Selamun Aleykum
Selamun Aleykum, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Özel Arama
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Reklamlar
Şifalı Bitkiler


Konu Bilgileri
Konu BasligiKonu islamda carsaf
Cevap SayisiCevap Sayisi: 8 cevap var
Okunma SayısıOkunma Sayısı 560 defa
Bu Konuyu Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: islamda carsaf  (Okunma Sayısı 560 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
suranur19
Yeni üye
*

Avatar Yok


Toplam Oyu: 0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2


« : 09 Mayıs 2008, 17:21:57 »

Şifalı bitkiler, bitkisel yağlar hangi hastalığa hangi bitki iyi gelir, doğal yoldan zayıflama..


Soru: Aşağıda Resulullah efendimizin hanımlarının ve Sahabe eşlerinin çarşaf giydiklerine dair bir vesika yoktur deniyor, bu doğrumudur?"
"Kadınların çarşaf giymesi gerekmez. Ne Resulullah efendimizin hanımlarının, ne de Eshab-ı kiramın hanımlarının çarşaf giydiklerine dair bir vesika yoktur. Din kitaplarında da kadına nafaka olarak verilmesi gereken elbiseler bildirilmiş, hiç birisinde çarşaftan bahsedilmemiştir. Çarşaf Türkiye'ye Tanzimat döneminde hacca gidenler tarafından, İranlılardan alınmak suretiyle getirilmiştir. Önceleri pek tutulmayan, hatta bid'at denilen çarşaf, 1870'te yaygınlaşmıştır. Daha sonra II. Abdülhamid han, 4 Ramazan 1309 (2 Nisan 1892) tarihli bir emirname ile çarşaf giyilmesini yasaklamıştır. (İslam Ansiklopedisi Diyanet Vakfı)."
Cevap: Çarşaf kelimesiyle anlatılan giysinin, Kur'an'da ve hadislerde geçen "cilbab"la ilişkili olduğu açıktır. Tefsirlerde ve lugat kitaplarında "cilbab"ın, "battaniye, yorgan" anlamlarını da içeren "lihâf-milhafe" kelimesi ile açıklanması, bu kelimenin, bütün bedeni dıştan örten ve bürüyen bir giysiyi anlattığını göstermektedir.
24/en-Nûr, 60 ayetinde geçen "siyâb"ın, Sahabe'den itibaren hemen her tabakadaki ehl-i tefsir tarafından, kadının ev içinde giydiği elbisesinin ve başörtüsünün üzerine örttüğü örtü anlamına geldiğine, hatta Übeyy b. Ka'b ve Abdullah b. Mes'ûd (ALLAH ikisinden de razı olsun) mushaflarında, bu ayetteki "siyâb" yerine "celâbîb" kelimesinin yer aldığına dikkat edilirse, bugün "çarşaf" kelimesi ile ilfade ettiğimiz "dış giysi"nin Asr-ı Saadet'ten itibaren mevcut olduğu ve bilindiği konusunda şüphe kalmayacaktır.
Kaynaklarda "cilbab"ın "ridâ" ile açıklanması da bu durumu teyit etmektedir. Zira "ridâ", "dıştan giyilen bol elbise, aba" anlamındadır. "Cilbâb"ı "izâr" diye açıklayanların muradının da bu olduğunu en-Nevevî "el-Mecmû"da (III, 174) belirtmiştir.
Yukarıda "cilbab" kelimesinin, "yorgan, battaniye" anlamlarını da içerdiğini söylemiştim. Bütün bedeni örtmesi dolayısıyla "cilbab" ile bu anlamdaki "lihâf/milhafe" arasındaki ilişki, dilimize de aynen yansımış ve aslında "yatak/döşek örtüsü" anlamındaki "çarşaf" kelimesi bu dış giysiye de ıtlak edilmiştir.
Ümm-ü Seleme (r.anha)'dan gelen şu gözlem, günümüzde yaygın olan siyah çarşafın da Asr-ı Saadet'te uygulaması bulunduğunu göstermektedir: "Bu (33/el-Ahzâb, 59) ayeti nazil olduğu zaman Ensar'dan bazı kadınlar, giydikleri siyah elbiseler sebebiyle sanki başlarında kargalar varmış gibi dışarı çıktılar." (el-Cassâs, "Ahkâmu'l-Kur'ân", V, 245)
Şu halde bugünkü yaygın şekliyle giyilen çarşafın bid'at olduğunu ve Asr-ı Saadet'te mevcut olmadığını söylemek doğru değildir.
DİA'da mevcut "çarşaf" maddesinin yazarı tarafından çarşafın ülkemize Tanzimat döneminde girdiğinin söylenmesi isabetli değildir. Osmanlı topraklarından Hacc seyahati için başından beri Hicaz'a gidildiği halde çarşafın bu topraklara girmesi için neden Tanzimat dönemine kadar beklendiği sorusunun izahı yoktur.
Esasen sorudaki iktibasta meselenin DİA'dan eksik nakledildiği görülmektedir. Zira orada (VIII, 231) şöyle deniyor: "Çarşaf Türkiye'ye Tanzimat döneminde hacca gidip gelenler tarafından Araplar veya muhtemelen İranlılar'dan alınmak suretiyle getirilmiştir. Önceleri pek tutulmayan, hatta bid'at olduğu ileri sürülen çarşaf 1870'te çıkarılan bir emirname ile ince yaşmak ve feracenin yasaklanmasından sonra yaygınlaşmıştır..."
Bu satırların hemen öncesinde, "XVIII-XIX. yüzyıl seyyahları çarşafın Mısır kadınları arasında da çok yaygın olduğunu yazarlar" denmek suretiyle çarşafın İranlılar'a mahsus bir kıyafet olmadığı zımnen ortaya konmuştur.
Şu halde çarşafın ülkemize İranlılar'dan alınarak sokulduğunun mutlak olarak söylenmesi doğru değildir. Ayrıca bu giysinin bid'at olduğu iddiasının ulema tarafından nasıl değerlendirildiği ve bu iddiayı kimin, hangi delillere dayanarak ileri sürdüğü hakkında da bilgi sahibi değilim.
Çarşafın ülkemizde XIX. yüzyılın sonlarına doğru yaygınlık kazandığının söylenmesi, konunun Osmanlı coğrafyasındaki durumu hakkında yapılmış kapsamlı bir çalışmaya dayanılmadığı sürece boşlukta kalacaktır. Zira mesela özelikle Doğu Anadolu'da "ehram" (ihram) denen ve tıpkı çarşaf gibi bütün bedeni dıştan örten dış giysinin kadınlar tarafından öteden beri yaygın olarak kullanıldığı bilinmektedir. Karadeniz bölgesinde kadınların giydiği "aba" da bu bağlamda hatırlanmalıdır. Gerek bürünülme şekli, gerekse kumaşı vs. bakımından siyah çarşaftan ayrı bir özellik arz eden bu giysilerin tarihinin çok daha eskilere gittiği süphesizdir.
Fıkıh kitaplarında kadına nafaka olarak verilecek şeyler arasında çarşafın bulunmaması meselesine gelince, kaynaklarda genellikle "libas/elbise" zikredilmekte ve bunun da hakimin hükmüyle takdir edileceği söylenmektedir. Bunun ise örfe ve kocanın maddî durumuna göre takdir edileceği açıktır.
Logged
Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
Robot Moderatör
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 16.877


