Selamun Aleykum
Selamun Aleykum, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Özel Arama
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Reklamlar
Şifalı Bitkiler


Konu Bilgileri
Konu BasligiKonu Her müslümanın dört esası muhakka bilmesi gereklidir
Cevap SayisiCevap Sayisi: 15 cevap var
Okunma SayısıOkunma Sayısı 602 defa
Bu Konuyu Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Her müslümanın dört esası muhakka bilmesi gereklidir  (Okunma Sayısı 602 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ebubekiryasin
Faydalı Üye
*



Toplam Oyu: 11
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 185


« : 18 Haziran 2008, 14:37:17 »

Şifalı bitkiler, bitkisel yağlar hangi hastalığa hangi bitki iyi gelir, doğal yoldan zayıflama..


Dört esası
Bismillah vel hamdulillah ves salatu ves selamu ala resulillah.Beni İslâm dini ve akidesi üzere yarattığı için ALLAH'a hamd ederim...   Her müslümanın dört esası muhakka ki bilmesi gereklidir.
Bunları şöyle sıralıyalım
1-Uluhiyyet (İlah)tevhit,
2-Rububiyyet (Rabb) tevhidi
3-Din
4-İbadet

Bunlarla iliğli bilgileri bilmesi lazım ki inancında amelinde ŞİRK İÇERMESİN tabi bu okuyup yazanlar için ve okuyup yazanların da diğerlerine anlatmakla olur herhalde bu iş...
Bu dört esası kısa ve öz olarak kendi başlıkları altında anlatmaya çalışacağım şimdiden hatalarımdan dolayı Yüce ALLAH'tan Affımı  siz okurlardan da özür delerim...
Logged
Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
Robot Moderatör
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 17.075


View Profile
Re: Her müslümanın dört esası muhakka bilmesi gereklidir
« Posted on: 04 Aralık 2008, 23:03:26 »

 
      uyari
Selamun Aleykum Ziyaretçi. Sitemize Hoş Geldiniz.. islami sitemizin içeriğinden daha iyi faydalanmak ve mesaj yazmak için üye olmanız gerekmektedir.. sitemizde islami içerik bulunmaktadır.. bulamadığınız herhangi bir konuyu bildirerek yardım alabilirsiniz.. Katkılarınızdan ve Desteklerinizden Ötürü Teşekkür Ederiz... Üye Olmak için Aşağıdaki "Üye Ol" Kısmını Tıklayabilirsiniz..

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Her müslümanın dört esası muhakka bilmesi gereklidir oyunları, Her müslümanın dört esası muhakka bilmesi gereklidir programı, Her müslümanın dört esası muhakka bilmesi gereklidir oyunu indir, Her müslümanın dört esası muhakka bilmesi gereklidir program yükle, Her müslümanın dört esası muhakka bilmesi gereklidir download, Her müslümanın dört esası muhakka bilmesi gereklidir hikayeleri, Her müslümanın dört esası muhakka bilmesi gereklidir resimleri, Her müslümanın dört esası muhakka bilmesi gereklidir haber, Her müslümanın dört esası muhakka bilmesi gereklidir yükle, Her müslümanın dört esası muhakka bilmesi gereklidir videosu, Her müslümanın dört esası muhakka bilmesi gereklidir msn eklentisi, şarkı sözleri, dizisi
Logged
ebubekiryasin
Faydalı Üye
*



Toplam Oyu: 11
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 185


« Yanıtla #1 : 18 Haziran 2008, 17:30:16 »

Uluhiyyet Tevhidi (İlah)

Kelime-i Tevhid-1
Tevhid ne demektir ? Lügat(sözlük)manası:
1)-bir şeyi tek bilmek
2)-Bir şeyin bir olduğuna kail olmak
3)-Hakkında tek bir olduğuna hüküm vermek
4)-Genelde ve özelde eşi,benzeri,ortağı olmayan için tevhid kelimesi kullanılır ki o da ALLAH için ,kullanılır ve başkası için kullanmak pek muhaldir.
5)- Tevhîd birleştirme, birleme, bir olduğunu kabul etme ve bu şekilde inanma demektir.

Tevhid’in ıstılahi manası (İslam’i manası) ise:
Yüce ALLAH’ın zatında,fiillerinde,sıfatlarında.isimlerinde eşi ve benzeri olmadığına,şeriki ve nezirde beri olduğuna iman etmekle beraber ibadette de O’nu birlemektir.
Yani ibadeti O’ndan başkasına yapmamak ve yalnız ALLAH'a tahsis etmektir.
Bir başka deyişle; ALLAH'tan başka ilâh olmadığına iman etmek, O'ndan başka Rab ve Ma'bud tanımamaktır.İhtiva ettiği manaya gönülden inanarak
"Lâilâhe illALLAH Muhammedun Rasûlüllah" sözünü söylemektir. İşte
"ALLAH'tan başka ilâh yoktur Muhammed Onun Rasûlüdür" anlamına gelen bu söze kısaca "Kelime-i Tevhîd" denir.
Kur'an-ı Kerimde ilâh kelimesi iki manada kullanılmıştır. Birincisi- hak olsun batıl olsun, ayırım yapılmaksızın, insanların kendisine tapındığı şey anlamında mabud.
İkincisi; gerçekten ibadete lâyık olan varlık anlamında hak mabud.
Fahrüddin-i Razi; "müşriklerin hem ALLAH'ı hem putlarını eşit derecede sevdiklerini" delileriyle izah etmiştir. Günümüzde hem müslüman olduğunu söyleyen, hem beşerî bir ideolojiye inanan insanların psikolojisi, Mekke müşriklerinin tavrından farklı değildir. Kelime-i tevhidi ikrar ve tasdik eden bir kimse; ALLAHû Teâla (cc)'nın kitabında ve Resûl-i Ekrem (sav)'in sünnetinde yer alan bir hükmün Mutlak hakikat olduğunu tasdik etmek mecburiyetindedir. Aksi takdirde; Kelime-i tevhidin mânâsını bilmeden tekrar eden, bir papağanın durumuna düşer. Bu nokta iyi düşünülmelidir.(Kelimeler ve Kavramlar -İlah maddesi Y.Kerimoğlu)
İlah ne demek olduğu yukarıda açıklandı. Ve şimdi ilahın manasını tek tek yazalım
1)-Kanun ve Hüküm koyan
2)-Duaları kabul eden ve karşılık veren
3)-İbadet (kulluk) edilen tek Ma’bud(1)
4)-İbadete ve duaya layık tek merci
5)-sevilen ve saygı duyulan tek ilah
6)-İbadetin türünü,zamanını ve şeklini belirleyen
7)-Sükunet bahşeden
8)-Azabı ve mükafatı olan ve devamlı olarak yapan
9)-Yoktan yaratan
10)-Hayata devam gücü veren tek zat
11)-Hiç bir şeye ihtiyacı olmayan
12)-Her şeyin muhtaç olduğu zat-ı Samed
13)-Egemenliğin,hakimiyetin ve her şeyin hükümranı olan
14)-Gizli ve açık,sinelerdeki fısıldamaları bile bilen
15)-Yorgunluk ve uyku tutmayan tek ilah ( Ayet el kursi)
16)-Yardımcıya ve ortağa hiç mi hiç ihtiyacı olmayan
17)-Yüceliği ve hükmü altına alıp koruyan
18)-Amellerin karşılığını veren (iyi veya kötü)
19)-Kederli ve üzüntülü olanlara (isteyene) sakinlik ve ferahlık veren...
Yukarıda  gecen Ma’bud kelimesini biraz açmak lazım geliyor:
(1)“Ma’bud öyle bir kelime ki hicaplanma,derin şaşkınlık anlamı ile birlikte yücelik,üstünlük ve şereflilik manalarını ihtiva eder.İnsanın aşkla ve şevkle yöneleceği zat ihtiyacını,sıkıntısını ve ıstıraplı anında sinirlerine sükunet bahşetmeye gücü yetsin.Bütün bunlardan anlaşılan o ki:İlah kelimesinin ma’bud hakkında kullanılmasına sebep olan faktörler şunlardır.“İhtiyaçları gidermesi (Mesele,yağmur duasına, anında yağmur yağdırdığına milyonlarca insan şahittir) amellerin karşılığını vermesi,sükunet bahşetmesi,yüceliği ve hükmü altın alıp koruması,bu kuvvetli varlığın hakimiyeti,kulun ihtiyaçlarını karşılar,musibet anında onu korur.Aynı zamanda gözlerden o derece gizli olmalı ki insanların idrak edemediği sırlarından daha esrarlı olsun ve insan O’ndan korktuğu kadar da iştiyak ve sevgi de duysun” (Dört Terim Mevdudi-Beyan y.)



