Zencefil (Zingiber officinale); 100 cm kadar yükseklikte, kamış görünüşünde, çok yıllık, otsu bir bitkidir. Yaprakları mızrak biçiminde, sivri uçlu ve tarçın kokuludur.
Çiçekleri toplu ve sarı renklidir. Ana vatanı Güney Asya olmakla beraber birçok tropikal ülkede (Hindistan, Çin, Güney Asya Adaları, Meksika, Batı Afrika) tarımı yapılır.
Kökleri 7-15 cm uzunluk ve 1-1,5 cm kalınlıkta, dallı, yassı ve esmer gri renkli parçalardır. Kokusu kuvvetli ve hoş, tadı ise batıcıdır. Tedavi veya baharat amaçlı kullanılan kısmı kökleridir. Kökler; zingiberen ve bisabolen isimli aromatik uçucu yağlar, zingiberol, gingerol ve shogaol isimli acı maddeler içermektedir. İçeriğindeki bu acı maddeler mide bulantısı ve kusmaya karşı etken maddelerdir.
Zencefil, mide bulantısı, şişkinlik ve kolik gibi sindirim problemlerine karşı başarıyla kullanılabilir. Yolculuk kusmalarına karşı etkilidir. Antiseptik etkisi sayesinde, mide-bağırsak enfeksiyonlarına ve hatta gıda zehirlenmelerine karşı kullanılabilir. Zencefil kan dolaşımını uyarır ve böylece kanın yüzeysel bölgelere de rahatça ulaşmasını sağlar. Bu etkinliği sayesinde, donuklarda, ısınmayan el ve ayakların ısınmasında çok önemli görevler üstlenebilir. Aynı zamanda yüksek kan basıncını (hipertansiyon) normalleştirebilir. Terletici ve ateş düşürücü etkileri vardır. Öksürük, grip, soğuk algınlığı ve öteki solunum yolları hastalıklarında, ısıtıcı ve
yatıştırıcı etkiye sahiptir. Ayrıca iştah açar ve kabızlığa karşı kullanılabilir. Osteoartrit (Dejeneratif Eklem Hastalığı – Artroz - Yaşlılık romatizması) ve baş dönmesi (vertigo) da zencefil kökünün kullanım alanındadır.
UYARILAR:
Yabanmersini (Vaccinum myrtillus), 30-35 cm yükseklikte, kışın yapraklarını Eğer Kuzey Avrupa, Amerika’daki Rocky dağları ve Kuzey Karadeniz dağlarının fundalık ve ormanlık bölgelerinde büyümüş iseniz, muhtemelen Yaban mersini meyveleri, reçelleri ve turtalarını tatmışsınızdır. Ama artık şimdilerde Yabanmersini’ nin mor renkli kapsüllerini ek gıda olarak bulabilmeniz mümkün. Yabanmersini, Vaccinum cinsinden Türkçe’de çay üzümü veya çoban üzümü denilen bir çalı ailesinin üyesidir. Vaccinum cinsinin Kuzey yarım küre’ nin serin ve dağlık bölgelerinde yetişen 450’ den fazla türü vardır. Yabanmersini, 30-35 cm yüksekliğinde kırmızıdan mor renge kadar dolgun ve etli meyveleri olan küçük bir çalıdır. Meyveleri Temmuz’dan Eylül’ e kadar toplanabilir.
Faydaları ve Kullanım Alanları:
Göz yorgunluğu, miyopluk, katarakt, karasu (Glokom: Göz tansiyonu), şeker hastalığından kaynaklanan görme bozuklukları (Diyabetik retinopati), gece körlüğü, gece görüşünü artırıcı, kamaşma, retinayı güçlendirici, kılcal damar çatlamalarını önleyici ve tavuk karası (retinitis pigmentosa) hastalığının ilerlemesini yavaşlatıcı Kabızlık, bulantı, mide krampları, ülser önleyici
Kan şekerini düşürücü, iltihaplanma, kolajenin (collagen) stabilize edilmesi Pıhtılaşmanın azaltılması, damar sertliği oluşumunun engellenmesi ve antioksidan etki Varis, asur(hemoroid)’e karşı iyileştirici
Üzüm çekirdeği Ekstresi (Vitis vinifera), özellikle sigara , alkol alanlar ve doğum kontrol hapı kullanan bayanlar için çok değerlidir. % 90 oranında Proanthocyanidin (Polyphenols) içerir. Proanthocyanidin keşfedilen en kuvvetli antioksidandır. Antioksidan etkisi Vitamin E ‘den 50, Vitamin C’den 20 kat daha fazladır. Antioksidanlar, vücudumuzdaki kimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan veya dışardan sigara, alkol veya kirli hava v.s ile alınan zararlı maddeleri (serbest radikalleri) nötralize ederler (Etkisiz hale getirirler). Üzüm çekirdeği Ekstresi, turunç bio-flavonoidleri ile birleştirilerek etkileri artırıldığından; yaşlanma etkilerini (Anti-ageing özellik) azaltır. Bağ dokusunu güçlendirerek cilt sarkmasına engel olur. Kırışıklıklarla daha
başlamadan başa çıkmak için oral kozmetik olarak kullanılır. Cildin elastik, yumuşak ve daha kırışıksız olmasını sağlar. Kalp ve damar sistemindeki dokulara esneklik sağlar. Eklemlerde, bükülme zorluğuna karşı hareketleri kolaylaştırır. Doğum kontrol hapının yan etkilerini
azaltır.