View Profile
Re: islamda carsaf
« Posted on: 23 Kasım 2008, 19:20:31 »

 
      uyari
Selamun Aleykum Ziyaretçi. Sitemize Hoş Geldiniz.. islami sitemizin içeriğinden daha iyi faydalanmak ve mesaj yazmak için üye olmanız gerekmektedir.. sitemizde islami içerik bulunmaktadır.. bulamadığınız herhangi bir konuyu bildirerek yardım alabilirsiniz.. Katkılarınızdan ve Desteklerinizden Ötürü Teşekkür Ederiz... Üye Olmak için Aşağıdaki "Üye Ol" Kısmını Tıklayabilirsiniz..

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: islamda carsaf oyunları, islamda carsaf programı, islamda carsaf oyunu indir, islamda carsaf program yükle, islamda carsaf download, islamda carsaf hikayeleri, islamda carsaf resimleri, islamda carsaf haber, islamda carsaf yükle, islamda carsaf videosu, islamda carsaf msn eklentisi, şarkı sözleri, dizisi
Logged
MuhammedBesir
Hademe-i Kur'an
Süper Üye
*



Toplam Oyu: 327
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1.373

Men Bende i Kur'anem Eger Can Darem


WWW
« Yanıtla #1 : 10 Mayıs 2008, 01:09:17 »

 [Rahman Razı Olsunn]Kardeşim, kaynağını da yazarsanız şayet delil olarak kullanabileceğimiz fevkalade bir materyal olmuş..
Logged




Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
Hiba
Bir "Kün" Emrini Bekler Bî Çare Yüreğim...
Administrator
*



Toplam Oyu: 151
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4.258

Ve Emrin Neyse Amâdeyim Rabbim...


« Yanıtla #2 : 10 Mayıs 2008, 14:51:15 »

 Allah Razı Olsun  Alkış  Alkış  Alkış
Logged


Mahsun Yüreğim!!!



Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
yanlız
YANLIZ
Bilgili Üye
*



Toplam Oyu: 13
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 325

İNANDIĞIN GİBİ YAŞAMAZSAN YAŞADIĞINGİBİ İNANMAYA B


« Yanıtla #3 : 10 Mayıs 2008, 16:01:35 »

