Kalın bağırsağa etkili bir müshildir.Kurak bölgelerde yetişen, çok yıllık, yaprakları dikenli, bal özkulu (sukulent) bitkilerdir. Öd ağacı olarak da bilinir. Daha çok Afrika, Suriye, Arabistan ve Güney Avrupa’da yayılış gösterir. Buna karşılık ılıman bölgelerde, park ve bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir. Memleketimizin Güneybatı kesiminde
de Romalılar döneminde kültürden kalmış, yabanileşmiş türü yetişmektedir. Bitkinin yaprakları birer rozet görünümünde, topraktan yayvan bir şekille çıkarak yukarı doğru bükülürler. Çiçek durumu dik ve sık bir salkımdır.
Çiçekleri sarı veya kırmızıdır.Kaktüse benzer bir bitki olan sarı sabır(Aloe vera) özsuyunun her sabah İçildiğinde vücuda zindelik kazandırdığı söylenir. Bitkiden elde edilen jel kremler her türlü cilt problemlerine çözüm getiriyor.
Sarı sabır sahibolduğu doğal iltihap giderici ve anti mikrobik özelliği, besleyici değeriyle birleşerek hücrelerin gelişimini ve buna bağlı olarak da iyileşme sürecini hızlandırmaktadır. Bağışıklık sistemi üzerindeki etkisi ile vücut direncinin, sinir ve bağışıklık siteminin olumsuz dış etkenlere karşı hazırlıklı ve dayanıklı olmasını sağlıyor.
YAPRAĞINDA NELER VAR: Dr.Peter Atherton’un açıklamasına göre;
Lipoprotein lipaz (LPL) enzimi (LPL) enzimi (LPL) enzimi (LPL) enzimi (LPL) enzimi yağ hücreleri tarafından yapılır ve yağların hücrelerde depolanmasını sağlar. Yani ne kadar fazla LPL yapılırsa o kadar fazla yağ depolanacak demektir. Bazı önemli araştırmalar şişmanlığın yenen yiyeceklerin kalorisine ek olarak içeriğindeki yağ oranı ile ilişkili olduğunu göstermektedir. LPL aynı zamanda üreme hormonları, yani kadında estrojen, erkekte ise testosteron tarafından kontrol edilir. O halde cinsiyet farklılığına bağlı olarak da şişmanlama eğilimleri farklı olabilecektir. Kadınlarda meme, kalça ve bacaklardaki hücreler LPL üretirken, erkekte karın-bel bölgesi hücreleri LPL zenginidir. Karın bölgesindeki yağlar acil enerji gerektiğinde hemen kullanılır. Halbuki bacak ve kalçalardaki yağlar daha uzun vadeli gereksinimler için depolanmıştır. Yani erkekler göbeklerini daha çabuk eritiverirken kadınların yüklerini boşaltmaları o kadar kolay değildir. LPL, aynı zamanda verilmiş kiloların tekrar alınmasını kolaylaştırır. Kişi kilo kaybettikçe kandaki LPL miktarı artar. Kilo kaybetme miktarı arttıkça LPL bu kaybı önlemek için mücadele verir. Sanki beden kaybettiği kiloları tekrar geri istemektedir. Yani kilo kaybı bu enzimi üreten geni uyarmaktadır. Diyet
yapanların kaybettikleri kiloları neden bu kadar kolay geri aldıkları böylece ortaya çıkmış olmaktadır. Fakat istenilen kiloya indikten sonra Tonalin-CLA alımına devam etmek bu enzimin aktivitesini azaltmakta ve jo-jo etkisi denen yeniden hızla kilo alma problemi giderilmektedir.
Gerçekte yaşlanmayla birlikte görülen pek çok dejeneratif hastalık eksik kalsiyum alımı ile ilişkilidir. Osteoporoz (En sık görülen metabolik kemik hastalığı) ve hipertansiyon yaşlılığın kaçınılmaz bir sonucudur. Şimdi bunların kalsiyumla olan ilişkileri kabul edilmiştir ve yüksek miktarlardaki kalsiyum alımı bunları önleyebilir. Kemikler hareketsiz dokulardır, yaşam boyu değişmezler ve yenilenmezler. Kemikler, vücut kalsiyumunun %99′unu içermeleri ile vücudun kalsiyum deposu olma görevini üstlenirler ve kandaki kalsiyum oranı düştüğünde kemiklerden kana kalsiyum akışı başlar. Bu kaybedilen kalsiyum, kalsiyumca zengin besinlerin alımından
sonra kan seviyesinde bu mineralin miktarı yükseldiğinden tekrar kandan emilerek kemiklere aktarılır. Büyüme dönemlerinde kemikler geliştiği için kalsiyumun depolanması, kana geçişinden daha fazladır. İyi beslenen sağlıklı yetişkinlerde kalsiyum kemiklerde depolanır ve
kemikler güçlü, kuvvetli olur. Çocukluk dönemindeki en iyi öğüt belki de “Süt içmelisiniz” ibaresi olmuştur. Kalsiyum sadece gençler için önemli değil yetişkinler ve yaşlılar için de önemlidir. Kemiklerin ve kan damarlarının hayat boyu genç kalmasına yardımcı olur.