Stevia (Stevia rebaudiana), Paraguay ve Brezilya’da yetişen bir bitkidir. 1887 ‘de Paraguay yerlilerinin kullandığı şifalı bitkiler üzerinde inceleme yapan Güney Amerikalı bilim adamı Antonia Bertoni tarafından keşfedilmidtir.Stevia Paraguay kızılderilileri tarafından “Tatlı ot” ve “Ballı yaprak” ismiyle anılıyor ve tatlandırıcı olarak kullanılıyordu. 1931 ‘de Bridel ve Lavieille adında iki Fransız kimyacı, Stevia’nın sırrını çözmek için, yapraklarından elde ettkleri ekstre (öz) üzerinde çalışmaya başladı. Onların çalışmaları sonucunda beyaz kristal yapıda ve “Stevioside” adı verilen saf bir ürün elde edildi ve bu maddenin normal rafine şekerden 100 ile 300 kat daha tatlı olduğu fark edildi. Normalde Stevia ekstresi yeşil ve rafine şekerden 10-15 kat daha tatlıdır. 1971 ‘de Çinli araştırmacı Dr.Tei-Fu-Chen Paraguay ‘ ı ziyaretinde Stevia ile çok ilgilendi ve kimyasal olmayan doğal yöntemlerle Stevia ekstresi (özü) elde edilmesinde başarılı
oldu. Stevia üzerinde yapılan düzinelerce araştırma, Stevia Eksteri’nin diyet ya da tatlandırıcı olarak insanlar tarafından güvenli bir şekilde kullanılabileceğini ortaya koydu ve gerçekten şu anda dünyanın bir çok yerinde, Japonya’dan Brezilya’ya kadar değişik şekillerde kullanılmaktadır.
En ünlü eski mistik Çin metinleri olan Kama Sutra’ da cinsel (seksüel) zevki doruk noktasına çıkarmanın, ancak partnerlerin (eşlerin) bedenlerini ve zihinlerini dengelemeyi öğrenmekten geçtiği özellikle belirtilir. Halbuki, günümüzde çok dar açılı mekanik bir görüşle çoğu platformda cinsel heyecan, zevk ve uyarıların sadece cinsel organlara olan kan akışının artması sonucu olduğu söylenip duruyor. Bir başka deyişle, zevk almanın gerçek sırlarının zihnimizde
yattığını unutmuş gibi görünüyoruz. Sensutra Ekstresi; sadece vücudumuzun cinsel fonksiyonlarını arttırıcı olarak değil, aynı zamanda cinsel arzu (libido) ve hassasiyeti de arttırmak, dikkat, düşünce veya konsantrasyonu odaklamak, zihnin ve bedenin sübtil enerjilerini dengelemek için hazırlanmış mükemmel bir bitkisel kombinasyondur. Düzenli kullanımı sizin ve sevgilinizin/eşinizin hayal bile edemeyeceği zevkleri tatmanızı sağlayabilir. Aslında erkekler ve bayanlar için ayrı ayrı bitkisel kombinasyonlar olup; burada tanıtılan Sensutra Ekstresi’ nin erkekler için olduğunu özellikle vurgulamak isteriz.
