|
|
 |
« : 04 Mart 2008, 02:44:35 » |
|
 |
|
 |
 |
Ey ölüm!
Ey, bu dünya hayatını öbür ikizine bağlayan göbek bağı! Ey, dünya ile ahiret arasındaki sırlı kapı! Ey, ölüm meleğinin bile geçmek zorunda olduğu ğaybi dehliz! Ey, sevmeyeni seveninden çok olan kaçınılmaz kader! Ey, çoklarının peşinen suizan ettiği tükürük hokkası!
İyi ki varsın. Senin olmadığın bir dünyada yaşamak istemezdim. Zaten böyle bir dünya yaşanacak bir dünya da olmazdı. Düşünsene ey ölüm, farzı muhal sen ölmüşsün, insan ölümsüzleşmiş. Ne olurdu şu yalan dünyanın hali? Kim tutardı insanoğlunu? Ne frenlerdi insanoğlunun ihtirasını? Azgınları, sapkınları, zalimleri, kafirleri, hainleri, gafilleri kim zaptederdi?
Nemrutlardan bunaldık mı, ölüm var deyip teselli oluyoruz. Firavunların zulmünden gına geldik mi, ölüm var deyip teselli oluyoruz. Zalimlerin pençesine düştük mü, ölüm var deyip teselli oluyoruz. Eşkıya dünyaya hükümdar oldu mu, ölüm var deyip teselli oluyoruz. Ya sen de olmasan, ne teselli eder bizi?
Ha, yanlış anlaşılmasın: Bizi teselli eden bizatihi senin varlığın değil. Asıl teselliyi, seninle gelen Hesap Günü ile buluyoruz. Biz ölümü, büyük mahkemeye çıkış için bir celp olarak anlıyoruz. Zaten, seninle teselli olmamızın anlamı, ilahi adalete olan güvenimiz. Sen sadece bizi ilahi adalete yaklaştıran bir araçsın.
Ey ölüm!
Sana hazır olmayanlar, seni kötü göstermek için ne kadar büyük gayret harcıyorlar? Onlara sormak geliyor içimden: Siz kaç kere öldünüz? Ölümü ne kadar tanıyorsunuz? Ölümü karalamakla ne umuyorsunuz? Sana yapılan en büyük iftira, senin bir intikal değil, bir unutuluş ve yok oluş olduğunu söylemektir. Bunu söyleyenler, suçluluk psikolojisiyle sana iftira ediyorlar. Mahkeme kaçağı bir suçlu gibi davranıyorlar. İlahi adalet önünde yargılanmaktansa, yok olup gitmeyi, unutuluşa terk edilmeyi tercih ediyorlar.
Dünyaya kazık çakmak için elinden geleni yapan bu tip, neden ahiret diye bir hayatın olmasını istemez ki ey ölüm? Bu uğurda, neden var oluşundan vazgeçmeye kalkar? Nedir bu tipin gözünü bu kadar korkutan, aklını bu kadar dumura uğratan, kanını tepesine sıçratan? Sahi, insan hiç yok olmayı, unutuluşa terk edilmeyi ister mi? Bu talep, insanın kendi kendisini böceklerle, sineklerle, amiplerle eşitlemesi değil de nedir? İnsan neden kendisine bu hakareti reva görür? Ebedi bir hayatın kollarında yaşamak varken, niçin keşke toprak olup gitseydim der?
Sebebi, vahyin küfür dediği şeydir değil mi ey ölüm? Sebebi tek dünyalı bir hayat yaşamaktır: tek dünyalı ve dünyacı, dünyaya meftun, dünyaya bağlı Böyle biri öbür dünya için hiçbir şey hazırlamaz. Değil mi ama; kim inanmadığı bir dünya için bir şeyler biriktirir? Eğer inandığı halde bir şeyler hazırlamamışsa, o da ayrı bir beladır. Suyu getirenle testiyi kıranı kim bir tutar? Bu ALLAHa iftira olmaz mı?
Sana yapılan bir başka iftira, senin uyku olduğunurahat uyu söylemektir. Bu iftira, aynı zamanda bunun tersini söyleyen Hz. Peygamberi de yalanlamaktır.
