|
|
 |
« Yanıtla #2 : 18 Mart 2008, 21:53:49 » |
|
 |
|
 |
 |
O hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için, ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.(mülk suresi\2)
Mülkün üzerindeki sınırsız egemenliğinin, yönlendiriciliğinin, her şeyi yapacak güçte oluşunun ve iradesinin serbestliğinin bir sonucu da ölümü ve hayatı yaratmış olmasıdır. Ölüm kavramı hayattan önceki dönem ile hayattan hemen sonraki dönemi ifade eder. Hayat kavramı da hem dünya hayatını hem de ahiret hayatını kapsar. Bu ayette vurgulandığı gibi bunları ALLAH yaratmıştır. Bu şekilde ayeti kerime bu gerçeği insanın düşüncesine yerleştiriyor ve bunların gerisindeki amaç ve imtihan olgusuna karşı uyanık olmalarını sağlıyor. Çünkü ölüm ve hayat meselesi plansız-programsız tesadüfen meydana gelmiş değildir. Aynı şekilde amaçsız boş bir olgu da değildir. Ölüm ve hayat, yüce ALLAH'ın bilgisinin kapsamında gizli bulunan insanların yeryüzündeki davranışlarının ortaya çıkması, böylece insanların yaptıkları amellere göre karşılık almaları amacına dönük bir sınav aracıdır: "Hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için." Bu gerçeğin insan vicdanında yer etmesi, onun sürekli uyanık, sakınan, günah işlemekten çekinen, gerek gizli niyetlerde gerekse görünür amellerde büyük-küçük her şeye karşı bilincini koruyan bir insan olmasını sağlar. Gafil olmasına veya oyun ve eğlenceye dalmasına izin vermez. Aynı şekilde onun kendine güvenip de hiçbir sorumluluk duymadan, rahat davranmasına da müsaade etmez. Bu ifadeden sonra aşağıdaki değerlendirme cümlesinin yer alması da bu yüzdendir. "O, üstündür, bağışlayandır." Amaç, ALLAH'ı gözeten, O'ndan korkan kalbe huzur vermektir, güven aşılamaktır. Çünkü ALLAH üstün iradelidir, galiptir ama Aynı zamanda bağışlayıcıdır, hoşgörülüdür. Kalp uyanık olduğu, bu dünyaya sınanma ve denenme için gönderildiğinin bilincine varıp kötülüklerden sakındığı, korunduğu zaman, ALLAH'ın bağışlamasına ve rahmetine güvenebilir, onun himayesinde rahata kavuşabilir.
İslam'ın kalplere yerleştirmek üzere tasvir ettiği gerçeğe göre yüce ALLAH insanları rahmetinden kovmaz, onlara sıkıntı vermez ve onları azaba çarptırmak istemez. Tersine varoluşlarının amacının farkında olmalarını ister. Özleri itibariyle sahip bulundukları gerçeğin düzeyine yaraşır davranışlarda bulunmalarını; yüce ALLAH'ın bu varlık içinde kendi ruhundan üfleyerek dolayısıyla yarattığı birçok canlıdan üstün kılarak kendilerine bahşettiği onuru tamamlamalarını ister. Eğer bunu gerçekleştirirlerse, engin bir rahmete, büyük bir yardıma, geniş bir hoşgörüye ve birçok günahın bağışlanması durumu ile karşılaşacaklardır (Fizilal'il Kur'an) O Yüce Yaratıcının bütün emirleri, hükümleri bir nice hikmetlere, menfaatlere dayanmış bulunmaktadır. Kısaca (O ki:) O âlemlerin Rabbi ki: (Ölümü ve hayatı yarattı) Bunları takdir buyurdu ve bunlar için birer vakit tâyin ettiği o vakti ancak bir olan zâtı bilir. Ölüm, yâni hayatsızlık, hayattan önce gelir. Bütün hayat sahipleri, hayata ermeden evvel ölmüş, yâni: Yok bulunmuş bir hâlde idiler, binaenaleyh bu âyet-i kerîmede bu gibi nüktelere işaret için ölüm, hayattan önce gelmiştir. Bunların yaradılışındaki hikmete gelince o da ey insanlar!. (Hanginizin amelce) Akılca, anlayışça güzel, ibâdet ve itaatca (daha güzel olduğunuzu imtihan için) dir. Yâni: Ölüm ile hayatın yaradılışı, ey insanlar!. Kendinizin hallerini kendinize anlatmak içindir. Bu bir denemedir, imtihandır. Gerçekten Cenab-ı Hak, kullarının hâllerini, hareket tarzlarını anlatmak için onları imtihana tâbi tutmaya hâşâ muhtaç değildir. O bütün hâlleri, tavırları hakkî ile bilicidir. Bu imtihandaki hikmet ise kullarının hâllerini kendilerine bildirmek içindir. İlâhî adaletin tecellisi içindir. Hiç bir kimsenin bir mazeret ileri sürmeğe selâhiyeti kalmamak içindir. Bu imtihan neticesinde kimlerin mükâfata ve kimlerin cezaya lâyık bulunmuş oldukları ortaya çıkmış bulunacaktır, (ve O) Yüce Mâbud (hakkiyle gâlibtir.) İntikamı şiddetlidir, hiçbir suçlu, onun kahr pençesinden kendisini kurtaramaz ve (çok yarlıgayandır.) Kusurlarını bilen, tevbekâr olan kullarını da afv ve setreder. Onları cezalandırmaz. Ne büyük bir korkutma ve teşvik. Artık insanlar için lâzımdır ki: İlâhî azabı gerektirecek şeylerden kaçınsınlar, ALLAH'ın mükâfatına vesîle olacak olan güzel amellere devam etmekte bulunsunlar (Ömer Nasuhi Bilmen)
|
|
 |
|
 |
|