Selamun Aleykum
Selamun Aleykum, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Özel Arama
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Reklamlar
Şifalı Bitkiler


Konu Bilgileri
Konu BasligiKonu ALLAHu Teâlâ Kalblere İlim Bahşeder
Cevap SayisiCevap Sayisi: 1 cevap var
Okunma SayısıOkunma Sayısı 161 defa
Bu Konuyu Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: ALLAHu Teâlâ Kalblere İlim Bahşeder  (Okunma Sayısı 161 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Siηηєя
Süper Üye
*



Toplam Oyu: 118
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1.003


« : 06 Mayıs 2007, 01:45:18 »

Şifalı bitkiler, bitkisel yağlar hangi hastalığa hangi bitki iyi gelir, doğal yoldan zayıflama..


              Kur'ân-ı Kerim, "el-Alîm"89 olan Yüce Yaratıcının, hiçbir bilgiye sahip olmadan dünyaya gelen insana, ilim edinme vasıtaları diyebileceğimiz kulak, göz ve kalb gibi nimetler lütfederek(90, sözlü ve sözsüz iletişim yolu ile pek çok şeyi ona öğretmiş olduğunu haber vermektedir(91. ALLAH'ın insanla ilgisini sadece Yaratan-yaratılan ilişkisinde dondurmak, Kur'an-ı Kerimle bağdaştırılamayacak bir anlayıştır.

Zira Kur'ân, ALLAH ile insan arasında çok yönlü bir ilişkinin varlığını muhtelif vesilelerle beyan etmektedir. ALLAH ile insan arasındaki en önemli ilişkilerden birisi, hiç şüphesiz marifet/bilgi ilişkisidir.

 Nitekim İbn Cüreyc'e (v. 150/767) göre insanın yaratılış sebebi, "marifetullah yani Hakk'ı tanımaktır(92. Binâenaleyh bilgi meselesi, ALLAH ile insan arasındaki ilişki bakımından büyük önem arzetmektedir.
       
Bilginin mahiyeti ve kalb-bilgi ilişkisinin keyfiyeti, "Kalbin Fonksiyonları" bölümünde'geniş bir şekilde değerlendirilecektir. Burada ise ALLAH Teâlâ'nın insanı bilgilendirmesinde kalbin merkez oluşu üzerinde durulacaktır.
       
 Kur'ân, daha ilk inen âyetlerde "insana bilmediği şeyleri öğretenin" ALLAH olduğunu bildirmiş ve bu bilginin vasıtalı ya da vasıtasız olabileceğine işaret etmiştir(93. Daha sonra muhtelif âyetlerde de bu gerçek pekiştirilerek, küllî "bilginin ALLAH katında olduğu"(94 ve "insana pek az ilim verildiğinden"(95 bahisle, insanın ALLAH'tan gelen ilme körü körüne karşı çıkmak yerine ona tâbi olması gerektiği vurgulanmıştır. İlk insan Hz. Adem'in meleklere üstünlüğünü göstermek kastıyla "ona bütün isim/erin ALLAH tarafından öğretildiği"ni vurgulayan Kur'ân(96, Hz. Adem'in cennetten çıkarıldıktan sonra da

"ALLAH'tan bazı kelimeler aldığı "m beyan etmiş ve bunlar sayesinde kendisini affettirebildiğini bildirmiştir(97. Yine Kur'ân, haksız yere öldürdüğü kardeşini (Hâbil) nasıl def-nedebileceğini dahi bilemeyen insanoğluna (Kabil), bu bilgiyi gönderenin bile ALLAH Teâlâ olduğuna dikkat çekmiştir(98. Binâenaleyh insan ya doğrudan ya da bir aracı vasıtasıyla ALLAH tarafından bir şekilde bilgilendirilmiş olmaktadır. ALLAH'ın beşerle konuşması diyebileceğimiz bu iletişime Kur'ân, genellikle vahy adını vermektedir:

"ALLAH'ın bir beşerle konuşması ya vahiy yoluyla ya perde arkasından ya da bir elçi gönderip izniyle ona dilediklerini vahyetmek suretiyle o/ur"(eş-Şûrâ 42/51).
        İlâhî kelâmın (vahiy) beşerle buluşma noktası ise Kur'an'a göre kalbdir:
       
 "De ki: "Kim Cebrail'e düşman o/ursa (o kâfirdir ve o kininden gebersin). Şüphe yok ki Kur'ân'ı kendinden öncekini doğrulayıcı ve inananlara yol gösterici ve müjdeci olarak ALLAH'ın izniyle senin kalbine indiren odur "(el-Bakara 2/98).
       
 "Muhakkak ki o (Kur'ân), âlemlerin Rabb'inin indirmesidir. Apaçık bir Arapça ile uyarıcılardan olman için, er-Rûhu'l-Emîn
(güvenilir ruh, Cebrail) onu senin kalbine indirmiştir" (eş-Şuarâ 26/192-195).
       
