Inülin, uçucu yağ, acı maddeler ve glikozitler taşımaktadır. Kavrulmuş köklerinin toz elde edilmesiyle elde edilen ürün Avrupa’da kahve yerine kullanılmaktadır. Hindiba-i berri adıyla da bilinir (Referans2: T.Baytop). Hindiba’nın bir de sebze olarak kullanılan (Cichorium endivia L.-Compositae) türü vardır. Bu tür 50-100 cm boyunda, 1-2 yıllık, yaprakları parçalı ve tüysüz otsu bir bitkidir.
Türkiye’de yabani olarak bulunmaz. Bahçe ve bostanlarda (İstanbul, Bursa) sebze olarak yetiştirilmektedir.Eskiden beri tedavide çok önemli bir drogdur.
Dioscorides döneminden beri tedavi kitaplarında kayıtlıdır.
İsveç iksiri ‘nin reçetesi, ünlü İsveçli Doktor Samst’ ın notları arasında, ölümünden sonra bulunmuştur. Doktor Samst, 104 yaşında iken attan düşerek bir kaza sonucu ölmüştür. Özellikle Avrupa ülkelerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Uzun yaşam iksiri olarak da bilinir.
Formülü ve Yapılması:
Maria Treben’in de (Ünlü Alman Herbalist, Şifalı Bitkiler Uzmanı ve Yazar) onayını almış olan bu geliştirilmiş reçete, daha etkili bir iksir elde etmek amacıyla, Dr.Theiss tarafından oluşturulmuştur. 10 gr sarısabır,9 gr ravent kökü, 7 gr mirra,5,5 gr cedvar,3,5 gr centiyane,2 gr domuzdikeni,6,5 gr melekotu kökü, 9 gr eğir kökü, 1 gr doğal kafur,1 gr sinameki,1 gr besbase,1 gr tarçın,0,5 gr kakule ve 0,1 gr safran 1,5 litre 35°’ lik etil alkol, kanyak veya elma sirkesi içerisinde 2 hafta süreyle hergün 2-3 kere çalkalanarak güneşte veya sıcak bir ortamda bekletilip süzülmesiyle iksir elde edilir.
Faydaları ve Kullanım Alanları:
Çiçek hastalığı ve her türlü ekzamalar, burundaki veya bedenin herhangi bir yerindeki kabuklar, isveç iksiri ile sık sık nemlendirildiklerinde iyileşebilirler.
Diş ağrılarında, biraz suyun içine bir yemek kaşığı dolusu isveç iksiri karıştırılır ve bu sıvı bir süre ağızda tutulur veya ağrıyan diş pamukla ıslatılır. Ağrılar diner ve bu işleme devam edilirse çürük iyileşir. Ayrıca ağıziçi ve dişeti iltihaplarında, tahrişlerinde, dişeti çekilmesinde (gırtlak, ağız içi ve dişeti tedavilerinde) küçük bir yudum iksir doğrudan veya biraz suyla karıştırılır ve birkaç dakika çalkalanarak ağızda tutulur. Bu işlem arada bir dişetini sağlıklı tutmak için de uygulanabilir.
Küçük yapraklı ebegümeci (Malva Vulgaris), çit,yol ve eski duvar kıyılarında, harabeliklerde, ama yalnızca insanların yaşadıkları yerlerin çok yakınlarında yetişir. Büyük yapraklı ebegümeci (Malva Grandfolia) ve öteki değişik cinsleri genellikle çiçek ve sebze bahçelerinde yetişir. Anadolu’da 8 Malva türü yetişmekte olup, bunların çiçek ve yaprakları bir ayrım yapılmaksızın “Ebegümeci” olarak kullanılmaktadır. Bu bitkilerin hepsi de yapraklarında, çiçeklerinde ve saplarında (bamyada olduğu gibi) bir sümüksel madde içerirler. Küçük yapraklı bitkinin uzun saplarının ucundaki yapraklar yuvarlak ve çentiklidir. Açık pembeden eflatun rengine kadar
değişebilen renkte çiçek açarlar.Bir de yuvarlak meyvesi vardır. Çiçekleri, yaprakları ve sapları, Haziran’dan Eylül’e kadar toplanabilir. Bitki, kurutulduğunda özelliklerinin bir bölümünü yitireceği için, elden geldiğince taze kullanılması gerekir. Ama kurutulmuş bitki yine de kullanılabilir.
