|
|
 |
« : 01 Temmuz 2007, 11:06:15 » |
|
 |
|
 |
 |
Mehmet Ali BİÇER Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
HOCAEFENDİ
Türk halkının % 93’nün referandum (halk oylaması) ile kabul ettiği 1982 Anayasasının;“İnkılap kanunlarının korunması madde:174 de, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyetinin laiklik niteliğini koruma amacını güden, şeklindeki ifadelerle başlayan girişten sonra 3. bendinde tekke, zaviye ve türbelerin (Dergah ve ribatlar dahil 3 Kasım 1925 tarih, 677 sayılı yasayla kapatıldı.) yasaklanması ile 7. bendinde efendi, bey, paşa gibi ünvanların kaldırılması belirtilmektir.
Hocaefendi, paşa sözcüğünü bilerek veya bilmeyerek kullananlar maalesef anayasa suçu işlemektedirler, burada kişinin ne söylediği değil, sözün kim tarafından söylendiği önemlidir. Yoksa; gerektiği hallerde ilgili kişi ve kuruluşlardan bu konuyla ilgili savunma istenebilir ve balans ayarları yapılabilir. Burada, Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Arkadaşlar, efendiler, ey millet ! iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat medeniyet tarikatıdır.” Özdeyişini anmadan da geçemeyiz.
Üst düzey devlet yöneticileri Konya’da Mevlana (ks), Eskişehir’de Hacı Bektaşi Veli (ks) ve Yunus Emre’yi anma törenlerine katılarak konuşma yapmakla acaba Anayasa’ya, yasalara ve Atatürk’ün felsefesine ters düşmüş olmuyorlar mı? Acaba burada bir çelişki yok mu? Yoksa bu yasalar, otomobilde sürekli bulundurduğumuz ve ihtiyaç duyduğumuzda da kullanılmak üzere taşıdığımız takoz gibi mi? yedek lastik (stepne) mi?
Hani, aklımıza Cumhurbaşkanı seçimlerindeki 367 (TBMM’nin 3/2 çoğunluğu) rey’in aranması da gelmiyor değil. Demek ki 367 gerektiği zaman kullanılmak üzere bekletilmiş mi? Şimdi ! bazı kurum ve kuruluşlar, “hocaefendi” kavramını hoyratça kullanıyorlar. Acaba bu görmemezlikten mi geliniyor? Yoksa göz mü yumuluyor? Bakarsınız birilerinin canını “hocaefendi” dedi diye yakarlar mı? Ancak, ajan provakatörler istedikleri zeminde, istedikleri vakitte ve istedikleri şekilde görevleri gereği “hocaefendi” sözcüğünü rahatlıkla söylerler ve teşvik de ederler.
Uygulamada din ve vicdan hürriyeti tam anlamıyla görülemeyince, piyasada bol miktarda din bilginlerinin sahteleri, taklitleri yani, müseyleme’i kezzap’ları olan şeyh, hocaefendi, derviş, mürit ve dergah, tekke haliyle olacaktır. Değerli olan her şeyin sahtesi ve taklitleri elbet çıkacaktır. Asıl olan bu gelişmelerden etkilenen gerçek manadaki gönül erleri için mekanizma işletilecek mi? Yoksa sessiz mi kalınacak? Endişe duymamak elde değil.
GERÇEK HOCAEFENDİNİN KRİTERLERİ
Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’da tarikat şeyhlerinin İslami kriterlere uyup, uymadığının kontrol edildiği ve denetlendiği bir şeyhler meclisi (Meclis’i Meşayih) vardı. Şeyhlerin (hocaefendilerin) icazetli olup, olmadığı aranır, istikamet üzere (Kur’an ve Sünnet) bulunup, bulunmadığı tespit edilir ve onaylanırdı. Sahabe’i Kiram’lardan Selman’ı Farisi de Peygamberimiz (sav)’i test etmemiş miydi. İşte; “Meclis’i Meşayih’in” bir şeyh, (hocaefendi) için aradığı vasıfları, özellikleri, şartları şunlardı: (kriter, mihenk taşı, ölçü, mor ışınları, kalite kontrolü TSE, vb.)
1) – Kur’an’ı Kerim’in tamamı sayılan 6666 ayeti kabul ediyor ve uygulanmasını istiyor mu? Ve bir çabası var mı?
2) – Çalışmaları sonuçta kime yarıyor? Kime hizmet ediyor? Kapitalizm, Sosyalizm, Faşizm gibi ideolojilere, beşeri sistemlere mi? Yoksa ailesine, aşiretine, kabilesine, kavmine mi? Yoksa, İslam Dini’ne mi?