Sabal (Serenoa repens, Sabal serrulata); Kuzey Amerika’ nın güney bölgelerinde yetişen bir palmiye türüdür. Atlantik ve Karaip kıyılarındaki kumullarda yetişir. Meyveleri tedavi amaçlı olarak sonbaharda toplanır. Meyveleri %75 oranında yağ asitleri (a-Linoleic, Linoleic, lauric, myristic, palmitic, oleic, caproic, caprylic) ve % 25 oranında nötral maddeler ( esterler, sterollar (b-sitosterol, campasterol, stigmasterol gibi), poli-sakkaritler ve mono-sakkaritler) içermektedir. Seminole kızılderilileri ve ilk Amerikan yerlileri meyvelerini cinsel organlar, idrar yolları ve üreme sistemi ile ilgili rahatsızlıklar için kullanmaktaydılar. Günümüzde ise birçok bilimsel çalışma tarafından kanıtlanan prostat ve idrar yolları üzerindeki faydalı etkilerinden dolayı, özellikle Almanya, Kanada, İngiltere ve Amerika’ da yaygın olarak kullanılmaktadır. Sabal aynı zamanda anabolizan (anabolic) etkiye sahip maddeler içeren doğada bilinen birkaç şifalı bitkiden biridir. Anabolizan etkiye sahip maddeler; bilindiği gibi protein sentezini arttırarak
doku oluşumuna ve dokuların kuvvetlenmesine katkıda bulunmaktadırlar.
Papaya (Carica papaya L.); yapraklarını dökmeyen, tropikal bölgelerde yetişen büyük bir çalı veya küçük bir ağaçtır. Meyveleri kavuna benzediği için ona kavun ağacı da denir. Güneşli, sıcak, humuslu ve bol sulu topraklarda yetişir. Dişi ve erkek papaya bitkileri ayrı ayrı olup (nadiren birlikte); meyve üretmek için her ikisine de ihtiyaç vardır. Meyveleri yaz aylarında iyice olgunlaştıktan sonra toplanır. Bitkinin boyu türlerine göre 1,2 – 3,6 m. arasında olabilir.Olgunlaşmamış papaya meyveleri; bazı ülkelerde (Güney Amerika) sebze olarak pişirilmekte veya salatası yapılmaktadır. Gıda endüstrisinde ise etleri yumuşatmak ve biranın rengini açmak için kullanılmaktadır.
Papaya meyvesi; demir, kalsiyum, potasyum, fosfor mineralleri ile A, B1, B2, C vitaminleri ve karoten (carotene –kansere karşı koruyucu bir madde) açısından oldukça zengindir. Fakat modern kullanımı, içerdiği bu vitamin ve minerallerin yanısıra, meyvelerinde bulunan bol miktardaki proteolitik enzimlerden (Proteinleri eriten ve sindiren enzimler: papain, chymopapain-A, chymopapain-B, Papaya peptidase-A ) kaynaklanmaktadır. Bu doğal enzimlerden en etkilisi olan papain’ dir. Papain’ e, mide tarafından salgılanan ve proteinleri
Meryemana Dikeni (Silybum marianum L.), 30-100 cm yükseklikte, gövdesi köşeli, seyrek tüylü, 1-2 yıllık otsu bir bitkidir. Yaprakları soluk yeşil renkli, beyaz damarlı, kenarları derin dişli ve dikenlidir. Çiçekleri baş şeklinde bir arada, mor (nadiren beyaz) renkli, meyveleri 7 mm kadar uzunlukta, esmer renkli, uç kısımlarında 15 mm kadar uzunlukta, düşücü ve beyaz renkli bir tüy demeti bulunur. Özellikle Almanya’ da sık sık Meryemana’ yı çağrıştıran bir dinsel sembol olarak resmedildiği için bu isim verilmiştir. Eskiden beri; yaprak, sap ve çiçekleri tedavi amaçlı kullanılmaktaysa da, modern kullanımı tohumları ile sınırlıdır. Tohumları; sabit yağ (%25-30), nişasta, tanen ve flavono-lignan türevi bileşikler- silimarin’ ler ( Silibin, silidianin, silikristin) içermektedir. Çok eski çağlardan beri özellikle karaciğer koruyucu olarak kullanılan bu bitki ile ilgili araştırmalar yaklaşık 30 yıl önce (1958) başladı. 10 yıl sonra ise Münih üniversitesi’ nden H.Wagner başkanlığındaki bir araştırma grubu, silimarin olarak bilinen bir bileşiği (içeriğindeki faydalı etken madde) tohumlarından ayırmayı başardılar. Meryemana dikeni tohumları, %4-6 oranında bu bileşikten içermesine rağmen, günümüzde Amerika’ da üretilen konsantre Meryemana dikeni ekstreleri %70-80 oranında silimarin içermektedirler.