 İlâhî bilginin yaratılmışlara ulaştırılmasında anahtar bir kavram niteliği taşıyan '"vahy" terimi hakkında bazı açıklamalarda bulunmak zarurî görünmektedir.
       
Vahiy lügatte "bir bilgiyi, işaret yoluyla, muhataba en hızlı ve en kısa yoldan ulaştırmak" anlamına gelir. Bu ulaştırma, söz, işaret, remiz, ta'rîz, ses, uzuvlarla yapılan işaret, yazı vb. şekillerde olabilir". İslâm öncesi şiirde de sıkça kullanılan ua/ıiy (100) kavramı, her şeyden önce bir "haberleşme aracı"dır. Ancak bu haberleşme, sözlü olabildiği gibi başka şekillerde de gerçekleşebilmektedir.

 Bu çeşit haberleşmenin bir diğer özelliği de "gizlilik", "sırlılık" ve "özel bir yolla" yapılıyor olmasıdır. Vahyin "özel" ve "sırlı" oluşu, daha çok ontolojik (varlık yapısı) bakımdan birbirinden farklı olan iki varlık arasında cereyan etmesinden ileri gelmektedir (101). Bu sebeple Arap şiirinde insanın hayvanla konuşması ya da hayvanların anlaşılmayan konuşmaları, vahıy kelimesiyle ifade edilmiştir (102). Nitekim Kur'ân'da da farklı cinslerin birbirlerine mesajı, uahiy kelimesiyle anlatılmıştır (103).

Binâenaleyh, ALLAH Teâlâ, varlık yapısı itibariyle hiç bir varlığa benzemediği için O'ndan gelen mesajlar, hangi varlığa yönelik olursa olsun genelde vahiy kelimesiyle ifade edilmiştir. Nitekim Kur'ân-ı Kerim'de ALLAH Teâlâ'nın, insanlara gönderdiği mesajlar "vahy" olarak isimlendirildiği gibi (104) göklere (105), yeryüzüne (106), bal arısına (107) ve meleklere (108) olan mesajları da "vahy" kelimesiyle bildirilmiştir.
       
 ALLAH Teâlâ'nın yaratıklara gönderdiği vahiy, bir anlamda, söz konusu varlıkların yaratılış düzenine uygun hareket tarzlarını bildirmesidir. Vahyin bu genel boyutu, varlıklar açısından uyulması gereken bir fıtrat zorunluluğudur. Burada hürriyet ve irâde söz konusu değildir (109). Vahye doğrudan muhatap olan bir insan için de bu durum aynen geçerlidir.

 Nitekim, Hz. Musa'nın -aleyhissselam- annesine (110) ve Hz. isa'nın -aleyhisselâm- havarilerine vahyedildiğinden haber veren âyetlere (111) baktığımızda, vahyin muhataplarının, vahyin gereğini hemen yerine getirdiklerini görüyoruz. Esasen nebevî vahiy (112) de aynı kategoride değerlendirilebilir. Bir peygamber için vahiy, hemen söylenene tabi olup tebliğe başlamasıdır (113). Bu sebeple ALLAH elçileri, "müslümanların ilki" olduklarını beyan ederek (114) gelen vahye öncelikle kendileri uymuş ve daha sonra diğer bir vazifeleri olan tebliğe yönelmişlerdir.

 Bundan dolayı Hz. Âişe'nin (r.a) Hz. Peygamber -sallALLAHu aleyhi ve sellem- hakkında söylediği "Onun ahlâkı Kur'an'dan ibaretti" sözü (115) manidardır. Tebliğle ilgili olarak da şu âyet dikkat çekicidir: "Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et; eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. ALLAH seni insanlardan koruyacaktır" (el-Maide 5/67).
       
Diyebiliriz ki ALLAH'ın vahyi, vahyedilen varlığın bir şekilde özüne işlemekte ve âdeta onda fıtrî bir meleke oluşturmaktadır (116). Daha önce de ifade ettiğimiz gibi Kur'an'a göre kalb, insan varlığının "öz"üdür. Binâenaleyh ilâhî vahyin, Peygamberin kalbine indirildiğinin beyân edilmesi konumuz açısından büyük önem arzetmektedir. Dikkat çeken bir diğer husus da ilgili âyetlerde (el-Bakara 2/97; eş-Şu'arâ 26/194) vahyin kalbe gelişini bildiren, "inmek" anlamındaki "nezele" fiilinin, Arapça'da genelde "isti'lâ" (117) için kullanılan '"alâ" edâtıyla kullanılmış olmasıdır.

