|
|
 |
« : 18 Nisan 2008, 13:33:32 » |
|
 |
|
 |
 |
Daha önce bir konuda Ülker hakkında bilgi vereceğimi söylemiştim. Nihayet kitap bugün elime geçti ve size sunuyorum. Aşağıdaki bilgiler tamamen alıntıdır ve kişisel hiç bir eklemem yoktur..
Bugün 4 milyar dolarlık bir servetleri olduğu iddia edilen Ülker ailesi kimdi ? önce ailenin büyüğünü kısaca tanıyalım:
Adı, İslam'dı...
XX. Yüzyılın başında Kırım'dan Türkiye'ye göç etti. Kırklareli'nin Karamehmet köyünde Numanzadelerin kızı Şakire'yle evlendi. 1911 yılında oğlu Âsim dünyaya geldi. İslam Efendi Kırklareli'nde fazla kalamadı; tekrar Kırım'a döndü. Dönüş nedeni büyük ihtimalle Balkan Savaşları olmalı.
Aşağıda vereceğimiz bilgilerin direkt Ülker ailesiyle bir ilgisi yok. Ama, Kafkaslar'dan gelen göçmenler hakkında bilgi dağarcığımızı biraz artıralım...
Klasik, resmî tarihin bize dayattığı bilgiler dışında Kırım göçleriyle (1792-1860-1864-1891-1902-1910 gibi) ilgili ne biliyorsunuz? Örneğin, Kırımçakları bilir misiniz?
"On altıncı yüzyılda, Kırımçak mezhebi Kırım'daki en büyük Yahudi toplumu olarak boy gösterdi. Kırımçaklar, on dördüncü yüzyıl sonları ve on altıncı yüzyıl başlarına kadar olan dönemde Tatar dilini konuşan, Rabbinik Yahudilerdi. Lehçeleri, bazı Îbranîce sözcükler de kullanmalarına karşın, Kırım Tatarcası'nı temel alıyordu (...) Kırımçaklar birçok Kırım şehrinde - özellikle Bahçesaray, Karasu Bazar (günümüzdeki adı Belogorsk'tur), EskiKırım, Kaffa, Kerch, Mangup, Sivastopol, Simferopol, Yalta ve Yevpatoria- yaşamışlardı." (Kevin Alan Brook, Hazar Yahudileri, 2005, s. 427-428.)
Peki ya, Karayları (Karaimleri) bilir misiniz?
760 yılında Irak'ta Anan ben David tarafından kurulan bu Yahudi mezhebi, Torah'ın yazılı kurallarına bağlıydı. Talmud gibi benzeri sözlü yasaları reddediyorlardı. Standart Yahudi takvimini de kullanmıyorlardı.
Daha basit anlatımıyla, Müslümanların nasıl Sünnî ve Alevî mezhepleri varsa; Yahudilerin de vardı; Karaylar "Sünnî"ydi.
Bu mezhepte başlangıçta sadece İsrail kavminden insanlar vardı; ancak kısa sürede başka ırklardan insanlar da bu mezhebe girmeye başladılar ve bu başka ırklardan insanlar giderek çoğunluğu oluşturdular. Bir süre sonra İsrail kökenliler tamamen yok oldukları gibi, Türklerin dışındakiler de zamanla azınlığa düştüler. XIX. Yüzyılın sonlarına doğru mezhep mensuplarının neredeyse tamamını Türkler oluşturmaya başladı. Dolayısıyla kelime artık bir dini veya mezhebi ifade etmekten çok, bir Türk kavmini temsil etmeye başladı. Tatarca konuşuyorlardı artık ve dualarını da Tatarca etmeye başladılar.
"Musevî mezhebini kabul eden Hazar Türkleri "Karay" ismini aldılar. Karayların en kesif kısmı Kırım Yarımadası'na yerleşmiş olan Türklerdi. Fakat onlardan başka bilhassa Dağıstan mıntıkasında, Volga ve Don nehirleri arasındaki Romanlar içerisinde de Musevîlik büyük rağbet kazandı." (Hilmi Ziya Ülken, Türk Tefekkürü Tarihi, 2004, s. 76.)
"Karaylar, her yerleştikleri yerde Yahudi gibi karşılanırlardı. Ancak XVIII. yüzyıl sonlarında Kırım, Rusların eline geçince, Rabbanilerle (Yahudi mezhebi) Karaylar arasında kanun karşısında farklılıklar doğdu. 1795'te Kraliçe Katerina II, Yahudilere uygulanan çift vergiden Karayları muaf tuta Ayrıca Karayların toprak edinmelerine izin verdi. Kanun karşısında iki grup arasında eşitsizlik 1827'de daha da artırıldı ve Kırım Karaylarıyla Kırım Tatarları gibi Çar I. Nikolas'ın koyduğu zorunlu askerlik kanunundan hariç tutulurken Yahudilere bu hak verilmedi." (Şalom, 1 mayıs 1985.)
Karay mezhebine mensup olan Türkler zamanla Kırım'dan da ayrıldılar. Karayların bir kısmı direkt olarak İstanbul'a giderken, diğer bir kısmı önce Romanya'ya, oradan Edirne'ye ve oradan da İstanbul'a gelip yerleştiler ve "Karaköy" (eskiden Karayköy'dü) semtine adlarını verdiler.18[F72F]
Tüccarlıkta başarılıydılar. Hatta Kapalıçarşı'da Karay Sokağı vardır. Şalom gazetesinin araştırmasına göre, İstanbul'da eskiden bin Karay ailesi vardı; sayısı son yıllarda azalmıştı. Babası Mevlevî olan, ünlü yazar Refik Halit Karay gibi bu cemaatin üyeleri zamanla Türk Müslümanlarla karışmışlardı...
Bu ufacık Kırım hikâyesinden sonra tekrar Ülkerlere dönelim: İslam Efendi, Kırım'dan Kırklareli'ne geldi. Sonra tekrar Kırım'a döndü.19[F73F]
İslam Efendi'nin neden tekrar Kırım'a döndüğü konusunda ne yazık ki bilgimiz yok; ancak tarihsel olaylara bakarak tahmin yürütebiliriz. Elimizdeki tek bilgi, 26 Aralık 1912 tarihinde, Kırım'a bağımsızlık yolunu açan bir gelişmenin olması. Bu tarihle, Kırım Halk Cumhuriyeti ilan edildi İslam Efendi'nin Ülkesinin bağımsızlık kazanmasıyla birlikte topraklarına döndüğünü düşünmemiz güçlü bir ihtimal.
Demek mesele, Bolşeviklik değildi İslam Efendi'nin, sosyalizmle bir alıp veremediği yoktu. Kırım 1920'de Bolşeviklerin eline geçti. 1921'de Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, Sovyet Birliğine katılma karan aldı. Yahudi Tarihi yazan Yusuf Besalel, sosyalist devrimin ilk yıllarında Yahudilerin kendi dillerinde eğitim gördüğünü, Stalin döneminde ise Yahudilere baskıların arttığını yazmaktadır.
Ama bu baskılar, tüm Yahudi cemaatine değil, ağırlığını Yahudilerin oluşturduğu Stalin'e muhalif olan Troçki liderliğindeki hareketeydi.
Kırımlı İslam Efendi'nin ikinci çocuğu Sabri 1920 yılında Kırım'da doğdu. Sabri dokuz yaşına geldiğinde İslam Efendi, ikinci kez Türkiye'ye dönme kararı aldı. Eşi Şakire ve üç oğlu, bir kızıyla (Âsim, Sabri ve ailenin en küçüğü -ve genç yaşta vefat eden-Hakkı ile Sıdıka) birlikte, 1929'un ağustos ayında İstanbul'a geldi. Neden döndükleri konusunda bilgi yok. Aile özel ailevî bilgilerini basına vermemekte çok kararlı olduğu için, İslam Efendi'nin İstanbul'da ne iş yaptığını da bilemiyoruz.
Bildiğimiz, 21 Haziran 1934 tarihinde Soyadı Kanunu çıktığında, İslam Efendi "Berksan" soyadını aldı. Ancak gelin görün ki, iki oğlu Âsim ve Sabri nedense, on dokuz yıl sonra, 1953 yılında "Berksan" soyadını bıraktılar, "Ülker" soyadını aldılar! Ama ilginçtir. Âsim Ülker daha iki üç yaşında olan iki oğlu A. Selçuk ile Ö. Faruk'un soyadını değiştirmedi; onlar "Berksan" soyadını devam ettirdiler!..
"Berksan"ın anlamı neydi ? Sözlüklerde yok, bilemiyoruz.
Yalçın Küçük'ün bu konuda bir iddiası var: "berg" Türkçe "berk" yapılıyor. Aşkenazi Yahudilerinin dili olan Yidiş bir sözcük olarak Yahudilerde en çok taşınan soyadlarından birisidir; Soğuk Savaş'ta Sovyet casusu oldukları gerekçesiyle idam edilen Rosenbergleri hatırlamayan herhalde yoktur; karıkoca Yahudi'ydiler. Sözcük Almanca kökenlidir, yalnız artık daha çok Yahudilere işaret etmektedir. Aile belki de bu belirgin işaretten çekinerek, Berk'i bırakıp Ülker soyadını almıştı. (Tekelistan, 2004, s. 256.)
Türk Dil Kurumu'nun Türkçe Sözlük'e göre, "Ülker", Boğa burcunda yedi yıldızdan oluşan takımın adıydı, (s. 1553.)
Tevrat'ın Eyüp babında da geçiyordu.
Öte yandan, bu ailede "soyadı meselesi" çok önemliydi.
Şöyle ki: Sabri Ülker'in kızı Ahsen Hanım'ın ilk eşinden olan oğlu Ali'nin de soyadı daha sonra mahkeme kararıyla "Ülker" yapılacaktı...
27 Mayıs 1960. Ülkede döviz sıkıntısı had safhada Ama, askerler, Ülker'e 250 000 dolar döviz tahsis etti ! 12 Eylül 1980. Ülker, yaptığı ihracatlardan aldığı vergi iadeleriyle büyüdü. Son 28 Şubat "postmodern laik darbe"de, Ülker önce "yasaklı şirketler" arasında gösterildi. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) kantinlerinde Ülker ürünlerinin satılması yasaklandı. Ama sonra nedense Ülker listeden çıkarıldı. Bu arada, mazlum gösterilen Ülker'in satışla-rında patlama yaşandı! Listeye girip çıkan Ülker grubu, TSK Mehmetçik Vakfı'na 500 000 dolar; Türk Silahlı Kuvvetleri'ni Güçlendirme Vakfı'na 500 000 dolar ve TSK El Ele Vakfı'na 500 000 dolar, yani toplam 1,5 milyon dolarlık bağışta bulundu.
Ülker kardeşlerin en belirgin siyasî özellikleri antikomünist olmaları: Sabri Ülker kurucusu olduğu "antikomünizmin kaleleri" Aydınlar Ocağı, İlim Yayma Cemiyeti gibi örgütlere ve Tercüman gazetesi gibi yayın organlarına para akıtıyordu. Elinin sıkı olmasıyla biliniyordu, ama bu konularda nedense çok cömertti.
Bu bölüme son noktayı koymadan önce Ülker Grubu İstişare Konseyi üyelerinin isimlerini vermek istiyorum:
- Yahudilerin Osmanlı'ya gelişlerinin 500. yılında kurulan "500. Yıl Vakfı" kurucusu, Turizm ve Tanıtma eski bakanlarından CHP İzmir milletvekili Alev Coşkun.
- Yahudi cemaati eski başkanı, Akmerkez'in ortaklarından Rifat Hassan.
- Bu kitapta bahsi geçen Rona Yırcalı.
- 27 Mayıs Anayasası'nın "teorisyeni" Prof. Hüseyin Nail Kubalı'nın Talaş Amerikan Koleji mezunu20[F74F] oğlu, Danimarka fahrî konsolosu Ali Nail Kubalı.
- 12 Eylül'ün Dışişleri bakanı, Emekli Büyükelçi İlter Türkmen.
- Bülent Ecevit'in başbakanlığı döneminde başdanışmanlığını yapan Emekli Korgeneral Turhan Özer.
- ANAP'lı, Adalet ve Millî Savunma eski bakanlarından Oltan Sungurlu...
Bu kitap çalışmasını sonlandırdığım günlerde, Ülker Grubu, Boyner ailesi'yle ortak iş merkezi kurma projesine girmişlerdi...[/b]
(Yukarıda alıntıladığımız bölümler Soner Yalçın'ın Efendi-2, Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı Adlı Kitaptan aktarılmıştır. Kendi Yorumumuz yoktur.)
|
|
 |
|
 |
|