|
|
 |
« : 04 Haziran 2007, 02:15:52 » |
|
 |
|
 |
 |
ZUBEYİR GUNDUZALP Zübeyir Gündüzalp 1920 senesinde Karaman'ın Ermenek kazasında dünyaya geldi. Babasının adı Mehmed. annesi ise Seyyide Hanım. Anne ve baba tarafından her iki dedesi de, 93 Harbinden sonra Kafkasya'dan Anadolu’ya hicret etmişler. Bu hicretten sonra Ermenek'e yerleşmişler. Baba tarafından dedesinin lakabı Zeyvergil, ana tarafından dedesinin lakabı ise Hurşit Çavuşlar. Hurşit Çavuşlar yedi kardeşmişler Rus istila ve belasından sonra bu kardeşler bir daha birbirini göremeden, hepsi de ebediyete göçmüşler. Zübeyir Gündüzalp'in annesi Ermenek'te Zeyvergil diye tanınmaktadır.
Zübeyir Gündüzalp, istiklal Harbinin en buhranlı günlerinde, Ermenek'in Zaviye Mahallesinde —yeni ismi Taşbaşı— hayata gözlerini açmıştı. Yanık Saray Caddesinin 75 numaralı hanesinde sevgili validesi Seyyide Hanımın elini öpüp ziyaret etmiş ve Ermenek Yaylasından kıymetli bilgiler ve bergüzar hatıralarla dönmüştük.
Ezan sesiyle kulağına ismini "Zeyver" diye koymuşlar. Sonradan Üstadı, bu ismi Zübeyir diye değiştirmiş.
Mehmed Efendi ile Seyyide Hanımın dört evladı vardır. Bunlardan ikisi erkek, ikisi kız. Erkek kardeşi Haydar Beydir. Babalan 1968'de, anneleri ise 1975'de vefat etmiştir.
Merhum Zübeyir Gündüzalp, ilkokulu Ermenek'te bitirmiş. Annesi, küçüklüğünde ele avuca sığmadığını ve çok cesur olduğunu anlatmıştı.
Ermenek Postahanesinde birkaç sene memur olarak çalışmış. Bu sırada teftişe gelen bir müfettiş, çok genç olan Zübeyir Gündüzalp'in mors alfabesiyle telgraf alışını çok beğenmiş. Kendisine biraz daha tahsil yapmasını, ileride tahsili olmayanların meslekte yükselemeyeceklerini hatırlatmış. Bunun üzerine, Ermenek'te ortaokul bulunmadığı için Silifke'ye gitmiş. 1939 senesinde ortaokulu mezkur kazada bitirerek memleketine dönmüş. Daha sonra Konya'da açılan bir imtihana girmiş, imtihanı kazanarak, Ermenek'te postahane memurluğuna tekrar başlamış. Bir müddet burada çalıştıktan sonra askere gitmiş. Balıkesir'in Susurluk kazasında askerlik vazifesini tamamlamış. Askerlikten sonra Konya Postahanesinde telgraf muhabere memuru olarak çalışmaya başlamış.
İşte, İslam kahramanı merhum Zübeyir Gündüzalp, Risale-i Nur Külliyatını, bu memurluğu sırasında tanımak şerefine nail olmuş. Konya'nın tanınmış tüccarlarından Feyzi, Mehdi ve şehid Tayyareci Ömer Beyin babaları Sabri Halıcı vasıtasıyla Nur Risalelerini okumaya başlamış. 1944 senesini takip eden yıllarda Konya'da Zübeyir Gündüzalp'le beraber münevver ve imanlı bir gençlik grubu, Nur Risalelerini tanımış. Bu zatlardan tesbit edebildiğimiz isimler şunlar: Muhsin Alev, Ziya Arun, Ziya Nur Aksun, Kamil Öztürk, Ahmet Atak, Feyzi, Mehdi ve Ömer Halıcı kardeşler.
Merhum Zübeyir Gündüzalp'in küçük kardeşi Haydar Bey 1945 senesinde Konya'ya gittiği zaman, ağabeyinin Muhsin Alev'le bir evde beraber kaldıklarını söylüyordu. Zübeyir Gündüzalp'in kendisine Nur'lardan bahsettiğini, Üstadının büyük İslam alimi olduğunu anlattığını ifade ediyordu.
Gündüzalp, Üstadını ilk defa 1946'da Emirdağ'da ziyaret etmiş, ilk ziyaretinde heyecandan tir tir titriyor ve mütemadiyen gözyaşlarını tutamayarak ağlıyormuş. Üstad, "Keçeli, neden ağlıyorsun?" diye onu bağrına basıp, dua etmiş. Üstadının ikazı üzerine dışarı çıkıp, yüzünü gözünü yıkayarak tekrar Üstadın huzuruna kabul edilmiş. Ayrılık zamanı gelince Zübeyir Gündüzalp, Üstadına, "Memuriyetten ayrılıp yanınızda hizmet etmek istiyorum" demiş, Bediüzzaman, bu fedakarlığa çok memnun olmuş, cevaben "Vazifene devam et, Konya'da daha çok hizmet edersin, înşALLAH, ileride alırım seni yanıma" demiş.
Zübeyir Gündüzalp Konya'da dört sene kalmış. Bu esnada Babalık Gazetesine, çocuk terbiyesine ait birçok makaleler yazmış.
Nihayet 1948 senesinde Afyon'da tevkif edilmiş. Burada Üstadıyla birlikte altı ay mevkuf kalmış. Yanlışlıkla tahliye edildiği zaman, sırf Üstadından ayrılmamak için, tahliyesinin yanlış olduğunu bildirerek, tekrar tevkif edilmiş. Yine İslam’ın bu kahraman fedaisi, Üstadıyla beraber olmak arzusuyla, Nur Risalelerini okuyup yazdığını bildirerek, kendi kendini ihbar etmiş.