Muhammed Hamdi Yazır, konuyla ilgili şu açıklamayı yapar: "ilâ kalbike" =kalb\ne doğru) buyrulmayıp "alâ kalbike" =kalbinin üzerine) buyrulmuştur ki '"alâ" edatı, "isti'lâ" ifade ettiğinden bu durum, vahiy ve tenzilin, -diğer varidat ve sânihât-ı âdiye (118) gibi kalbe yalnız bir noktadan ilişivermekle kalmayıp- bütün kalbi, üzerinden istilâ etmek suretiyle, diğer duygu ve idraklerin cümlesini âtıl bırakarak gelip yerleşen ve her yakînin üstünde zarurî bir ilim ve mukavemeti imkansız ilâhî bir hüküm ifade eden, bir cebr-i ilâhî olduğunu telmih etmektedir. Nitekim Cibril, vahiy getirdiği zaman ALLAH Resulünü öyle bir sarıp tazyik ediyordu ki âdeta canına tak ediyordu (119).
       
 Kalbe gelen duyumları (havâtır, varidat, vâkıât, levamı', ta-vâlî', sunûhât) sınıflandırırken, "kalbe ani olarak gelip yerleşen ve karşı konulamayacak derecede kişiyi etki altına alan" çeşidine "hâtır-ı Hakk" adını vermeleri (120) de muhtemelen vahyin bu anlamından gelmektedir. ,.
       
 Esasen ilâhî vahiy -canlandırıcılık (ruh) (121) özelliği taşıması sebebiyle-muhatabın gönlüne ulaşmış ve orada özümsenmişse, diğer bir ifadeyle mânası idrak edilerek onun geldiği kaynağın güvenilirliğine ve dolayısıyla bu bilginin hakikatine tam bir itikat gerçekleşmişse bu vahiy, üçüncü bir şahısta da etkileyeci olacak ve onu harekete sevkedecektir. Nitekim,
       
"Kur'ân'ı inceden inceye bir düşünmezler mi? Yoksa kalble-rinde kilitler mi var? "(Muhammed Sûresi 47/24) âyeti, anlayan bir kalbin vahye teslim olması gereğini vurgulaması bakımından dikkat çekicidir. "ALLAH'ın âyetleri okunduğu zaman müminlerin iman bakımından güçlendikleri"ni (el-Enfâl 8/2) beyân eden âyet de ilâhî bilginin insanı bir şekilde değiştirdiğini -bir halden diğer bir hale yükselttiğini- bildirmektedir.

 Binâenaleyh ilâhî bilginin, kişinin dîni duyarlılığını besleyip geliştiren bir özelliğe sahip olduğunu söylemek mümkündür. Hz. Peygamberin "Öyle kimseler olacak ki okudukları Kur'ân, boğazlarından öteye geçmeyecek" ifadesi (122) de kalbe erişmeyen vahyin, insanı değişikliğe sevk etmeyeceğine işaret etmektedir.
       
 Vahiy kelimesinin lügat anlamını ve ilâhi vahyin özelliklerini bu şekilde özetledikten sonra vahyin tarifine geçebiliriz.
     
  Kur'an'da daha ziyade ALLAH ile peygamberler arasında bir iletişim şekli olarak zikredilmesi sebebiyle vahiy, "ALLAH'ın peygamberlerine ve veli kullarına gönderdiği ilâhi sözler" (123) ya da "ALLAH Teâlâ'nın seçtiği bazı kullarını, insanların alışık olmadığı gizli ve süratli bir yolla ilim ve hidâyete yönelik bilgilerle donatmasıdır"124 şeklinde tanımlanmıştır.

Vahiy, insan ve insan dışındaki varlıklara yönelik bir iletişim şekli olması sebebiyle de "özel" ve "genel" diye vasıflandırılarak şöyle tarif edilmiştir: "Yüce Yaratıcı'nın, genel olarak varlıklara hareket tarzlarını bildirmesi, özel olarak da insanlara ulaştırmak istediği ilâhî emir, yasak ve haberlerin tümünü vasıtalı veya vasıtasız bir tarzda, gizli ve süratli bir yolla peygamberlerine iletmesidir"125.
       
Vahiy, çıkış kaynağına bakılmaksızın, "Bir mânayı, varlık yapısı farklı olan diğer bir varlığa özel, gizli ve süratli bir şekilde ilkâ etmek" (126) diye tanımlanabilirse de ilâhî vahiy söz konusu olduğunda "Yüce Yaratıcının vasıtalı ya da vasıtasız bir şekilde, varlıklara yönelik olarak, gereği yerine getirilmek üzere, onlar tarafından anlaşılabilecek bir tarzda, hızlı, gizli ve özel bir kelâmıdır" şeklinde tarif edebiliriz.
       