Uluhiyyet Tevhidi (ALLAH’tan başka ilah yoktur emrine iman)
Uluhiyyet tevhidi,Yüce ALLAH’a kalp ve azalar ile O’nun belirlediği ibadet şekilleri ile ibadet etmek,buna ibadet tevhidi de denir.
Uluhiyyet tevhidi,ALLAH tan başka mu’bud edinmemek,İbadete layık,yalınız ALLAH olduğuna inanmak başkasına ibadet etmemektir.
Uluhiyyet Tevhidi,ALLAH’ın gökte ve yerde bir ilah olduğuna,O’ndan başka ilah olmadığına iman etmek,kalbin korkarak ve ümit ederek (Beynel havfi ver raca) ALLAH’a bağlanmasıdır.
Uluhiyyet tevhidi,demek “la ilahe illALLAH.”ALLAH’tan başka ilah yoktur,inancıdır.
Kur’an-ı Kerimde o kadar çok bu konu işlenir ki buraya yazmamız adeta imkansızdır.Ne var ki birkaç ayet delil olarak yinede yazalım…
“Ey insanlar, ALLAH'ın size yönelik nimetlerini hatırlayınız. Size gökten ve yeryüzünden rızık sağlayan ALLAH'tan başka bir yaratıcı var mı? O'ndan başka ilâh yoktur. Nasıl oluyor da bu gerçeği göz ardı ediyorsunuz?”(Fatır-3) Buradan da yaratan,rızık veren,göklerin ve yerlerin tek ilahı ve hakimi
“Gökteki ilah da, yerdeki ilah da O'dur. O, hakimdir, alimdir.”(Zuhruf-84) Göklerde ilah ve yerde de ilah (yani kanun ve hüküm koyan…)
“Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; bilin ki O, kalplerde olanı bilir.Yaratan bilmez olur mu? O, latiftir, haberdardır."(Mülk 13-14) Burada yaratan,gizli ve açık olanı,sinelerden geceni bilen…
“Yaratan, yaratamayan gibi olur mu? Hiç (tevhidi)düşünmüyor musunuz?”(Nahl-17)


“Yeryüzünde dirlik-düzen sağlandıktan sonra bozgunculuk çıkarmayınız. ALLAH'a korku ve umut içinde (Beynel havfi ver raca) dua ediniz. Hiç kuşkusuz ALLAH'ın rahmeti -şirksiz-salih amel yapanlara yakındır.”(Araf-56)

İslâmiyet'in İlah âkidesiyle diğer dinlerdeki "ilâh" fikri arasında tartışmaya yer bırakmayacak nitelikte büyük farklar vardır. İslam'da göklerin ve yerin İlah'ı bir İlahtır.
Diğer dinlerdeki ilah fikrine,  bu dinlerin mensubu olan insanlar, ilâhları kendi ihtiyaçları doğrultusunda edinirler.
Diğer dinlerdeki ilâh fikri, insanların korkularının isteklerinin ihtiyaçlarının ürünüdür. Bu ilâhlar insanların ihtiyaçlarına göre şekillenirler.
Sonra bu ilâhların hüküm vaaz etmek gibi özellikleri de yoktur.
insanların ihtiyaçları karşılandığından, bu ilâhların fonksiyonları da tükenecektir.
Oysa İslâm, kişi ilâhı kendi ihtiyaçları doğrultusunda edinemez.
Zîra İslâm, mutlak bir yaratıcının ve hüküm koyucunun ve ibadet edilecek bir tek ilâhın var olduğu, onun da hiç bir ortağı bulunmadığı esası üzerine oturtulmuştur.
İslâm insanları bu ilâha (yani ALLAH'a) iman ve ibadet etmeye çağırır. Diğer dinlerde ilâhlar, insanlarla birlikte vardır. İnsan yok olduğunda bu ilâhlar da yok olurlar.Yeni nesillerin ihtiyaçlarına göre yeni ilahlar icad ederler...
Oysa ALLAH (c.c) insanı yaratandır. İnsan yaratılmadan önce de vardı ve zatı ile kâimdir. İnsan kendisinin ihtiyaçlarını gidermeye gücü yeten, sıkıntılara karşı ona yardım elini uzatan, onu koruyup gözeten, sıkıntı ve korkulu anlarında onu emniyete ulaştıran bir varlığa ibadet için yönelmektedir.