Soru: Aşağıda Resulullah efendimizin hanımlarının ve Sahabe eşlerinin çarşaf giydiklerine dair bir vesika yoktur deniyor, bu doğrumudur?"
"Kadınların çarşaf giymesi gerekmez. Ne Resulullah efendimizin hanımlarının, ne de Eshab-ı kiramın hanımlarının çarşaf giydiklerine dair bir vesika yoktur. Din kitaplarında da kadına nafaka olarak verilmesi gereken elbiseler bildirilmiş, hiç birisinde çarşaftan bahsedilmemiştir. Çarşaf Türkiye'ye Tanzimat döneminde hacca gidenler tarafından, İranlılardan alınmak suretiyle getirilmiştir. Önceleri pek tutulmayan, hatta bid'at denilen çarşaf, 1870'te yaygınlaşmıştır. Daha sonra II. Abdülhamid han, 4 Ramazan 1309 (2 Nisan 1892) tarihli bir emirname ile çarşaf giyilmesini yasaklamıştır. (İslam Ansiklopedisi Diyanet Vakfı)."
Cevap: Çarşaf kelimesiyle anlatılan giysinin, Kur'an'da ve hadislerde geçen "cilbab"la ilişkili olduğu açıktır. Tefsirlerde ve lugat kitaplarında "cilbab"ın, "battaniye, yorgan" anlamlarını da içeren "lihâf-milhafe" kelimesi ile açıklanması, bu kelimenin, bütün bedeni dıştan örten ve bürüyen bir giysiyi anlattığını göstermektedir.
24/en-Nûr, 60 ayetinde geçen "siyâb"ın, Sahabe'den itibaren hemen her tabakadaki ehl-i tefsir tarafından, kadının ev içinde giydiği elbisesinin ve başörtüsünün üzerine örttüğü örtü anlamına geldiğine, hatta Übeyy b. Ka'b ve Abdullah b. Mes'ûd (ALLAH ikisinden de razı olsun) mushaflarında, bu ayetteki "siyâb" yerine "celâbîb" kelimesinin yer aldığına dikkat edilirse, bugün "çarşaf" kelimesi ile ilfade ettiğimiz "dış giysi"nin Asr-ı Saadet'ten itibaren mevcut olduğu ve bilindiği konusunda şüphe kalmayacaktır.
Kaynaklarda "cilbab"ın "ridâ" ile açıklanması da bu durumu teyit etmektedir. Zira "ridâ", "dıştan giyilen bol elbise, aba" anlamındadır. "Cilbâb"ı "izâr" diye açıklayanların muradının da bu olduğunu en-Nevevî "el-Mecmû"da (III, 174) belirtmiştir.
Yukarıda "cilbab" kelimesinin, "yorgan, battaniye" anlamlarını da içerdiğini söylemiştim. Bütün bedeni örtmesi dolayısıyla "cilbab" ile bu anlamdaki "lihâf/milhafe" arasındaki ilişki, dilimize de aynen yansımış ve aslında "yatak/döşek örtüsü" anlamındaki "çarşaf" kelimesi bu dış giysiye de ıtlak edilmiştir.
Ümm-ü Seleme (r.anha)'dan gelen şu gözlem, günümüzde yaygın olan siyah çarşafın da Asr-ı Saadet'te uygulaması bulunduğunu göstermektedir: "Bu (33/el-Ahzâb, 59) ayeti nazil olduğu zaman Ensar'dan bazı kadınlar, giydikleri siyah elbiseler sebebiyle sanki başlarında kargalar varmış gibi dışarı çıktılar." (el-Cassâs, "Ahkâmu'l-Kur'ân", V, 245)
Şu halde bugünkü yaygın şekliyle giyilen çarşafın bid'at olduğunu ve Asr-ı Saadet'te mevcut olmadığını söylemek doğru değildir.
DİA'da mevcut "çarşaf" maddesinin yazarı tarafından çarşafın ülkemize Tanzimat döneminde girdiğinin söylenmesi isabetli değildir. Osmanlı topraklarından Hacc seyahati için başından beri Hicaz'a gidildiği halde çarşafın bu topraklara girmesi için neden Tanzimat dönemine kadar beklendiği sorusunun izahı yoktur.
Esasen sorudaki iktibasta meselenin DİA'dan eksik nakledildiği görülmektedir. Zira orada (VIII, 231) şöyle deniyor: "Çarşaf Türkiye'ye Tanzimat döneminde hacca gidip gelenler tarafından Araplar veya muhtemelen İranlılar'dan alınmak suretiyle getirilmiştir. Önceleri pek tutulmayan, hatta bid'at olduğu ileri sürülen çarşaf 1870'te çıkarılan bir emirname ile ince yaşmak ve feracenin yasaklanmasından sonra yaygınlaşmıştır..."
Bu satırların hemen öncesinde, "XVIII-XIX. yüzyıl seyyahları çarşafın Mısır kadınları arasında da çok yaygın olduğunu yazarlar" denmek suretiyle çarşafın İranlılar'a mahsus bir kıyafet olmadığı zımnen ortaya konmuştur.
Şu halde çarşafın ülkemize İranlılar'dan alınarak sokulduğunun mutlak olarak söylenmesi doğru değildir. Ayrıca bu giysinin bid'at olduğu iddiasının ulema tarafından nasıl değerlendirildiği ve bu iddiayı kimin, hangi delillere dayanarak ileri sürdüğü hakkında da bilgi sahibi değilim.
Çarşafın ülkemizde XIX. yüzyılın sonlarına doğru yaygınlık kazandığının söylenmesi, konunun Osmanlı coğrafyasındaki durumu hakkında yapılmış kapsamlı bir çalışmaya dayanılmadığı sürece boşlukta kalacaktır. Zira mesela özelikle Doğu Anadolu'da "ehram" (ihram) denen ve tıpkı çarşaf gibi bütün bedeni dıştan örten dış giysinin kadınlar tarafından öteden beri yaygın olarak kullanıldığı bilinmektedir. Karadeniz bölgesinde kadınların giydiği "aba" da bu bağlamda hatırlanmalıdır. Gerek bürünülme şekli, gerekse kumaşı vs. bakımından siyah çarşaftan ayrı bir özellik arz eden bu giysilerin tarihinin çok daha eskilere gittiği süphesizdir.
Fıkıh kitaplarında kadına nafaka olarak verilecek şeyler arasında çarşafın bulunmaması meselesine gelince, kaynaklarda genellikle "libas/elbise" zikredilmekte ve bunun da hakimin hükmüyle takdir edileceği söylenmektedir. Bunun ise örfe ve kocanın maddî durumuna göre takdir edileceği açıktır.