 Vahyin kaynağı değişmese de muhatabın farklı oluşu, vahyin niteliğinin de farklı olmasını gerektirecektir. Binâenaleyh "ALLAH'ın bir beşerle konuşması ya vahiy yoluyla ya perde arkasından ya da bir elçi gönderip izniyle ona dilediklerini vahyetmek suretiyle olur" (eş-Şûrâ 42/51) âyetinde geçen ve insan cinsine delâlet eden beşer kelimesini, sadece peygamberlere tahsis etmek isabetli olmayacaktır. ALLAH Teâlâ'nın "kelâm" sıfatının, son peygamber Hz. Muhammed -sallALLAHu aleyhi ve sellem-den sonra insan için câri olmadığı söylenemez. Şüphesiz ALLAH'ın insanlardan peygamber seçmesi,

Hz. Muhammed -sallALLAHu aleyhi ve sellem- ile son bulmuştur (127). Binâenaleyh kendisiyle bir şeriatın tesis edildiği "nebevî vahiy", diğer bir tabirle "kurumsal vahiy" kesilmiştir. Buna mukabil, İslâm âlimlerinin muhtemelen karışıklığı önlemek maksadıyla "ilham" veya "hâtır-ı Hakk" adını verdikleri ilâhî vahiy (konuşma) sürmektedir. Nitekim Hz. Peygamberin "esmâ-i hüsnâ"yı vesile kılarak dua ederken, "Yaratıklarından herhangi birine öğrettiğin isminle" (128) diye ALLAH'a yalvarması ve Hz. Ömer'le ilgili olarak da onun "muhaddes"\er-den (kendisine ilham, basiret ve firâset verilen kimselerden) olduğuna işaret etmesi (129) ilâhî mesajların bir şekilde devam ettiğini göstermesi bakımından önemlidir.

Peygamber olup olmadığı hakkında farklı görüşler bulunan (130) ve Kur'an'da Yüce ALLAH'ın, kendisi hakkında "kullarımdan bir kul" diye bahsettiği kişiye, kendi katından ilim öğrettiğini bildirmesi (131) de ALLAH Teâlâ'nın, bazı kullarını keyfiyeti bizce tam bilinmese de bir şekilde bilgilendirdiğinin açık delilidir.

Buhârî'nin (v. 256/869) naklettiği bir hadiste Hızır diye isimlendirilen bu kişinin, Hz. Musa'ya -aleyhisselâm- hitaben söylediği: "Ey Musa! ALLAH bana bir ilim vermiştir ki onu sana vermemiştir. Sana verdiğini de bana lütfetmemiştir" (132) sözleri ise ilâhî bilginin kişiye göre değişiklik arzedebileceğini göstermektedir.
       
 Dirayete büyük önem veren Alûsî (1270/1853) ve Muhammed Hamdi Yazır (v. 1361/1942) gibi iki büyük müfessirin, ALLAH'ın beşerle konuşma şekilleri hakkında (Şûra süresi 51) güzel görerek naklettikleri, Abdulvehhâb eş-Şa'rânî'nin (v. 973/1565) görüşlerini, biz de burada aynı şekilde aktarmak istiyoruz:
       
Bilmek gerekir ki Hakk'ın kelâmını işitmekten insanı meneden ancak beşeriyettir. Kul ondan yükseldiği vakit, ALLAH Teâlâ ona, ervâh-ı mü-cerredeye söylediğini söyler. Beşere "beşer" denilmesi de ruhun derecesine ulaşmaktan alıkoyan işlere mübaşeretinden dolayıdır. Ulaşamayınca da ALLAH Teâlâ ona eşyada söyler ve onlarda tecelli eder. Enbiyâ gibi ona (ruh derecesine) erenler ise öyle değildir.

 Onun için onların gayrisine Hak Teâlâ ancak suret hicapları içinde tecelli eyler. Şayet ALLAH Teâlâ'nın kuluna hidâyeti olmasa idi kul, O'nun Rabbi olduğunu tanıyamazdı. Şunu da bil ki, ALLAH Teâlâ'nın kendisinin gayrine söylemesine yahut kendisinin gayrisine işittirmesine hiçbir hakikat tahammül edemez. O halde kuluna işittirmek üzere hitap ettiği vakit, onun yani kulunun cemii kuvâsı (işitmesi, görmesi, yürümesi, akletmesi vb.) olmak iktizâ eder (133). Çünkü münâcât sırasında Hak Teâlâ onun bütün kuvveleri olmaksızın hadisin (sonradan yaratılan bir varlığın), kelâm-ı kadîmi (ALLAH sözünü) işitmeye takat yetirebilmesi muhaldir.

Onun için Mûsa -aleyhisselâm-düştü bayıldı. Zira o makama lâyık tecellîyi kabul edecek isti'dâdı yoktu. Fakat Peygamberimiz -sallALLAHu aleyhi ve sellem- sebat etti. Hakk'ın kuluna işitme (sem'ı), görme (basar) ve cemi kuvâsı olduğu o muhabbet derecesi dağda bulunmadığı için hitabı işitmeğe o da dayanamadı da paramparça oluverdi.
       
