|
|
 |
« : 19 Mart 2008, 23:23:32 » |
|
 |
|
 |
 |
Assalamu aleikum degerli kardeslerim
Abdullah b. Amr b. el-Ass’dan:
“Bir gün Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın yanında vahyin indirdiği ayetleri yazmakla meşgul olurken ALLAH Rasulü Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’a, iki şehirden hangisinin önce fethedileceği soruldu. Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam şöyle dedi:
“Hirakl şehri önce fethedilir. (Yani Kostantiniye).” (Ahmed b. Hanbel, Musned, Mukessirin, 6358)
İstanbul’un fethedilmesinden bu yana aradan 554 sene gibi uzun bir zaman geçtiği halde hâlâ Müslümanlar, bu fethi gerçekleştiren, muzaffer komutan Sultan Fatih Muhammed’i ve onun askerlerini övüyor ve seviyor, onlara dua ediyor ve fetihten heyecan duyuyor. ALLAH Azze ve Celle’nin izniyle bu sevgi kıyamete kadar da devam edecektir. İşte bu noktada fethi gerçekleştiren Devlet ve Komutandan, onun askerlerinden ve o devrin İslâm toplumundan almamız gereken dersler vardır. Özellikle ve öncelikle de Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam tarafından bildirilen Hadis-i Şerif’ten ve bildirdiklerinin tamamının gerçekleşmesinden de çıkarılacak dersler vardır. Bunlardan bir kısmını ele alacak olursak:
Efendimiz Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam bundan 1400 sene önce İstanbul’un ve Roma’nın fetihlerini müjdelemişti. Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam şöyle buyurdu:
“Konstantiniyye elbette fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan ve onu fetheden asker ne güzel askerdir!” (Ahmed b. Hanbel, Musned, Kufiyyin 18189)
Yani kesin bir bildirme ve kesin bir zaferi müjdeleme var; İstanbul fethedilecek, İslâm’a ve Müslümanlara açılacak diye! ALLAH Azze ve Celle’ye hamd olsun ki, bu vaat ve müjde gerçekleşti. Sultan Fatih Muhammed ve Ordusu tarafından fethedildi, Ümmetin topraklarına katıldı, asırlarca da İslâm buraya hâkim oldu, semalarında İslâm’ın bayrağı dalgalandı. İslâm yönetim, toplum ve dâhili-harici siyâset ve mahkemelerde tek söz sahibi yegane sistem oldu. Buradan almamız gereken ders; İslâm bir topluma hâkim olursa, o toplum da İslâm’a sahip çıkıp, ona sarıldıkça dünyaya hâkim olur.
Efendimiz Rasulullah Muhammed Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın bu Hadis-i Şerifi’nde dikkate şayan ders almamız gereken üç yön vardır:
Birincisi; Asırlar öncesinden Efendimiz Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam bu fethin gerçekleşeceğini yakîn bir ifade ile müjdelemişti. Kesinlik oluşunu Arabça bilenler daha iyi bilirler; Cuma Canpolat Hocamız bu kesinliği ifade ederken şunları söylüyordu:
“Letuftehanne” ifadesinde pekiştiren iki edat var, iki tekit edatı vardır: Biri “Lam”, diğeri de şeddeli “Nun” dur “Elbette ve elbette fethedilecek!” diye bir insan bu derece kendi bilgisine, kendi görgüsüne, hatta ileri görüşlülüğüne dayanarak söyleyemez. Ancak bakıyorsunuz, gayet kesin konuşuyor Efendimiz Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam. Yani kesinlik bildiriyor.”
İkincisi; Dikkat çeken ikinci nokta olarak bunun vahye dayalı olmasıdır. Yani Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın bu ifadesi, bu haberi kendi görüşüne, kendi bilgisine dayanmıyor, bilakis ALLAH Azze ve Celle’nin ilmi ve kudretiyle bildirmesine dayanıyor. Ki bu bilgi ALLAH Azze ve Celle’den gelen vahiydir. Rasulullah Muhammed Aleyhi’s Salatu ve’s Selam vahye dayanıyordu ve bundandır ki Efendimiz Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam son derece kesin ifadelerle ve çizgilerle müjdeliyordu.