ÇARŞAF

 

Müslüman kadınların tesettür maksadıyla giydikleri kolsuz, bol ve geniş üst örtünün adı. Buna "car" da denilirdi. Eskiden müslüman kadınlar ferâce giyerlerken, Hicaz ve diğer Ortadoğu bölgelerine giden ailelerin Arap kadınlarının giydikleri "torba", "dolma" diye adlandırılan çarşafları Tanzimat'tan sonra İstanbul'a getirmeleri bu örtünün İstanbul'da ve taşrada da yaygınlaşmasına neden olmuştur. Eskiden Suriye'de, hristiyan ve yahudi kadınları; Rumeli'nin bazı yerlerinde de hristiyan kadınları sokağa çıkarlarken çarşaf giyerlerdi.

Çarşaf, Farsça çarşeb'den bozmadır. Çarşeb'in aslı da gece örtüsü anlamına gelen çarşeb'dir. Yatak ve yorganda kullanılan bez örtünün adı da buradan gelir. Çarşaf, ilk kullanıldığı dönemlerde şimdiki yatak çarşafları gibi tek bir parçadan ibaretti. Önden kavuşturulup ayaklardan bele kadar bükülerek sağdan sola, soldan sağa beldeki kemerin arasına sokulur, arkadan ortanın üst kenarı ile peçenin üstüne gelmek üzere baş örtülür, şakaklardan iğnelenir, aynı kenarın baştan aşağı sarkan iki ucu üstüste kapanıp içinden tutulurdu. İstanbullular ilk zamanlarda siyah kıl peçe yerine yüzlerine dallı yemeni örterlerdi. Çarşaflar; ipekli yünlü kumaşlardan yapıldığı gibi muhtelif renkleri vardı. Fakat en çok kullanılan renk siyah idi. Kıyafetlerde yapılan değişiklik ve inkılâplardan sonra Türkiye'de çarşafın giyilmesi yasaklanmış olmasına rağmen, bazı müslüman kadınlar bu tesettür biçimini korumuş ve günümüze kadar giyilmesini sağlamışlardır.

İslâm'da tesettür yani kadının vücudunu örtmesi kesin nass ile sabittir. Bu örtü nasıl olursa olsun önemli olan vücut hatlarını göstermeyecek şekilde bol dikilmiş kalın bir kumaştan olmasıdır. Abâye, ferâce, harmani vb. bol dikimli dış kıyafetler de müslüman kadınların giyebileceği kıyafetlerdir. Çarşaf da bu kıyafetlerden biridir. Önemli olan, hür kadınların özgürlüklerini simgeleyen ve onları yabancı erkeklerin bakışlarından koruyan ve İslâm'ın razı olduğu bol bir kıyafet ile örtünmektir.[/color]
Logged

İNANDIĞINIZ GİBİ YAŞAMAZSAN YAŞADIĞIN GİBİ İNANMAYA BAŞLARSI


Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
yanlız
YANLIZ
Bilgili Üye
*



Toplam Oyu: 13
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 325

İNANDIĞIN GİBİ YAŞAMAZSAN YAŞADIĞINGİBİ İNANMAYA B


« Yanıtla #4 : 10 Mayıs 2008, 16:14:18 »