 Hak Teâlâ'nın mahlukâta hadîsi (gizli konuşması) ebeden kesintiye uğramaz. Şu kadar ki insanlardan kimisi -Hz. Ömer ve ona vâris olan evliya gibi- onun hadîs olduğunu bilir, kimisi de onu tanımaz da bana şöyle şöyle zuhur etti der durur ve onun kendisine Hak Sübhânehû ve Teâlâ'nın bir hadîsi olduğunu bilmez. Şeyhimiz (Ebû Alî Havvâs) derdi ki Hz. Ömer, "semâ-ı mutlak" ashabından idi. ALLAH Teâlâ böylelerine her şeyde söyler, lâkin söylemenin çeşitlerine göre farklı isimleri vardır: Şayet kendilerine söylenilenle Hak Teâlâ'ya icabet ediyorlarsa ona "hadîs" denir.

 Birbirlerine cevap şeklinde cereyan ediyorsa "muhâdese" (muhavere), Hak Teâlâ'nın "hadîs"ini sadece dinliyorlarsa o kendileri hakkında "hadîs" değil, bir "hitâb" veya "kelâm"dır. Teheccüd ehli hakkında da "Onlar müsâmere ehlidir (yani Hak'la gece sohbeti yapan kimselerdir)" diye vârid olmuştur.
       
 Netice olarak, âyetin baş kısmında zikredilen vahiy, ALLAH Teâlâ'nın has kullarının kalblerine "hadîs" tarzında ilkâ buyurduğudur ki, onlar için herhangi bir hususta ilim hâsıl olur. Eğer böyle olmazsa "vahiy" ve "hitâb" sayılmaz. Çünkü bazı zarurî ilimlerde de olduğu gibi insanların birçoğu kalblerinde bir işe dair bir ilim duyabilirler ve bu sahih bir ilimdir. Fakat "hitâb"dan sâdır olmuş değildir. Sözümüz ise vahiy denilen ilâhi hitâb hakkındadır. Çünkü ALLAH Teâlâ vahyin bu sınıfını, kendisine gelen kimsenin bir ilim istifade edebileceği bir kelâm yapmıştır.

 Şunu da bilmeli ki evliyanın kalblerine ilham vahyinden inebilen, ancak ervâh-ı melekiyyeden uzanan bazı inceliklerdir; yoksa melâikenin kendileri değildir. Çünkü melek, peygamberlerden başkasına asla vahiy ile inmez ve kesinlikle bir emr-i ilâhî ile emretmez. Zira şeriat takarrür etmiş, yalnız mübeşşirât vahyi kalmıştır ki vahyin en umumisidir. Hak'dan kula doğru olur

 Vasıtasız da olur, vasıta ile de olur. Vasıta nübüvvetin şânındandır. Vasıta ile olan vahiy de mutlaka melek aracılığı ile olur. Fakat melek, vahyi ilkâ halinde zahir olmaz. Halbuki peygamberlerde öyle değildir. Çünkü onlar meleği söylerken görürler, veli ise meleği ancak ilkâ halinin dışında müşahede edebilir.

 Kelâmını işitirse göremez, görürse söylemez. Demek ki arifler, kendilerini geçmiş olan nübüvvet payelerine eremezler, bununla beraber haklarında mübeşşirât bakidir. Ancak onda da insanlar birbirlerinden farklıdırlar. Kimisi vasıta mübeşşirâtından ileri geçemez, kimisi de yükselir -"efrâd" gibi- onlar için de vasıtasız mübeşşirât vardır. Bununla beraber nübüvvet yine yoktur.

Onun için ahkâmda inkar olunurlar. Zira Hakk'ın kendilerine tanıtması sebebiyle gördükleri ile zahirde müstakil bir şeriatmış gibi amel etmeleri haysiyetinden enbiyâya benzemek isterler. Fakat o bir şeriat değil, o şeriatı bir beyandır. Binâenaleyh münkatı' (kesilmiş bitmiş) olan vahiy, ancak teşri' vahyidir.

Sünnette (şer'î kanunda) kapalı olan işlerin tanınmasına yönelik vahiy ise bu ümmet için o bakîdir. Bu sayede onlar, insanları davet ettikleri hususlarda bir basîret üzere bulunmuş olurlar. Çünkü o ilâhî bir haberdir. Diğer bir ifadeyle ALLAH Teâlâ'dan, ilham eylediği kuluna, görünmeyen bir melek vasıtasıyla haber vermedir. İlham ancak hayır hususunda olur.

"Nefse fücurunu ilham etti"(eş-Şems 91/8) âyetinde "fucûr"un ilhamı, ictinâb edilmesi anlamındadır. Nitekim "takvasının ilhamı" da amel edilmesi içindir. İlhamın en ilerisi, şer-i şerife ittibânın, ilâhi kitaplara nazar (tedebbür, tezekkür) ve emirlerini tutma gereğinin ilham olun-masıdır. Böyle olursa tabiatın pası silinir ve onda âlemin suretlerini çıkarmak mümkün olur.
     