3) – Resul’ün hayatını iyi biliyor, yaşıyor ve insanlara örnek olabiliyor mu? Önderlik-liderlik vasfı var mı? (Vakıa:10)
4) – Bildikleriyle amel eden, bilgisini topluma taşıyabilen bir alim midir? Yoksa bir bilgi yüklü komputür müdür? İnsanların inanç, sosyal, siyasal, ahlaki problemlerini çözebilecek derecede bir fakih midir?
5) – Davranışları, bidat ve hurafelerden uzak “Kur’an ve Sünnet’e” uygun mudur?
6) – Güzel ahlaklı mıdır? Müşfik, güvenilir, mütevaziliği öne çıkıyor mu? Hizmet ehli mi? İstişare eder mi? Danışma (şura) meclisi var mı? Cemaat liderleriyle bir araya geliyor, Müslümanların problemlerine ortak çözümler arıyor mu?
7) – Silsile’ Şerif’i var mı? İcazetini ibraz edebiliyor mu? Ona bakılır. Silsilesi olmayan şeyh; nasıl ki, erken doğum veya düşük yapan kadının çocuğu gibi dünyaya gelen yavrunun özürlü olmasına benzetilir. (Uydurma Hadis’i Şerif’lerdeki, isnat = ravi, kaynak, dayanak = zincirindeki kopukluklarda aynen bunun gibidir.)
8) – Hucurat:15 ve Tevbe:119 da beyan edildiği gibi mi sadık mıdır?
9) – Muhsin midir? Eğitimci midir? Davetçi midir? Nebevi zühdün ütopya (hayal) olmadığını gösterebiliyor mu?
10) – Tezkiye (arıtma cihazı, filtre gibi arındırıcı) edici midir? Bu konuda ehliyetli mi? (uzman mı?) ihvanlarını ideolojilerden, sapık fikirlerden, batıldan, sulandırılmış İslam’dan uzak tutabiliyor mu? (Bakara:151)
11) – Çağını iyi tanıyor ve çağın problemlerine çözümler sunabiliyor mu? Yakın tarihi ve dünyada gelişen olayları “tahlil” edebiliyor mu? Yoksa, bir kenara çekilip ruhban gibi postundan ayrılmıyor mu?
Şunu da unutmamak gerekir ki, Nakşi Tarikatının pir’i (kurucusu, üstadı) Hz. Ebubekir Sıddık (ra) ve Kadiri Tarikatının pir’i Hz. Ali KeremALLAHü veche (ra) her ikisi de devlet başkanlığı, diplomatlık, başkomutanlık, Yargıtay başkanlığı, belediye başkanlığı, başöğretmenlik ve aile reisliği yapmış olmasıdır.
HOCAEFENDİ ARAYIŞINDA, BİR DİN BİLGİNİ
1058 Yılında doğmuş, 53 yıl yaşamış, Bağdat-Nizamiye Üniversitesi rektörü, seçkin üçyüz öğrencisi bulunan halka vaizlik yapan, Abbasi Halifesi’nin övgülerini kazanmış Hüccet’ül İslam İmam Gazali (ks) bir hocaefendiye inabe-intisap etmek (bağlanmak) için, Bağdat’tan Şam’a hicret etti. Şam-Emeviye Camisinin minaresinde yatıp kalktı, oniki yıl caminin içi, dışı ve tuvalet temizliğini bizzat üstlendi. Yani teoriden, pratiğe geçerek (Sözden, hal ve gidişe geçiş) yedi basamaklı olan nefs eğitimini burada tamamladı. İrili ufaklı 2275 adet risale ve kitap yazdı.
Bağdat’ta; Abbasiler zayıflamış, “Haçlı Seferleri” başlamış, sünnetler terk edilmiş, bidatler ve ahlaksızlıkların artmış olduğunu öğrenince Ankebut:1-2 nin (İnsanlar, inandık diyecekler de imtihana çekilmeyecek mi sandılar. Biz ondan öncekileri de imtihan etmişizdir.) gereğini yerine getirmek üzere Şam’dan Bağdat’a geri döndü. (Geniş bilgi için; Sapıklıktan Kurtuluş “hayat hikayesi” ile İhya’ulumiddin, Bedir Yayınları 1. cilt İmam Gazali –ks-nin biyografisi)
Hanifi mezhebinin kurucusu Ebu Hanife (ks) “Son iki yılım olmasaydı helak olurdum.” Bayezid’i Bistami (ks)’nin “ Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.” Yunus Emre (ks)’in “Dervişlik olaydı, taç ile hırka biz dahi alırdık otuza kırka.” İlahiyatçı, yazar Ali Ramazan Dinç’in “Tasavvufsuz insan, katıksız ekmek gibidir.” Özdeyişlerini bir daha beynimizde ve kalbimizde değerlendirmeye tabi tutmamız gerekir kanaatindeyim.
Hamd olsun, Alemlerin Rabbi olan Cenab’ı ALLAH’a
|
|
 |
|
 |
|