Faydaları ve Kullanım Alanları:
Karaciğerde toksik maddelerin parçalanıp, atılacak hale gelmesine yardımcı olur.
Karaciğerin çalışmasını destekler ve yeni karaciğer hücrelerinin oluşmasına yardımcı olur.
Hepatit, sarılık ve karaciğer iltihabı problemlerinde oldukça faydalıdır. Alkolün çok kullanılması sonucu gelişen sirozda etkilidir.
Ayrıca aşırı sigara içen kişiler için de önemlidir.
Koni Çiçeği (Echinacea purpurea), dünyanın en önemli şifalı bitkilerinden olup (soğuk algınlığı, grip, enfeksiyon, zayıf bağışıklık sistemi ve kanserden korunma gibi durumlarda); kuru toprak ve ovalar ile seyrek ormanlık arazilerde doğal olarak yetişen çok yıllık bir bitkidir. Uygar dünya bu bitkinin iyileştirici özelliklerini Kuzey Amerika yerli halkından (Kızılderililer) öğrenmiştir. Onlar bitkinin kökünü ve yapraklarını her tür yaranın tedavisinde, enfeksiyon ve iltihaplanmalarda, zehirli böcek ve yılan sokmasına, boğaz ve diş ağrısına, kabakulak, çiçek hastalığı ve kızamığa karşı başarıyla kullanıyorlardı. Bitki Amerika’ ya yerleşen ilk göçmenler tarafından da enfeksiyonlara karşı sık olarak kullanılmıştır. Bu özel tedavi biçimleri bilimsel araştırmalara konu oldu ve 1950’den beri yapılan araştırmalara göre, bitkide bakteri,
mikrop ve virüslere karşı oldukça etkili olan maddeler bulundu. Bu maddelerin başlıcaları; echinacoside, poli-sakkaritler (polysaccharides), poli-asetilenler (polyacetylenes), gliko-proteinler (glycoproteins), kafeik asit türevleri (Cichoric Acid), tri-glikosid (triglycoside), betain, seskiterenler (sesguiterpenes), karyofilen (caryophylene) dir. Bitki bu maddelere ek olarak bakır ve demir mineralleri ile tanenler, protein, yağ asitleri ve A, C, E vitaminleri de içermektedir. Ayrıca bitkinin, etken maddelerinin sinerjik etkisi (birlikte oluşturdukları etki) sayesinde bedenin savunma sistemini (Bağışıklık sistemi) güçlendirerek enfeksiyon tedavilerinde yardım
Kediotu(Valeriana officinalis); 1.5-2 m boyunda, çiçekleri beyaz veya açık-pembe renkli, çok yıllık ve otsu bir bitkidir. Kediotu; bitkisinin toprak altında kalan yapısı (yani rizomları) 5 cm uzunluğunda ve 2-3 cm çapındadır. Rizomların çevresinde 2-3 mm kalınlığında ve 10 cm uzunluğunda kökler bulunur. Köklerin üzeri sarımsı-esmer bir kabukla kaplıdır. Kediotu kökleri’nin; baharlı bir lezzeti olup, kendisine has şiddetli ve özel bir kokusu vardır. Bu kokudan kediler çok hoşlanırlar. Hatta bazen kediler bu bitkinin köklerini çıkartır. Bu nedenle; botanik bahçelerinde (Avustralya ve Yeni Zelenda) yetiştirilen bu bitkiler, bir tel kafes ile korunmaya alınır.
Aslında bitkiye “Kediotu” isminin verilmesinin asıl nedeni de budur. Kediotu; bütün Avrupa’ da, Orta Asya’ da, Japonya’ nın nemli bölgelerinde yetişmektedir. Nemli toprakları sevdikleri için ormanlar da ve nehir kenarlarında sıkca görülmektedir. Türkiye’ de ise Bursa-Uludağ ve Doğu Anadolu’ da rutubetli çayırlarda yetişmektedir. Türkiye’ de 10’ a yakın Kediotu (Valeriana) türü bulunmaktadır.
Kediotu’ nun kurutulmuş kök ve rizomlarında; Actinidin, Chatinidin, nişasta, Valerien asidi, İsovalerien asidi, eterli alkaloitler, uçucu yağ (%0.5-2), şeker ve tanen bulunmaktadır. Bitkinin köklerine özel kokuyu veren madde, uçucu yağ içinde bulunan valerianik asit (valerenic acid) tir.