|
|
 |
« : 20 Eylül 2008, 14:31:42 » |
|
 |
|
 |
 |
Ben Büyüküm
Üç yaşında, minimini bir çocuk varmış. Küçücük elleri, küçücük ayakları, küçücük bir burnu varmış. Bu çocuğun bir de ağabeyi varmış. Ağabeyin elleri, ayakları, burnu kocamanmış.
Küçük kardeş çok üzülürmüş. "Ben ne zaman büyüyüp ağabeyim gibi olacağım?" dermiş. Ağabeyi ile ellerini üst üste koyarlarmış. Hep ağabeyin eli daha büyük çıkarmış. Ayaklarını üst üste koyarlarmış, yine büyüklük yarışını ağabeyi kazanırmış. Küçük kardeş ağabeyine çok kızarmış o zaman. "Ben senden büyüküm! Ben senden büyüküm!" diye bağırırmış. Ağabeyi yalnızca gülermiş ona.
Aslında üç yaşındaki bütün diğer çocuklar gibiymiş o da. Bebek değilmiş elbette, ama daha "büyük bir çocuk" da değilmiş!
Annesi onu kucağına alıp, "Benim canım bebeğim," diye saçlarını okşadığımda, annesine de çok kızarmış. "Ben bebek değilim! Ben kocamanım, BÜYÜKÜM!" dermiş. Annesi yalnızca gülermiş ona.
Bu küçük kardeşin, kendisi gibi küçücük oyuncakları varmış. Küçük hayvanları, küçük askerleri, küçük adamları... Renk renk arabaları... Hepsi de küçük çocuktan küçükmüş. En çok küçük ayısını ve Özgecan bebeğini severmiş küçük kardeş. Onlar da küçük kardeşten çok küçüklermiş. Bütün oyuncaklarının yanında küçük kardeş KOCAMANMIŞ ama evde kimse bunun farkında değilmiş. Herkes ona hep, "Sen küçüksün!" der dururmuş. Bir gece yatağında yatmış, pencereden yıldızları seyrederken, camda bir tıkırtı duymuş. "Tık tık tık!" Küçük kardeş bir de bakmış, minicik bir kuş. Gagası ile cama vuruyor. Hemen yatağından fırlayıp kuşun yanına gelmiş. "Yaklaş, küçük kardeş," demiş kuş. "Ben küçük değilim!" diye kızmış küçük kardeş. Kuş gülmüş. Demiş ki, "Ben dilek kuşuyum. Küçük çocukların dileklerini yerine getiririm. Senin bir istediğin var mı, küçük kardeş?" "Ama ben küçük değilim ki!" demiş küçük kardeş kuşa. "Ben büyüküm!" Kuş yine gülmüş. "Henüz büyük değilsin, ama istiyorsan olabilirsin. Dileğin bu mu? Büyümek mi?" "Evet," demiş küçük kardeş. "Ben ağabeyim gibi olmak istiyorum!" "Peki! Sen şimdi yat uyu. Yarın sabah sana çok sevineceğin bir sürprizim var." Böyle demiş kuş. Küçük kardeş de yatmış uyumuş. Ertesi sabah uyandığında, küçük kardeş kuşu çoktan unutmuş. Ama odasına bir göz atınca, şaşkınlıktan donakalmış. Gözlerine inanamamış!
Odası aynı odaymış ama, tıpkı ağabeyininki gibi bir dolabı varmış. Bir de içi kitapla dolu bir kitaplığı. Kapıda futbolcu resimleri asılıymış. Yatağından doğrulmuş ki, o da ne? Yatağın önünde kocaman bir çift terlik! Bu terlikler de kimin acaba? Hani küçük kardeşin minicik terlikleri? Ayağını uzatmış, terlikleri giymiş. Aman Tanrım! Terlikler tam onun ayağına göreymiş. Ayakları, ağabeyininki gibi kocaman olmuş!
