 |
Dünya kaos içinde... bir tarafta müslümanlar Bosna'da, Irak'ta Filistin'de, Azerbaycan'da, Çin'de, Cezayir'de ve her yerde inim inim inlerken, ne yazık ki diğer tarafta da tüm dünya müslümanları, sadece biraz şaşkın, biraz üzgün ama yine de işinde gücünde, keyfinde...
Bu durumda tabii ki, biz de müslümanız dedikleri halde şu koca dünyada lüzumsuzmuş gibi duran yığınlardan, elbette ki, katledilen mazlum müslümanlara yeterli yardımı yapacaklarını beklemek ise çok anormal bir umut ve cinnet olur...
Çünkü, sadece kıyısından köşesinden, biraz ordan biraz burdan yaşadıkları müslümanlıkla ve bundan elde ettikleri cılız şuurlarıyla ve yine, vicdanlarını rahatlatmak için, kabullendikleri imanlarıyla, elbette ki dünyanın her yerinde yok edilen masum müslümanlara bugünkü komik ve cılız tepkilerinden farklı yardım edemezlerdi... Evet, bu, gün gibi açık. Çünkü bir buçuk milyara yakın müslümanın gözleri önünde, yüzbinlerce masum müslüman hiç acımadan kıtır kıtır kesiliyor... Namuslarına tecavüz ediliyor... Ve, öksüz çocukları da köle gibi satılıyor... Buna rağmen hala tüm dünya müslümanlarından çıt çıkmıyor değil! Sadece çıt çıkıyor!... Üstelik, bu da işin yalnız görünür ve zahiri cephesi...
Bir de herkesin göremediği, ancak feraset sahibi aydın müslümanların görebildiği bir cephe, bir zulüm cephesi de var ki, o da iman ve ahlak kıyımı, namus ve iffet katliamı cephesidir...
Buradaki ruhi cinayetler de, hat safhada iğrenç ve maksimum makamda adicedir...
Yani bugün müslümanlar, dünyanın her yerinde sadece öldürülüp, işkenceler görüp, toprakları istila edilmiyor...
İslam'dan deli gibi korkan kafir, yine İslamı tam anlamayan ve yaşamayan müslümanlara bu gaflet ve gevşekliği çok pahalıya ödetiyor... Hem de, hiç mi hiç acımadan ve zerre kadar da göz açtırmadan...
Öyle ki, bugün müslümanlar, fikri ve itikadi dolasıyla da ahlaki planda öyle mahvediliyor, öyle bozuluyor ve öylesine yok oluyorlar ki, basiretli ehli ilim, bugünkü korkunç ve dehşetli bir manzara görüntüsünde olan ruhi çöküntüye hüzünlerinden ve kederlerinden bakamıyorlar bile. Ve yine, bu korkunç ve dehşetli manevi zulümlerin karşısında da müslümanların canına ve malına yapılan kafir Sırp zulmü de çok hafif kalıyor, Ermeni zulmü de çok çok sönük...
Evet... Bu böyle. Çünkü, bedenin afiyetinden ruhun afiyeti daha önemli olduğu gibi, imanın kalpten gitmesindense, dünyada ateşe atılmayı yeğlemek çok çok daha akıllıcadır... Ve bu dünyada çok çeşitli azaplar ve işkenceler görmek bile, imanını korumaya sebep ise üstelik mükafattır, lütuftur.
Yani illa iman illa ahlak...
İşte en acil kurtarmamız gereken değerler. Tabii hem kendi imanımızı hem de tertemiz gençlerimizin imanını.
Ve, sanıyorum artık bu durumda ne demek istediğimiz de açıklığa kavuşmuş oluyor...
Mesela, bakın, kafalara ve kalplere küfür, nifak ve her türlü ahlaksızlık ve ölçüsüzlük tohumları eken televizyonlar, gazeteler ve dergiler peşpeşe faaliyete geçiyorlar ve mütemadiyen güçlerine güç katıyorlar. Gerizekalı Aristo'nun çocukları, Aristo mantığı mantıksızlığıyla hareket edip, tertemiz ve zeki gençlerimiz -ki bu gençlerimizde bir de İslami terbiyeyle yetişmemişlerse- o zaman onları çok daha kolay zehirleyebilip tertemiz dimağlarını ya postmodernist, ya da modern tenasuhçu veya, arayış içinde kendi düşüncesini ölçü sanan ve fikrî kısır döngü batağına, yani iman bunalımı denen amansız illete mecbur ediliyorlar.