Ebegümeci çayı özellikle mukoza iltihaplarında, gastrit, mesane iltihabı, mide ve bağırsak mukoza iltihabında ve ağız boşluğu iltihabında olduğu kadar, mide ve bağırsak ülserinde de başarıyla kullanılabilir.
Ama bu son iki hastalık için, arpa ile karışık bir çorba hazırlamak gerekmektedir. Önce arpa kaynatılır ve soğuduktan sonra bitki yaprakları eklenir. Ayrıca, akciğer balgamlanmalarında, bronşiyal nezlede, öksürük ve aşırı ses kısıklığında özellikle önerilir.
Gırtlak ve bademcik iltihabı ve ağız kuruluğunda da başarıyla kullanılabilir. Bitki, sümüksel özelliğinin yitirilmemesi için, geceden soğuk suya koyularak demlenmelidir. Günlük kullanım için 2 veya 3 bardak ılıklaştırıp, gün boyunca yudumlanarak içilmelidir.
Çin, Kore ve Japonya’da yetişen aromatik bir bitkidir. Bu ülkelerde Ginseng’ den sonra en ünlü ikinci bitkidir ve kadınlar için yapılan hemen hemen tüm bitkisel kombinasyonlarda yer alır. Adet görme düzensizliklerinden menopoz semptomlarına kadar tüm jinekolojik şikayetler için kullanılır. Kökleri vitamin A, E ve B12 içerir. İçerdiği 6 çeşit
coumarin türevi anti-spasmodik etkilerinden dolayı çok değerlidir. Bilindiği gibi anti-spasmodik maddeler menstural (adet) kramplarını hafifletmekte veya gidermektedir. Ayrıca Dong Quai’nin kökleri temel yağlar (ligustilide, butylphthalide), ferulic acid, ve çeşitli poli-sakkaritler içermektedir. Bu maddeler spazm giderici, kan pıhtılaşmasını azaltıcı ve çevresel kan damarlarını rahatlatıcı etkiye sahiptir. Araştırmalar Dong Quai’nin östrojen hormonu üzerinde dengeleyici etkisi olduğunu da göstermiştir. Yukarıda da belirtildiği gibi Dong Quai,
hayıt meyvesinin sinerjetik etkisini arttırmak ve standardize etmek amacıyla Hayıt Meyvesi Ekstresi’ ne ilave edilmiştir.
Uyarı: Hamilelik döneminde kullanılmaması tavsiye edilmektedir.
Hayıt meyvesi Ekstresi; % 0,5 oranında agnuside içerecek şekilde Dong Quai kökü yardımıyla standardize edilmiş olarak 300 mg’lık kapsüller halinde sunulmuştur.
Yemeklerle beraber günde 2-3 kez 1 kapsül alınabilir. T.C Tarım Bakanlığı’ nın izniyle ithal edilmiştir. Önerilen dozlarda bilinen herhangi bir yan etkisi yoktur.