  ALLAH'ın bir perde arkasından konuşmasına gelince bu kalbe değil, sem'a (işitme duyusuna) ilkâ olunan hitâb-ı ilâhîdir ki ilkâ olunan kimse onu idrak eder de işittirenin maksadının ne olduğunu anlar. Bu bazen tecellî suretinde gerçekleşir de o suret ona hitâb eder. Halbuki o perdenin ta kendisidir. Fakat o hitâbdan delâlet ettiği ilim anlaşılır ve bilinir ki o bir hicâbtır ve mütekellim (konuşan) onun ötesindedir.
       
 ALLAH Teâlâ'nın bir elçi gönderip onun vasıtasıyla konuşması ise melekle indirilen veya beşerî resul ile bize getirilendir. İkisi de ALLAH Teâlâ'nın kelâmını tilâvet edenler gibi bilhassa naklettikleri zamandır. Böyle değil de kendi nefislerinde buldukları bir ilmi nakil ve izah ederlerse o, kelâm-ı ilâhî değildir.

Evliyadan kimisi, her insana hususi olan vahiy ve ilkâ halinde ALLAH Teâlâ'dan terceme verir, bunda söylenen veya yazılan harflerin suretleri mütercimin, o suretlerin ruhu ise ALLAH'ın kelâmı olur. Bazen de veli, "kalbim bana Rabbimden şöyle tahdis etti" der ki  husûsî surette demek ister (134).
       
Şu gerçeği bir kez daha ifade etmek gerekir ki nebevî olmayan vahyin başkaları tarafından tasdik mecburiyeti yoktur. Ancak kişi, münzel şeriata muhalif olmadığı sürece bu çeşit "duyumlar"ı (vahy/ilham) ALLAH'tan kendisine bir işaret olarak anlayabilecektir.
       
Nebevî vahiy, normal bir sözden ziyâde, Kur'an'ın ifadesiyle "ağır bir sözdür" (135) ve bu sözün geliş şekli de kalbe gelen "ilham" ve benzerleri gibi değil, kalbi kuşatıcı ve onun her türlü mukavemetini âtıl bırakıcı bir tarzda olmaktadır (136). Mânanın, kalbi çok yönlü istilâ etmesinin tabiî bir sonucu olarak da mânanın lafza dönüşmesi için herhangi bir teemmüle ihtiyaç hissedilmemekte, lafızla mâna beraber doğmaktadır. Vahiy başlar başlamaz ALLAH Resulünün dilini hemen harekete geçirebilmesi (137), bunun en açık delilidir.

Binâenaleyh nebevî vahiy, ALLAH'tan olduğu konusunda hiç bir şüpheye fırsat vermeyecek şekilde apaçık işaretler (âyetler) iken, diğer vahiy türleri (ilhâm/hads) bu derece açık değildir. Bu sebeple kişinin ALLAH'tan vahiy aldığını kesinlik ifade eden cümlelerle bir başkasına aktarması sakıncalı görülmüş ve gelen varidatın "vahy-i metlüv"e arzı istenmiştir (138).
       
 Esasen nebevî vahyin mâhiyetini anlamak mümkün değildir. Çünkü tecrübe edilemeyen ve tekrarlanamayan bir özelliğe sahiptir. Şahsa özel vahiy ise kişilere göre farklılık arzedebilecektir. Zira herkesin kalbî yapısı, ALLAH ile kendi arasındaki özel diyalogu ya da ALLAH'ın ona olan tasarrufları farklı olabilecektir. Buna bağlı olarak da vahyin muhteva ve şeklinde ayniyle bir benzerlikten söz edilemeyecektir.
       
ALLAH'ın beşerle konuşması bir takım âyetler aracılığı ile olmaktadır. Bu âyetler de sözlü ve sözsüz olmak üzere iki çeşittir. Sözlü iletişimler (vahiy) "işaret" anlamına gelen "âyet" kavramıyla isimlendirilebildiği gibi sözsüz iletişim olan tabiat ve onda cereyan eden hâdiselere de "âyet" denilmiştir. Sözsüz (kevnî) âyetleri, sözlü âyetlerden ayıran en önemli özelliklerden birisi, bu âyetlerin fiilen bütün insanlığa doğrudan gönderilmiş oluşudur. Halbuki sözlü âyetler, ancak bir peygamber vasıtasıyla gönderilmiştir.
     
  Kur'an'a göre kevnî âyetler, ALLAH'ın zâtını, yahut da O'nun şu veya bu sıfatını, iyiliğini, saltanat ve adaletini gösteren işaretlerdir (139). Konuyla ilgili Kur'an'da çok sayıda âyet varsa da biz bunlardan sadece ikisini vermekle yetineceğiz:
       
"Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece i/e gündüzün birbiri peşinden gelmesinde, insanlara fayda veren şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden gemilerde, ALLAH'ın gökten indirip de ölü haldeki toprağı canlandırdığı su da, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde, düşünen (akleden) bir toplum için birçok âyetler vardır"(el-Bakara 2/164).
       