II. ABDÜLHAMİT'İN ÇARŞAFI YASAKLADIĞI İDDİA EDİLEN FERMANI
 
 "Padişah hazretlerinin, bugün yüce cuma selamlığı törenini müteakip Teşvikiye'de bulunan devlet silahhanesini yüksek teşrifleri gerçekleştikten sonra saraya dönerken geçtiği yol üzerinde acayip bir tarzda bellerinden bağlı siyah çarşaflara bürünmüş ve yüzlerini dahi siyah renkte ve gayet ince peçelerle örtmüş bazı kadınlar gözüne ilişmiş, bunların neredeyse çıplak denilecek derecede açık saçık bulunmalarına ve adeta matem elbisesi giyinmiş Hıristiyan kadınlarına benzemiş olmalarına bakarak birdenbire Müslüman olup olmadıklarında tereddüde düşmüştür. Delil ve açıklama gerektirmez bir husustur ki, Yüce İslam Devleti'nin (ALLAH onu kıyamete kadar yaşatsın) kıvam ve bekasının ve şevket ve yükselişinin artışı, devlet kurumunun fertlerini oluşturan bütün erkek ve kadın Müslümanların hal, durum ve hareketlerinde Şeriatın faydalı ve kurtarıcı hükümlerine eksiksiz bir ihtimamla uymalarına bağlıdır. Aksi hal, ALLAH korusun, gerek ümmetin fertleri, gerekse devletin esası için maddî ve manevî açıdan sonsuz zararlar verecektir. Bu yüzden Müslüman kadınların ALLAH'ın emirleri arasında bulunan tesettür ve hicaba girmenin güzel adabına dikkat ve özen göstermeleri gerektiğine dair beyan ve delil getirmek gereksizdir. İşbu çarşaflar ise Müslüman kadınlarca tesettür emrine asla uygun ve müsait olmadığı gibi, [kötü] bir maksatla şuraya buraya girmek için bazı münasebetsiz erkekler tarafından dahi bir yerde fesat ve mel'anet [aleti] olarak kullanılmaktadır. Hatta geçenlerde bir erkek bu şekilde çarşafa bürünerek kadın kıyafetinde silahlı olarak bir eve girmiş ve evdeki kadının üzerine hücum edip çaldığı eşyayı pencereden arkadaşına atarak savuşmuştur. Dinî açıdan ve toplumun iyiliği için açık olan çok sayıdaki zarar ve sakıncaya dayanarak bu konuda gereken kişilere yumuşakça ve münasip bir üslupla anlatılmak ve gerekli nasihatler verilmek suretiyle kadınlarca çarşaf giyilmesinin yasaklanması [veya engellenmesi] için sebeplerin temini padişahın emir ve fermanı gereğidir. O konuda emir ve ferman, emir sahibinindir." (Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Yıldız Sarayı, Başkitabet Dairesi, No: 5894) 
Logged
Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
yanlız
YANLIZ
Bilgili Üye
*



Toplam Oyu: 13
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 325

İNANDIĞIN GİBİ YAŞAMAZSAN YAŞADIĞINGİBİ İNANMAYA B


« Yanıtla #5 : 10 Mayıs 2008, 16:33:01 »

ben onu bunu  bilmem ama ben bir çarşaflı mucahide gordummü ve şoyle  derım yarab
sen bu kardeşimmim gunahını affet sayılarını artır ihsan ve şuur ver derım
Logged
Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
CanDost
Ya Rab! Bize Afiyet Ver!
Administrator
*



Toplam Oyu: 268
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 6.965


« Yanıtla #6 : 10 Mayıs 2008, 17:34:48 »

ben onu bunu  bilmem ama ben bir çarşaflı mucahide gordummü ve şoyle  derım yarab
sen bu kardeşimmim gunahını affet sayılarını artır ihsan ve şuur ver derım

Amin...
 Allah Razı Olsun
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap



Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
isar
Yeni üye
*



Toplam Oyu: 1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 43


« Yanıtla #7 : 11 Mayıs 2008, 00:52:39 »

CİLBAB" NEDİR?

Islâmî kadın elbisesi tipi sözkonusu olunca, günümüzde en çok tartışılan konulardan biri de, "cilbab" ın ne olduğu konusudur. Biz bu konuyu en geniş şekliyle araştırıp anlatmayı deneyecegiz. Ta ki, bu konuda artık tartışma olmasın ve müslümanlar bu doğrultuda bir adım daha ilerlesinler.

Bilindiği gibi Kur·'ân-ı Kerîm'de erkek elbisesi konusunda detaylı açıklama bulunmadığı halde, kadın kiyafeti konusunda detaylı sayılacak emir ve yasaklar vardır: Kadınlara zinetlerini ve zinet yerlerini açmamaları, başörtülerini yakalarını kapatacak biçimde üzerlerine atmaları, zinetlerini duyurmak için ayaklarını yere vurmamaları, "cilbablarını" üzerlerine sarkıtmaları ve süslü püslü sokaga çıkmamaları emredilmiştir ki, bunlar işin teferruatına kadar belirtilmesi anlamını taşır. Bunlara bir de Resûlullah Efendimizin açıklamaları eklenirse. kadın kiyafetinin, üzerinde ne kadar önemle durulması gerektiğini anlamış oluruz.

Nûr Sûresi'ndeki bir âyette ALLAH (c.c.): "Kadınlar, başörtülerini, yakalarını örtecek biçimde başlarına örtsünler" (Nûr (24) 31.) emrini vermiştir. Bu âyetten daha sonra gelen "Ahzâb" âyeti ile de ALLAH "...Mü'minler'in kadınlarına da söyle, cilbablarını üzerlerine sarkıtsınlar, yaklaştırsınlar." (Ahzâb (33) 59.) emrini vermiştir. Işte daha sonra gelen bu "cilbab" âyeti, önceki ile aynı şeyi anlatmış olmayacağına göre, birincisinde anlatılan başörtüsüne ilâve bir örtü ve elbise emrediyor demektir. İşte Islâm bilginleri bu noktadan ve bu âyetin işin başında anlaşılıp uygulanma biçiminden hareket ederek, "cilbab" hakkında çeşitli yorum ve tanımlamalar getirmişlerdir. Biz önce onları görecek, sonra da bir sonuca varmaya çalışacağız.