VİTAMİN C (ESTER-C)
Vücudumuz serbest radikalleri tanıyan ve etkisiz hale getiren bir sisteme sahiptir. Bu sistem enzimler ile antioksidan olan pek çok vitamin ve minerali içerir. Antioksidan sistem; serbest radikalleri hücre zarına, nükleik asitlere (DNA) ve hücre bileşenlerine saldırmadan kendine
çeker ve bağlar.
Antioksidan besinler; Beta karoten (Vitamin A), Vitamin C, Vitamin E, Selenyum ve Manganez içerir. Beta Karoten; oksijen molekülünden serbest radikallerin oluşumunu önler. Yağda çözünen Vitamin E; antioksidan bir enzim gibi çalışıp hücre zarının parçalanmasına
engel olur. Selenyum; peroksit olarak isimlendirilen serbest radikalleri çoklu-doymamış yağlara dönüştüren ve antioksidan etkili bir enzimdir. Suda çözünen Vitamin C; hücrelerdeki zararlı reaksiyonların oluşmasını engeller. Bu yolla antioksidan gıdalar; kalp hastalıklarına, kalp
krizine, kansere ve erken yaşlanmaya karşı etkili bir koruyucu olarak görev yaparlar.
Süper Antioksidan, özellikle sigara içenler, alkol alanlar, kirli havalı ortamlarda çalışmak zorunda olanlar ve doğum kontrol hapının yan etkilerini azaltmak isteyenler için özellikle tavsiye edilmektedir. Antioksidan etkisi Vitamin E ‘den 50, Vitamin C’den 20 kat daha fazladır. Antioksidanlar, vücudumuzdaki kimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan veya dışardan sigara, alkol veya kirli hava v.s ile alınan zararlı maddeleri (serbest radikalleri) nötralize ederler (Etkisiz hale getirirler). Gıdaların üretimindeki değişik ve yapay işlemler nedeniyle de vücuda serbest radikal alımı artmış ve bunların reaksiyonu sonucu oluşan toksik (zehirli ve zararlı) maddeler vücudumuzda birikir hale gelmiştir. Vücudumuzda biriken toksinleri atmak ve onların zararlı etkilerinden kurtulmak için antioksidan besin alımını arttırmak gerekir. Böylece serbest radikallerin meydana getirdiği hücre tahribatı önlenmiş olur.
Süper Antioksidan; biberiye, Turunç bioflavonoidleri, Yeşil Çay, Alfalfa özsu konsantresi ve buğday filizi konsantresi’ nden oluşan mükemmel bir bitkisel komplekstir. Ayrıca, bitkisel kompleks içerisinde; Vitamin A, C, E, selenyum, çinko ve kalsiyum mineralleri de bulunur. Ürünü oluşturan doğal bitki özleri, vitaminler ve mineraller antioksidan etkileri bilinen ve bu amaç için kullanılan özel maddelerdir. Antioksidanlar; yaşlanma etkilerini azaltır ve her zaman genç ve dinç görünmenizi sağlar. Bağ dokusunu güçlendirerek cilt sarkmasına engel olur.
Kırışıklıklarla daha başlamadan başa çıkmak için oral kozmetik olarak kullanılır.
Lipidler suda çözünmeyen ve kloroform, eter, benzen gibi çözücülerde çözünen organik maddelerdir. Lipidler yapılarında yer alan yağasitlerinin özelliklerine göre
belirli sınıflara ayrılırlar. Lipidlerin genel anlamda dört temel işlevleri vardır:
1-) Hücre zarlarının (membran) yapısal elemanıdırlar.
2-) Metabolik yakıtın hücre içi deposudurlar.
3-) Metabolik yakıtın bir taşınma biçimidirler.
4-) Bakteri ve bitki hücrelerinin koruyucu kabuğunu, böceklerin dış kabuklarını ve omurgalıların derilerini oluştururlar.