Sahi ey ölüm1) ALLAHa, 2) ahirete, 3) ilahi rahmete inanmaları , birileri omuzlarında taşıdıkları cesetleri toprağa gömerken, neden rahat uyu derler. Bunu ölenin nasipsizliğine mi yormalı, gömenin nasipsizliğine mi, yoksa her ikisinin nasipliğine mi? Duydun mu ey ölüm bu güruhun ebedi istirahatgah edebiyatını? Kim bilir sen bile gülmüşsündür bu trajikomik duruma. Ebedi istirahatgâhmış. Bunlar kendilerini ne sanıyorlar ey ölüm? Toprağın üstünde yürüttükleri saltanatlarını toprağın altında da, hatta ahirette de yürüteceklerini mi sanıyorlar? Veya aslında bir şey sandıkları yok da, ölüm karşısında yaşadıkları derin şaşkınlık ve çaresizliği örtmek için, bu söylemleri bir tür zihni alkol ve uyuşturucu olarak mı kullanıyorlar? Doğru ya ey ölüm; rahmet etsin diyemezler ki? Hem nasip olmaz, hem dilleri varmaz. Bunu demek için 1) ALLAHa, 2) ahirete, 3) ilahi rahmete inanmaları lazım. Hem kimlere rahmet edeceğini, Haşr suresinin 10. ayetinde açıkça buyurmuş. Bu ayette müminlere kimler için rahmet dileyeceklerini öğretiyor. Kendisine ALLAHtan rahmet dilenecek kimselerin olmazsa olmaz özelliği, İmanla göçüp gitmiş olmaları. İman kalpte gizlidir diye üfürecek olanlara, söylenecek söz belli: Bir Müslüman da zaten kalpte gizli olandan yola çıkarak rahmet dilemez, ölenin hayatına bakarak diler.
Ey ölüm!
Sen hep konuş. Sen konuşunca herkes susuyor. Senin sesin herkesinkinden gür çıkıyor. Ama ahir zamanda bir güruh peyda oldu: Sen konuşunca, hatta bağırınca dahi susmayan. Senin sesini bastırmak için gürültü patırtı yapan. Bu güruh da dahil, hiç kimsenin senin elinden kaçamayacağını bilmek bizi teselli ediyor.Asıl soru şu: Bizi teselli eden şey, neden onları bunca küstahlaştırıyor?
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Robot Moderatör
|
Selamun Aleykum Ziyaretçi. Sitemize Hoş Geldiniz.. islami sitemizin içeriğinden daha iyi faydalanmak ve mesaj yazmak için üye olmanız gerekmektedir.. sitemizde islami içerik bulunmaktadır.. bulamadığınız herhangi bir konuyu bildirerek yardım alabilirsiniz.. Katkılarınızdan ve Desteklerinizden Ötürü Teşekkür Ederiz... Üye Olmak için Aşağıdaki "Üye Ol" Kısmını Tıklayabilirsiniz..
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #1 : 04 Mart 2008, 23:37:31 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
Gökten yağmur yağdıkça cihad tatlı ve hoştur. İnsanlar üzerine Kur'anı çokça okuyanların, 'Bu zaman cihad zamanı değildir' dedikleri bir zaman gelecektir. Kim bu zamana ulaşırsa, bilin ki bu ne güzel cihad zamanıdır. Dediler ki; 'Ya RasulALLAH bunu söyleyecek kimse var mı dır?' Rasulullah (S.A.V) buyurdu ki; 'Evet bu kimse ALLAH'ın ,meleklerin ve bütün insanlığın lanetlediği kimsedir.' [İmam Nevevi;Tagribul Tezhib,Şifa-i Essudur,Meşariul Eşvag ila Mesari El Uşşag]
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #2 : 07 Mart 2008, 00:34:34 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #3 : 07 Mart 2008, 00:41:28 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #5 : 07 Mart 2008, 11:05:42 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #6 : 22 Mayıs 2008, 15:42:03 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #7 : 22 Mayıs 2008, 16:37:08 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
Hüzün Sarayinda Kendimi Bir Dönüssüz Sefere Adadim Sabret Kalbim... Sabret...