 "Yeryüzünde sizin için rengârek yarattıklarında da öğüt alan bir toplum için gerçek bir âyet vardır"(en -Nahl 16/13).
       
 Sözlü âyetlerin (vahy) "kalb"e yönelik olduğunu yukarıda açıklamıştık. Şimdi ise sözsüz âyetler karşısında, kalbin fonksiyonunun ne olduğuna işaret edeceğiz.
       
 Kur'ân-ı Kerim, sözsüz âyetleri anlamak için insanların tefekkür ve akletmeleri gerektiğini vurgular. Çeşitli âyetlerde sıradan bir tabiat hâdisesi gibi görünen varlıklar ve olaylar zikredildikten sonda: "...bunda ak-leden (düşünen) bir topluluk için âyetler vardır" (140) buyrularak dikkat çekilir. Hatta zaman zaman "hiç akletmiyormusunuz" (141) şeklinde uyarılarda bulunulur. Daha önce ifade ettiğimiz gibi "akletmek" Kur'an'a göre kalbin bir fonksiyonudur. Nitekim Hacc Sûresinin 46. âyetinde bu gerçek açıkça beyan edilir:
       
 "(Ey habîbim sana karşı gelenler) hiç yeryüzünde gezmediler mi ki akledebilecekleri kalbleri, işitecekleri kulakları olsun. Ama gerçek şu ki gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki kalbler kör olur".
   
    Kur'ân-ı Kerîm, bunca âyete rağmen insanların birçoğunun yine de iman etmediklerini belirterek (142) kevnî âyetlerin gerçek mânada anlaşılması için gönlün imanla aydınlanması gerektiğini vurgular. Zira bu çeşit âyetlerden gereği gibi istifade edebilecekler, ancak gerçek akıl sahipleri ('ü/ü'/-elbâb)dir (143).

 Gönülleri körelmiş kimselerin baş gözlerinin görüyor olması bir anlam ifade etmeyecektir. Binâenaleyh söz konusu âyetleri inkarcıların görüp anlaması çoğu zaman mümkün değildir. Nitekim "Göklerde ve yerde nice âyetler vardır ki o(inanmaya)nlar bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler" (Yûsuf Sûresi 12/105) buyrulmuş-tur.
     
  Peygamberlere gönderilen "vahy-i metlüv"ün anlaşılması da kalble olmaktadır. Ancak mesajın kalbe ulaşması, kalbin sıhhatli bir şekilde çalışmasına bağlıdır. Kişiyi harekete geçirecek bir özelliğe sahip bu bilgiler, emin bir yolla gönle ulaştıktan sonra özümsenirse diğer bir ifadeyle kalb tarafından doğrulanırsa (iman) bu bilgi, muhtevasına göre sahibini etkileyecektir.

Benâenaleyh Hz. Peygambere yönelik "Deki Rabbim ilim bakımından beni artır" (Tâhâ Sûresi 20/114) emri, dikkat çekicidir. Zira Kur'an'a göre ilim, takva ve haşyet sebebidir (144). Dolayısıyla ilmin artması demek, kişinin takva yönünden ilerlemesi ve gelişmesi demektir.

 Nitekim Hz. Peygamber "İçinizde ALLAH'ı en çok bileniniz ve O'ndan en çok sakınanınız (en muttaki olanınız) benim" (145) buyurmuştur. Şayet ilim gönle ulaşmamış ise sahibi zahiren bilgili de olsa Kur'an'a göre kitap yüklü merkepten farkı yoktur (146). Ona ancak sureta âlim denilebilecektir.
       
 Netice olarak Yüce ALLAH, vasıtalı ya da vasıtasız bir yolla kevnî ve kelâmî âyetlerini, insan varlığının özü olan kalbe göndermekte ve kalb de alıcı ve akledici özellikleriyle söz konusu bilgileri almaktadır. Önemli olan kalbin alıcı ve idrak edici fonksiyonunun sıhhatli olmasıdır. Alıcı kalb için sayıya gelmeyen ilâhî mesajlar her an kâinat kitabında mevcuttur. Nitekim Yüce ALLAH bu çeşit mesajlarına telmîhen;

 "(Ey Nebiyy-i Ekrem) de ki: Rabbimin sözleri için denizfin suyu) mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave etsek, Rabbimin sözleri bitmeden, deniz tükenir" (el-Kehf 18/109) buyurmuştur. Bu itibarla denilebilir ki kul, ilâhî mükâlemeden kalbî keyfiyetine göre nasiplenebilecektir. İlâhi mesajın herkese şekil ve muhteva olarak eşit seviyede gelmediği de unutulmamalıdır.

Peygamberlere yapılan vahiyle -derecesi ve seviyesi ne olursa olsun- diğer insanlara gelen vahiy/ilham farklıdır. Nitekim İbn Arabî (v. 638/1240) de "Hz. Peygamberden sonra teşrî ifade eden hiçbir vahiy, hiçbir veliye gelmemiştir. Gelen ancak ilhamdır" diyerek bu gerçeğe işaret etmiştir (147).
   