Tefsirlere ve klasik Arapça sözcüklere baktığımızda, "cilbab" için şu değişik tanımların yapılmış olduğunu görürüz: Kamîs (üstlük), kadınların başlarını ve göğüslerini örttükleri ridadan küçük, başörtüden büyük elbise; milhafe yani çarsaf, milhafeden küçük geniş elbise, kadının normal elbiselerini örttüğü üst elbise, vücudu baştan ayağa örten elbise; mikna'a, yani peçe, başörtünün üzerinden örtülen rida; peştemalve rida, kadının bulüzünün ve başörtüsünün üzerinden büründüğü çarsaf.. (Örnek olarak bk. Zâdü'I-mesîr VN/422 ve Sabunî N/382. Bu tanımlar "cilbâb" kelimesinin pekçok tefsirden çıkarılan tarifinin özetidir. Öyleki, bunların dışında bir tanımı yok gibidir.) "Cilbab" için söylenenlerin farklı olanları bunlardan ibarettir.

Görüleceği gibi bu tanımlarda genellikle belirlenen ortak özellik "cilbab"ın giyilenden çok, bürünülen ve normal giysinin üzerine atıverilen bir üstlük olduğudur.

Tefsircilerimiz bize cilbab'ın nasıl giyildiğini ve uygulama biçimini de anlatırlar. Meselâ:

Ibnü'1-Cevzî: Başlarını ve yüzlerini örterler.

Ebû Hayyân: "cilbablarını idnâ etsinler" ifadesi, bütün bedenin örtülmesini anlatır. "Üzerlerine" denmekle de yüzleri kastedilmiştir. Çünkü Cahiliyyet Döneminde kadınların açık olan yerleri yüzleri idi.

Ebu's-Su'ûd: Kadın cilbabı başına atar, ve kenarını da göğsüne sarkıtır. Bu âyet; kadınlar herhangi bir sebeple çıkarlarsa, yüzlerini ve bedenlerini örterler anlamına gelir.

Süddî de: Bir gözleri hariç, bütün yüzlerini kapatırlar, demiştir.

Ibn Kudâme: Cilbab (giyilmeyerek) entari üzerinden kuşanılır.

Ibn Abbas: Kadınlar hür olduklarının bilinmesi için tek gözleri hariç, başlarını ve yüzlerini örterler.

Ibn Şîrîn: Ubeyde es-Sem'ânî'ye cilbabın niteliğini sordum: Bir çarsaf alıp kuşandı. Başının tamamını kaşlarına kadar örttü. Sol gözünü açık bırakarak yüzünü de örttü: (İşte cilbab böyle kuşanılır demiş oldu.) (bk. Zâdü'I-mesîr V/250; Ebu's-suûd VI/81; ibn Kudâme, el-Mugnî I/602; Ebû Hayyân, el-Bahru'l-muhît V/250; Sabûnî, Ravâyi N/283, 381.)
Elmalılı, âyette geçen: "cilbablarını sarkıtsınlar, yaklaştırsınlar" ifadesini anlattıktan sonra şunları ekler:

"Bu açıklamada da iki şekil vardır: Birisi, kaşlarına kadar başlarını örttükten sonra, büküp yüzünü de örtmek ve sadece tek bir gözünü açık bırakmak. (Bizler yetiştiğimiz zaman validelerimizin tesettür tarzı bu idi.) Ikincisi de, alnının üzerinden sıkıca sardıktan sonra burnunun üzerinden dolayıp, gözlerinin ikisi de açık kalsa bile, yüzünün ekserisini ve göğsü tamamen örtmüş bulunmakdır. (1310'da Istanbul'a geldiğim zaman, Istanbul hanımlarının, bir peçe eklemek ve elde açık bir şemsiye bulunmak şartıyla tesettür tarzları da bu idi). (Elmalılı, Hak Dinî V/3928.)
Cilbabda renk önemli midir? Ne örtünme âyetleri, ne de onları açıklayan hadîsler, kadınların, şu, ya da bu renkte cilbab giymeleri gerektiğini söylememişlerdir. Buna göre kadın ister siyahtan, isterse beyazdan cilbab edinir.

Ancak ilk müslüman hanımlar ve özellikle de Resûlullah'ın dönemindeki sahabî kadınlar cilbabın görev ve esprısını çok iyi kavradıklarından olacak ki, genellikle siyah rengi tercih etmişlerdir. Meselâ Ümmü Seleme Annemiz: "Cilbab âyeti indigi zaman, Ensâr kadınları siyah giysilere büründüklerinden ötürü, başlarında kargalar. varmış gibi çıktılar" (Cessâs, Ahkâmü'l-Kur'ân NI/372; Sabûnî N/382.) demiştir.

Şairler de cilbabı hep siyah olarak düşünmüş olacaklar ki, siyah ve koyu renkli konuları cilbaba benzetegelmişlerdir.

Sonra, cilbabın verdiğimiz tariflerinden de anlaşılacağı gibi, cilbabın asıl görevi kadının zinetlerini örtmesi ve dışarıda kadının çekiciliğini azaltmasıdır; bunu ise koyu renkler daha güzel yaparlar. Buna göre; farz ya da vâcip veya sünnet değildir ama, cilbabın koyu renkten olması daha güzeldir, denebilir.