İlah Edinmek

Yeryüzünde ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Adem'le başlayan tevhîd inancı gönderilen her peygamberle birlikte devam ede gelmiş ve İslam peygamber'i (s.a.s) ile kemâle ermiştir
Bütün peygamberler, kendinden önceki peygamberleri tasdik edici özellikte tevhid yolunda mücadelelerini sürdürmüşler, gönderildikleri kavimleri ALLAH (c.c)'dan başka ilâh edinmemeleri hususunda uyararak, onları ALLAH'a kulluk etmeye çağırmışlardır. Ancak peygamberler bu mücadeleleri sırasında kendilerinin yanında yer alan pek az mümin bulabilmişlerdir. Hatta bazıları öldürülmüşler, yaşadıkları yerden uzaklaştırılmışlar ve içinde bulundukları toplumun, sürekli hakaret ve alaylarına maruz kalmışlardır.

Peygamberlerin uyarılarını dikkate almayan insanlar, kendi inançlarında ısrar etmişler, ALLAH’tan (c.c) başka ilâhlar edinerek, onlara tapınmaya devam etmişlerdir. Nitekim ALLAH'u Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de bu kavimler hakkında şöyle buyurmaktadır:
"Onlar, kendileri için bir izzet ve kuvvet kaynağı olsunlar diye, ALLAH'tan başka sahte ilâhlar edindiler" (Meryem, 19/81).
"Onlar, ALLAH'ı bırakıp, güya kendileri yardım(a mahzar) edilecekler ümidi ile mabudlar edindiler" (Yâsin, 36/74).
"ALLAH'ı bırakıp taptıkları yalancı ilâhlar, rabbinin azap emri geldiği zaman onlara hiçbir fayda sağlamadı, ziyanlarını arttırmaktan başka bir işe yaramadı " (Hûd, 11/101).

"Halbuki ALLAH'ı bırakıp da çağırdıkları şeyler hiçbir şeyi yaratamazlar. Onların kendileri yaratılıp duruyorlar. Onlar diriler değil ölülerdir. Ne zaman dirileceklerine de şuurları yoktur. Sizin ilâhınız bir tek ilâhtır (en-Nahl, 16/20-22).

"ALLAH'tan başkasına tapanlar dahi gerçekte ALLAH'a eş tuttukları ortaklara tabi olmuyorlar. Onlar kuru zandan başkasına uymuyorlar, onlar ancak yalandan başkasını söylemiyorlar" (Yûnus10/66)
"ALLAH ile birlikte başka bir ilâh edinip tapma. Ondan başka hiç bir ilâh yok" (el-Kasas, 28/88)
Buraya yazdığım ve yazamadığım yüzlerce ayetlerden anladığımız;işte ALLAH’tan başkasının ilahlığını ret etmekte ve onların birer yaratık ve kul olduklarını söylüyor.
Eğer onların ilah olduğunu ısrar eden varsa da onun uydurama ve düzmece olduğunu tüm dünyaya ilan ediyor ve meydan okuyor.
Tek ilah ALLAH olduğunun ısbatı saadetinde getirdiği otorite ve egemenlik tasavvuru budur.
Gerçekte ALLAH'tan başka ilah olmadığına göre başkasını ilah kabul ederek yapılan veya yaptığımız her iş veya amel temelden geçersizdir.
Hiç şüphesiz gönüller evvela ALLAH’a halis olarak bağlandıktan sonra,dil ile de O’na kulluğunu ilan etmelidir.
ALLAH’ın şeriatını kabul ederek diğer batıl şeraitleri ve hükümleri kökten reddederek ALLAH’a ibadetini ve kulluğunu açığa vurmalıdır...







Logged
Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
ebubekiryasin
Faydalı Üye
*



Toplam Oyu: 11
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 185


« Yanıtla #2 : 17 Temmuz 2008, 13:05:33 »

Rububiyyet (Rabb) tevhidi

ALLAH’ın bir Rabb olduğuna iman etmek)
Bu tevhidi tam olarak anlaya bilmek için Rububiyyet lafzının esas olan “RABB” sözcüğünün anlamını iyi kavramak gerekir.
Rabb kelimesi esas olarak terbiye eden anlamına gelir.Kelime aynı zamanda da ıslah etmek,üzerinde tasarruf da bulunmak,taahhüt etmek,kemale erdirmek,tamamlamak,toplamak,efendisi olmak,kefil olmak,sorumluluğu yüklenmek,malik olmak,bakmak,büyütmek,gözetmek,sözünü geçirmek,istediğini yapabilmek ve yaptıra bilmek,rızık vermek,v.d…bir çok manalarını kapsar.
ALLAH hakk subhanehu ve teala alemlerin gerçek Rabbi olduğu için Rububiyyet sadece O’na aittir.Bu konuda ALLAH’ın tevhidi farzdır.(yani inanmak mecburidir,yoksa Müslüman olmak çok zor) Bütün bu ve diğer sıfatlarıyla Rububiyyet tamamen Yüce ALLAH aittir.ALLAH’ın yarattıklarına bu sıfatları vermek veya başkalarında olduğuna inanmak şirktir.Çünkü her yünüyle yaratan,her şeye malik ve sahibi O’dur.İşleri idare eden,öldüren ve dirilten,ölüden diri,diriden ölüyü çıkartan,fayda ve zarar vermeye gücü yeten,yükselten ve alçaltan…O’dur.Şimdi bu Rububiyyet tevhidini tek tek yazlım gücümüz nispetinde.ALLAH’ım hatalarından dolayı Senden beni af etmeni niyaz ederim.Amin Ya Muin.
Rububiyyet Tevhidin Manasını Kısaca Yazalım;
1)-Terbiye eden
2)-Islah etmek
3)-Malik ve Sahip olmak
4)-Toplamak ve yığmak
5)-Mürebbilik-(bakmak,büyütmek ve gözetmek…)
`)-Sorumluluğu yüklenmek
7)-Taahhütte bulunmak
8)-Kemale erdirmek-tamamlamak
9)-İstediğini yapmak ve yaptırmak
10)-İşleri idare etmek,çekip çevirmek
11)-Sözünü geçirmek
12)-Rızık veren (yediren,içiren ve diğer nimetler)
13)-Şifa veren
14)-Fayda ve zarar veren
15)-Alçaltan ve yükselten
16)-Her şeyin üzerine kaim olmak
17)-Yücelik ve riyaset sahibi
18)-Barındıran ve sığılan tek merci
19)-Bir şeyi diğerine ilave edip bağlayan
20)-Din gününün tek sahibi
21)-Tüm alemlerin üzerinde tasarruf da bulunmak
22)-Öldüren,dirilten,ölüden diri,diriden ölüyü çıkaran
23)-Münşi(inşa eden-yani bir şeyi noksanlık noktasına getirinceye kadar bir halden diğer bir hale sokarak sürekli yaratan
24)-Tasarruf yetkilerin tek sahibi
25)-İtaat edilen,İbadet edilen tek ma’bud
26)-Efendiliği ve üstünlüğü kabul edilen
27)-Otorite sahibi,etrafına toplanılan başkan
28)-Durumu düzelten ve ihtiyaçları karşılayan
29)-Hidayet veren…v.d...
Bu kelimenin genişliğine,dallı ve budaklı anlamlarına bakıldığında Rabb kelimesinin ne kadar çok manası olduğu anlaşılmaktadır ki ben kısaca yazıdım buraya.Şimdi Kur’an-ı Kerimde ki Rabb kelimesinin kullanımına bkz:
(Yusuf suresi-23)-(Şuara 77-82)-”(Nahl-53-54)-(Enam-164) -(Hud-4)-(Zümer-7)-(Müzzemmil-9)-(Sebe-26)
Logged
Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
ebubekiryasin
Faydalı Üye
*