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #8 : 02 Eylül 2008, 02:38:53 » |
|
 |
|
 |
 |
Can Çıkmanın Dehşeti Ölüm açısından önce üç korkunç musibet karşısındadır. Birincisi, can alıcı meleği görmesidir. Hadîs-i şerifte geldi ki:
“İbrahim aleyhisselâm can alıcı meleğe, günahkârların canını aldığın şekilde seni görmek isterim, deyince, melek:
“Dayanamazsın,” dedi.
“Olsun istiyorum,” dedi. Kendini o surette gösterdi: Siyah yüzlü, tüyleri diken diken, siyah elbiseler giymiş, burnundan ve ağzından ateşler çıkıyordu. İbrahim aleyhisselâm kendinden geçip, düştü. Kendine gelince meleği kendi şeklinde gördü ve ey can alıcı melek, bir günahkâr senin bu şeklini gördükten sonra bir şey görmese ona yeter!” Dedi. İyi amel işleyen, ALLAHü Teâlâ'ya itaat eden kullar için bu korku yoktur. O meleği, en güzel bir şekilde görürler. Onun güzel yüzüne bakmaktan başka rahatlık bilmezler.
Süleyman İbn Dâvûd (aleyhisselâm) can alıcı meleğe, insanlar arasında niçin eşitlik yapmıyorsun? Birini çabuk götürüyor, diğerini bekletiyorsun, deyince: Bu benim elimde değildir, Hepsi için elime ayrı, ayrı bir sahife veriliyor. Emrolunduğum gibi yapıyorum, dedi. Veheb İbn Menbe diyor ki:
“Pâdişâhın biri bir gün ata binmek istedi, elbise giyecekti. Yüz çeşit elbise getirdiler, hiç birini beğenmedi. İçlerinden en iyisini giydi. Birkaç at getirdiler, en güzeline bindi. Arkasında bir süvari birliği ile dışarı çıktı. Kibrinden, gururundan kimseye bakmıyordu. Can alıcı melek bir fakir şeklinde, yırtık elbiselerle önüne çıktı, selâm verdi, selâmını almadı. Atının dizginlerini tuttu. Elini çek, ne yaptığını bilmez bir delimisin, dedi. Benim bir işim var,” dedi. “Bekle attan ineyim,” dedi.
“Hayır şu anda,” dedi.
“Peki, söyle bakalım,” dedi.
“Ağzını kulağına yaklaştırdı ve ben can alıcı meleğim. Şu anda canını almak için geldim,” dedi. Pâdişâhın rengi attı! Müsâade et ve gideyim; karıma, çocuklarıma veda edeyim dedi. Mühlet vermedi, hemen canını aldı. Padişah attan düştü. Melekü'l-mevt (can alıcı melek) aleyhisselâm oradan gitti. Bir mü'min gördü,
“sana bir sözüm var?” dedi.
“Nedir?” diye sordu
“Ben Melekü'l-mevt'im,” dedi.
“Hoş geldin, geç mi kaldın? Senin yolunu gözlüyordum, bana gelenler içerisinde senden çok sevdiğim yoktur. Hemen canımı al,” dedi.
“Önce işini bitir” buyurdu.
“Benim ALLAHü Teâlâ'yı görmekten mühim hiçbir işim yoktur. Şimdi istediğin gibi canımı al, dedi. Amma bekle abdest alayım, namaza durayım, başım secdede iken canımı al,” dedi. Melek de dediği gibi yaptı. [208]
[208] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercümesi, Aydın Yayınevi: 1/151-152
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #9 : 02 Eylül 2008, 02:42:50 » |
|
 |
|
 |
 |
Kâfirlerin, zâlimlerin ölümleri çok acı, çok korkunç ve çok fecidir. Kâfirlerin ve zâlimlerin, ölüm ânında çektikleri azabı, Kur'an-ı-kerim şu yolda haber vermektedir. (ALLAHu Teâlâ'ya sığınırız).
