|
|
 |
« : 19 Nisan 2008, 09:25:01 » |
|
 |
|
 |
 |
Yemek Yiyişi Var olanı reddetmezdi, bulunmayanı araştırmazdı. Önüne hoş yiyeceklerden ne konursa konsun yerdi. Ancak tiksindiği bir şey olursa kendisi yemez, başkalarınada haram kılmazdı. Hiç bir zaman yemeğe kusur bulmamıştır. İŞtahı olursa yer olmazsa yemezdi. Nitekim alılşık olmadığı için keler yememişti. Ama ümmetinin yemesini de haram kılmadı. Hatta sofrasında gözü önünde keler yediler. Helva be bal yedi: bunları severdi. Deve, koyun ve tauk eti, toy kuşu eti, yaban eşeği eti, tavşan eti, deniz hayvanları yedi, kebap yedi. Yaş ve kuru hurma yedi, hem halis gemde su ile karışık süt içti. Kavut (un çorbası) içti. Balı suyla karıştırıp şerbet yapıp içti. Hurma şırası içti. Hazire - süt ile undan yapılan çorba- içti. Hıyarı yaş hurma ile yedi. Kuru hurmayı ekmekle yedi. Ekmeği sirke ile yedi. Serid -etli yemek- yedi. Eritilmiş iç yağı yedi... Lezzetli ve has olanı geri çevirmezdi, onu elde etmek için de çabalamazdı.
Hazır bulduğunu yemek O'nun tutumu idi. Şayet yemek bulamazsa sabrederdi. Hatta açlıktan karnına taş bağladığı olurdu. Hilal görünür, hilal görünür, hilal görünür (yani aylar geçerdi) de evinde ateş yandığı olmazdı. Çoğunlukla yemeği yere serdiği meşin bir sofra üzerinde kordu. Üç parmağıyla yemek yer, yemeği bitirince parmaklarını yalardı. Bu tutum yemek yiyenlerin yapabilecekleri en mükemmel tutumdur. Çünkü kibirli kimse bir yek parmağı ile yer, açgözlü ve hırslı bir kimse ise beş parmağı ile yer, avucuyla da ağzına basar. Dayanarak yemek yemezdi. Yemeğin başlangıcında besmele çeker, sonunda hamdederdi. Yemeği bitince şu duayı okurdu; " Ey Rabbimiz, Hoş, mübarek kifayet olunmamış, talebinden vazgeçilmemiş ve müstağni kalınamayan bir hamd ile sana çokca hamdederiz." (Buhari 70/54). Suyu çoğunlukla oturarak içer hatta ayakta içmekten menederdi.
Giyinişi
" Sehab=bulut" adında bir sanığı vardı, onu Hz.Ali'ye giydirdi. Sarık sarar sarığın altınada kalensüve (fes, takke,başlık vb) giyerdi. Bazen kalensüveyi sarıksız giyer, bazende sarığı kalensüvensiz sarardı. Sarık sardığı zaman sarığını omuzları arasında sarkıtırdı. Gömlek giymiştir, en sevdiği elbise gömlekti, gömleğinin kolu bileğine kadardı. Cübbe, kaftana benzer (ense tarafından yırtmaçlı bir elbise) olan ferrûc ve ferace giymiştir. Ayrıca kaftanda giymiştir. Yolculukta yenleri dar bir cübbe giymiştir. (Belden aşağıya giyilen peştamel gibi bir giyecek olan) izar ve (bedeni örten üsten giyilen şal gibi bir örtü olan) rida giymiştir. Kırmızı hülle giymiştir. Hulle izar ve ridadan oluşan takıma denir. Bu iki giyecek birlikte olursa ancak o zaman hulle adını alır. Hz. Peygamberin (sa) hullesinin, başka renk katışmamış sade kırmızı olduğunu sanan yanılgıya düşmüştür.
Kırmızı hulle diğer Yemen bürdelerinde olduğu gibi siyahla karışık kırmızı desenlerle dokunmuş iki Yemen bürdesinden oluşmaktaydı.. Kırmızı çizgiler bulunması iitbarıyla bu adla anılmaktadır. Yoksa sadece kırmızı şiddetle yasaklanmıştır. Hz.Peygamber (sa) gerekli alemli , gerek sade hamisa (dört köşeli iki tarafı zencefilli bir tür siyah aba) giymiştir. Siyah elbisede giymiştir. Ayrıca kenarlarına ince ipek çekilmiş kürk de giymiştir. Hz.Peygamber (s.a) en çok sevdiği elbise gömlek ve hıbere idi. Hıbere kırmızı desenleri bulunan (pamuk veya ketenden) bir tür abadır. En çok sevdiği renk beyaz idi. Buyururki: " Elbiselerinizin en hayırlısı beyaz olanıdır. Beyaz giyinin ve ölülerinizi onunla kefenleyin" (Ebu davud,3878,4061/ Tirmizi 994). altın yüzük takınmış ve sonra çıkarıp atmış ve altın yüzük kullanmayı yasaklamıştır. Sonra gümüş yüzük takınmış ve onu yasaklamamıştır. Yüzüğünün kaşını avucunun içine gelecek şekilde takardı.
Hz.Peygamber (s.a) ve ashabı çoğunlukla pamuk dokuma giyerlerdi. Yün ve keten dokuma giydikleride olmuştur. Doğrusu yolların en üstünü ALLAH Resulü'nün (s.a) açtığı kendisinden gidilmesini buyurduğu teşvik ettiği ve kendisinin de devamlı izlediği yoldur. O'nun giyecekler konusundaki tutumu kolayına geleni giyinme şeklinde idi. Bu yüzden kimi zaman yün kimi zaman pamuk kimiz zamanda keten giyerdi. Yeni bir elbise giyindiğde adını belirterek şu duayı okurdu:" ALLAH'ım bu gömleği- yahut ridayı, yahut sarığı- sem bana giydirdin. Onun hayırlı olmasını ve yapıldığı amaçta hayırla kullanılmasını Senden dilerim. Onun şerrinden ve kötü amaçla yapılmışsa bu amacın şerrinden Sana sığınırım."(Ebu Davud 4020, Tirmizi 1767) Gömleğini giyerken sağından başlardı. Siyah yünden mamul elbise giyinmişti.