Bundan olacak ki, büyük Tefsirci Alûsî şunları söyler:

"Sonra bilesiniz ki, bana göre günümüzde ileri düzeyde (müreffeh) hayat süren bir çok kadının, evlerinden çıkarken, üst elbise olarak giydikleri örtülerde (cilbab olamayacakları gibi), gösterilmesi yasaklanan zinetler türündendir. Çünkü bunlar nakışlı desenli ve göz alıcı giysilerdir. Bana göre erkeklerin, kadınlarına böylece çıkma izni vermeleri, bundan hoşlanmaları ve kadınlarının yabancı erkekler arasında bu şekilde dolaşması, gayret, yani övülen kıskanma azlığındandır. Bu, yaygın bir musibet halini almıştır. Böyle yaygın musibet haline gelen şeylerden biri de, kadınların, kayınbiraderlerinden sakınmamaları, kocalarının da buna aldırmamaları, hattâ çoğu zaman da bunu bizzat kandilerinin emretmeleridir... Bütün bunlar ALLAH'ın Resûlü'nün müsaade etmediği şeylerdir. Lâhavle ve-lâ kuvvete illâ billah..." (Alûsî, XVNI/146.)
Bütün söylenenleri gözönünde bulundurduğumuzda, sonuç olarak cilbab için şunlar söylenebilir:

1. Cilbab, kadının evinden çıktığında başörtüsünün de üzerinden büründüğü bir dış elbisesi ve üstlüktür.

2. Cilbab'in bütün vücudu örtmesi, genellikle en uygun model olarak görülmüştür. En azı, yakaları örtecek kadar büyük bir başörtüsü olmasıdır.

3. Cilbab'ın asıl fonksiyonu, kadının vücut hatlarını ve süsünü örtmek suretiyle, bakanlara iffetli ve namuslu bir kadın olduğunu hatırlatmasıdır.

4. Cilbab'da renk emredilmiş olmamakla beraber, siyah ya da koyu renkli olması daha makbuldur.

5. Yurdumuzda giyilen kadın giysisi modellerinden cilbabın târifine en uygun olanı, çarşaf ve Doğu'daki "ihram"dir. Atkı ve omuzlarla beraber belden yukarısını örten geniş başörtüler ve Karadeniz Bölgesinin mendilleri de bazı tariflere göre cilbab sayılabilir.
6. Çünkü cilbab, atılan, sarkıtılan ve bürünülen bir giysi olarak tanımlanmış ve uygulanmıştır.

7. Kara çarsaf iyi bir cilbab olmakla beraber, cilbab sadece kara çarşaftır, demek yanlıştır. Koyu renkli ve vücut hatlarını belli etmeyecek kadar geniş abaye gibi pardesüler de bele ve göğüslere kadar sarkan koyu bir başörtüsü ile birlikte "cilbab" sayılabilir. Cilbabin ilk uygulamalarından anlaşılan sekle göre kolsuz ve bürünülen bir elbise olduğu görülürse de böyle olması zorunda değildir. d) Kadın Elbisesinde Aranan Özellikler

Islâm bilginleri kadının avreti ve elbisesi ile ilgili olan bütün âyet ve hadisleri gözönünde bulundurarak kadın elbisesi için aşağıdaki özelliklerin şart olduğunu belirlemişlerdir:

l. "Cilbab" âyetinde anlatılan biçimde bütün bedeni örten bir elbise olmalıdır: Bundan sadece, fitne olmadığı zamanlarda eller ve yüz istisna edilebilir.

2. Ince ve şeffaf olmamalıdır: Çünkü giyinmekten maksat, bedeni göstermemektir. Halbuki seffaf bir elbise vücudu gösterir, hattâ bazan daha câzip hale getirir. Dolayısı ile bu tür bir elbise giyen bayan "zinet yerlerini göstermesinler" emrine uymuş olmaz. Resûlullah Efendimiz, ince bir elbise ile yanına giren baldızı Esma dan yüzünü çevirmiştir. (Ebû Dâvûd.) Âişe annemiz, ince bir başörtüsü ile gördüğü Abdurrahman kızı Hafsâ'nın başörtüsünü yırtmış ve ona kalın bir başörtü örtmüştür. (Ibn Sa'd, Tabakât VllI/71-72; Muvatta' Lebs 6.) O zamanın imkânları ve kalın iplikleriyle örülen kumaşlar ince sayılabileceğine göre, günümüzde özellikle ilgi çekmek için yapılan şeffaf bezlerin durumu daha iyi anlaşılır.

3. Dar olup, vücut hatlarını belli etmemelidir: Dar elbise giyen kadını Resûlullah Efendimiz çıplak saymış ve cehennemlik olduğunu bildirmiştir. (el-Câmiu's-sağîr 332.) Yine Efendimiz (s.a.s.) bazı "giyen çıplak" kadınlardan söz etmiş ve bunların ALLAH'ın lânetine ugrayacaklarını ve Cehenneme gireceklerini bildirmiştir. "Giyen çıplak" terimini Şerahsî:"Ince elbiseler giydiklerinden dolayı çıplak gibi olan kadınlardır", diye açıklamıştır. (Serahsî, Mebsût VNI/155.)

Hz. Ömer Halife iken halka dağıttığı bir çeşit elbisenin, vücut hatlarını belli edeceği için kadınlara giydirilmemesini emretmiştir.(Beyhakî N/234-35; Serahsî, Mebsût X/155.)

Kadının vücut hatlarını dışarı vuran elbiseye bakmak o uzuvlara bakmak sayılmıştır.