Lipidler genel çerçevesi içerisinde değerlendirilen, bazı vitamin ve hormonlar gibi, önemli biyolojik etkinlikleri olan moleküllerde vardır. Lipid moleküllerinin yapı taşları olan yağasitleri hücre ve dokuların çoğunda serbest halde ancak eser (çok az) miktarda bulunur. Tümünün uzun bir hidrokarbon zincirinin (…CH2-CH2-CH2-CH2…) ucunda bir karboksil grubu (HO-C = O) bulunacak biçimde bir yapısı vardır. Hidrokarbon zinciri üzerinde çift bağlar bulunursa yapı doymamış, çift bağ yoksa doymuş yağ asitleri durumundadır. Yağasitlerini birbirlerinden ayırteden özellik hidrokarbon zincirlerinin uzunluğu ve bu zincir üzerindeki doymamış bağların yeri ve sayısıdır. Yağ asitlerinin diğer genel özelliklerini de şöyle sıralayabiliriz. Hemen hemen tümünün zincir yapısındaki karbon sayısı çift numaradır (14,16,18, 22). Doymamış yağ asitleri, doymuş tiplere kıyasla daha fazla oranda bulunurlar. Doymamış yağasitlerince zengin nötral yağlar 5 C sıcaklığa kadar sıvı durumda bulunurlar. Yüksek yapılı organizmalarda en
Bu tür lipitlerin hemen tümü hücre zarlarında (Membran) bulunurlar. Yalnız pek az bir bölümü yağ depolarına gider. Fosfolipidlerde gliserol molekülünün hidroksil gruplarından birisi, yağasitleri yerine fosforik asitle esterleşmiştir. Bu nedenle de polar bir yapıları vardır. Lesitinler kolin içeren fosfogliseritlerdir. Vücut hücrelerinin zarlarında hem metabolik hem de yapısal açıdan önemli görevler alırlar. Yumurta sarısında bir fosfolipid olan lesitin bol miktarda bulunur. Bir bileşiği çok etkin bir yüzey aktif madde olduğundan akciğerin iç yüzeylerinin birbirine yapışmasına engel olur. Plasmalogenlerse beyin ve kas dokularındaki fosfolipidlerin % 10 ‘ unu oluştururlar.
Sfingomiyelinlerse sinir hücreleri ve beyin dokusunda bol bulunan fosfolipidlerdir.
Koenzim Q10 (Co-Enzyme Q10, CoQ10); öncelikle balık (uskumru ve sardalye) ve ette (kalp, karaciğer, böbrek, sığır eti ve kümes hayvanları), fakat genel olarak tüm canlılarda ve pekçok yiyecekte (yer fıstığı, soya yağı) çeşitli oranlarda bulunan (30mg/0,5kg sardalye – 30mg/1kg sığır eti – 30mg/1,25kg yer fıstığı) organik, doğal, yağda çözünen, vitamin benzeri bir maddedir. Ubiquinone olarak da adlandırılır ve hücreler arası elektron taşıma zincirinde yardımcı bir faktördür (Co-factor). Yiyeceklerde bulunan miktarı ek gıda ürünlerinin içerdiğinine oranla oldukça azdır.. Son 10 yılda dünyada en popüler besin takviyesi (Ek gıda ürünü) haline gelmiştir. Koenzim Q10’un temel aktivitesi enerji üretiminde (mitokondri hücrelerinde) rol almasıdır. Enzimlerle birarada çalışarak hücrelerin ihtiyaç duyduğu enerjiyi sağlar ve kasları güçlendirir.
Enerji üretimindeki hayati rolü yüzünden her hücrede bulunur. Özellikle kalp hücrelerinde bol bulunur ve kalbin sağlıklı çalışmasında rol oynar. Çalışmalarda, kardiyovasküler (kalp-damar sistemi) ve kas hastalıkları (Muscular Dystrophy- Müsküler Distrofi; Kas erimesi) olan kişilerde koenzim Q10 düzeyinin düşük olduğu bulunmuştur. Bunun yanında koenzim Q10 serbest radikalleri nötralize eden (etkisiz hale getiren) antioksidan olarak da etkilidir ve Anti-ageing (yaşlanma etkilerini azaltıcı) özelliğe sahiptir. Araştırmalar ayrıca koenzim Q10 ‘un diş ve dişeti sağlığı, bağışıklık sisteminin doğru işleyişi ve güçlendirilmesi, yüksek tansiyon (hipertansiyon), diyabet (şeker hastalığı) ve yaşlılıkla ilgili diğer durumlar üzerinde çok olumlu etkileri olduğunu da göstermiştir.
Faydaları ve Kullanım Alanları:
Yağ; hidrojen, karbon ve oksijen moleküllerinden oluşan organik bir bileşiktir. Bu moleküllerin farklı kombinasyonlarından birçok çeşit yağ oluşmaktadır. Bütün yağlar trigliserit denilen maddelerden oluşmuştur. Her trigliserit, 3 yağ asidi ile 1 birim gliserol’ den meydana gelmiştir. Yağlar arasındaki farklılıklar her birinin içindeki yağ asitlerinin dağişik oluşundan doğar. Doğada düzinelerce yağ asidi vardır. Bunların tümü iki ana gruba ayrılabilirler: Doymuş yağ asitleri ve doymamış yağ asitleri.