Uyuması ve Uyanışı
Kimi zaman yatakta, kimi zaman post üzerinde, kimi zaman hasır üzerinde, kimi zaman yerde, kimi zaman zinetlerle bezenmiş divan üzerinde ve kimi zamanda siyah kilim üzerinde uyurdu. Yatağı tabaklanmış deri olup dolgu maddesi lif idi. Bir kıl keçesi (yahut abası) vardı, onu ikiye katlar üzerinde uyurdu. Uyumak için yattığında;" Senin adınla, ALLAH'ım dirilirim, ölürüm." (Buhari 80/7, 80/8, 80/16 97/13) derdi. Avuçlarını birleştirir içlerine üfler İhlas, Felak ve Nâs sürelerini okur, sonra bedeninin ön kısımlarından başı ve yüzünden başlamak üzere avuçlarını vücudunun sürebildiği yerlerine sürerdi. Bu üç kere yapardı." (Buhari 11/107) Yatağına girdiğinde şöyle dua ederdi; " Göklerin ve yerin Rabbi, yüce arşın Rabbi, bizim ve herşeyin Rabbi, daneyi, çekirdeği filizlendiren, Tevrat'ı, incili ve Furkan (Kur'an)'ı indiren ALLAH'ım Perçeminden yakaladığın her şerli varlığın şerrinden Sana sığınırım. İlk Sensin, Senden önce hiçbirşey yoktur. Son Sensin, Senden sonrada hiçbirşey yoktur. Varlığın aşikardır. Senden daha aşikar hiç birşey şey yoktur. Senin mahiyetin gizlidir. Senden daha gizli yoktur. Bizim borcumuzu öde, fakirlikten bizi zenginleştir." (Muslim 2713).
Geceleyin uykusundan uyandığı zaman şu duayı okurdu: " Senden başka tanrı yoktur. Seni her türlü eksiklikten tenzih ederim. ALLAH'ım günahımı bağışlamanı diler, merhametini isterim. ALLAH'ım ilmimi arttır. Beni doğru yola iletmişken kalbimi eğriltme, Katından bana rahmet bağışla. Şüphesiz Sen sonsuz bağışta bulunansın." Ebu Davud 506. Uykudan uyanınca :" Bizi öldükten sonra dirilten ALLAH'a hamdolsun. Kıyamet'te O'nun huzurunda haşrolunacağız." (BUhari 80/7, 80/8, 80/16, 97/13) sonra dişlerini misvaklar ve zaman zaman Al-i İmran süresinin son on ayetini okurdu. Gecenin evvelinde uyur ahirinde kalkardı. Müslümanların işleriyle uğraştığı zamanlarda gecenin evelini uykusuz geçirirdi. Gözleri uyur kalbi uyumazdı. Uyuduğu vakit kendisi uyanıncaya kadar başkaları O'nu uyandırmazdı. Gece (yolculukta) istirahate çekildiği zaman sağ yanı üzerine yatardı. Sabaha yakın istirahate çekildiği zaman ise elinin parmak uçlarından dirseğe olan kısmını diker, başını avucuna koyardı. Onun uykusu en mutedil ve olabilecek en faydalı uyku idi..
Hayvana Binişi[/b]
Hz.Peygamber (s.a.v) atlara ,develere, katırlara ve eşeklere binmiştir. Bazen eğerli bazanda çıplak ata binmiştir. Bazı zamanlarda atı koşturduğu da olurdu. Hayvana çoğunlukla yalnız binerdi. Deve üzerind eiken terkisine birini aldığı olurdu. Bazende terkisine bir kişi, önüne bir kişi bindirir ve böylece deve üzerinde üç kişi olurlardı. Çoğunlukla bineği at ve devedir. Katıra gelince vilinen o ki yalnızca krallardan birini kendisine hediye ettiği bir tek katırı vardı. Arap memleketlerinde katır yaygın değildi. ALLAH Resûlü sürü sahibi idi. Yüz koyunu vardı yüzden fazla olmasını istemezdi. Bir kuzu artsa, onun yerine bir başkasını (koyun) keserdi.. [/font]
Alış-verişi ve Bazı Muameleleri
ALLAH Resûlü alım satım işleri yapmıştır. Kendisine Peygamberlik verildikten sonraki satın alımı, satımından daha çoktu. Hz.Peygamber (s.a.v) hem kiraya vermiş hemde kiralamıştır. Kiralaması, kiraya vermesine göre daha çok olmuştur. O'ndan bu konuda bize intikal eden yalnızca peygamberlikten önce ücretle sürü gütmesi ve bir yolcuğu sırasında Hz. Hatice'nin malını Şam'a ücretle götürmesi olayıdır. (Bilinen yalnız bu olaylarda emeğini kiraya verdiğidir). ALLAH Resûlü (s.a.v) ortaklık yapmıştı ve ortağı huzuruna gelince ona " Beni tanıyormusun?" diye sormuş, o da :" Sen ortağım değilmiydin Hem de ne hoş ortaktın, Aldatmaz ve münakaşa etmezdin." demişti. ( Ebu Davud 4836).
Hz. peygamber (s.a.v) hem kendisine vekil tayin etmiş hemde kendisi başkasına vekil olmuştur. Yalnız vekil tayini, vekil olmasına oranla daha çoktur. Hediye vermiş, hediye almış ve hediyenin karşılığını vermiştir. Bağış yapmış bağış kabul etmiştir. Gerek rehin karşılı gerekse rehinsiz borç almıştır. Hem ödünç aldığı olmuş, hemde gerek peşin gerekse veresiye alış-verişte bulunmuştur. Umumi olarak vefat edipte geride borcunu karşılayacak mal bırakamayan Müslümanların borçlarına kefil olmuş, onları kendisinin ödeyeceğini söylemiştir. ALLAH Resûlü (s.a.v) sahibi bulunduğu bir arazisini vakfedip ALLAH yoluna sadaka olarak bağışlamıştır. Hem kendisi arabulucuk yaptı. Hemde araya aracılar sokularak kendisine müracaat edildi. Seksenden fazla yerde yemin etti. ALLAH Teâlâ, şu üç yerde ona yemin etmesini buyurdu. 1- O (sonsuz azap) gerçekmidir? diye senden sorarlar. Deki: " Evet Rabbime yemin ederim o şüphesiz gerçektir." (Yunus 10/53) 2- Kafirler;" Bize kıyamet gelmeyecektir" dediler. Deki " Hayır öyle değil Rabbime yemin ederim, muhakkak başınıza gelecektir." (Sebe 34/3) 3- İnkar edenler, tekrar dirilmeyeceklerini ileri sürerler. De ki;" Hayır dediğiniz gibi değil, Rabbime yemin ederim, şüphesiz diriltileceksiniz ve sonra yaptıklarınız size bildirilecektir. Bu ALLAH'a kolaydır." (Teğabun 64/7)
Hz.Peygamber (s.a.v) kimi zaman yemin ederken (inşALLAH) diyerek istisna yapar, kimi zaman (herhangi bir sebeple geri almak istediğinde) yeminine keffaret öder, kimi zaman da yeminini sürdürürdü. ALLAH Resûlü şakalaşır ve şakasında yalnız hakikati söylerdi. Hem kişilere danışmanlık yapar yol gösterir, hem de kendisi bir iş yapacağı zaman başkalarına danışırdı. Hastalananı ziyaret eder, cenazeye katılır, davete icabet eder, dul kadınların, düşkün, yoksul kimselerin ihtiyaçlarını gidermek için onlarla birlikte giderdi. Kendisini öven şiir methiye dinledi ve onun mükafatını verdi. ALLAH Resûlü bizzat koşu yarışı yaptı ve güreşti kendi eliyle ayakkabısını onardı ve yine eliyle elbisesini yamadı, kovasını tamir etti, koyununun sütünü sağdı, elbisesini temizledi, ailesinin ve kendisinin hizmetini gördü. Hicretten sonra mescid yapılırken diğer müslümanlarla birlikte kerpiç taşıdı, kimi zaman açlıktan kimi zaman tokluktan karnına taş bağladı. Hem misafirliğe gitti hemde evinde misafir ağırladı. Başının ortasından ve ayağının üst tarafından kan aldırdı. Omuzları arasından ve iki boyun damarından da kan aldırdı. Hastalanınca tedavi oldu. Hastayı dağladı, ama kendisi dağlanmadı. Okuyarak tedavi yaptı ama kendisini başkasının okumasını istemedi. Hastaye kendisine zarar verecek şeyleri yemesini yasakladı. (perhiz verdi).
Günlük Hayatta Sünneti Seniyye[/size]
1. Hayırlı işlerde sağı, adi işlerde solu kullanmak. 2. Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak. 3. Yemeğe besmele ile başlamak, ALLAH’ın sonsuz ikram ve nimetlerini tefekkür ederek yemek, sonunda da hamd etmek. 4. Yemekte tabağın kendi önümüze gelen tarafından yemek. 5. Yerde bir sofra bezinin üstünde yemek. İhtiyaç olduğu takdirde masada da yenilebilir. 6. Yemeğe sofradakiler ile beraber başlamak. 7. Acıkmadıkça yememek, tam doymadan yemeği bırakmak. 8. Tabağa az yemek koydurtup artık bırakmamak. 9. Sofrada sağ dizi dikip, sol dizi yere yatırmak. 10. Saf ipek ve saf altın ümmet-i Muhammed’in erkeklerine haram kılınmıştır. 11. Selamı yaymak. Selam, kelamdan önce gelir. 12. Eve girince ilk söz ev halkına selam vermek olmalıdır. 13. Selamla birlikte samimiyetle, tebessüm ederek musafahada bulunmak. 14. Musafaha ile birlikte, hürmet, samimiyet ve şefkate vesile olan kucaklaşmalar yapılabilir. Süfli hisleri uyandıracak sarılmalar caiz değildir. 15. Musafahada önce eli uzatan çekmelidir. Biz çekersek buluşmadan memnuniyetsizlik manası çıkabilir. 16. İlmiyle amil din adamları ile adil devlet başkanlarının eli öpülür, beşeri hisleri yok olmuş yaşlı hanımlara selam verilebilir, gerekirse eli de öpülebilir. Yeter ki fitneye sebep olmasın. 17. Hediyeleşmek ve gelen hediyeye aynıyla veya daha güzeliyle karşılık vermek. 18. Az gülmek, gülünce kahkaha ile değil, tebessüm ederek gülmek. Mütebessim olmak. 19. Çoğu zaman susmak, tefekkür etmek, ihtiyaç olunca konuşmak. 20. Tane tane, orta bir ses tonuyla konuşmak. Çok mühim şeyleri üç defa tekrar etmek. 21. Konuşmaya ALLAH’ın adıyla başlamak ve ALLAH’ın adıyla bitirmek. 22. Nefsi ve dünyalık bir şey için öfkelenmemek. Bir hak zayi olduğunda ve uhrevi meselelerde, ALLAH ve din hakkı için öfkelenmek. 23. Doğru sözle şaka ve mizah yapmak. 24. Boş işler (malayani) ile iştigal etmemek. 25. Uyku için yatınca önce sağ tarafına yatmak, sağ yanağını sağ avucunun içine koymak ve o günün muhasebesini yapmak. 26. Yüzükoyun yatmamak. 27. Yatağa girdiğinde avuçları açık olarak birleştirerek İhlas, Felak ve Nas surelerini okuyup avucunun içine üfleyip sonra bütün vücudunu sıvazlamak, bunu üç defa tekrarlamak. 28. Beyaz giymek. 29. Mest giymek. 30. Ayakkabı giyerken önce sağdan başlamak, çıkarırken de önce soldan çıkarmak. 31. Takke ve sarıkla başı kapatıp namazı öyle kılmak. 32. Soğan ve sarımsak kokusuyla mescid ve meclislere yaklaşmamak. 33. Üzerinde kudsi kelimeler ve ayetler yazılı eşya ile tuvalet ve pis yerlere girmemek. 34. Misafire elinde bulunandan ikramda bulunmak. Misafir ve ziyaretçileri temiz bir kılık kıyafetle karşılamalı. 35. Aksırınca sesi az yükseltip, “Elhamdülillah” demek. Böyle diyene de “Yerhamükellah” demek. Bize dediklerinde “Yehdina ve yehdikümüllah” diye cevap vermek. Bu üçe kadar böyle mukabele şeklinde devam edebilir. Üç defadan fazla aksıran olursa, nezleden aksırmıştır ve mukabele gerekmez. 36. Esnemeyi mümkün olduğu kadar gizlemek. Ağzı elle kapayarak gidermeye gayret etmek. Namazda iken esneme gelirse, ayakta ise sağ elin, diğer hallerde ise sol elin tersi ile ağzı kapatmak münasip olur. 37. Davete icabet ve hediyeyi kabul etmek. 38. Kapıyı üç defa vurmak, cevap verilmezse geri dönüp gitmek. “Kim o?” diye sorulduğunda, “Benim.” dememek, kendimizi açık bir şekilde tanıtmak, maksadımızı belirtmek. Kapının tam karşısında durup içeriyi gözleme durumunda bulunmamak. Biraz kenarda durarak, ailedeki mahremiyeti görmekten içtinap etmek. 39. Ayakta bevletmemek. Tuvalette idrar saçıntısından, korunmak. Hadiste kabir azabının çoğunun idrar saçıntısından ileri geldiği bildirilmiştir. Tuvalete ihtiyaç için oturduğu vakit ön ve arkanın kıbleye karşı dönük olmaması gerekir.40. Banyo yapılan yere bevletmemek. Çünkü vesvesenin çoğu bundandır. 41. İnsanların istifade ettiği gölgeliklere, yol ve yol kenarlarına, çeşme ve pınarlara bevletmemek, pisletmemek ve de tükürmemek. Hadiste, bunu yapanların lanetlenmesinden korkulacağı bildirilmiştir. 42. Kasık ve koltuk altı temizliğine titizlik göstermek. Buralardan ayrılan parçalar temizken ayrılmasına da dikkat etmeli ve cünüp iken buraları tıraş etmemelidir. Bu tür temizlik caiz olsa da sünnete uygun değildir. 43. Büyük ve umumi banyolarda tesettürle yıkanmalı, peştamal kullanılmalı. 44. Mümkünse her abdest alışta misvak (fırça) kullanmak. Diyanet İşleri Başkanlığının neşrettiği misvak hadisi tercümesinde şöyle bir hüküm mevcuttur: “Misvaktan kasıt dişlerin temizlenmesi, ağız içindeki kötü kokunun giderilmesi ve mikropların yok edilmesidir. Bunu temin eden Erek ağacından başka fırçalar da varsa, o da misvak yerini tutar.” 45. Emin ve muttaki insanlarla istişare etmek, neticedeki karara tevekkülle uymak. 46. Cömertlik. “Cömert ALLAH’a yakın, cimri ise ALLAH’a uzaktır. Cömertlik kökü cennette olan bir ağacın dünyaya sarkmış dalıdır. Kim o dala tutunursa o dal onu cennete çeker.” 47. Çok tefekkür etmek. “Tefekkür gafleti izale eder. Ölümü tefekkür etmek fani lezzetleri acılaştırır. Eşyanın üzerindeki fena damgasını gösterir.” 48. Borçlanmalarda durumu yazıyla veya bir şahitle tevsik etmek. Böyle bir tedbir asla itimatsızlık sayılmaz. Anlaşmalarda değişik tevil ve tefsirlere yol açacak boşluklar bırakılmamalıdır. Durumu net olarak tespit etmek lazımdır. 49. Bir yakını vefat eden Müslüman kardeşini teselli ederek taziyede bulunmak. “ALLAH merhuma rahmet etsin.” şeklinde dua yapılır. Taziye ziyareti vasati üç gün içinde yapılır. Üç günden sonraki ziyaretlerde vefatı hatırlatıp hüznü deşmek uygun olmaz. Evinden cenaze çıkan kimseler üzüntüden dolayı yemek hazırlayıp sofra kuramazlar. Bunun için vefalı komşular bir müddet bu eve yemek getirirler. Böylece hüzünlerine ortak olduklarını fiilen göstermiş olurlar. Cenaze sahibi üç gün kendisine kolayca erişilebilecek bir ortam hazırlar ve böylece kardeşlerinin taziyede bulunabilmelerine imkan tanınmış olur 50. Ölmüş kimseleri hayırla yad etmek. 51. Mevtanın ardından yüksek sesle ve çırpınarak, saç baş yolarak ağlamamak. Böyle yapmak kadere itiraz ve Cenabı Hakkın takdirini itham etmek olur. Ayrıca bu mevtaya iyilik değil azaba vesile olur. 52. Sekerat halindeki hastalara “La ilahe illALLAH, Muhammedün rasulullah.” şeklinde telkinde bulunmak. Hastanın dudaklarını temiz ve ıslak bir bezle sulandırıp kurumamasını sağlamak. Ölüm vaki olup son nefes verilince, okumalar durdurulur ve cenazenin uzağında devam edilebilir. Çenesinin açık kalmaması için mendil ve benzeri şeylerle başa bağlanır. Gözleri açık ise kapatılır. 53. Kabirleri ziyaret etmek. Gafleti dağıtır ve uhrevi tefekküre vesile olur. Kabristanın kapısına yaklaşınca, kabir halkına gizlice selam verilir. “Ey kabir sakinleri, esselamu aleyküm. Sizler bizden önce geldiniz, bizler de sizleri takip edeceğiz. Size ALLAH’tan af ve mağfiret dileriz.” Şeklinde selam ifade edilebilir. Sonra ziyaret edilecek merhumun ayakucu tarafından yaklaşılır. Yüzüne müteveccihen veya kıbleye karşı durulur. Kur’an ve dualar okunabilir. Ziyaret esnasında mezarları çiğnemek mekruhtur. Şayet geçip gitmek için başka müsait yol yoksa, merhuma sevap hediye edilerek, geçilebilir. Mezar üzerindeki yeşillikler yolunmaz, bilakis çiçekler ekilir. Kurumuş otlar ayıklanır. 54. Hasta akraba, dost ve arkadaşları ziyaret etmek. Onlara teselli ve ümit vermek. Ziyareti uzun tutmamak. Hastanın hoşa gitmeyecek hallerini başka yerde anlatmamak. 55. Sıla-i rahimde bulunmak. “Akrabayla alakayı kesen bir kimsenin bulunduğu meclise ALLAH’ın rahmeti inmez.” 56. Zemzem suyunu hürmeten ayakta ve kıbleye karşı dönerek içmek. 57. Anne-babaya itaat etmek, onlara ihsanda bulunmak, kalplerini kırmamak ve hayır dualarını almak.
Efendimizin Nükteleri (Şakaları)[/color] Evet, ben de şaka yaparım, fakat şaka yaparken bile sadece hakikati söylerim."