Üçüncüolarak; bu Hadis-i Şerifte fethi gerçekleştirecek Devlet Adamı, Komutan ve askerleri övüyor ve methediyor. O halde ALLAH Azze ve Celle ve Rasulü’nün övdüğü, bu büyük şerefe layık gördüğü Komutan ve Ordusu, kıyamete kadar gelecek Müslümanlar tarafından da övülecek ve takdir edilecektir. Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam Hadis-i Şerifinde bunu da bildirmiştir. İşte bu üç noktadan çıkardığımız dersler bunlardır. Müjdelenen bu fethe layık olan ve kıyamete kadar övülecek olan Komutan ve Ordusuna baktığımızda görüyoruz ki; İslâm’ın hükümlerine aklı ve kalbiyle bütünüyle bağlı, ibadetlerine düşkün, istirahatgâhları camiler, medreseler ve kışlalar olan kişilerdir. Fethi gerçekleştirenler; Komutanıyla, Ordusuyla, hayatlarını İslâm’a vakfeden, hayata ilişkin emirleri, talimatları, nizamları ve ölçüleri İslâm’dan alan, akleden ve takva sahibi olan, ALLAH Azze ve Celle’ye hakiki anlamda kul olan insanlardır. Ebu Hurayra, bir kutsî hadiste Rasulullah SallALLAHu Aleyhi ve Sellem’den ALLAHu Teâla’nın şöyle buyurduğunu rivayet etti:
“ALLAH bir kulu sevince Cebrail’e, “Şüphesiz ALLAH filan kulu sevmektedir. Sen de onu sev.” diye seslenir. Cebrail de onu sever ve sema ehline, “Şüphesiz ALLAH filan kulu sevmektedir, bu nedenle siz de onu seviniz.” diye seslenir. Sema ehli de onu sever. Sonra bu kimsenin yeryüzüne sevgi ve kabulü konulur.” (el-Buharî 1356)
Fatih ve Fetih sevgisi çığ gibi büyümüş ve sonradan gelen biz Müslümanlar da o Fatih’i ve Ordusu’nu çok sever olmuşuzdur. Fatih ve askerlerine olan bu sevgimiz kıyamete kadar da İnşALLAH devam edecektir.
Ayrıca ilave olarak o toplumu gözlemlediğimizde şu örneklikleri de görmemiz mümkündür.
1- İslâm Adaleti hâkimdi
Fatih devrinde yönetim, yargı, toplum, içtimaî nizamda, siyâset, iktisâd, bilimsel ve askerî alanda İslâm’ın getirdiği, emir ve nehiylerle İslâm adaleti hüküm sürüyordu. Toplumda Müslim ve gayri-Müslim herkes hayatından memnun, mal ve canından emindi, toplum devletine güven duyuyordu. Devlette Müslim ve gayri-Müslim tebaasına ayrımsız olarak güveniyordu.
2- Kur’an ve Sünnet Devletin, Ordunun ve Müslümanları tek kaynağıydı
Devlette İslâm hâkimdi. Yani İslâm yönetici ve komutan Sultan Fatih Muhammed’i kayıt altına aldığı gibi, Orduyu oluşturan komutanlar ve askerleri de kayıt altına alıyordu. Ve yine yöneticiyi, komutanı ve toplumu yetiştiren, İslâmî ilimler ve teknik bilimlerde merci olan âlimleri ve zanaat erbabını da kayıt altına alıyordu. İşte bu kesimlerin hepsi hayat nizamlarını aynı kaynaktan, Kur’an ve Sünnet’ten alıyorlardı. Aralarında tam bir vahdet ve mükemmel bir uyum vardı. Her bir kesim üzerine düşen vazifelerde ve diğer hususlarda yönetici, idareci, komutan, uzman ve âlimlerle yan yana ve akıl ve gönül birliği içinde çalışıyorlardı. Fatih devrinde devletin ve devlet müesseselerinin yönetim ve idaresinde İslâm hâkim idi. Sultan Fatih Muhammed, hayat tarzını, devlete, topluma dair işlerin hükmünü İslâm’dan alıyordu. Devlete ve yönetime hâkim olan nizam İslâm Nizamı idi. İslâm Nizamı’nın tatbiki neticesinde, devlete, yöneticiye, âlimlere, orduya ve topluma İslâm Ahlakı hâkim olmuştu. Fetih asrının İslâm toplumu, yalnız kendilerini düşünen fertlerden müteşekkil değildi. Bir Müslüman kendisi için sevdiğini ve istediğini, diğerleri için de seviyor ve istiyordu. Kanaat, fedakârlık, temizlik, dürüstlük, ahde vefa gibi erdemler Müslümanların şahsiyetlerinin ayrılmaz parçası olmuştu.
3-İslâmî İlimler, Sanayi, Teknoloji, Sanat ve Askerî Bilimler gibi tecrübî ilimlerde ileri bir düzey tutturulmuştu:
Fatih devrinde İslâmî öğretim zirvelere ulaşmıştı. Medreseler ki, hepsi devrinin dünyaca en ileri üniversiteleri idiler. Medreseler âlim, yönetici, idareci ve komutan yetiştiren merkezlerdi. Bunların yanı sıra, Müslümanları aydınlatan ve yetiştiren merkezler konumundaydılar. Müslümanların, akıllarını ve gönüllerini İslâm ile yüceltiyorlardı. Fatih kendi devrinde âlimlerin Müslümanların hayatında önemli bir makam ve mevkiye sahip olduğunu görüyordu. Âlimlere iltifat ediyor, değer veriyordu. Sanat, sanayi, teknoloji ve askerî bilimlerde değerli uzmanların, işlerin ve icatların üretilmesini teşvik ediyordu. Fatih, Fethin gerçekleştirilmesi yolunda üstün teknolojik hazırlıklar yapılması emrini vermekle birlikte bizzat kendisi de çalışıyordu. Devasa topların imal edilmesi, hisarın inşası, gemilerin karadan yürütülmesi ve benzeri işlerde o dönemin sanayi ve teknolojisi üstün bir şekilde kullanılıyordu. Fatih’in rehberinin Kur’an ve Sünnet olduğunu görüyoruz. Zira ALLAH Azze ve Celle Müslüman devlet adamları ve komutanlarına Kur’ân-ı Kerim’de Enfâl Sûresi 60’ıncı Ayet-i Kerimesi’nde çok açık bir şekilde şöyle bildirmektedir:
Siz de onlara karşı, yeterince kuvvet hazırlayın ve cihad için atlar da besleyin. Onlarla, hem ALLAH'ın düşmanlarını, kendi düşmanlarınızı ve onlardan başka ALLAH'ın bilip de sizin bilmediğiniz diğerlerini de korkutasınız. Ve ALLAH’ın yolunda siz ne infak ederseniz o, herhangi bir haksızlık yapılmadan size iade edilecek. (el-Enfal 60)
Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın hadisini kendisine hedef edinen Fatih Muhammed, Enfal Sûresi’ndeki bu ayet de yolunu açıyor ve aydınlatıyordu. Öyle ki bu fetihte, İslâm ile devlet, dünya, toplum, siyâset, iktisâd, ilim, teknik, sanayi ve teknoloji hepsi bir arada idiler ve birbirleri ile çatışmıyor, çekişmiyor ve çelişmiyorlardı. Zira ALLAH Azze ve Celle kâinatı yaratmış ve insanın emrine amade kılmış ve istifadesine sunmuştur. Rasulü vasıtasıyla Âdemoğlu’na yolladığı İslâm Nizamı’nda eşyayı mubah kılmıştır, haramlığına dair bir karine olmadıkça… Yani İslâm İdeolojisi, İslâm Akidesi’ne iman etmiş bir bireyi siyâset, fıkıh, iktisâd, sanayi, teknoloji ve askerî bilimlerde zirveye taşıdığı gibi aynı zamanda onu, hayatı, devleti, toplumu tanzim eden, İslâm’ın aydınlığında dünyayı yöneten bir Halife’ye ve muzaffer fatihlere çeviriyor.
Öncelikle Fatih Muhammed, çok esasî bir şekilde yetiştirilmiştir. Zira babası Sultan Murad, küçük oğlu Fatih Muhammed’i çok güzel bir şekilde yetiştirmiştir. Takiyyuddin en Nebhanî’nin İslâmî Şahsiyeti tarifinde olduğu gibi; “Müslüman, İslâmî akliyete ve İslâmî nefsiyete sahip olduğu zaman, kendisinde merhameti ve sertliği, zühdü ve nimetleri bir arada toplayabilen, hayatı doğru bir şekilde anlayan, gerektiği kadar dünyaya yönelen, ahireti kazanmak için bütün gücüyle çalışan aynı anda hem asker hem de lider olmaya elverişli şahsiyet olur. Ona ne dünyaya tapanların sıfatları, ne Hint çilekeşliği ne de dünyadan elini eteğini çeken kimsenin hali etki edebilir. O, cihadda kahraman iken aynı zamanda mihrabın dostudur. Güçlü olduğunda da mütevazidir. Liderlik ile fakihliği, ticaret ile siyâseti bir arada barındırır. Onun özelliklerinin en üstünü onu yoktan yaratan yaratıcısı ALLAH’ın kulu olmasıdır. Bunun için onu;
- Namazında huşuda,
- Boş sözlerden yüz çeviren,
- Zekâtını veren,
- Gözünü haramdan çeviren,
- Kendisine verilen emanetleri muhafaza eden,
- Ahdine vefakâr,
- Verdiği sözü yerine getiren,
- ALLAH yolunda cihad eden bir kimse olarak bulursun.
İşte Müslüman budur. İşte mü’min budur. İnsanı, insanoğlunun en hayırlısı kılan İslâm’ın oluşturduğu İslâmî şahsiyet işte budur.” (İslâm Şahsiyeti Birinci cild, 14-15 syf.)
4- İslâm’ın bahşettiği tüm haklar Fethedilen yerin sakinlerine de verildi
Sultan Fatih Muhammed Fetih sonrası, fethettiği beldenin gayri-Müslim tebaasına, ibadet, mal ve can emniyeti veriyor ve bu hususları her tarafta ilan ettiriyordu. Bunu gören gayri-Müslim tebaadan insanlar fevç fevç ülkelerini fetheden Fatih’in dinine, İslâm’a giriyor ve iman ediyorlardı. Gayri-Müslim olarak kalanların ise mâbedlerine dokunulmuyor, kilise ve havralar sahiplerine açık bırakılıyordu. Gayri-Müslimlerin dini eğitimlerine ve yeme içmelerine karışılmıyordu. Sadece mabet Ayasofya, İslâm’ın, gerçek ibadetinin mekânı olma şerefiyle camiye çevrilmiştir. Ayasofya Camii bizzat Fatih tarafından vakfa bağlanmış, kıyamete kadar cami olarak kalacaktır, şu anki esareti geçicidir.
Şimdi bu noktada Fetih ve Fatih’ten çıkarılacak ders ve örnekliklerden bugünlere döner ve kısaca bakacak olursak; İttihat veTerakki Cemiyeti’nin basiretsizliği, şaşkınlığı ve Batı hayranlığı ile gelişen iktidarının korkunç meyvesi, Osmanlı Devleti’ni Birinci Dünya Savaşı’na iteleyerek fiilen yıkılmasına yol açmak olmuştur. Ancak son ölümcül darbe olan başın gövdeden ayrılması ise 3 Mart 1924 Senesinde yaşanmış ve Mustafa Kemal tarafından Hilâfet ilga edilmiştir. Hilâfet’in ilgasının birçok acı kayıpları olmuştur, İslâm Ümmeti’ne ve Türkiye’ye. Bu kayıplar öylesine çoktur ki, isterseniz çok eskilere gitmeden Türkiye’nin bugün içerisinde bulunduğu bölge ve dâhili siyâsetinde yaşadığı krizlere bakalım. İsterseniz özellikle şu günlerde Kemalistler tarafından yaptırılmayan Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve öncesiyle alakalı süreç olsun veya Türkiye’nin krizli, muhtıralı, darbeli siyâsî hayatı olsun yahut toplumun içerisine düşürüldüğü umutsuzluk, fakirlik ve yarınlardan endişe hali olsun veyahut da büyük ve dinamik bir genç neslin heba edilişi olsun… İşte tüm olumsuzluklar bizim bu tespitimizi destekleyici unsurlardır. Fakat tüm bunlara ve iç karartıcı tabloya rağmen İslâmî Ümmete, mevcut gidişata mahkûm olmadığımızı, kurtuluşu ve umudu en iyi İstanbul’un Fethi ve diğer fetihler gösteriyor. Bu fetihleri hatırladıkça kurtuluşa olan özlemimiz ve kurtuluşun kesinlikle yakın olduğuna dair imanımız artıyor.
Rasulullah SallALLAHu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi:
“Sizde Nübüvvet, ALLAH’ın dilediği müddetçe olacaktır. Sonra O (ALLAH), onu kaldırmayı dilediğinde onu kaldırır. Sonra Nübüvvet Minhacı (metodu) üzere Hilâfet olacaktır. ALLAH’ın dilediği kadar kalacak, sonra onu ALLAH, dilediğinde kaldıracaktır. Sonra ısırıcı (zalim) melikler olacaktır. ALLAH’ın dilediği kadar kalacak, sonra ALLAH onu kaldırmayı isteyince onu da kaldıracaktır. Sonra zorba melikler olacaktır. ALLAH’ın dilediği kadar kalacak, sonra ALLAH dileyince onu da kaldıracaktır. Sonra Nübüvvet Minhacı (metodu) üzere Hilâfet olacaktır.” (Ahmed b. Hanbel, Müs. Kufiyyin, 17680)
kardesiniz Nasip Akbaba
|
|
 |
|
 |
|