Doymuş yağ asitleri domuz yağı, et ve kakao yağı gibi katı yağlarda bulunur. Doymamış yağ asitleri ise sıvıdır yada oda sıcaklığında yumuşaktır ve bitkisel veya balık yağlarında bulunur. Linoleik ve Linolenik asitlere “Temel Yağ Asitleri” denir, çünkü sağlık bakımından bunlar hayati önem taşır. Ancak beden bu asitleri kendisi yapamaz. Bu yüzden beslenme yoluyla dışardan alınmaları gerekir. Doymamış yağ asitleri kimyasal yapılarından ötürü bu adı almışlardır. Doymamış yağ asitlerinin tümü temel yağ asitleri değilse de, temel yağ asitlerinin tümü doymamış yağ asitleridir. Vücudumuzun gereksinim duyduğu 20 farklı yağ asidi vardır. Fakat bunların hepsi 2 farklı yağ asidinden vücudumuzda yapılırlar. Bunlar; Linoleik (Omega-6 grubu yağ asitlerinin öncüsü) ve Linolenik (Omega-3 grubu yağ asitlerinin öncüsü) asitlerdir. Bu iki yağ asidi temel yağ asitleridir. Bunları yediğimiz besinlerden almak zorundayız, çünkü vücudumuz bu iki yağ asidini kendisi üretemez. Kısaca bu iki temel yağ asidi diğer yağ
Glukosamin ve Kondroitin (Glucosamine & Chondroitin); yeni bir kıkırdak koruyucu doğal formülasyondur. Glukosamin ve kondroitin vücudumuzdaki bağ dokularının iki temel yapı taşı olup, eklemlerimizin vazgeçilmez elemanlarıdır. İçindeki bileşiklerin osteoartrit (Artroz; Dejeneratif eklem hastalığı) etkilerini azalttığı ve kıkırdak yapısını güçlendirdiği çeşitli çalışmalarla gösterilmiştir.
Glukosamin (Glucosamine Sulfate); çeşitli formlarda kullanıma hazır bir ek gıdadır. Molekül yapısı basittir. En yaygın formları; glukosamin sülfat (Glucosamine sulfate), glukosamin hidroklorid (glucosamine hydrochloride) ve N-Asetil-Glukosamin (N-acetyl-glucosamine: NAG) dir. Glukosamin sülfat (GS) formu osteoartrit (OA) için üzerinde en çok klinik araştırma yapılan ve OA için faydalı etkisi kanıtlanan tek formdur. Bu nedenle OA tedevisi için tercih edilen form da bu formdur. Glukosamin, kıkırdaklarda bulunan ve glikosaminoglikon’ lar (glycosaminoglycans-GAG) olarak bilinen özel moleküllerin üretiminde vücudumuzun gereksinim duyduğu bir maddedir.
Günlük yiyeceklerimizde önemli miktarda bulunmaz. Bu yüzden ek gıda olarak karides ve istiridye gibi kabuklu deniz ürünlerinin kabuklarından üretilir. Glukosamin Sülfat(GS), sodyum klorür (NaCl) ve potasyum klorür (KCl) olrak bilinen iki mineral tuzundan birisi ile stabilize edilir (Referans1-2). Her ikisi de GS’ yi stabilize etmek (kararlı hale getirmek) için etkili olmasına rağmen, KCl’ nin stabilizitör olarak kullanımı daha yaygındır (Glukosamin potasyum sülfat). Bunun nedeni günlük yiyecek kültürümüzde NaCl’nin (Sofra tuzu) yeterince zaten alınması, fakat KCl’ nin yeterli miktarda alınmamasıdır. Glukosamin (GS) tırnak, tendon (kasların kemiklere yapışmasını sağlayan yapılar), deri, göz, kemik ve ligament (Bağ; kemikleri ve başka organları birbirine rapteden bağ) oluşumunda önemli rol oynar. Glukosamin’ in eklemlerdeki en önemli fizyolojik fonksiyonu kıkırdak bileşiklerinin oluşumunu sağlamak, bunun yanında da kıkırdağa sülfür (kükürt) girişini sağlamaktır. Özet olarak kıkırdağın sadece oluşumunda değil beslenmesinde de önemli bir rol oynar. Son 10 yıldaki çalışmalar Glukosamin Sülfat’ ın osteoartrit (Artroz) semptomlarını azaltmada çok etkili olduğunu göstermiştir.
Çalışmalarda glukosamin sülfat, ağrı ve iltihap gidermede standart ağrıkesiciler ve plasebolardan daha iyi sonuç vermiştir (Referans3-4-5-6-7-8-9-10-11-12).