Bundan sonraki hayatı, Eskişehir'de ve nihayet büyük kısmı İstanbul'da dinî hizmetlerle haşir-neşir olarak geçmiştir.
Zübeyir Gündüzalp 2 Nisan 1971'de Süleymaniye Kirazlı Mescit Sokağındaki ikametgahında mübarek ruhunu Rabbine teslim etti. Ruhu şad, mekanı ve makamı cennet olsun. Gönderen: Haziran 04, 2007, 02:11:25 am “Zübeyir, bana bir kahve yap, diyeceğim. Onları burada bekleyeceğim, kaçmayacağım!” Bu sözü hatırlattıran bir hatıra, 1971 senesinde zuhur eden hadiseler hengâmında vefatıyla dehşetli hadiselere kendini siper eden kahraman bir ruhun manevî şehit hükmünde dâr-ı bekaya irtihal etmesidir.
Hangi hatırayı yazacağımı da bilemiyorum. Zira 10 sene kadar, Afyon hapsinden sonra muazzez Üstadımızın hizmetinde, seyahatinde, neşriyatta ve Ankara’da beraber bulunduk. Ve 10 sene de Hazret-i Üstadın irtihalinden sonra rahmet-i İlâhiye ile nihayetsiz acz ve fakrımıza rağmen tevdi edilen hizmet-i Nuriyede yan yana, aynı ruh manasında binler fedakâr halis kardeşlerimizle beraber çalıştık.
Evvelâ Cenab-ı Haktan vaki olan kusurumuzu af buyurmasını niyaz ile rahmet ve kereminin tecellisiyle ebedî kudsî rızasını dileriz.
Bu zamanlarda, bu kahraman hadim-i Nur, hakikaten müstesna bir feragat ve fedakârlık ile hayat sürmüştür. Üstadımızın zamanındaki ve yanındaki aynı fedakârlığı ile millet, memleket ve İslâm için yaşamak demek olan hizmet-i Nuriye içinde kalmış, evi ocağı, dostu arkadaşı, sevinci eğlencesi hep Nur-u Kur’an hakikatleri, dersleri olmuştur. Bu zamanda binde bir insanda bulunmayan harika bir sadakati, Üstadından aldığı derse ittiba ile izhar eyleyen ve talebe-i ulûm şerefini kazanan bu bahtiyar insan, 17 sene sonra Hazret-i Üstadın ihbarıyla şehit olarak hayatını hüsn-ü hatimeyle kapamıştır.
Yazımın başındaki cümlenin sebeb-i suduru şöyleydi:
Bir zaman Isparta’da Hazret-i Üstadın huzurunda, Nur’un dersinde idik. Hizmet-i Kur’aniyede sadakat ve ALLAH’a güvenmek, itimat etmek gibi meseleler münasebetiyle Hazret-i Üstad buyurdular ki:
“Kardeşlerim! Meselâ İngiliz, Fransız, Rusya, üçü ittifak ederek Londra’da toplansalar ve karar verseler ki, ‘Bu Said Nursî, Anadolu’da bizim mesleğimizin revacına meydan vermiyor. Dini ortadan kaldırmak davamızı, eserleriyle kırıp esasından bozuyor. Ne yapıp yapmalıyız, bu Said’in vücudunu ortadan kaldırmalıyız.’ diye karar verip ve benim de şimdi Isparta’da olduğumu kat’î haber alarak bulunduğum bu evi bombalamak için tayyarelerini buraya doğru gönderseler, ben de şimdi kat’î haber alsam ki geliyorlar –bu esnada Üstad bacak bacak üstüne atıp– ‘Zübeyir, bana bir kahve yap, diyeceğim. Onları burada bekleyeceğim, kaçmayacağım!’ demişti.”
Bu suretle harika sadakatin ve fedakârlığın, maddî harika bir tesir icra ettiğini ifade buyurmuşlardı. Ve ALLAH (c.c.), kendi davası ve rızası uğrunda cansiperane gayret ve sadakat gösterenlerin bu fiilî dualarını reddetmeyeceğini, bu fıtrî kanunun her şeye rağmen yaşayacağını, mağlûp edilemeyeceğini, ihlâs ve samimiyet ile bir hakikate gönül verenlerin, bahusus o hakikat kâinatta cereyan eden İlâhî kanunlar gibi makul, müsbet ve müdellel hikmet düsturları olsa, hiçbir cihetle sökülemeyeceğini; çünkü Kur’an-ı Hakîmin, kâinatta cereyan eden hadiselerin ve zamanın satırlarında yazılan fıtrat eserlerinin dile gelmiş bir ifadesi olduğunu, hatta ve hatta şimdi “müsbet ilim ve fen” dedikleri meselelerin esaslarının da Kur’an-ı Hakîmin lisan-ı semavîsiyle kâinatta daima ilân edildiğini, Nur Risalelerinin ihtiva ettiği bahis ve mevzuların güneşin vücudu gibi kat’î ve ziyası gibi parlak ve harareti gibi hayatbahş olduğunu ve talebelerin de gayet muhkem ve sağlam hakikatlere dayandıklarını beyanda bulunmuşlardı.
Merhum, mübarek kahraman ruhun ardından şimdilik yalnız bu tek hatıra ile iktifa edip Cenab-ı Erhamürrahîminden kendisine Nur’un bütün okunan ve yazılan harfleri adedince ruhuna rahmetler yağmasını niyaz eder, bütün ehl-i iman kardeşlerine sabr-ı cemil ile hizmet-i Kur’aniyede hikmete uygun gayret ve muvaffakiyetler dileriz.
|
|
 |
|
 |
|