Dünyayı alırsın boynuna
Hiç ölüm korkusu gelmez aynına
Azrail geldiğinde yanına
Hazine dolu paran olsa ne fayda? Mü'minler ölmezler. Fâni ve geçici dünya evinden, baki ve ebedî olan âhiret evine göç ederler.
“Herkese yaptığı işin karşılığı tastamam verilir. Zaten Hak Teâlâ onların yaptığını en iyi bilendir.”
ALLAH celle, Hadis-i-kudside:
“İzzet ve celâlime kasem ederim ki, kulumun kalbinde iki korkuyu ve iki emniyeti cem'etmem. Benden dünyada korkanları ve her işlerinde benim rızamı arayanları, kıyamet günü bütün korkularından emin ederim, onu o müthiş gün korkutmam. Dünyada benden korkmayanları ve emin olanları da, kıyamet günü korkuturum.” buyurmuşlardır.
Bir adam, mescitte namaz kılıyordu. Namazdan çıkınca, bir heybe içinde bıraktığı bin altının yerinde yeller estiğini gördü. Aynı mescitte namaz kılmakta olan Hazret-i Ali (KerremALLAHu vechehu) Efendimizin hafidi İmam Cafer sadık efendimize:
“Mescitte ikimizden gayrı kimse yok, paramı ve heybemi sen çaldın, diyerek iftira etti. Hazret-i-İmam, her ne kadar:”
“Ben, Evlâd-ı Resuldenim. Böyle şeylere tenezzül etmem,” dediyse de, dinletemedi:
“Mescitte senden başka kimse yoktu ki başkası almış olsun,” diyerek diretti. Hazret-i-İmam sordu: “Heybende ne kadar para vardı?”
“Bin altın vardı.”
“Öyle ise gel benimle beraber, diyerek parası kaybolan adamı saadet-hanesine götürdü ve şahsına ait paradan kaybolduğu iddia olunan bin altını adama verdi. Parasını aldığı halde, küstahlığı elden bırakmayan müfteri:”
“Almadınsa bana bu parayı neden verdin?” Diye Sorunca da:
“Evlâd-ı-Muhammed'e iftira ettiğinden nâra girmeni istemedim ve bu parayı sana helâl ettim,” buyurarak adamı savdı.
Hazret-i-İmam, bir müslümanı yalancı çıkarmak istememişti. Fakat gelin görün ki, parasının çalındığını iddia eden adam, arkadaşlarının yanına gelince, gülerek kendisine:
“Geçmiş olsun, dediler ve şaka olsun diye kendisi namaz kılarken, içinde bin altın bulunan heybeyi gizlice alıp sakladıklarını söylediler ve heybeyi sahibine teslim ettiler.”
Adamcağız, yaptığı hatayı anlayarak büyük bir üzüntüye kapıldı. Parasını kendi arkadaşları alıp sakladıkları halde, hiç suçu olmayan ve mescitte kendisi gibi namaz kılan bir zatı hırsızlıkla itham ettiğinden utandı. Şahsını tarif ederek bu zatın kim olduğunu sordu. Kendisine:
“O zat, Peygamber-i zişânın amcası oğlu Hazret-i Ali'nin torununun çocuğudur, denilince doğru Hazret-i İmam Cafer Sadık'ın evine koştu, ellerinden öperek affını ve rızasını diledi ve haksız olarak aldığı bin lirayı iade etmek istedi. Hazret-i-İmam kabul etmedi ve adama şöyle buyurdu:
“Bu hane, Evlâd-ı-Muhammed hanesidir. Bu hane, mâ'den-i-nübüvvet, sırrı velayet, vâris-i ulum-u Nebevi hanesidir. Bizim mülkimizden bir şey çıkarsa, tekrar bize avdet etmez. Verdiğimizi geri almak, bizim şânımıza münasip ve lâyık değildir. O altınlar, sana hediyemiz olsun, güle güle harca.
Fânî dünyaya meyleden, dünyası için dinini terk eden, dünya malı için Hak binasını yıkan, ölümden ibret almayan gafil!.. Artık, kötülüklerden elini, eteğini çek. Ölümünü düşün... Neler gördün, daha neler göreceksin... İş, ölmekle bitmiyor. Asıl hayat, ondan sonra başlıyor. Şimdi uykudasın; bu gördüklerin rü'yadan başka bir şey değildir. Yalnız şu farkla ki, rü'yada yaptıklarından mes'ul değilsin amma, dünyada yaptıklarından sorumlusun. Yakında uyanacaksın; bütün insanlar uykuda öldüler mi, uyanırlar diyor ALLAH Resulü.
Yâ Rab. Bizi, ölmeden uyandır, ibretle bakacak, gerçekleri görecek bir göze sahip kıl. Haya sahibi bir yüz, ağzımıza tatlı bir dil ihsan eyle.. Bize hayatımızda dua edenleri, mematımızda rahmet ve Fatiha ile ananları iki cihanda aziz eyle. Âmin diyen dilleri nârından azad eyle. Âmin, bi-hürmeti seyyid-il-mürseliyn vel-hamdü lillahi Rabbil-âlemiyn, kabul-üd-dua el-Fâtiha.
Her şeyin yaratıcısı, ancak Ulu ALLAH'tır. O'ndan başka yaratma gücüne sahip bir kuvvet yoktur. Yaratıcılık vasfı, sadece Yüce ALLAH'a mahsustur.
Bu âlemde meydana gelen her şey Yüce ALLAH'ın bilmesi, dileme ve yaratmasıyla var olur. İşte herhangi bir şeyin, belirli bir şekilde meydana gelmesini Ulu ALLAH'ın ezelde dilemiş olmasına Kader denir. Ve Ulu ALLAH'ın dilemiş olduğu şeyi, istediği zaman var etmesine de Kaza denir.
Ulu ALLAH'ın falan kişiyi, filân günde yaratmayı ezelde dilemiş olması kader'dir. O kişinin takdir edilen günde dünyaya gelmesi de yaratma, bir kaza'dır. Burada kader ile kaza birbirinden ayrı şeylerdir.
Ulu ALLAH'ın takdir ve kazasının dışında hiç bir şey düşünülmez. Gerçekten inanmak, aynı zamanda razı olmaktır. Ancak, kaza kadere boyun eğmek, bizi Sorumsuzluğa ve miskinliğe sevk edemez. Çünkü insanoğlunun da bir iradesi vardır. Bu irade ve çalışmanın sonucu olan her şeyden insan, sorumludur. Bu sebeple insan, Yüce ALLAH'ın rızasına uygun hareket ederek, kötü yollara düşmekten kaçınmak zorundadır. Bir insan günah işlemek ister ve iradesini bu yolda kullanırsa, Ulu ALLAH da o günahı yaratır. Fakat bundan memnun olmaz. Ve müslümanlara yakışan, en doğru hareket şekli, Yüce ALLAH'ın memnun kalmayacağı emirlerine aykırı olan her şeyi yapmamaktır. Kaza ve kadere inanmanın birçok fayda ve hikmetleri vardır.
Bir kere, kazaya ve kadere inanan kişi, her şeyin tek yaratıcısı hâkimi olarak, sadece Ulu ALLAH'ı tanır. Böylece, ruhu yükselir. Kabirlik için atar, karakteri ve ahlâkı düzelir. Gene o kişi, hayatta her şeye girişir, başına gelene göğüs gerer. Ömrü boyunca cesaret ve gücünü kaybetmediği için, basardan başarıya ulaşır. Çünkü kaza ve kadere boyun eğen kimse, bir iş de başarısızlığa uğrarsa; “Bunda bir hikmet ocak.” diyerek aynı şeyi başka yollardan başarmaya çalışır, bunu da yapamaz ise: “ALLAH bana bu kadar güç vermiş, buna da çok şükürler olsun.” der ve tevekkül eder.
Hemen belirtelim ki, kaza ve kader, insanoğlunun mesuliyetine sorumluluğuna engel değildir. İnsanlar, kendi irade ve güçlerine dayanarak çalıştıkları, kazandıkları, kaybettikleri; tek kelime ile yaptıkları her şeyden, Ulu ALLAH'a karşı sorumludurlar... [210] [210] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercümesi, Aydın Yayınevi: 1/152-165
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
|
|
|