Tabii, ondan sonra da doğal olarak, boş beyinli ama çok bilmiş bakışlı gözlerle bakan, düzgün, ezberci ve manasız konuşan, cahil ve hasta insanlar ortalığı kaplıyor... İçinden kurtlu ve yaralı, dışta süslü ve havalı insanlar...
Dolayısıyla, bu zavallılar bu halden kurtulamazlarsa genellikle de imansız gittikleri gibi, dünyada da böyle sıkıntılı, ahirette ise ebedi ve afsız azaba duçar oluyorlar... Çünkü küfürle ölen, ayet ve hadislerle sabittir ki, ebedi, ALLAH'ın rahmetinden uzak ve Sırp kafirinin, Ermeni zaliminin bile yanında kuzu gibi kalacağı, korkunç ve acımasız zebanilerle sonsuz seneler azaba mahkum oluyorlar.
Bunlar gerçek. Ve, biz de bu duruma yürekten inanıyor ayrıca bunun sancısını da alabildiğine içimizde hissediyor, üzülüyoruz... Ve o yüzden pısırık pısırık yatamıyoruz ve asla yatamayacağız da... Bir kişi daha kurtaralım, bir mazlumu daha, zalim bir iman kemiricisinin elinden daha alalım diye gece gündüz hizmete devam ediyoruz, edeceğiz de... Çünkü biz evliya tellalıyız ve bundan da övünüyoruz. Yine biz çok iyi biliyoruz ki, köle ağası ile övünür. Ve, bu iman kurtarma zamanında da, evliya tellalıyım diyene de ancak bu yakışır. Yani, kendiyle değil üstadıyla övünmek... Ve Ümmet-i Muhammed'e taa yürekten acımak. Yine her zaman ve daima her işlerinde onların imdadına yetişmek ve bundan da zerre kadar bıkmamak, usanmamak... Ama biliyorsunuz ki, cihad her müslümana farzdır ve zaman da dedikodu zamanı değil. Yukarıda da açık örneklerle anlattığımız gibi, zaman iman kurtarma zamanıdır.
Evet sözün özü şu: Gelin tövbe edelim! Mümkünse hem de bir evliyaya biat ederek. Yok bu mümkün değil derseniz olsun, evde tek başımıza tövbe edelim. Hem tüm geçmiş günahlarımıza, hem de günahlarımızdan çok bu zor zamanda İslam'ı bildiğimiz halde yaşamadığımıza, ya da müslüman olduğumuz halde İslam'ı bilmediğimize, en önemlisi de ilmimiz olduğu halde layıkıyla İslam'ı anlatmadığımıza, yani tertemiz genç dimağları iman kemiricilerin acımasız ellerine şuursuzca terk ettiğimize tövbe edelim... Ve yine ayrıca bizi sevenlerden ve anlayanlardan da özellikle rica ediyoruz! Müslümana yakışır bir incelikle ve şefkatle, kalp kırmadan ve gönül yıkmadan, evliya tellallığını sürdürün. Tıpkı bizim gibi. Bir kişi daha, bir mazlum daha ve daha...
Çünkü biz de biliyoruz siz de çok iyi biliyorsunuz ki, ancak manevi doktorlar kafalardaki ve kalplerdeki manevi marazları yok edebilirler. Manevi doktorlar ise, yalnız kamili mükemmil mürşitlerdir, ALLAH dostu velilerdir. Diğer alim ve aydınlar ise, sadece pansuman yapan, dikiş atan, manevi yardımcılardır. ALLAH bizi doğru yoldan ayırmasın. Ve, her şeyi yerli yerine koyan ve adaletle düşünen ve adaletle yaşayanlardan etsin...
ALLAH'a emanet olun.
S. Şenel İLHAN
|
|