|
|
 |
« : 23 Ocak 2008, 03:18:25 » |
|
Bugünlerde çokça rastladığımız bir gerçek var. Din konusunda ehl-i ihtisas, sözü muteber olan bir kısım büyük ulemanın, meşayihin bazı mücmel ifadeleri, o zatların muradlarına muhalif bir mana verilerek maksadından saptırılıyor. Bu değişik yerlere odaklama faaliyeti sonucunda da bir kısım Müslümanlar o zatın gerçekten o manada söylemiş olduğuna kanaat ederek yanlışa düşüyor, bir kısmı da o zevata cephe alıyorlar. Bu tür yanlış mana verilen sözlere ara sıra bu köşede yer vermeye çalışacağız inşALLAH..
Bugün sözleri tamamen muradından uzak manalara kaydırılan, bazı kısa ve üstü kapalı ifadelerine şeriata muhalif manalar verilerek bununla ümmetin saptırılmaya çalışıldığı büyük alimlerden birisi de Bediüzzaman Said Nursi (rh) dir. Bu zatın, eserlerinin bazı yerlerinde kullandığı kısa ve üstü kapalı ifadeler, edile-i şer’iyye düsturlarına ve eserlerinin diğer yerlerindeki sarih açıklamalarına müracaat edilmeden mana edilmektedir. Bu hareket, hem Bediüzzaman’ı yanlış tanımak ve tanıtmaya, hem de Bediüzzaman’ın sözüne itimat eden binlerce ehl-i İslam’ı yanıltmaya sebep olur.
Bu yazımızda, bu saptırmanın binlerce misalinden tek bir misal vermeye çalışacağız:
Üstad Hz. bu asırda İslam dünyasının yaralarını tespit ederken şöyle der:
“Bizim düşmanımız cehalet, zaruret ve ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı; san'at, marifet, ittifak silâhiyle cihâd edeceğiz.” (Divan-ı Harb-i Örfi, 23)
Bu cümle hakkında bugünkü verilen manaya bir bakalım şimdi:
“Efendim, bugün ümmetin üç düşmanı var; cehalet, zaruret ve ihtilaf.. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet, ittifak silahıyla cihad etmeliyiz. Yani bugün ümmetin maddi cihad etmesine gerek yoktur. Zarurete (fakirlik) karşı çok çalışıp çok para kazanarak cihad etmeliyiz. Çünkü Müslüman zengin olmalıdır (!). Cehalete karşı, çocuklarımızı okullara göndererek cihad etmeliyiz. Müslüman eğitimli, kültürlü olmalıdır(!). İhtilafa karşı ise Hristiyan Avrupa ile birleşerek cihad etmeliyiz. Çünkü ehl-i kitapla birleşmek gereklidir güçlü olabilmek için(!)…”
Evet, maalesef bu manalar, kelli felli insanlar tarafından veriliyor. Bu cümleleri bu şekilde mana etmenin kökünün nereden geldiğini bırakınız, imanla taban tabana zıt olması ve sahibini ebedi hüsrana doğru götürmesi de cabası.
Öncelikle bütün hayatıyla bir mücahid-i İslam olduğunu ispat eden Bediüzzaman (rh) ı bu çeşit manalardan tenzih ederiz. O zat, bu tespiti Rasulullah (sav) den aldığı metodla yapmıştır. Öyleyse, Üstad Hz. nin bu sözden ne murad ettiğini anlayabilmek için, evvela Rasulullah (sav) in siyer-i seniyyesine bakmamız icap eder. O zamana bakıyoruz ki:
Rasulullah (sav) dünyaya gelmeden önce Arablar, hiçbir şey bilmiyorlardı. Cahilliğin had safhasındaydılar. Fakirdiler, çünkü diğer büyük devletlerin gücüne boyun eğmiş bir vaziyette kendi küçük kabuklarından çıkamamışlardı. Kabileler arasında sürekli ayrılık vardı, bir türlü bir araya gelemiyorlardı. Aralarında harbediyorlardı.
Ta ki, kainatın seyyidi Rasulullah (sav) Efendimiz geldi. Onlara dünyaya gelme gayelerini öğretti. Kulluk edilecek Zat-ı Akdes’i onlara tanıttırdı. Dinin hükümlerini öğretti. Nereden geldiklerini, nereye gittiklerini ve kim olduklarını onlara bildirdi. Cahillik böylece son buldu.
Sonra Fahr-i Kainat Efendimiz (sav) bütün mü’minleri kardeş ilan etti. Aralarındaki kan davalarını bitirdi. Eski düşmanlıkları, kavgaları bitirdi. Ve mü’minler arasında ittifakı tesis ederek, onları tek bir kumandanın emrini dinleyecek duruma getirdi.
Ve nihayet ümmete cihad emr-i Rabbanisini tebliğ etti. Cahillikten kurtulmuş ve tek bir kumandanın emrini dinleyecek hale gelmiş olan Müslümanları, cihadla mükellef kılarak bütün dünyaya meydan okudu. “Benim ümmetimin rızkı mızrağının ucundadır.” Buyurarak ümmetin nasıl güçleneceğini bizzat kendisi cihad etmekle göstermiş oldu.
Peki cihadla nasıl zengin olunur? İslam Devleti gider bir kafiri imana davet eder. Gel bu temiz dini kabul et. Müslüman ol, kurtul dersin. Kabul etse o da bir kardeşimiz olur. Devlet zekatını alır, fakir fukaraya dağıtır. Ümmet içerisinde fakir kalmaz. Kabul etmedi mi? O zaman kıtal ayetleri hükmeder, malı ganimet olur. İşte sahabe hazeratı böyle yaparak büyük bir güç oldular. İşte ceddimiz böyle yaparak dünyaya hakim oldular.
İşte Bediüzzaman Hz. nin “Bizim düşmanımız cehalet, zaruret ve ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı; san'at, marifet, ittifak silâhiyle cihâd edeceğiz.” Cümlesinden kastettiği mana budur. Cümleye bunun dışında manalar vermek, Üstad Hz. ne büyük bir iftiradır.
Cenab-ı Hak bize,ümmet olarak düşmanlarımız olan cehalete karşı Kur’an ve sünneti öğrenmekle, ihtilafa karşı ahkam-ı İlahi’yi tatbik etmekle, zarurete karşı da cihadı ikame etmekle mukabele etmeyi an karibuzzaman nasip eylesin..
Muhammed Beşir [/b][/size]
|