Hz. Muhammed Mustafa SAV
Efendimizin Şemaili
• Yaratılış ve ahlâk itibariyle insanların en üstünü idi. • Bütün Peygamberlerin en güzeli o idi. • Boynu uzun ve gümüş gibi saf, omuzları ve pazuları kalın, parmakları uzundu. • Kendisi şişman değildi. • Uzuna yakın orta boylu, güçlü ve kuvvetli idi. • Mübarek cildi ipekten yumuşaktı. • Yüzü hafifçe yuvarlak, kaşları hilâl gibi idi. • Kirpikleri uzun, gözleri kara, büyük ve son derece güzeldi. • Saçları ne pek kıvırcık, ne de pek düz idi. • Sakalı sık ve tamdı. Uzun değildi. • Cismi güzel, kokusu hoş idi. • Sünnetli olarak ve göbeği kesik vaziyette doğmuştu. • Yüzü gül gibi kırmızıya benzeyen beyaz ve nuranî, berrak ve ışıklı idi. • Dişleri inciler gibi beyazdı. • Konuşurken ön dişlerinden nurlar saçılır, gülerken ağzında ışıkların bile aydınlandığı sanılırdı. • Koku sürünsün veya sürünmesin teni ve teri en güzel kokulardan daha güzel kokardı. • Mübarek eliyle bir çocuğun başını okşasa, o çocuk diğerleri arasından hemen seçilir, belli olurdu. • Pek uzaktan işitir, kimsenin göremeyeceği mesafeden görürdü. • Bir yere giderken sağına soluna bakıp yürümez, vakar ve süratle ilerlerdi. • Yüzünde nur, sözünde kuvvet, lisanında bir güzellik vardı. • Herkesin aklına göre söz söyler, herkese güler yüz gösterirdi. • Kimsenin sözünü yarıda kesmez, haşin davranmaz, mütevazi yaşardı. • O'nu ansızın görenler heyecan ve sevgiyle ürperir, konuşunca hayran olurdu. • Bütün insanları hoş tutar, hizmetçilerine şefkatle muamele ederdi. • Kendisi ne yer, ne giyerse, hizmetçilerine de onları yedirir, onları giydirirdi. • Çocukları çok sever, saçlarını okşar, onlarla konuşurdu. • Son derece cömert, sözüne sâdık ve merhametli idi. • Güzel ahlâk bakımından insanların en üstünü idi. • Hülasa kâinatın efendisi, ALLAH'ın sevgilisi, mü'minlerin baş tacı, hasta gönüllerin ilâcı, çaresizlerin yardımcısı, mazlumların koruyucusu, düşünülebilen her türlü üstünlüğün sahibi idi. • ALLAH'ın salât ve selamı O'nun ve O'na yakın olanların üzerine olsun.
Kokusu, Gülüşü ,Oturuşu ve Konuşması
Hz. Peygamber ( s.a.s.) rengi görünmeyen ve başkalarını rahatsız edecek derecede ağır olmayan güzel kokular ikramedilince severek kullanır, reyhan çiçeği gibi güzel kokulu çiçekler ikram edilince de geri çevirmezdi. Koku kullanması konusunda sahabenin rivayetleri vardır. Yine ashab-ı kiramın naklettiğine göre Hz. Peygamber ( s.a.s.)’in mübarek bedeni ve teri Yunus Emre’nin “ Gül Muhammed teridir” mısralarında kastettiği manaya uygun bir şekilde güzel bir koku gibi kokuyordu. Hz. Aişe’nin bildirdiğine göre Hz Peygamber ( s.a.s.) yavaş yavaş konuşur, her sözün arasını ayırt ederdi, hatta dinleyen onu ezberleyebilirdi. Çok çok iyi anlaşılması gereken sözleri üçer defa tekrarlardı. Böylece dinleyen arasında konuyu anlamayan kalmazdı. Peygamberimiz ( s.a.s) konuşurken muhatabının akıl ve anlayış seviyesini gözetirdi. Hz. Aişe diyor ki: “ Rasulüllah ( s.a.s) sözü, sizin birbirinize zincirlediğiniz gibi oyalayarak söylemek itiyadında değildir. O, sözü, ayıra ayıra söylerdi, dinleyenlerin gönüllerine sinerdi.” Cabir b. Semure ( r.a.)’dan rivayete göre Hz. Peygamber ( s.a.s.) rahatsız edici ölçüye varan bir aşırılıkta gülmezdi. Onun gülmesi tebessümdü. Hind b. Hale’nin verdiği bilgiye göre, Peygamberimiz ( s.a.s.) her tebbesüm edişinde dişleri inci tanesi gibi görünürdü. Abdullahb. Haris hazretleri de peygamberimizin ( s.a.s.) sevimliliğini ve güler yüzlülüğünü şöyle anlatır: “ Rasulullah’tan daha çok tebessüm eden kimse görmedim.” Peygamberimiz ( s.a.s.) sağ tarafına sağ yanı üzere yatarak uyurdu ve şu duayı yapardı: “ Ya Rabbi! Beni, kullarını tekrar dirilteceğin günde azabından koru!” Yatarken şu dualardan birini yaptigi da söylenir: “ ALLAH’ım! Senin adınla uyur, senin adınla uyanırım.” “ ALLAH’a hamd olsun. Bize yedirdi, içirdi, ihtiyaçlarımızı giderdi, evlerimize sığındırdı. Nice yaratıklar vardır ki, istedikleri ölçüde yiyecek içecekleri ve akşam olunca barıncakları meskenleri yoktur.” Uykudan uyandığında ise şöyle dua ederdi: “ ALLAH’a hamdolsun ki, bizi uyuttuktan sonra uyandırdı, dönüş O’nadır.” Hz. Peygamber ( s.a.s.) komşu devlet hükümdarlarina göndermiş oldugu mektuplarin altini mühürlemek gayesiyle üzerinde üç satirda “ Muhammed rasulüllah” yazılı bir mühür kullanmaktaydı. Yazı akik taşı üzerine işlenmiş olup mührün maddedi gümüştendi. Yüzük şeklinde olup Peygamberimiz ( s.a.s.) onu parmağına takıyordu. Yazdırdığı resmi evrakı mühürlemek için parmağından çıkarır, mühürledikten sonra tekrar takardı. Sahabe-i Kiram’ın anlattığına göre Hz. Peygamber ( s.a.s.) vakar ve teenni üzere sanki iniş aşağı vuruyormuş gibi dikkatle yürürdü. Ayaklarını yere sürtmez, sürüyerek gürültü çıkarmazdı. Gereksiz yere güçlük verecek tarzda sür’atli yürümekten de kaçınırdı
Diz üstü oturur, bağdaş kurar, bazen da uyluklarını karnına çekip ellerini dizlerinin üstünde bağlardı. Sırtüstü istirahat ederken edep mahallinin açılmamasına özen gösterirdi. Otururken - yemek yeme durumu hariç- sağ veya sol tarafına yastık koyup dayanırdı. Yemekte bundan kaçınmasının sebebi bur tür oturuşun gurur ve kibir işareti sayılmasıydı. Peygamberimiz ( s.a.s.) gururlu değil, aksine mütevazı idi.
Peygamber Efendimizin Saçı
Peygamber Efendimizin saçının uzunluğu ile ilgili farklı tarifler vardır. Tarifler arasında böyle bir farklılık olması ise doğaldır, çünkü bu bilgileri aktaranlar Peygamber Efendimizi farklı zamanlarda gördükleri için, saçının uzunluğu da farklı olmuş olabilir. Ancak bu tariflerden anlaşılan Peygamberimiz (sav) saçını en kısa kulağı hizasında, en fazla ise omuzlarına kadar uzatmıştır.
Enes b. Malik (ra) anlatıyor:
"Hazreti Peygamberin saçları, kulaklarının orta hizasına kadar uzamıştı."84
Hazreti Aişe (ra) validemiz anlatıyor:
"Resulullah'ın mübarek saçları, kulakları ile omuzları arasındaydı. ALLAH'ın selat ve selamı üzerine olsun."85
Bera b. Azib (ra) anlatıyor:
"Peygamber Efendimiz orta boylu idi. Omuzları da genişçeydi. Saçları ise, kulak yumuşaklarına değerdi."86
Ebu Talib'in kızı ümmü Hani (ra) anlatıyor:
"Resulullah Efendimiz Mekke'ye geldiklerinde evimizi teşrif etmişlerdi. Bu sırada mübarek başları dört belikli (örgülü) idi."
Peygamber Efendimizin Dış Görünümü ve Güzelliği
Sahabeleri Peygamberimiz (sav)'in güzelliğini şöyle anlatıyorlardı:
"ALLAH Resulü sallALLAHu aleyhi ve sellem çok yakışıklı ve alımlı idi. Mübarek yüzü ayın on dördündeki dolunay gibi parlardı... Burnu gayet güzel idi... Gür sakallı, iri gözlü, düz yanaklı idi. Ağzı geniş, dişleri inci gibi parlaktı... Boynu sanki bir gümüş hüzmesi idi... İki omuzu arası geniş, omuz kemik başları kalın idi..."66
Enes b. Malik (ra) anlatıyor:
"Resulullah Efendimizin boyu; ne çok uzun, ne de fazla kısa idi. Teni de ne duru beyaz, ne de koyu esmerdi. Saçları ise ne düz, ne de kıvırcık idi. Kırk yaşına geldiğinde, ALLAH Teala O'nu peygamber olarak gönderdi. Peygamber olduktan sonra, Mekke'de 10 sene, Medine'de de 10 yıl kaldı ve 60 yaşlarında vefat etti. Bu fani hayata veda ettiklerinde, saçında ve sakalında 20 tel ak saç yoktu."67
"Resulullah (sav) beyaz, güzel ve mutedil (yavaş ve mülayim, itidalli) idiler."68
Enes b. Malik (ra) anlatıyor:
"Peygamber Efendimiz orta boylu idi; uzun da değildi, kısa da değildi; hoş bir görünüşü vardı. Saçı ise ne kıvırcık, ne de düzdü. Mübarek (İlahi hayrın bulunduğu şey, bereketlenmiş, çoğalmış, hayırlı, uğurlu) yüzlerinin rengi ise nurani beyazdı."69
Bera b. Azib (ra) anlatıyor:
"… Resullullah Efendimizden daha güzel birini görmedim. Omuzlarını döğen saçları vardı. İki omuz arası genişçe idi. Boyu ise ne kısa idi, ne de uzundu."70
Hz. Ali'nin torunlarından İbrahim b. Muhammed (ra) rivayet ediyor: "Dedem Hz. Ali, Peygamber Efendimizi anlatırken Onu şöyle tavsif (vasıflandırırdı) ederdi:
"Peygamber Efendimiz, ne aşırı derecede uzun, ne de kısa idi; O bulunduğu topluluğun orta boylusu idi. Saçları, ne kıvırcık ne de dümdüzdü; hafifçe dalgalı idi. Mübarek yüzlerinin rengi kırmızıya çalar şekilde beyaz; gözleri siyah; kirpikleri sık ve uzun; omuz başları iri yapılı idi… O, insanların en cömert gönüllüsü, en doğru sözlüsü, en yumuşak tabiatlısı ve en arkadaş canlısı idi. Kendilerini ansızın görenler, O'nun heybeti karşısında çok şiddetli heyecanlanırlar; üstün vasıflarını bilerek sohbetinde bulunanlar ise, O'nu herşeyden çok severlerdi. O'nun üstünlüklerini ve güzelliklerini tanıtmaya çalışan kimse; Ben, gerek ondan önce, gerek ondan sonra, onun gibi birisini görmedim, demek suretiyle, O'nu tanıtma hususundaki aczini ve yetersizliğini itiraf ederdi. ALLAH'ın salat (dua, Peygamberimize (sav) yapılan dua, istiğfar, rahmet, namaz) ve selamı O'nun üzerine olsun."71
Hz. Hasan (ra) naklediyor:
"Resulullah Efendimiz, yaradılıştan heybetli ve muhteşemdi. Mübarek yüzü, dolunay halindeki ayın parlaklığı gibi nur saçardı. Orta boyludan uzun, ince uzundan kısa idi. Saçları kıvırcık ile düz arası idi; şayet kendiliğinden ikiye ayrılmışlarsa onları başının iki yanına salar, değilse ayırmazlardı. Uzattıkları takdirde saçları kulak yumuşaklarını geçerdi. Peygamber Efendimizin rengi, ezher'ul-levn (pek beyaz ve parlak renk) idi, yani nurani beyazdı. Alnı açıktı. Kaşları; hilal gibi, gür ve birbirine yakındı.
Boynu, saf mermerden meydana gelen heykellerin boynu gibi gümüş berraklığında idi. Vücudunun bütün azaları birbiri ile uyumlu olup yakışıklı bir yapıya sahipti..."72
Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor:
"Hazreti Peygamber, gümüşten yaratılmış gibi nurlu beyazdı; saçları da hafif dalgalı idi."73
"Efendimiz (sav) beyaza pembe karışık renkte idi. Gözleri siyah, kirpikleri sık ve uzun idi."74
"ALLAH Resulünün alnı geniş olup hilal kaşlıydı, kaşları gürdü. Iki kaşı arası açık olup, halis bir gümüş gibiydi. Gözleri pek güzel, bebekleri simsiyahtı. Kirpikleri birbirine geçecek şekilde gürdü… Güldüğünde dişleri çakan şimşek gibi parıldardı. Iki dudağı da emsalsiz şekilde güzeldi… Sakalı gürdü. Boynu pek güzeldi, ne uzun ne kısaydı. Boynunun güneş ve rüzgar gören kısmı altın alaşımlı gümüş ibrik gibi gümüşün beyazlığı ve altının da kırmızılığını yansıtır şekilde parıldardı… Göğsü genişti, göğsünün düzlüğü aynayı, beyazlığı da ayı andırırdı… Omuzları genişti… Kol ve pazuları irice idi. Avuçları ipekten daha yumuşaktı."75
Peygamber Efendimizin hicret yolculuğu sırasında çadırını ziyaret ettiği Ümmü Mabed isimli cömertliği, iffeti ve cesareti ile tanınan biri, Peygamber Efendimizi tanımamıştır. Ancak Peygamberimiz (sav)'i anlatılanlardan tanıyan kocasına, onu şöyle tarif etmiştir:
"Aydın yüzlü ve güzel yaradılışlı idi; zayıf ve ince de değildi. Gözlerinin siyahı ve beyazı birbirinden iyice ayrılmıştı. Saçı ile kirpik ve bıyıkları gümrahtı (bol, gür). Sesi kalındı. Sustuğu zaman vakarlı (ağırbaşlılık, halim ve heybetli oluş), konuştuğu zaman da heybetli idi. Uzaktan bakıldığında insanların en güzeli ve en sevimlisi görünümündeydi; yakından bakıldığında da tatlı ve hoş bir görünüşü vardı. Çok tatlı konuşuyordu. Orta boylu idi; bakan kimse ne kısa ne de uzun olduğunu hissederdi. Üç kişinin arasında en güzel görüneni ve nur yüzlü olanıydı. Arkadaşları, ortalarına almış durumda hep onu dinlerler; buyurduğu zaman da hemen buyruğunu yerine getirirlerdi. Konuşması tok ve kararlı idi."76
Kendisini görenlerin anlattıklarında da görüldüğü gibi, Peygamber Efendimiz olağanüstü yakışıklı, görenlerin nefesini kesecek kadar güzel yüzlü ve güzel endamlı idi. Ayrıca atletik ve son derece etkili bir yapısı vardı ve çok kuvvetli idi.
Peygamber Efendimizin Konuşma Şekli
Peygamber Efendimiz etkileyici üslubu, hikmetli ve keskin hitabıyla tanınan bir insandı. Onun tebliği insanlar üzerinde çok büyük bir etki oluşturur, sohbetinden herkes çok büyük bir zevk alırdı. Sahabelerden bizlere aktarılan çeşitli rivayetler de onun bu özelliğini ortaya koyar. Bu konuda bazı aktarımlar şu şekildedir:
ALLAH Resulü insanların en beliğ (belagatli kimse, meramını tamamen, noksansız ve güzel sözlerle anlatmaya muktedir olan. Kafi derecede olan. Yeter olan), en düzgün konuşanı ve en tatlı sözlü olanıydı (ağzından ballar akıyordu)! O, şöyle diyordu: "Ben Arabın en fasihiyim (Hatasız olarak söyleyen. Açık ve güzel konuşan)."118
Hz. Aişe (ra), Resulullah (sav)'in sözlerini şöyle tarif eder:
"O, sizlerin konuştuğunuz gibi lafları çabuk çabuk ve peş peşe sıralamazdı, sözleri az ve özdü. Halbuki sizler cümleleri birbirine ekleyip duruyorsunuz."119
"ALLAH Resülü çok veciz (kısa, öz, az sözle çok mana ifadesi) konuşurdu. Böyle konuşmasını kendisine ALLAH katından Cebrail getirmişti. Kısa cümleler içinde bütün maksadını yansıtırdı. Veciz sözlü cümleler söylerdi, sözlerinde ne fazlalık ne de eksiklik bulunurdu. Kelimeleri bir ahenk içinde birbirini izler, sözcükleri arasında duraklar ve böylece dinleyenleri sözlerini belleyip ezberlerlerdi. Sesi gürdü ve tatlıydı. Gerektiğinde konuşurdu, kötü laflar etmezdi. Hiddetli ve hiddetsiz anlarında (nefsi için değil, ALLAH'ın rızası için) hep hakkı söylerdi."120
"Güzel olmayan laflar edenlerden yüz çevirirdi. Hoşlanmadığı, çirkin saydığı bir sözü konuşmak zorunda kaldığında onu kinaye yoluyla ifade buyururdu.121
Kendisi sustuğunda huzurdakiler konuşurdu. Katında tartışma yapılmazdı.122
Sahabelerinin yüzlerine karşı son derece güler ve gülümserdi, onların konuştuklarını beğenir, dikkatle dinler, kendisini onlardan biri sayardı.123
Hz. Aişe (ra) anlatıyor:
"Mübarek kelamları seçkindi. Her işiten onu anlardı."124
Hz. Ebu Umame (ra)'den:
"İnsanların en güleç yüzlüsü ve hoşcanlısı idiler."125
Hz. Enes (ra) şunu bildirmiştir: "Efendimiz (sav) halkın en latifecisi(hoş söz, şaka, mizah, söz ile iltifat) idi."
Peygamberimiz (sav)'in Saç ve Sakal Bakımı
Peygamber Efendimiz temizliğe çok önem verdiği için, saç ve sakal bakımına da önem vermişlerdir. Bazı kaynaklarda onun yanında daima tarak, ayna, misvak, kürdan, makas, sürmedan gibi eşyalar bulundurduğu bildirilmektedir.88 Peygamberimiz (sav) ashabına da aynı tavsiyelerde bulunmuş ve "Kim saç bırakmışsa, onun bakımına dikkat etsin"89 şeklinde buyurmuşlardır. Peygamberimiz (sav)'in saç ve sakalı ile ilgili diğer aktarılanlar şu şekildedir:
Hz. Adda İbn Halid'den (ra):
"Mübarek sakalı gayet güzeldi."90
Hz. Aişe (ra) validemiz anlatıyor:
"Resul-i Ekrem (sas)… saçlarını tarayıp yağladığında…"91
Simak b. Harb (ra) aktarıyor:
"Cabir b. Semüre'den işittim. Ona, Hazreti Peygamberin saçlarının ağarma durumu sorulmuştu. O da: Mübarek başlarını yağladıkları zaman saçlarının akı gözle farkedilmez; fakat başlarına yağ sürmedikleri anlarda beyazları görünürdü"92 dedi.