Damiana (Turnera diffusa / aphrodisiaca); aromatik yaprakları olan küçük bir çalı türüdür. Meksika kökenli olan bu bitki, günümüzde Texas, Karaip Adaları ve Güney Afrika’ da da yetiştirilmektedir. Yaprakları tırtırlı olup; kenarları boyunca 10-25 mm genişliğinde 3-6 diş bulunur. Botanik ismi (Turnera aphrodisiaca) bitkinin doğrudan afrodizyak olarak kullanımını simgeler. Yaprakları Orta Amerika kültürlerinde (Aztek, Maya ve İnkalar) eskiden beri çeşitli
amaçlar için kullanılagelmiştir. Kadim Maya medeniyetinde Damiana baş dönmesi, denge kaybı ve afrodizyak (Cinsel istek arttırıcı) olarak kullanılmıştır. Son 100 yıldan fazla bir süredir Damiana’nın birincil kullanımı hem erkekler hem de bayanlar için cinsel fonksiyonları dengelemek ve düzenlemekle ilgili olmuştur. Fakat Damiana anti-depresant (sakinleştirici), tonik (Kuvvet verici), idrar arttırıcı ve idrar yolları antiseptiği, öksürük giderici ve hafif laksatif
(Müshil) etkileri için de kullanılmaktadır. Almanya ve İngiltere’ de yaprakları yaygın olarak aşırı zihinsel aktivite ve sinirsel yorgunluğa karşı ve hormonal, merkezi sinir sistemi üzerine kuvvet verici bir tonik olarak kullanılmaktadır. Hollanda’da ise sadece seksüel başarıları için değil aynı zamanda üreme organları üzerindeki pozitif etkilerinden dolayı da çok saygın bir bitkidir. Anavatanı olan Meksika’ da ise afrodizyak (Cinsel istek arttıcı), uyarıcı,
kuvvetlendirici ve idrar arttırıcı olarak ünlenmiştir. Ayrıca yorgunluk ve bitkinlik için güvenilir bir care olarak, idrar yolları iltihabı ve özellikle yorgunluğun neden olduğu cinsel iktidarsızlık durumlarında bilimsel kabul görmüştür. Meksika’ da orchitis (Bir testis iltihabı) ve spermatorrhea (istemdışı boşalma) için de kullanılmaktadır.
Çobançantası (Capsella bursa-pastoris L.), yol kenarlarında, çayırlarda, tarlalarda, hendeklerde, bayırlarda ve sebze bahçelerinde yetişen bu çok değerli bitki, rahatsız edici yabani bir ot olarak bilinir. Medik, kuşkuşotu ve Çıngıldaklı Ot olarak da anılır.Bir yere biraz toprak yığılmaya görsün (özellikle inşaatlarda ), hemen hemen o gece çobançantası orada boy gösteriverir. Düzensiz dişli yapraklar, Kara Hindiba da olduğu gibi, açılmış bir gülü andırırlar. Bitkinin boyu 40cm kadar uzayabilir. Çiçeklenme zamanı, Marttan Kasıma kadardır. Küçücük kirli beyaz çiçekleri önce bir üzüm salkımı biçimindeyken, daha sonra uzun bir meyve salkımına
dönüşür. İncecik saplarının ucunda, dokunulduğunda deri hissini veren, küçük kalp biçiminde meyveler yetişir. Tavuklar, bu kalp biçimindeki çantacıklara karşı özel bir sevgi besler. Kar erimeye başlayıp, don olayı sona erdiğinde, çobançantası yine taze ve yemyeşil olarak ortaya çıkar. Flavonlar, potasyum, kanamayı durdurucu bir peptid ve saponinler içerir.
Çobançantası çayı, her tür kanamalarda, günde 2-3 bardak içildiğinde büyük başarılar sağlar. Örneğin, burun, mide, bağırsak, ve düzensiz döl yatağı (rahim) kanamaları.
Bir türlü durdurulamayan yara kanamalarında, bitkinin kaynama suyu şaşırtıcı bir etkiye sahiptir. Şiddetli adet kanamalarında, alışılmış tarihten 8-10 gün önceden başlayarak, günde 2 bardak bitki çayı içilir. Bu çay, ergenlik çağındaki adet kanamalarını düzenlemek için de kullanılır. Menopoz dönemindeki her kadın, 4 hafta boyunca günde 2 bardak içmeli, 3 hafta ara verdikten sonra devre devre yinelemelidir. Bebek emziren genç anneler, memeleri şiştiğinde bir süzgecin içinde buğuda pişirdikleri bitkiyi iki bez arasına yerleştirerek, kompres biçiminde uygulayabilirler. Çobançantası ve atkuyruğu eşit karışımından hazırlanan ve günde 2 bardak içilen çay da, böbrek kanamalarında özellikle önerilir. Ama çobançantası (Ökseotu gibi), kan dolaşımını da düzenleyen bir bitkidir ve alçak tansiyonda olduğu kadar yüksek tansiyonda da önerilir. Ökseotu çayı gece boyunca soğuk suda bekletilerek demlendiği halde, çobançantası çayı haşlanarak demlenir. Tansiyon normale dönene kadar, günde 2 bardak çay içilir. Çobançantası yine öksürükotu gibi, Dölyatağı (Rahim) kanamalarında da etkili bir iyileştirme gücüne sahiptir. Bu tür hastalıklarda da çay, rahatsızlık sona erdiğinde bırakılmalıdır.
Bu çok değerli bitki, yüzeysel kas yapısı hastalıklarının ve iç organ kasları gevşekliğinin tedavisinde çok önemli bir yardımcıdır. Şifalı bitkilerle ilgili yeni kitaplarda bu konu ile ilgili hiçbir bilgi bulunmaması ise çok şaşırtıcıdır. Tanıdık bir bey yıllar önce bana (M.Treben), çok güzel gravürler ve resimlerle süslü, eski bir şifalı bitki kitabı armağan etmişti. Fakat, günlerimin sabah karanlığından gece yarılarına kadar dolu olması yüzünden, kitaba ancak öylesine bakabilmiştim. Günün birinde gece yarısına doğru birden uyandım. Sanki, biri birazca omzumu sarsmıştı! İşte o zaman düşünmeye başladım : “Şifalı bitkilerle ilgili şu kitap eline geçeli altı ay oldu, ama daha bir kere olsun onu dikkatle incelemedim!” Bu düşüncenin etkisiyle iyice kendime gelince de, oturma odasına inip kitabı elime alarak, rahat bir koltuğa oturdum. Kitabı açtığımda, gözüme hemen şu bir kaç satır ilişti: “Eğer organ ve kas erimelerinde hiçbir çare bulunamıyorsa, şu bitki kullanılmalıdır: Aşağıda tarif edildiği şekilde
Çilorella (Chlorella vulgaris, chlorella pyrenoidosa), mikroskopik boyutta (2-8 mikron çapında), tek hücreli, yeşil bir tatlı su yosunudur (Alg). Eski zamanlardan beri besin olarak kullanılmaktdır. Fosil kalıntılarının gösterdiğine göre 2,5 milyar yıldır genetik yapısı hiç değişmeyen ender bir canlı türüdür. Çilorella’ nın tek hücreli yapısı; onun eşsiz türünün ve vitamin, protein, mineral, amino asitler, nükleik asitler (RNA,DNA), temel yağ asitleri, enzimler ve karotenoidlerin yoğun bir kaynağı olmasına büyük bir avantaj sağlamaktadır. Çilorella bu besinleri saf, katkısız ve doğal olarak mükemmel bir denge içerisinde barındırır ve tek başına bile tam bir besindir. Çilorella, 20’ den fazla vitamin ve mineralin yanısıra bol miktarda doğal beta-karoten’de (Bağışıklık sistemini güçlendirici ve kansere karşı koruyucu) içermektedir. Çilorella, %50-60 oranında proteinden oluşmakta olup klorofil’in doğada bilinen en yüksek oranlı kaynağıdır. O ayrıca demir, iyod, çinko, magnezyum, fosfor ve kalsiyum da içermektedir. Çilorella, sığır karaciğerinin içermekte olduğu B-12 vitamininden daha fazlasını içerir. Halbuki çoğu vejetaryen diyetinde bu vitaminin eksikliği görülür.
Çilorella, sinerjetik etki ile hücre seviyesindeki vücut işlevlerinin dengeli ve kararlı olmasına
yardım eder. O sadece vücudun gereksinim duyduğu besinleri en üst seviyede sağlamakla kalmaz aynı zamanda vücudu zararlı maddelerden de temizler. Bu özellinden dolayı ona vücudumuzu “akort edici” de diyebiliriz. Milyonlarca kişi (özellikle Japonya ve Çin) sırf bu
özeliğinden dolayı kendilerini daha genç hissetmek veya görünmek için her gün çilorella almaktadırlar. Araştırmalara göre çilorella akyuvar aktivitesini arttırmakta ve hücrelere zarar veren bazı enfeksiyonlara karşı koruyucu özellikler göstermektedir. Çilorella bilinen en zengin klorofil kaynaklarındandır. Klorofili’ in zarar görmüş dokuların iyileşme hızını arttıdığı bulunmuştur. Kolorofil, özellikle sindirim sisteminde kötü koku yaratan bakterileri yok ederek sindirim sistemine yardımcı olur. Ayrıca klorofil hemoglobin’ e çok benzer bir yapıda olup, kan yapımını arttırdığı da düşünülmektedir. Çilorella bir diyet ürünü olmamakla beraber; herhangi bir diyet programı ile birlikte kullanıldığında, diyet sonucu meydana gelebilecek vücudun enerji seviyesindeki düşmeyi gidermekte böylece kendinizi yorgun ve halsiz hissetmenizi önlemektedir. Bu nedenle çilorella kalorisi kısıtlanmış diyetlerde iyi bir besleyicidir. Ayrıca iştahınızı da tatmin ederek abur cubur diyebileceğimiz şeylere karşı da sizi korumaktadır.
Germenlerin yaşadığı bölgeleri ele geçiren Romalılar, topraklarına çok bağlı bu insanlardan, en çok değer verdikleri şifalı bitkiler olarak, çıbanotunu (Veronica officinalis) tanımışlar. O zamanlar ona, tüm hastalıkların ilacı deniyordu. Günümüzde de, (Avusturya ) halk dilinde “yaman ilaç” diye tanınır. Eski bir şifalı bitkiler kitabından anladığıma göre, Romalılar da onun
iyileştirici gücüne inanmış olmalıdır. Bir dostlarına veya konuklarına kompliman yapmak istediklerinde, o kişinin de, övgüye değer çıbanotunun ki kadar yararlı özelliklere sahip olduklarını söylerlermiş. Günün birinde bir adam, kanındaki kolesterol düzeyinin yüksekliği ile ilgili bir konuya girdiğinde, bu kitap aklıma geldi (M.Treben-Referans1). Kolesterol yüksekliği
nedeniyle pek çok kere hastaneye yatmak zorunda kalmış olan bu beye, günde 2 bardak çıbanotu çayı içmesini tavsiye ettim (M.Treben). Altı ay kadar sonra, yapılan son kontrolde kolesterol düzeyinin çok normal çıkması karşısında doktorlarının hayretler içinde kaldıklarını anlattığında sevincim çok büyük olmuştu. Yavşanotu diye de anılan çıbanotu, kuru toprağı sever. Ormanlarda, ağaçların kesilmiş olduğu yerlerde, çitlerin diplerinde, hendeklerde, yol ve orman kıyılarında yetişir. Toprağın üstünde yatan tüylü ve sürüngen sapındaki, kenarları dişli yaprakları gümüş gibi parlar. Başını yukarı doğru kaldırmış olan çiçek başağındaki çiçekler, açık mavi-menekşe rengidir. Yapraklar, dokunulduğunda, saptan kolayca ayrılırlar. Çiçeklenme zamanı Mayıstan Ağustos’ a kadardır. Üstünde çiçeklerin açmış olduğu, sap bölümü toplanır. En etkili olan bitkiler, orman kıyılarında ve meşe ağaçlarının altında yetişenleridir.
Bu geleneksel bitki, kan temizleyici olarak çok aranır ve taze ısırgan otu yaprakları ile birlikte kullanıldığında, kronik egzamaları iyileştirir. Rahatsız edici yaşlılık kaşıntılarında, çıbanotu hararetle önerilir. Zayıf ve duyarlı kişiler, sindirimi de uyaran bitkiyi, hafif bir mide ilacı olarak rahatlıkla kullanabilirler. Mide de sümüksel salgı birikimi ve bağırsak rahatsızlıkları da onunla tedavi edilebilir. Şu konuyu önemle belirtmek isteriz ki, ruhsal sürmenajlardan kaynaklanan