     Nebevî vahiy, teşrî ifade etmesi sebebiyle başkaları için de bir ilim sebebi iken, kişiye özel vahiy, sahibi için -"münzel vahye" muhalif olmamak şartıyla- bir ilim ifade ederse de başkaları için bağlayıcı bir bilgi değildir.
Logged

Lütfen konu açmadan önce daha önce verilmişmi verilmemişmi diye arama yapalım..



Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
Robot Moderatör
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 17.022


View Profile
Re: ALLAHu Teâlâ Kalblere İlim Bahşeder
« Posted on: 02 Aralık 2008, 09:27:48 »

 
      uyari
Selamun Aleykum Ziyaretçi. Sitemize Hoş Geldiniz.. islami sitemizin içeriğinden daha iyi faydalanmak ve mesaj yazmak için üye olmanız gerekmektedir.. sitemizde islami içerik bulunmaktadır.. bulamadığınız herhangi bir konuyu bildirerek yardım alabilirsiniz.. Katkılarınızdan ve Desteklerinizden Ötürü Teşekkür Ederiz... Üye Olmak için Aşağıdaki "Üye Ol" Kısmını Tıklayabilirsiniz..

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: ALLAHu Teâlâ Kalblere İlim Bahşeder oyunları, ALLAHu Teâlâ Kalblere İlim Bahşeder programı, ALLAHu Teâlâ Kalblere İlim Bahşeder oyunu indir, ALLAHu Teâlâ Kalblere İlim Bahşeder program yükle, ALLAHu Teâlâ Kalblere İlim Bahşeder download, ALLAHu Teâlâ Kalblere İlim Bahşeder hikayeleri, ALLAHu Teâlâ Kalblere İlim Bahşeder resimleri, ALLAHu Teâlâ Kalblere İlim Bahşeder haber, ALLAHu Teâlâ Kalblere İlim Bahşeder yükle, ALLAHu Teâlâ Kalblere İlim Bahşeder videosu, ALLAHu Teâlâ Kalblere İlim Bahşeder msn eklentisi, şarkı sözleri, dizisi
Logged
irem cennet
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 06 Mayıs 2007, 12:13:36 »

ALLAH razı olsun inş rabbim cümlemizin kalbine ilim bahşetsin
Logged
Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
Etiket:
Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
ALLAH Teâlâ Gögüsleri Genişletir ve Daraltır Allah (C.c) Siηηєя 2 186 Son Mesaj 21 Nisan 2007, 17:30:46
Gönderen: __EnSaR__
ALLAHu Teâlâ Kalbi Arındırır Allah (C.c) Siηηєя 2 196 Son Mesaj 26 Nisan 2007, 02:21:54
Gönderen: __EnSaR__
ALLAHu teala bazı ayeti kerimelerde biz ifadesİni kullan mıs neden ben değilde? Sorularla İslam WwwMuhabbetullahCom 2 238 Son Mesaj 04 Haziran 2007, 12:29:25
Gönderen: WwwMuhabbetullahCom
esselamu aleykum verahmetullahi teala c.c Tanışma.. Kaynaşma.. Hafiz27 8 290 Son Mesaj 09 Haziran 2007, 13:09:34
Gönderen: irem cennet
İlim İlim İlim İslami Konular ve Kaynaklar Sevvalk 3 200 Son Mesaj 04 Temmuz 2007, 16:42:08
Gönderen: HawasHasan
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Muhabbetullah.Com Bağlantılar
Loan | Mortgage Loans | Mortgages | eHarmony Promotional Code | Myspace Codes
|Reklam| |Alıntı Koşulları| |Arşiv| |Arşiv2| |Wap| |Wap2| |imode| |XML| |Rss1| |Rss| |Tags| |Sitemap| |UrlList|

kurye Diyet | Zayıflama Program Download Forum diyet ilahiler zayıflama dizi izle ssk Gazeteler video izle Sohbet tv izle evden eve nakliyat evden eve nakliyat evden eve nakliyat Araba Yarışı oYuNLAR
Muhabbetullah.Com En iyi 1024x768 - 1280x1024 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.
Muhabbetullah.Com Bir Forum Sistemidir.ve siteye gönderilen tüm mesajlar onaydan geçmeksizin anında paylaşılmaktadır. Muhabbetullah.Com Yönetimi yazılan mesajlardan sorumlu değildir.
Yasalara aykırı bulduğunuz mesajları linkleriyle beraber HawasHasan[at]Gmail.Com adresine bildirebilirsiniz. Şikayetiniz en kısa sürede incelemeye alınacaktır.
For English Please let us know any illegal activity to HawasHasan[at]Gmail.Com

Selamun Aleykum
Sitemize Üye Olarak
Daha iyi Faydalanabilirsiniz.
Üye olmak için tiklayin