İşte o anda kuşu hatırlamış. Ne demişti kuş? "Sana bir sürprizim var!" dememiş miydi? Kuş sözünü tutmuş işte. Küçük kardeş artık bir "ağabey" olmuş. Elinde kocaman çantası, içinde bir sürü ders kitapları, küçük ağabey artık okula gidiyormuş. Eve döner dönmez de derslerinin başına oturuyormuş. Bazen oyuncaklarını hatırlıyormuş. Ne küçük askerleri, ne de küçük hayvanları varmış ortalarda. Küçük ayısı kim bilir nerelerdeymiş. Ya Özgecan bebek? O neredeymiş?.. Arkadaşları ile sokakta top oynamaya çıkıyor, satranç oynuyor, bisiklete biniyormuş. Ama yine en çok, oyuncaklarını ve onlarla oynadığı oyunları özlüyormuş. Ama onu asıl üzen, yine ağabeyinin ondan büyük oluşuymuş. Elleri, yine ağabeyinin ellerinden küçük, ayakları yine ağabeyinin ayaklarından küçükmüş. Küçük ağabey ne zaman büyüyecekmiş? "Tık tık tık!" Bu tıkırtı da ne? Küçük ağabey bir de bakmış, camda bir kuş! Küçük dilek kuşuymuş bu. "Ağabey olmaktan memnun değil misin?" diye sormuş kuş. "Hayır, hiç memnun değilim. Ağabeyim yine benden büyük. Hem her gün ders ders ders! Oyun oynayacak vaktim kalmıyor. Ben baba olmak istiyorum," demiş küçük ağabey, "baba olmak daha güzel."
"Peki, şimdi yat uyu. Sabah sana çok sevineceğin bir sürpriz yapacağım," demiş dilek kuşu. Küçük ağabey yatmış uyumuş. Ertesi sabah odasında büyük bir gürültüyle uyanmış. Bakmış, yatağının yanında iki çocuk itişip duruyor. Bir taraftan da yüksek sesle bağrışıyorlarmış. "Hey, siz ikiniz, ne yapıyorsunuz burada?" diye seslenmiş çocuklara. Çocuklar, "Kavga etmiyoruz baba, oyun oynuyoruz," demişler. Hayret! Çocuklar ona baba diyorlarmış. Etrafa bir göz atmış. Bakmış ki, odası tamamen değişmiş. Kocaman bir yatağı, kocaman bir dolabı varmış. Yataktan doğrulmuş. O da ne? Yatağın önünde kocaman terlikler... "Bu terlikler de kimin?" diye düşünürken, ayaklarını uzatmış ve giymiş. Aman Tanrım! Nasıl olur? Koca terlikler ayağına tam gelmiş! Ayakları kocaman olmuş meğer. Ellerine bakmış, onlar da kocamanmış. Hemen yataktan fırlayıp aynanın karşısına geçmiş. Sakalları... Sakalları çıkmış! Tıpkı bir baba gibi, artık onun da her gün tıraş olması gerekiyormuş. Yaşasın! Bu işe çok sevinmiş. "Artık büyüdüm. Kocaman bir babayım. Kalın sesli, kocaman ayaklı bir babayım. Sakallarım, bıyıklarım da var! Artık küçük değilim," demiş içinden.
Elinde çantası, sabah erkenden işe gidip, akşam geç saatlerde yorgun argın eve dönüyormuş. Bir tek oyuncağı bile yokmuş. Bütün güzel oyuncaklar yalnız evdeki çocuklarınmış. Çocuklar sabahtan akşama kadar evde oyuncaklarıyla güzel güzel oynuyorlarmış. Tıpkı kendisinin küçükken olduğu gibi, küçük çocuklarının da küçük hayvanları, küçük adamları, küçük askerleri varmış. Oyun oynamayı çok ama çok özlüyormuş. Üstelik baba olmak hiç de eğlenceli değilmiş! "Tık tık tık," diye bir ses duymuş birden. Bir de bakmış, pencerede küçücük bir kuş. Dilek kuşuymuş bu. Hemen koşmuş, pencereyi açmış. Kuşa, "Ben baba olmak istemiyorum! Çocuk olmak istiyorum. Çocuk olmak, oyuncaklarımla oynamak istiyorum," demiş. Kuş ona, "Çok iyi düşün," demiş. "Bu son gelişim. Bir daha hiç gelmeyeceğim. En doğru seçimi yapmalısın. Ne ofmak istersin?" "Kendim olmak isterim. Önce çocuk olacağım, sonra ben de herkes gibi yavaş yavaş büyüyeceğim. Nasıl olsa büyüdüğümde ağabey de olacağım, baba da. Neden acele edeyim? Baba olursam, bir daha çocuk olamam ki!" demiş. "Peki, git yat uyu," demiş kuş, "sabah uyandığında yine kendin olacaksın."
Ertesi sabah küçük kardeş büyük bir sevinçle uyanmış. Küçük terliklerini giymiş. Sonra doğruca çekmecelerine gidip, bütün oyuncaklarını çıkartmış. Hepsi yerlerinde, onu bekliyormuş. Küçük askerleri, küçük hayvanları, adamları, arabaları... Tüylü ayısı ve Özgecan bebeği... Hepsi küçük kardeşe gülümsemiş. Küçük kardeş de onlara gülmüş. Sonra oyuncaklarıyla güzel güzel oynamış. Bir gün nasıl olsa büyüyecekmiş!
|
|
 |
|
 |
|