Peygamberimiz (sav), dış görünümüne ve temizliğine verdiği önemle, müminlere güzel bir örnek olmuştur. Bir rivayette Peygamber Efendimizin bu konudaki tavrı şöyle belirtilir:
"Bir gün Peygamber (sav) sahabelerinin yanına çıkacağı zaman küpteki suya bakarak sarığını ve sakalını düzeltti ve şöyle dedi: 'ALLAH kardeşlerinin yanlarına çıkarken kulunun kardeşleri için süslenmesini sever
Peygamberimizin Beden Yapısı
Rasül-i Ekrem ( s.a.s) uzuna yakin orta boylu, insanlar arasinda hoş ve güzel sayilacak ölçüde irice başli idi. Bedeninin rengi kirmizimtirak nurani beyaz idi. Burnunun iki kaşinin birleştigi tarafi gayet itidal üzere yüksekçe, gözleri siyah, kaşlarinin arasi az aralik, sakali sikça, omuzlarinin arasi genişçe, omuz başlari kalin, elleri ayaklari kalinca, saçlari kumral olup, düz ile kivircik arasinda idi.
Peygamberimiz ( s.a.s.) ‘in saçları genellikle kulak yumuşağına kadar uzanmaktaydı, saçını iki yana doğru ayırarak tarardı, saç sakal bakımını ihmal etmez, gerektikçe yapardı; saçlarını bazen Hz. Aişe gibi eşlerine tarattığı da olurdu. Süs için değil, sağlık için yatarken gözüne sürme çeker, sabahleyin yıkardı. İki kürek kemiği arasında peygamberlik mührü (Bir çeşit sembol) ol duğunu Ashab-ı Kiram nakletmektedir.
Peygamberimiz ( s.a.s.)’in uyduğu yere misvak ( diş fırçası ), abdest suyu ve tarak konurdu. O, her konuda temizliğe büyük önem veriyordu, bilhassa diş temizliği hususunda hassas davranıyor, her abdest alışında dişlerini misvaklıyordu.
Peygamber Efendimizin Sevdiği Yemekler
"Çok sıcak yemeği sevmezdi."131
"En çok hoşlandığı yiyecek etti."132
"Kabağı çok severdi."133
"Avlanan kuş etlerini yerdi."134
"Hurmalardan Acve hurmasını severdi."135
Hz. Aişe (ra) Peygamberimiz (sav)'in sevdiği yiyeceklerle ilgili şunları söylemiştir:
"Tatlı ve balı severlerdi."136 "Hazreti Peygamberin katık olarak yediği yemeklerin bir kısmı şöyle sıralanabilir: Koyunun ön kolu ve sırt eti, pirzola, kebap, tavuk, toy kuşu, et çorbası, tirit, kabak, zeytinyağı, çökelek, kavun, helva, bal, hurma, pazı, anber balığı…"137
Hz. Aişe (ra) ek olarak şunları bildirmiştir:
"Kavun, karpuzu yaş hurma ile yerlerdi."138
Hz. Cabir (ra)'den:
"Taze hurma ve kavun çok yerlerdi ve 'bunlar güzel meyvedir' derlerdi."139
"Hiçbir zaman bir yemeği yermemiştir. Hoşuna giderse yer gitmezse yemezdi. Hoşlanmadığında da bir başkasına kötülemezdi." 140
Peygamber Efendimizin sevdiği bazı yiyecekler için söylediği sözlerden bir kısmı ise şöyledir:
"Etin en güzel yeri sırt etidir."141
"Sirke ne güzel katıktır"142
"Mantar kudret helvasıdır."143
"Sinameki ve sennut (tereyağ tulumuna konulan bal) yemeye devam ediniz. Çünkü bu iki şeyde samdan (ölümden) başka her hastalıktan şüphesiz şifa vardır."144
"Zeytinyağını yiyiniz ve kullanınız. Çünkü bu yağ mübarektir."145 [/font]
Peygamber Efendimizin Sevdiği İçecekler
Hz. Aişe (ra) bildiriyor:
"Şerbetlerin içinde tatlı ve soğuk olanını severlerdi.146
Peygamber Efendimiz bal şerbeti, hurma ve kuru üzüm şırası gibi içecekleri severlerdi.147
Peygamber Efendimizin en çok sevdiği içecek, soğuk tatlı şerbetlerdi."148
Şerbetlerin içinde en çok bal şerbetini severdi.149
İçilecek şeylerde en çok sütü severlerdi.150
Peygamberimiz (sav) süt için şöyle buyurmuşlardır:
"ALLAH bir kimseye yemek yedirdiği zaman o kimse, 'ALLAH'ım Bize bu yemeği bereketli kıl ve bize bundan hayırlı rızık ver' diye dua etsin. ALLAH bir kimseye bir miktar süt içirdiği zaman da o kimse, 'ALLAH'ım bize bu sütü bereketli kıl ve bize daha çok süt ver' diye dua etsin. Çünkü yiyeceğin ve içeceğin yerini tutan sütten başka bir şeyi bilmiyorum." Peygamberimiz (sav)'in su için söyledikleri
Peygamberimiz (sav) özellikle yolculuklar sırasında ashabına su dağıttırırdı. Örneğin bir yolculuğu sırasında, bir yerde durmuş ve yanındakilerden su istemiştir. Elini ve yüzünü yıkadıktan sonra, sudan içmiş ve yanındaki sahabelerine de "Siz de yüzünüze, boynunuza bir miktarını dökün"152 demiştir.
Resulullah (sav) su içtikten sonra şöyle dua etmiştir:
"Rahmetiyle suyu tatlı olarak yaratan, acı ve tuzlu yaratmayan ALLAH'a hamd olsun."153
Resulullah (sav) bir başka sözünde ise su için şöyle buyurmuştur:
"ALLAH suyu temizleyici olarak yarattı. Tadını veya rengini veya kokusunu değiştiren maddeler dışında hiçbir nesne onu pislemez."154 [/font] [/font] [/font]
[eklenti yönetici tarafından silindi]
|
|
 |
|
 |
|