Ibn Âbidin; "Kim bir kadını arkadan hayâle dalar ve kemiklerinin şekli belirecek derecede elbisesini görürse, Cennetin kokusunu duyamaz" hadisini delil tutarak, uzuvların şeklini belli eden elbise, kalın olsa ve cildi göstermese bile yasaktır, demiştir. (Ibn Âbidîn.)

4. Kokusunu yabancılar duymamalıdır: Yerinde de gördüğümüz gibi, ALLAH Resûlü Efendimiz, kokuyu çok övmek ve tavsiye etmekle beraber, başkalarının duyacağışekilde koku sürünüp çıkan kadının zina etmiş gibi günah alacağını bildirmiştir. Koku sürünüp camiye giden kadının namazının kabul olunmayacağını haber vermiştir. (Ebû Dâvûd, teraccul 7; Tirmizî, edep 35; Nesaî, zîne35; Dârimî, isti'zân 18.)

5. Erkek elbisesine benzememelidir: ALLAH Resûlü Efendimiz, "erkeğe benzeyen kadına ve kadına benzeyen erkeğe ALLAH lânet etsin" buyurmuş ve böyle olanları evlerinize sokmayın, diye emir vermiştir. (Buhârî, Libas 62; Ebû Dâvûd, edep 53; Tirmizî, edep 34. )

Modern tıp da bu tür görünümlerin dengesizlik olduğunu ve gerek giyim kuşamda, gerekse tuvaletinde karşı cinse benzeme eğilimini "homoseksüellik"le açıklayarak, "seksüel stimulus bozuklukları" türünden değerlendirmesi, bu maddenin anlaşılması için çok ilginçtir. (Ayhan Songar, Psıkıyatri, Psikoloji ve Ruh Hastalıkları.)

6. Elbisenin kendisi de süslü olmamalıdır: Çünkü kadınların yabancılara zinetlerini göstermeleri âyetle yasaklanmıştır. ALLAH Resûlü kendisine bîat eden kadınlardan, cahiliyye kadınları gibi, zinetlerini göstererek çıkmamaları üzere bîat almıştır. (Taberî I/79; Heysemî, Mecma'ur-zevâid VI/42.) Kadının yabancıya göstermediği elbisesi istediği kadar süslü olabilir.

7. Gayrı müslimlerin özel elbiselerine benzememelidir: Çünkü Efendimiz: "Kim hangi millete benzerse ondandır" (Ebû Dâvûd, libâs 4; Müsned N/50; Benzer bir hadîs için bk. Tirmizî, isti'zân 7.) buyurmuş ve müslümanları devamlı, başkalarından ayrı olmaya çağırmıştır.

8. Üzerinde Kur'ân-ı Kerîm âyetleri işlenmiş olmamalıdır. (bk. Kal'acî, Mevsû'atü-fıkh-ı Ibrahim en-Nehaî N/590-91. )

9. Ayakkabılar dikkat çekilecek derecede ses çıkaracak türden olmamalıdır. ALLAH (c.c.); "... Gizlediklerinin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar.." (Nûr (24) 31.) buyurmuştur.

Kadın süslü püslü elbiselerini namahremi olmadığı yerde, evinde, kocasının yanında giyecektir.

Islâm sanıldığı gibi kadının süslenmesini ve güzel giyinmesini yasaklamamış, tersine izin vermiştir. Hattâ altın ve ipek gibi değerli takı ve kumaşları erkeğe yasaklarken kadınlara serbest etmiştir. Çünkü kadınlar tabiaten süslenmeye eğilimlidir.


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
http://www.sevde.de/Aile/yan1.htm
Logged

BEKLEYİN BİZİ EY İSRAİL BEKLEDİĞİNİZ HER YERDE,BEKLEYİN BİZİ EY İSRAİL BEKLEMEDİĞİNİZ HER YERDE.Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
www.cagrifm21.com



Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
yanlız
YANLIZ
Bilgili Üye
*



Toplam Oyu: 13
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 325

İNANDIĞIN GİBİ YAŞAMAZSAN YAŞADIĞINGİBİ İNANMAYA B


« Yanıtla #8 : 11 Mayıs 2008, 12:11:52 »

 Emeğine Sağlık Allah Razı Olsun Aynen Teşekkürler
Logged
Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
Etiket: Soru: Aşağıda Resulullah efendimizin hanımlarının ve Sahabe eşlerinin çarşaf giy 
Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
islamda aile hayatı İslam'da Aile Hayatı yelizzz033 2 204 Son Mesaj 01 Temmuz 2007, 19:53:23
Gönderen: WwwMuhabbetullahCom
islamda kadının yeri ve önemi İslam'da Kadının Yeri ve Önemi yelizzz033 2 244 Son Mesaj 04 Temmuz 2007, 14:20:47
Gönderen: WwwMuhabbetullahCom
islamda fal Güncel ömer gül 2 439 Son Mesaj 09 Ağustos 2007, 15:35:26
Gönderen: ömer gül
islamda kadının yeri ve önemi İslam'da Kadının Yeri ve Önemi yelizzz033 5 557 Son Mesaj 25 Ocak 2008, 19:44:15
Gönderen: yelizzz033
Islamda Bekarlik... Sorularla İslam ömer gül 1 200 Son Mesaj 28 Şubat 2008, 06:08:28
Gönderen: b.s
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır