|
|
 |
« Yanıtla #2 : 14 Şubat 2008, 18:08:37 » |
|
Kader, sebeble müsebbebe bir taallûku var. Yâni, şu müsebbeb, şu sebeble vukua gelecek. Öyleyse, denilmesin ki: "Madem filân adamın ölmesi, filân vakitte mukadderdir. Cüz'-i ihtiyariyle tüfek atan adamın ne kabahati var, atmasaydı yine ölecekti?" Suâl: Niçin denilmesin?
Elcevâb: Çünkü, kader onun ölmesini onun tüfeğiyle ta'yîn etmiştir. Eğer onun tüfek atmamasını farz etsen, o vakit kaderin adem-i taallûkunu farz ediyorsun. O vakit ölmesini neyle hükmedeceksin? Yalnız, Cebrî gibi, sebebe ayrı, müsebbebe ayrı birer kader tasavvur etsen; veyahut Mu'tezile gibi kaderi inkâr etsen, Ehl-i Sünnet ve Cemaati bırakıp fırka-i dâlleye girersin. Öyle ise, biz ehl-i hak deriz ki: "Tüfek atmasaydı, ölmesi bizce meçhul." Cebrî der: "Atmasaydı yine ölecekti." Mu'tezile der: "Atmasaydı ölmeyecekti."
____Şerh
(BEŞİNCİSİ: Kader, sebeble müsebbebe) sebeblerin bir araya gelmesi neticesinde ALLAH tarafından yaratılan şeye (bir taallûku var. Yâni, şu müsebbeb, şu sebeble vukua gelecek) meydâna gelecek. (Öyleyse, denilmesin ki: "Madem filân adamın ölmesi, filân vakitte mukadderdir) takdir edilmiştir. (Cüz'-i ihtiyariyle tüfek atan adamın ne kabahati var, atmasaydı yine ölecekti?"
"Suâl: Niçin denilmesin?
"Elcevâb: Çünkü, kader onun ölmesini onun tüfeğiyle ta'yîn etmiştir. Eğer onun tüfek atmamasını farz etsen, o vakit kaderin adem-i taallûkunu) taallûk etmemesini (farz ediyorsun. O vakit ölmesini neyle hükmedeceksin? Yalnız, Cebrî gibi, sebebe ayrı, müsebbebe ayrı birer kader tasavvur etsen;) --Cebriyye mezhebine göre, adamın tüfek atması bir kader, diğerinin ölmesi de ayrı bir kaderdir;-- "O adamın iradesiyle tüfeği atacağı" kaydı kaderde yoktur; (veyahut Mu'tezile gibi kaderi inkâr etsen,) inşânın şer fiillerinde irâde ve kudret-i İlâhiyyenin taallûkunu red etsen; (Ehl-i Sünnet ve Cemaati bırakıp fırka-i dâlleye girersin. Öyle ise, biz ehl-i hak deriz ki: "Tüfek atmasaydı, ölmesi bizce meçhûl." Cebrî der: "Atmasaydı yine ölecekti." Mu'tezile der: "Atmasaydı ölmeyecekti.")
Bu beşinci vecihte yine mukadderatın yazılması mes'elesi işlenmektedir. Biz Ehl-i Sünnet'in i'tikâd ettiği yazı şekliyle, Mu'tezile ve Cebriyye'nin i'tikâd ettiği yazı şekli farklıdır. Bizim inancımıza göre kaderdeki yazı şu şekildedir:
"Filân adam, filân vakitte, irâdesini kullanarak tüfeğini alacak ve filân adamın katline teşebbüs edecek. Allâhü Teâlâ da o katle irâde ve kudretini taallûk ettirecek ve o katli yaratacak." İşte bunun tamâmına birden "kader" diyoruz.
Mu'tezile inancına göre ise yazı şu şekildedir;
"Şu adam filân saatte gider, irâdesini kullanır ve o adamı öldürür" Mu'tezile'ye göre yazıda, "irâde ve kudret-i İlâhiyyenin o şerre taallûku" kaydı ve "katlin kudret-i İlâhiyye ile halk edildiği' kaydı yoktur. Mu'tezile mezhebi, şerlere ilm-i ezelînin taallûkunu inkâr etmiyorlar. Ancak, inşânı Hâlık-ı şer kabul ettikleri için, kaderdeki yazıda irâde-i cüz'iyye-i insâniyyenin taallûkundan sonra o şerre küllî irâdenin ve küllî kudretin taallûkunu ve o şerrin ALLAH tarafından halk edildiğini inkâr ediyorlar. Yâni, "ALLAH, o katilin iradesiyle katli yapacağını ezelde bilmiştir. Ancak her ne kadar ilm-i ezelî, o şerrin vukuu zamanında irâde-i insâniyyeye ve cüzi kudrete taallûk etmiş ise de, külli irâde ve külli kudretin o işe taallûk ettiği Levh-i Mahfuz'da yazılmamış ve kaydedilmemiştir. İnsan o şerrin Hâlık'ıdır" diyorlar.
Cebriyye'ye göre ise kaderdeki yazıda, o adamın tüfek atması ayrı bir kader, diğerinin ölmesi de ayrı bir kaderdir. İlm-i ezelînin yazısında "O adam irâde-i cüz'iyyesi ile tüfeği atacak ve o katli yapacak" kaydı yoktur. Ancak, "O adam gidecek ve onu öldürmeye mazhar olacak ve öldürecek" diye yazılıdır. Bunlar da ayrı ayrı iki kaderdir. Cebriyye mezhebine göre irâde-i insâniyye umahlûk"tar. Onun için tercih gücü yoktur. Dolayısıyla katilin mes'ûliyyeti yoktur. Bütün mes'ûliyyeti kadere yüklemiş oluyorlar.
Elhâsıl: Cebriyye, kaderdeki yazıda, "İnsân, irâde-i cüz'iyyesi ile o işi yapacak" şartı yoktur deyip, insan iradesinin vücûdunu kabul etmekle beraber, o irâdenin tercîh gücünü inkâr ediyor. Çünkü, onlara göre irâde-i insâniyye mahlûktur. Mu'tezile ise, kulun şer fiillerinde irâde ve kudret-i İlâhiyyenin taallûkunun kaderde yazılı olduğunu inkâr ediyor. Ehl-i Sünnet mezhebi ise kaderdeki yazıda hem insânın cüz’i irâdesi ile o fiili işleyeceğine, hem de irâde ettiğine ve ikisinin bir kader olduğuna inanır.
Müellif (ra), daha evvel bahsi geçen konulara burada biraz daha açıklık getiriyor.
Suâl: Bahse konu olan adam, tüfek atmaktan vaz geçebilir mi?
Elcevâb: Tercîh hakkı kendisinindir, isterse vaz geçer. O vakit kaderde, onuın vazgeçeceği de yazılıdır. O vaz geçmek de kaderde dâhildir. Hepsi bir kaderdir. Yâni kader, sebeble müsebbebe bir bakar.
Soru:
Madem Cenab-ı ALLAH, ilm-i ezelisiyle bizim günah işleyip cehenneme gireceğimizi biliyordu, neden bizi bu dünyada imtihana çekti? Bizim irademiz elimizden alınmış olmuyor mu?
Cevap:
Bizim bir fiili işlememiz farklı, Cenab-ı Hakk’ın o fiili işleyeceğimizi daha önceden bilmesi farklı şeylerdir.
Bizim yapacağımız amellerin önceden ilm-i ezeli tarafından bilinmesine şu örneği verirsek anlaşılır:
Takvimlerde bundan 50 sene sonra ay veya güneş tutulması olacağı yazılıdır değil mi? bilim adamları, araştırmaları sonucunda güneşin, 50 sene sonra böyle bir harekette bulunacağını tespit ediyorlar. Peki, madem yazılıdır, biliniyor; o halde güneş, bilim adamları bildiği için mi tutuluyor? Yoksa güneş zaten tutulacağı için mi bilim adamları biliyor? Elbette güneş zaten tutulacaktı, bilim adamları da bunu önceden bildiler.
İşte Cenab-ı Hakk’ın kulun amellerini bilmesi de böyledir. Yani kul o ameli işleyeceği için Cenab-ı Hak bilir. Yoksa kulun irade-i cüz’iyyesine bu ilmin bir tesiri yoktur.
Not: Bu konuda detaylı olarak Kader Risalesi Ve Şerhi adlı kitaba müracaat edilebilir.
Açıklayıcı olmuştur inşALLAH... Selametle..
|