Toplam Oyu: 11
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 185


« Yanıtla #3 : 17 Temmuz 2008, 13:15:47 »

Din
Din, irade sahibi akıllıları muhatap alır.
“Kim dinini münaşakalara hedef yaparsa çok sık görüş değiştirir”(Ömer b.A.Aziz.Sünneni Darimi-1/91,K.M..29)
Din sözcüğü, söyleyiş şekli değişmeksizin Türkçe'ye girmiştir. Kelime, gerek İslâm öncesi Arapça'sında gerekse Kur'ân ve Sünnet'te oldukça yaygın bir şekilde kullanılmıştır. Bunun tabiî bir sonucu olarak da din sözcüğü İslâm tarihi boyunca, bütün çeşitliliğiyle ve farklı oranlarda yoğun olarak, kaynaklarda, ilmî ve edebî eserlerde, sözlü ve yazılı anlatımda, İslâmî ilimlerin anahtar terimlerinin en başında yer almıştır.
Aynı kökten gelen ve yüce ALLAH'ın sıfatı ya da ismi olarak kullanılan "ed-Deyyân", yapılan işlerin karşılığını veren, kahreden, yani istediğine zorlayan, egemen, hikmetle yöneten,hesaba çeken, hiçbir ameli karşılıksız bırakmayıp hayra da şerre de karşılık veren demektir.
(İbn Sîde, a.g.e., XIII, 155; el-Fîrûzâbâdî, a.y.; Mecdü'd-Dîn İbnu'l-Esîr, en-Nihâye fi Garîbi'l-Hadis, Beyrut 1399/1979, II, 148)
"Mütedeyyin" ise, ALLAH'ın dinine teslim olan, itaatkâr, öldükten sonra hesap ve cezaya inanan kimse demektir. (Şehristânî, a.g.e., I, 38)
Istılah Olarak Dinin Anlamı: "Yüce ALLAH'ın, kullarının kendisi vasıtası ile hakka ulaşmaları için peygamberleri aracılığı ile akıl sahibi insanlara tebliğ ettiği, onları dünya ve âhiret mutluluğuna kavuşturan sistem, ALLAH'ın koyduğu hükümler." anlamındadır. Bu anlamıyla din hem inanç konularını hem de amelî konuları kapsamaktadır.
« Son Düzenleme: 17 Temmuz 2008, 13:26:31 Gönderen: ebubekiryasin » Logged
Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
ebubekiryasin
Faydalı Üye
*



Toplam Oyu: 11
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 185


« Yanıtla #4 : 17 Temmuz 2008, 13:23:28 »

Din-1
Mevdûdî, Kur'ân-ı Kerim'de "din" kelimesinin anlamına ayıldığı incelemesinde şunları söylüyor: "...Bu bakımdan "din" kelimesinin "Kur'ân-ı Kerim'de eksiksiz bir düzeni ifade ettiği görülür. Söz konusu bu düzen şu dört unsurdan meydana gelir:
1. Hâkimiyet ve yüce egemenlik.
2. Bu yüksek egemenlik ve hâkimiyete itaat edip boyun eğmek.
3. Bu hâkimiyetin otoritesi altında meydana gelen fikrî ve amelî düzen.
4. Bu düzene uymaya ve ihlâsla bağlanmaya karşı bu yüce egemenliğin verdiği mükâfat veya karşı gelmek halinde isyan etmeye verdiği ceza." (Mevdûdî Kur'ân'a göre Dört Terim, s. 103)
O İslâm ki, yalnız dâva, yalnız dirayet, yalnız dille ifade edilen söz, yalnız kalpte cereyan eden tasavvur, yalnız şahısların namazda, hacda, oruçta eda ettikleri vecibelerden ibaret değildir. İslâm, teslimiyettir, itaat ve tabiiyettir, ALLAH'ın kitabının kulların hayatına hâkim olmasıdır. Bugün 'biz müslümanız' deyip de ALLAH'ın kitabı ile hükmetmeye çağırıldıkları zaman ondan yüz çevirip arkalarını dönenler de ehl-i kitab'a benzemektedirler.
Zira onlar da dîni insanların günlük hayatına, ekonomik, sosyal, hatta ailevî ilişkilerine sokmayı lüzumsuz sayarlar. Bunlar, ileri sürdükleri bu iddialar ile birlikte müslüman olduklarını söylemekten de geri kalmazlar. Hiçbir dînî esasa dayanmayan bu gaflet ile ehl-i kitab'ın ileri sürdüğü zan ve iddiaların farkı yoktur. Her iki grup da dînî esaslardan sıyrılmakta farksızdırlar.
Logged
Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
ebubekiryasin
Faydalı Üye
*



Toplam Oyu: 11
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 185


« Yanıtla #5 : 20 Temmuz 2008, 19:24:06 »


Din-2
Kur'ân-ı Kerîm'de bu kelimenin hangi manalarda kullanıldığını örnekleriyle açıklamaya çalışalım:

Halbuki bu dînin birtakım ayırıcı özellikleri vardır ki, onlar olmayınca din de olmaz: ALLAH'ın şerîatına itaat, ALLAH'ın Rasûlü'ne uyma, Kitabullah'ın ahkâmına teslimiyet. İşte tevhîd akidesinin gerçeği bunlardır. Ayrıca din, beşer hayatının tanzimi için teşrîi kanunları da tazammum eder. Dînin gayesi sadece ahlâkı güzelleştirmekten, vicdanî şuuru uyandırmaktan, ibadet ve inançtan ibaret değildir. Böyle bir din olamaz. Din, ALLAH'ın insanoğlu için tespit ettiği bir hayat programıdır, insan hayatını yaratıcının yoluna bağlayan ve ALLAH'ın kudret eliyle çizilen bir hayat nizamıdır.
ALLAH'ın dinine iman eden müslüman, ALLAH'tan bu dinin şahitliğini talep eder. Bu dine, insanların açıkça göreceği ve onlara güzel bir örnek teşkil edecek tarzda hakkıyla bağlanmalıdır. Kâinatta mevcut olan diğer bütün nizamlara ve teşkilâtlara karşı bu dinin üstünlüğüne ve yüceliğine iman etmeli, kendi nefsini, meslesini ve hayatını canlı bir şekilde ALLAH'ın çizdiği bu programa tahsis etmelidir.
Onlar, cemiyet ve ferdin dayanağını ALLAH'ın kudret elinden çıkan o yüce programa oturtmayıp, böyle bir cemiyet meydana getirmedikçe şahit olamazlar. Müminler İlâhî program tahakkuk ettirmeye mecburdurlar. İşte bu, ALLAH yolunda ölümün, yani ilâhî dinin ortaya koyduğu ve bizzat yaşamaktan daha hayırlı telakki ettiği şahadetin ta kendisidir... Müslüman olduğunu iddia eden her insan üzerine, "Bizi Şahit olanlarla beraber yaz." niyazı (Âli İmrân, 3/53)
ALLAH ile akdedilen bir bey'attır. Her mümin dînî bir hayatın ihyası ve toplumun huzur ve refahı arzusuyla bu ilahi nizamı gerçekleştirmek için cihat etmek zorundadır. Bunu yapmıyorsa ya şahadetinde yalancıdır veya bu dinin gaye edindiği şahadetin zıddını yapmak gayretindedir. Mümin olduklarını iddia ettikleri halde, insanları ALLAH'ın dininden uzaklaştıranların vay haline.
Logged
Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
ebubekiryasin
Faydalı Üye
*



Toplam Oyu: 11
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 185


« Yanıtla #6 : 20 Temmuz 2008, 19:27:36 »

Din-3
Kur'ân-ı Kerîm'de "Dinde zorlama yoktur. Hakikat, iman ile küfür apaçık meydana çıkmıştır. Artık kim tâgûtu tanımayıp da, ALLAH'a iman ederse, o muhakkak kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa yapışmıştır. ALLAH, hakkı ile işitici ve her şeyi kemâli ile bilicidir." buyurulmuşturDin diyince aklımıza gelen nelerdir:

1)-Karşılık veren
2)-Kahreden,istediğine zorlayan
3)-Egemen ve hakim
4)-Hikmetle yöneten
5)-Hesaba çeken
6)-Hiçbir ameli karşılıksız bırakmayıp hayra da şerre de karşılık veren
7)- Dünya ve âhiret mutluluğuna kavuşturan sistem, ALLAH'ın koyduğu hükümler. Bu anlamıyla din hem inanç konularını hem de amelî konuları kapsamaktadır.
8)- Mutlak Olarak Din: İtaat, Boyun Eğme, İbadet:
9)-Kıyamet ve Ceza Günü:
10)-Kanun, Hüküm, Şerîat
11)-Tevhîd: "ALLAH katında yegane geçerli olan din İslâm'dır" Âli İmrân, 3/19 âyetinde bu anlamda kullanılmıştır. Ez-Zümer, 39/2, er-Rum, 30/30 ve Lokman, 31/32. âyetleri de aynı anlamdadır.
12)-Hesab: "Onlar din (Hesap) gününü yalanlarlar" el-Mudaffifin, 83/11, es-Saffat, 37/53, ve el-Vakıa, 56/86'da olduğu gibi.
13)- Hüküm ve Yargı: Yusuf, 12/76'de "Melik'in dîni"; "Melik'in hüküm ve yargısı" demektir. en-Nur, 24/2'de "ALLAH'ın Dini" buyruğu da ALLAH'ın hüküm, yargı ve kanunu manasınadır.
14)-Bizzat dinin (yani hayatın her alanında kabul edilen inanç, egemen düzen, kişisel ve toplumsal ilişkiler, eşya ve kâinat münasebetleri, değer yargıları v.s.'nin) kendisi. Eksiksiz ve tam haliyle ALLAH'ın dini, İslâm: et-Tevbe 9/33,es-Saf 61/9, el-Feth. 48/28'de olduğu gibi.
15)- Millet: el-Beyyine, 98/5'de olduğu gibi. (el-Hüseyin b. Muhammed ed-Dâmeğanî, Kâmusu'l-Kur'ân, Beyrut 1983, 178-179)
16)-Hâkimiyet ve yüce egemenlik.
17)-Bu yüksek egemenlik ve hâkimiyete itaat edip boyun eğmek.
18)-Bu hâkimiyetin otoritesi altında meydana gelen fikrî ve amelî düzen.
19)- Bu düzene uymaya ve ihlâsla bağlanmaya karşı bu yüce egemenliğin verdiği mükâfat veya karşı gelmek halinde isyan etmeye verdiği ceza.
Bunlarda Hadiste geçen manaları:
20)-Boyun eğmek, itaat ve ibadet etmek
21)-İnanç ve ibadet:
22)- Hayır olsun, şer olsun karşılık:
23)- Kahretmek, mecbur etmek: Egemen ve hâkim ALLAH'ın "ed-Deyyan" ismi bu anlamdadır
Logged
Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
ebubekiryasin
Faydalı Üye
*



Toplam Oyu: 11
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 185


« Yanıtla #7 : 20 Temmuz 2008, 19:35:04 »


Din-4

Sünnet'te Din

Hadis-i şeriflerde de "din" kökünden türeyen kelimeler çeşitli tip ve anlamlarıyla kullanılmıştır. (Bk. el-Mu'cemu'l-Müfehres li Elgazi'l-Hadîs... II, 163 vd.; 165 vd.)
Hadis-i şeriflerde "din" kelimesi değişik anlamlarda kullanılmıştır:
1. Boyun eğmek, itaat ve ibadet etmek: "Akıllı kişi nefsine boyun eğdiren ve onu (ALLAH'a) ibadet ettirendir." (Tirmizî, Kıyame, 25; İbn Mâce, Zühd, 31) Bu hadis-i şerifde geçen "dâne"nin "hesaba çeken" manasına geldiği de söylenmiştir.
Hz. Peygamber'in: "Kureyş'ten, söyledikleri takdirde bütün Araplar'ın kendilerine boyun eğecekleri bir tek söz söylemelerini istiyorum." (Tirmizî, Tefsir, Sûre, 38, Bab 1; Ahmed b. Hanbel, I, 237) buyruğu da aynıdır.
2. İnanç ve ibadet: "Kureyş ve onlar gibi inanıp ibadet edenler (dâne, dinehum) Müzdelife'de vakfe yaparlardı." (Buhârî, Tefsir, Sûre 3, Bab 35; Müslim, Hac, 151) Yani bununla, dinlerine uygun hareket eden ve onlar gibi ibadet eden kimseler kastedilmektedir.
3. Hayır olsun, şer olsun karşılık:
"Nasıl davranırsan, öyle karşılık görürsün. " (Buhârî, Tefsir, Süre 1, Bab 1)
4. Kahretmek, mecbur etmek: Egemen ve hâkim ALLAH'ın "ed-Deyyan" ismi bu anlamdadır. (Ebu Ubeyd el-Kasım b. Sellâm, Garîbu'l-Hadis, Beyrut 1396/1976; Haydarabad, 1385/1966'dan tıpkı basım, III. 134-136; Mecdu'd-Din İbnu'l-Esîr, en-Nihâye -fi Garîbi'l-Hadîs, Beyrut 1399/1979, II, 148-149)
"Din"e yakın Kavramlar: Bundan önceki açıklamalardan "din"e yakın birtakım kavramların bulunduğu ve bunların da hem Kur'ân'da, hem Sünnet'te kavram olarak önemli bir yer tuttukları anlaşılmış olmalıdır.
"Küfür tek millettir." sözünde olduğu gibi 'bâtıl" hakkında da kullanılabilir. (Tehânevî, a.g.e., II, 1346) Fîrûzâbâdî, el-Kâmus'da: "
Din, Millet, Mezheb kelimeleri arasındaki farka gelince; Din ALLAH'a, Millet Rasul'e, Mezheb de Müctehide nisbet edilir. (Şerif el-Cürcânî, et-Tarifat. "Din " mad.) (Şias Din Maddesi)
“Cahiliyye döneminde Araplar; "din" kelimesini, örf ve âdet mânâsına kullanıyorlardı. Her kabilenin örf ve âdetlerini çok iyi bilen bir tâğûtu vardı ve kabile fertleri tâğûtun huzurunda muhakeme olurlardı. Ayrıca bütün kabilelerin temsil olunduğu "Dâru'n-Nedve" bir parlamento özelliği gösteriyordu. Bu parlamentoda, bütün Arapları bağlayıcı kanunları çıkarılırdı. Arapların kendi aralarındaki meseleler ve diğer kavimlerle olan ilişkilerde, tek karar merkezi Dâru'n-Nedve'dir. Nitekim Resûl-i Ekrem (sav)'e suikast düzenlenmesiyle ilgili gizli toplantı Dâru'n-Nedve'de yapılmıştır.
Bu girişten sonra "din" kelimesinin ıstılâhî mânâsı üzerinde duralım. Istılâh "ittifak" mânâsındadır. Ulemanın, bir sözü kelime mânâsından çıkarıp, başka bir mânâda kullanmak için ittifak etmeleri oldukça önemlidir. İslâm uleması "din" kelimesini, ALLAHû Teâla (cc) tarafından vahiy yoluyla indirilen, insanları dünyada ve âhirette kurtuluşa erdiren itikadî ve amelî nizamdır, şeklinde tarif etmiştir. Bu tarifteki "itikadî ve amelî nizam" hükmü üzerinde iyi düşünülmelidir. Dikkat edilirse ideolojilerde belirli bir tezi (inancı-itikadı) ve o tezin tabiî sonuçları olan hükümleri beraberlerinde getirmektedirler. Bu noktada; ideolojilere de, bir "din" diyebilir miyiz? suali karşımıza çıkar. Bazı çevreler buna "evet" demeyi âdet haline getirmişlerdi. Halbuki eksiktir. Zira, ALLAH (cc) katında yegâne din İslâmdır. İslâm'ın dışındaki bütün itikadî ve amelî sistemler bâtıl'dır. Ancak bütün ideolojilerin, tıpkı bir din gibi muamele görmek arzusunda oldukları gizlenemez. Bu noktada karşımıza tâgût kavramı çıkar..
Hatalarımdaan dolayı ALLAH'tan Affımı siz okuyucu kardeşlerimizde özür dilerim
(Mevdudi Dört Terim-Kelimeler ve Kavramlar-Y.K.Oğlu Fıkıh Uslu H.Karakaya kitaplarından derlenmiştir)
Logged
Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
ebubekiryasin
Faydalı Üye
*



Toplam Oyu: 11
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 185


« Yanıtla #8 : 20 Temmuz 2008, 23:28:58 »

İbadet

Bazı İslam alimleri;”Hevasına(istek arzusuna) muhalefet eden ve ALLAH c.c. yakinen iman eden her mükellefin meşru fiillerine ibadet denmiştir”(Curcani-tarifat-146,Y.K.oğlu)

Ubudiyet,ubudet ve abdiyyet (kısaca Abd) Kul ve köle diye kullanılan kelimenin manası;itaat,tevazu göstermek;daha açık ifade ile insanın bir kimseye isyan etmeksizin,mukavemet göstermeden itaat etmesi ve boyun eğmesidir.O kadar ki;kendisine boyun eğilen zat onu dilediği şekilde kullansın ve hizmet ettirsin.Bu etimoloji kökten,kelimenin yapısında mevcut olan kulluk,itaat,ilah edinmek,tapınmak,hizmet,bağlanmak,bağımlı kılmak ve yasak gibi manalar çıkarmışlardır lügat alimler.

Bu husus da Resulullah (as) şöyle buyurmuştur;
“üç kişi var ki Ben onların düşmanıyım;Bunlardan birisi,hür bir insanı köle (Abd) ve mülk edinen adamdır…”(Lisan’ul Arabi s.269-Dört Terim Mevdudi)buradaki Abd kul ve köle manasındadır.

Bu hadiste ki sözlük anlamından da anlaşılıyor ki kul (Abd) kelimesinin ifade etmek istediği mana;insanın güç ve kuvvet sahibi,iktidarı elinde tutan birine karşı baş eğmesi,itaat etmesi,sonra kendi hürriyet ve bağımsızlığından feragat etmesi,onun karşısında her türlü mukavemet ve isyanı terk etmesidir…İşte kulluk ve itaat etmenin gerçek manası budur.Bundan dolayı bir Arap,Abd ve ibadet kelimelerini duyduğu ilk anda zihninde ubudiyet düşüncesi canlanır.İşte bu yazıyı okuyan insanlarında ibadet ve kul kelimelerini duyunca yukarıda ki bilgiler aklına gelir inşALLAH…
Kulun ve kölenin gerçek vazifesi efendisine itaat etmek ve emirlerine sıkı sıkıya bağlanmak olduğuna göre hemen ardından itaat tasavvuru insanın zihnine gelmesi lazımdır.

Ayrıca bir kulun veya kölenin,zilleti kabullenip itaat ederek kendisini efendisine teslim etmesi yetmez,bunun yanında gönüllü,verilen nimetlere karşı şükür ve minnet duygularıyla dolu olarak,efendisinin büyüklüğüne inanması ve yüce makamını itiraf etmesi lazımdır.

Aldığı ve alacağı nimetlere şükrünü ifade etmesinde ve hizmet görevini yerine getirmesi sırasında durmadan efendisini anar ve yüceltir,yaptığı ibadet veya kulluk için huşu duyar ve iç sevinçi geçirir.Çünkü bilir ki yüce ALLAH c.c. sinelerden geceni bilir ve sinesinde iman hastalığı olan insanlara
ALLAH c.c.,münafık diyor.(bkz.Bakara-10 )

“Ancak yine de öğüt ver, çünkü öğüt vermek, mü'minlere fayda verir.Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk (ibadet) etsinler diye yarattım.Ben onlardan rızık istemiyorum, beni beslemelerini de istemiyorum.Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak ALLAH'tır”(Zariyat 55-58)

İşte buraya yazdığım ve yazamadığım şekillere ibadet veya kulluk denir.Şimdi bu ibadet veya kulluk kelimelerinin ifade ettiği ve etimolojik kökünde bulunan ve mevcut olan anlamları tek tek

yazalım.İbadet kelimesinin içerdiği manalar kısaca:
1)-Kul ve köle olmak
2)-Pazarlıksız itaat etmek
3)-Yardımı sadece ve yalınız Ona istemek
4)-Yalınız Onu ilah ve ma’bud edinmek
5)-Nefsini bağımlı kılmak
6)-Bağlanmak ve hizmet etmek
7)-Kalbinden huşu ile anmak
8)-Yasaklarına uymak
9)-Hürriyet ve bağısızlığından feragat etmek
10)-Mukavemeti ve isyanı tek etmek
11)-Verdiği nimetlerine şükretmek
12)-Yüceliğini ve makamını itiraf etmek
13)-Tevazu içinde bedenini ve ruhunu amede kılmak
14)-Dua ve tazzarruyu yalınız Ona yapmak
15)-Beden ve ruh ile yapılan ibadetlerin tamamını tek ilahın emrettiği gibi yapmak,(zaten daha önce görmüştük ilah bölümü 6. maddede ibadetin şeklini ve zamanını belirleyen diye) belki daha vardır ama buraya yazman imkansız.

Şimdi bu konu ile alakalı ayet ve hadisleri yazalım;
“De ki; "Rabbim beni doğru yola, insanların tüm ihtiyaçlarına cevap veren dine, ALLAH'ın birliğine inanan ve O'na ortak koşanlardan olmayan İbrahim'in inanç sistemine iletti.De ki; "benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm tüm varlıkların Rabbi ALLAH içindir.O'nun ortağı yoktur. Bana böyle emredildi. Ben müslümanların ilkiyim. "(Enam-161-163)

“Yeryüzünde dirlik-düzen sağlandıktan sonra bozgunculuk çıkarmayınız. ALLAH'a korku ve umut içinde dua ediniz. Hiç kuşkusuz ALLAH'ın rahmeti iyi işler yapanlara yakındır.”(Araf-56)

“ Üstün iradeli ve merhametli olan ALLAH'a dayan.O seni namaza durduğunda görür.Secde edenler ile birlikte eğilip dikildiğini de görür.Hiç kuşkusuz O, her şeyi işitir ve her şeyi görür”(Şuara-217-220)

“Rabbiniz buyurdu ki: "Bana dua edin, duanızı kabul edeyim. Bana kulluk etmeye tenezzül etmeyenler, aşağılık olarak cehenneme gireceklerdir….Cehennemin kapılarından, girin orada ebedi kalacaksınız. Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür.”(Mü’min-60-76)...
Logged
Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
ebubekiryasin
Faydalı Üye
*



Toplam Oyu: 11
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 185


« Yanıtla #9 : 20 Temmuz 2008, 23:34:51 »

Hadisler:

“Şüphesiz ALLAH sizin vucudlarınıza ve yüzlerinize bakmaz.Fakat kalplerinizdekine (İmana) bakar.”diğer hadis ise

“Şüphesiz ALLAH yüzlerinize ve mallarınıza bakmaz,fakat kalbinizdekine(İmana) ve amellerinize bakar.”(Müslim-Birr-33-34)

“Ey kızım Fatıma salih amel yap.ALLAH katında sana hiçbir şey yapamam”(Buhari-Vasiye-11,İbn Mace Vasiye-6)
“Kulum Bana,kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli hiçbir şeyle yaklaşamaz”(Buhari)

Köle'ye "abd" denilmesinin sebebi hem itikad, hem muâmelât ile ilgilidir. Zira ALLAHû Teâla (cc) istisnasız bütün insanlardan "misak" almıştır. Arâf sûresinin 172'nci ve 173'ncü âyet-i kerimelerine "misak" âyetleri denilmesinin mânâsı budur.
Misak, ALLAH (cc) ile insan arasında tahakkuk eden bir mukaveledir. Her müminin "ne zamandan beri müslümansın?" sualine, "galu bela'dan beri" diye cevap vermesinin sebebi budur. İnsan bülug çağına erdikten sonra İslâm'ı terk eder ve mü'minlere karşı savaşırsa "emanet"e ihanet etmiş olur. Bu ihanetin tabii sonucu olarak ehliyet ârızası başlar. Kölelik, misakı inkâr edip, küfrün güçlenmesi için savaşmakla ilgili bir hâdisedir.Burada şu akla gelebilir: "Hür bir insan kuvvet kullanılarak (inkâr söz konusu olmadan) köle yapılabilir mi?" buna "evet" demek imkânsızdır. Zira hürriyetin kaynağı fıtrîdir. Ehliyet sahibi olan her insan tekliflere muhataptır.Resûl-i Ekrem (sav)'in "Hür bir kimseyi köle edinenin hasmı (düşmanı) benim" buyurduğu bilinmektedir.
Ayrıca Hz. Abdullah b. Amr'dan rivayet edilen merfuu bir hadis'te: "Üç kişi var ki ALLAH (cc) oların namazını kabul etmez. İstemedikleri halde kavminin başına geçen, hür bir insanı köle edinen..." denilmektedir. Görüldüğü gibi, hür bir kimsenin, İslâm'a karşı savaş açmadığı müddetçe köle edinilmesi mümkün değildir. (Bkz. "Hürriyet" maddesi).

"Abd" ıstılâhını bu şekilde ortaya koyduktan sonra günümüze bir göz atalım. İslâm topraklarında, ALLAH (cc)'ın indirdiği hükümleri inkâr eden veya kabul ettiğini iddia etmekle beraber çağımıza uymaz" gerekçesi ile uygulamayan siyasi güçler iktidardadırlar. Lâ ilâhe (ilâh yoktur, putun hükmü yoktur,tâgût'u inkâr ederiz) diye haykıran ve İllALLAH (yalnız ALLAH vardır, O'na itaat ederiz) diye tasdikte bulunan mü'minler "Kul" olma şuurunu ayakta tutmak zorundadırlar. Aksi takdirde "tâgût'a kulluktan kaçınmış" olamazlar.·"Her kavme ALLAH'a ibadet edin ve tâgût'a kulluktan kaçının diye (tebligat yapması için) peygamberler göndermişizdir." (Nahl sûresi: 36) meâlindeki âyet-i kerime iyi tefekkür edilmelidir.(Kelimeler ve Kavramlar Y.K.oğlu abd maddesi)
Biz insanlara düşen önemli görev nemrut,firavun,şeddat,ebucehil,musolli,Hitler, karmaks,m.kemal veya isimleri her gün değişen kafir,facir,zalim ve tağut insanların ideolojilerini tarihin çöplüğüne bir daha çıkmamak üzere atalım.Onların yardımcıları ve halkı onlara(yani tağut) kulluğa davet eden mel’e ve mütrafin,(başka bir deyişle aydın insanların) gibi sinsi,çıkarcı ve münafıkların,düzenbaz sahtekarların telkin ve söylemlerini de dikkate almadan ve önemsemeden,gerçek ten insanlığa huzur,ekonomi refahlığı,namuslu bir yaşam,mal,can,akıl,din ve namusunu garanti altına alan ilahi bir sistem olan İslam dururken, ne diye sömürücülerin adeti olan demirde,tunçtan,alcıdan,tahtadan vs istismarcılar tarafından yaptırılmış ve insan onurunu zedeleyen,kendisi gibi yaratılmış olan şeylere saygı duruşu,çelenk koyma ibadeti,onlar adına bayram diye konulan günleri kaldırmalı yada en azından fert olarak iltifat etmemek,toplumu bu konuda uyarmalı ve men etmeli, bu batıl din ve ideolojilerin dünyaya saadet getirmediği şu anda ortadadır,bunların neyine tabi olunuyor bilemiyorum...
Şimdi bir bakın şu yukarıda saydığımız diktatörlerin,lider olarak kabul ettirilen,baş komutan olduğunu iddia edilen,aydınlık günler getirdi denilen adamların biz insanları neye çağırdıklarına;
“Kâfirler, mü'minlere "Bizim yolumuza uyun da günahlarınızı biz yüklenelim derler. Oysa onların, mü'minlerin omuzlarındaki hiçbir günahı yüklenmeleri söz konusu değildir. Onlar kesinlikle yalan söylüyorlar.Kafirler, hem kendi günah yüklerini ve hem de bu yüklerin yanında başka birçok günah yüklerini taşıyacaklar ve kıyamet günü düzmece iddiaları konusunda kesinlikle sorguya çekileceklerdir.”(Ankebut-12-13)
"Bizim yolumuza uyun” dedikleri yollar neymiş bir görelim;laiklik ve demokrasi,kapitalizm,liberalizm,kominizm,Kemalizm,Budizm,Brahmanizm v.s...Bütün bunlar ve buraya yazamadığımız nice izimler.Bizleri bunlara ibadet etmeye çağıran zorbaları tez elden ret etmeli ve yalınız ALLAH ibadet edeceğimizi ilan etmeliyiz ki bunlardan kurtulalım.Bakın Rabbimiz azze ve celle ne buyuruyor:
“Yüce ALLAH meleklerine emreder: "(ALLAH’ın bir ilah ve Rabb olduğunu inkar eden) Zalimleri, onların aynı yoldaki(liderleri,mel’e ve mutraf) arkadaşlarını ve ALLAH’tan başka (taptıklarına) onlara cehennemin yolunu gösterin.Durdurun onları, çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.”(Saffet-22-24)Bu zalim ve iş birlikçi insanlara karşı ;ALLAH subhanehu ve teala biz kullarını uyarıyor:
“Ey Muhammed! De ki: "Sizin, ALLAH'ı bırakıp da kulluk ettiklerinize kulluk etmek bana yasak kılınmıştır. Zira bana Rabbimden belgeler gelmiştir. Ben, alemlerin Rabbine teslim olmakla emrolundum."(Mümin-66)
“ Meryem oğlu Mesih sadece bir peygamberdir. Ondan önce de birçok peygamber gelip geçmiştir. Annesi de özü-sözü doğru bir kadındı. Her ikisi de (öbür insanlar gibi) yemek yerlerdi. Bak biz onlara ayetlerimizi nasıl açık açık anlatıyoruz ve sonra bak onlar bu ayetleri nerelerinden çarpıtıyorlar!De ki; "ALLAH'ı bı