Selamun Aleykum
Selamun Aleykum, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Özel Arama
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Reklamlar
Şifalı Bitkiler


Konu Bilgileri
Konu BasligiKonu SABIR
Cevap SayisiCevap Sayisi: 3 cevap var
Okunma SayısıOkunma Sayısı 125 defa
Bu Konuyu Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: SABIR  (Okunma Sayısı 125 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ebuduccane
Yeni üye
*



Toplam Oyu: 2
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 44


« : 03 Temmuz 2008, 16:01:38 »

Şifalı bitkiler, bitkisel yağlar hangi hastalığa hangi bitki iyi gelir, doğal yoldan zayıflama..


SABIR
“Gerçekten insan, pek hırslı (ve sabırsız) yaratılmıştır. Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder. Ona imkân verildiğinde ise cimri kesilir” 1

İnsanoğlu hayatın kuşatılmışlığı karşısında çaresizce akıntının kendisini nereye götürdüğünden belki haberli belki de habersiz bir vaziyette yol almaktadır. Müslümanlar olarak bizimde akıntıya karşı kürek çektiğimiz şu günlerde güçlü olabilmek ve güçlü kalabilmek adına nefsiyetimizi güçlendirmemiz bir zorunluluk halini almıştır.

Sabır konusu iki hususu bir arada barındırdığı için önemlidir. İki husustan kastımız hem içi boşaltılarak uyuşturucu müptelası bir tinerci gibi olaylara ve hayatın akışına seyirci kalır hale getirilen yanlış sabır anlayışı, hem de İslami nefsiyetin güçlenmesini sağlayan sabır konusunu.

Bu konu bittiğinde inanıyorum ki birçoklarımız gerçekten sabırsız olduğumuzu göreceğiz.

İnsan fıtratı gereği aceleci ve menfaat düşkünüdür. Başına bir bela, sıkıntı ve meşakkat gelmesini istemez. İstemediği halde başına gelen müsibetlere de başka adresler aramasıyla tanınır.

Ancak şunlar öyle değildir: Namaz kılanlar,2 Ceza (ve hesap) gününün doğruluğuna inananlar;3 Rab'lerinin azabından korkanlar,4 Irzlarını koruyanlar 5 Emanetlerine ve ahitlerine riayet edenler;6 Şahitliklerini (dosdoğru) yapanlar;7 Namazlarını koruyanlar;8

Genelde tüm Müslüman kardeşlerimizin, özelde ise İslamın hayata hakimiyetini kendisine dava edinmiş olanlar için sabır konusunu ayet ve hadisler ışığında incelemeye başlayalım.
ALLAH'ü Te'âla buyurdular ki:

"(Ey müminler!) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki, nihayet peygamber ve beraberindeki müminler: ALLAH'ın yardımı ne zaman! dediler. Bilesiniz ki ALLAH'ın yardımı yakındır." 9

"Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele! O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman: Biz ALLAH'ın kullarıyız ve biz O'na döneceğiz, derler. İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır." 10

"Andolsun ki, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz; sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok üzücü sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takvâ gösterirseniz, muhakkak ki bu, (yapılacak) işlerin en değerlisidir." 11
"Yalnız sabredenlere, mükâfatları hesapsız ödenecektir."12

"Sabredenleri müjdele!"13

"Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile ALLAH'tan yardım isteyin. Çünkü ALLAH muhakkak sabredenlerle beraberdir."14

Aleyhissalâtü vesselâm da şöyle buyurdular:

"ALLAH Azze ve Celle bir kavmi severse onu imtihana tabi tutar. Kim ki, sabrederse, sabır lehinedir. Kim ki, feryadı figan ederse, feryadı figan da lehinedir." 15

Ebû Saîd El-Hudri (ra)’dan Rasûlullâh (sav)’in şöyle buyurdukları rivâyet olunmuştur:
“Kim ki, sabretmek isterse, Cenâb-ı Hak ona da sabr ihsân eder. Sabırdan daha hayırlı, sabırdan daha geniş bir nîmet kimseye verilmemiştir." 16

Enes (ra)'dan şöyle dediği rivâyet olunmuştur:

"Nebî (sav), (ölen) çocuğu için ağlamakta olan bir kadına rastlamıştı: "ALLAH'tan kork ve sabret!" buyurdu: Kadın (ızdırabından kendisine hitab edenin kim olduğuna bile bakmadan): "Benim başıma gelenden sana ne?'' dedi. Nebî (sav) uzaklaşınca, kadına: "Bu Nebî (sav) idi!'' dendi. Bunun üzerine, kadın çocuğun ölümü kadar da söylediği sözden dolayı (utanıp) üzüldü. (Özür dilemek için) doğru Nebî (sav)'in kapısına koştu: Ama kapıda bekleyen kapıcılar görmedi, doğrudan huzuruna çıktı ve: " (o yakışıksız sözü) sizi tanımadan sarfettim (bağışlayın!)" dedi. Aleyhissalâtu vesselam:"Makbul sabır, musibetle karşılaştığın ilk andakidir" buyurdu." 17

Ebû Hurayra (ra)'dan Rasûlullâh (sav)’in şöyle buyurdukları rivâyet olunmuştur:
"ALLAH Teâla şöyle buyurdular: "Ben, Mü'min kulumun dünya ehlinden çok sevdiğini ( çocuk) almışsam sonra o da sevabını umarak sabretmişse, katımda ona cennet dışında bir mükafaat yoktur.''18

Âişe(r.anhuma)'dan, Rasûlullâh (sav)'e taun hakkında sorduğunda, şöyle haber verdiği rivâyet olunmuştur:

"O, sizden öncekilere ALLAH'ın gönderdiği bir azabtı. (Şimdi) ALLAH onu mü'minlere bir rahmet kıldı. Taun çıkan memlekette bulunan bir kul, kendisine ALLAH'ın takdir ettiği şeyin ulaşacağını bilip, sevap umuduyla sabredip orada kalır ve dışarı çıkmazsa, mutlaka ona şehid sevabının bir misli verilir."19

Atâ İbn-u Ebî Rabâh'tan, İbn-i Abbas (ra)’nın bana şöyle dediği rivâyet olunmuştur:

"Sana cennet ehlinden bir kadın göstermeyeyim mi?'' dedi. Ben de: "Evet göster!'' dedim. "İşte dedi, şu siyah kadın var ya, o, Nebî (sav)'e gelip: "Ben saralıyım, (nöbet gelince) üstümü başımı açıyorum, ALLAH'a benim için dua ediver (hastalıktan kurtulayım)'' dedi. Aleyhissalâtu vesselâm; "Dilersen sabret, sana cennet verilsin, dilersen sana şifa vermesi için ALLAH'a dua edivereyim'' dedi. Kadın: "Öyleyse sabredeceğim, ancak üstümü başımı açmamam için dua ediver'' dedi. Rasûlullâh da ona öyle dua etti."20

Abdullâh İbn-u Ebî Evfâ'dan (ra)’dan şöyle rivâyet olunmuştur:

"Rasûlullâh(sav) bir savaş esnasında düşmanla karşılaştığında güneşin tepe noktasından batıya meyletmesini bekledi. Sonra ayağa kalkıp askere şöyle bir konuşma yaptı: "Ey insanlar! (Kendi gücünüze güvencinizden dolayı) Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyiniz, ALLAH'tan afiyet isteyiniz. Fakat düşmanla karşılaşınca da (harbin bütün şiddetlerine karşı) sabrediniz. Ve iyi biliniz ki cennet kılıçların gölgesi altındadır." Sonra Hz. Peygamber tekrar kalktı ve şöyle dua etti: "Kitab'ı indiren, bulutları akıtıp yürüten, düşman birliğini hezimete uğratan ALLAHım! Sen onların birliklerini dağıt ve onlara karşı bize yardım et!"21

Bu bölüme kadar aktardığımız ayetler ve hadis rivayetleri bela anında sabretmekle alakalıydı. Şimdi de belaya sabretmek kadar önemli olan Kazaya rıza gösterme hususunu ele alalım; İbn-u Ebî Âsım, Buhârî El-Edebi-l Müfred'te ve El-Hâkim'de rivâyet edip sahihtir dediği, Ez-Zehebî’nin de ona muvafakat ettiği hadisin lafzı şöyledir:

"(ALLAHım!) Senden, kazadan sonra rıza taleb ederim!"

Hiç şüphesiz Şârî, kulun boyun eğip teslim olmasını Ebû Hurayra hadisinde methetmiştir. Rasûlullâh (sav) şöyle buyurdular:

"Dikkat et! Sana Arş'ın altında, cennet hazinelerinden olan bir kelimeyi bildireyim mi? Ravi: Veya öğreteyim mi? Dedi. (O kelime) "La Havle Vela Kuvvete İlla Billah" tır. (Kul bu kelimeyi söyledikten sonra) Ardından ALLAH Azze ve Celle : "Kulum teslim olup boyun büktü" der. 22

Kazaya öfkelenmek, gazaplanmak haramdır. El-Karâfî Ez-Zehîra'da bu konu hakkında şöyle bir ayrımda bulunmaktadır. “Bir insan bir hastalıkla imtihana çekildiği zaman yapısı gereği bu hastalıktan gocunup dertlenirse, bu kazaya rıza göstermemek değildir. Tam aksine, kazaya uğranılan şeye rıza göstermemektir. Eğer o, hangi şey işledimde, bu benim başıma geldi, günahım neydi ve ben buna layık mıydım? Gibi terennümlerinde bulunursa, bu kazaya razı olmamaktır. Kazaya uğranılan şeye değil!" der. Daha önce geçen Mahmud İbn-u Lubeyd hadisi kazaya öfkelenmenin, gazaplanmanın haramlılığına delalet eder. Rasûlullâh (sav) şöyle buyurdular:

"ALLAH Azze ve Celle bir kavmi severse, onu imtihana tabi tutar. Kim ki, sabrederse, sabır lehinedir. Kim ki, feryadı figan ederse, feryadı figan da lehinedir.” 23

Rıza göstermek ve öfkelenmek insanın fiilindendir. Bundan dolayısıdır ki, rıza göstermeye sevap, öfkelenmeye ceza verilir. Ne var ki, bizzat kazanın kendisi insan fiilinden değildir. Bu yüzden, insan kazanın meydana gelmesinden sorguya çekilmeyecektir. Çünkü kaza, onun fiilinden değildir. Fakat o, rıza gösterip, göstermemesinden veya öfkelenip, öfkelenmemesinden sorguya çekilecektir. Zira bu, insan fiilindendir.

"Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur."24 Bu kaza, günahları için bir kefâret ve günahlarının bağışlandığı bir vesiledir. Kaldı ki, söylenilen bu mefhum üzerine delalet eden bir çok deliller vardır. Onlardan biri; muttefikün aleyh olan Abdullâh hadisidir. Onda Rasûlullâh (sav) şöyle buyurdular:

"Kendisine hastalık ve daha başka neviden herhangi bir eza isabet eden hiçbir Müslüman yoktur ki ALLAH bu eza sebebiyle onun günahlarını, ağacın yapraklarını döktüğü gibi dökmesin."
Onlardan bir diğeri de; Muttefikün aleyh olan Âişe hadisidir. Rasûlullâh (sav) şöyle buyurdular:

"Kendisine bir diken yahut ondan büyük bir şey isabet eden bir Mü'min yoktur ki onun sebebiyle ALLAH bir günahı silmesin." Başka bir rivâyette ise: "Noksanlaştırmasın" olarak varit olmuştur. Onlardan bir başkası da; Muttefikün aleyh olan Ebû Hurayra ve Ebû Said hadisidir. Nebî (sav) şöyle buyurdular:

"Mü'mine bir hastalık, bir ağrı, bir keder, bir hüzün, bir gam hatta kendisine batan bir dikene varıncaya kadar herhangi bir şey isabet ederse, ALLAH günahlarından bir kısmını yok eder."

Bu konuda Sa'd'dan, Muaviye'den, İbn-u Abbas'dan, Câbir'den, Ummu Âla'dan, Ebû Bekr'den, Abdurrahman İbn-u Ezher'den, Hasan'dan, Enes'den, Şeddâd'dan ve Ebû Ubeyde'den (ra) ya hasen, yada sahih senedlerle rivâyet edilmiş hadisler vardır. Onların hepsi, günahların belâ ile döküldüğünü dâir hadisi, Rasûlullâh(sav)'e raf ederler/nisbet ederler.

Yine muttefikün aleyh olan Âişe (r.anhuma) hadisidir. Rasûlullâh (sav) şöyle buyurdular:

"Kendisine bir diken yahut ondan büyük bir şey batan hiç bir Müslüman yoktur ki onun sebebiyle kendisine bir derece verilmesin ve bir günahı silinmesin." Başka bir rivâyette ise:
"ALLAH onlardan dolayı, ona bir iyilik yazar." İfadesi geçmektedir. Buradaki sevab; kazaya rıza göstermek, ona sabretmek, şükretmek ve sadece ALLAHa şikayette bulunmaya binaendir. İşte bu kayıt ile birçok hadisler varit olmuştur. Bunlar;

Muslim’in Suhayb (ra)’dan Rasûlullâh (sav)’in şöyle buyurduklarını dâir rivâyet ettiği hadistir:

"Şu Mü'minin işine şaşılır! Zîra onun bütün işleri hayırdır. Bu sadece ve sadece Mü'mine özgüdür. Eğer ona bir bolluk isabet ederse, şükreder. Dolayısıyla bu, onun hayrına olur. Eğer ona bir kötülük isabet ederse, sabreder. Dolayısıyla bu da onun hayrına olur."

El-Hâkim Ebû Derdâ'dan Ebâ-l Kasım(sav)'in şöyle buyurduklarını işittim diye rivâyet edip sahihlediği, Ez-Zehebî'ninde ona muvafakat ettiği hadistir

ALLAH Azze ve Celle şöyle buyurdu: "Ey İsa! Ben senden sonra öyle bir ümmet göndereceğim ki, eğer onlara sevdikleri bir şey isabet ederse, ALLAH'a hamdederler. Yok eğer hoşlanmadıkları bir şey isabet ederse, ecirlerini ALLAH'tan umarak, sabrederler. Ne hilimleri (sabırları) ne de ilimleri(yakinen bilgileri) vardır." İsa(sav): " (O zaman) Ya Rabbi! Bu nasıl olabilir ki! Der. ALLAH: "Ben onlara hilmimden ve ilmimden veririm." diye buyurur.”

Et-Tabaranî be's olmayan bir isnadla İbn-u Abbâs'tan (ra) Rasûlullâh(sav)'in şöyle buyurduklarını dair rivâyet ettiği hadistir:

"Kim ki, malına veya nefsine bir musibet isabet eder de, bunu insanlara şikayet etmeksizin gizlerse, onu bağışlamak ALLAH üzerine vacip olur."

Buhârî Enes(ra)'dan, Rasûlullâh(sav)'in şöyle buyurduklarını işittim dediğini dair rivâyet ettiği hadistir:

"ALLAH Teâla buyurdu ki: "Ben kulumu iki sevdiğiyle imtihan edersem o da sabır gösterir (ve sevap umarsa) onlara bedel cenneti veririm."

Buhârî'nin El-Edebi-l Müfred'te Ebû Hurayra(ra)'dan Rasûlullâh(sav)'in şöyle buyurdular dediğini dair rivâyet ettiği hadistir:

"Kendisine dünyada bir diken batıpta onun ecrini ALLAH'tan uman hiç bir Müslüman yoktur ki, Kıyâmet günü ondan dolayı günahları giderilmesin."

Burada bir an olsun durup, sabrı iyice düşünmemiz kaçınılmazdır. Zîra bazı Müslümanlar indinde, sabrın vakıası ve medlûlü etrafında varolan bulanıklık ve karışıklığın izale edilmesi gerekir.

Şüphesiz ki, bir kısım Müslümanlar, kişi insanlardan uzaklaşıp kabuğuna çekilir de münkeri ehliyle başbaşa bırakırsa ve haramların çiğnendiğini, ALLAH'ın hudutlarının âtıl bırakıldığını ve Cihadın ilğa edildiğini görür de bunlar karşısında bir konum benimsemez, aksine bunlardan uzaklaşır ve münkeri nehyetmeyi terkederse, sabreden olduğu zannına kapılmışlardır.

Veya sabr; canından ezayı defetmek ve ALLAH'ın düşmanlarının takibatından bir şeye nail olma şerefine maruz kalmaktan sakınmak olarak anlamışlar ve dolayısıyla hak kelimesini söylemeye veya ALLAH'ı razı edecek bir amelde bulunmaya cüret edemez olmuşlardır. Bilakis, Takke ve Zaviye'lerin birinde inzivaya çekilerek suskun kalmışlar, sonra da kendileri hakkında sabreden kimseler olduklarını söylemişlerdir.

Şu bir gerçektir ki, bunun hiç biri, ALLAH'ın ehli için Na'im Cennetlerini hazırladığı sabır değildir.

"Yalnız sabredenlere, mükâfatları hesapsız ödenecektir." 25

Tam aksine bu, Rasûlullâh(sav)'in kendisinden ALLAH'a sığındığı acziyetin ta kendisidir.

"Acziyetten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, kederden, hüzünden, dine galip gelmekten ve kişilere musallat olmaktan ALLAH'a sığınırım!"


İslam Davetini Taşıyanlara gelince;

Kuşkusuz bütün kavimler ve toplumlar işlerini düzenlediği, hayatını yönlendirdiği bir inanç sistemine sahiptir. Sahip oldukları bu sisteme bağlılıkları onun kendisine verdikleriyle doğru orantılı olarak artmıştır. İnsanoğlunun fıtri özelliklerinden olan Beka içgüdüsünün yansıması olarak da her bir kişi içerisinde yaşadığı sistemi savunma ihtiyacı duymuştur. İşte böylesine savunma mekanizmasına sahip olan toplumlara gönderilen Nebiler ve Rasuller toplumun alışıla gelmiş hayat tarzından, alışkanlıklarından, değerlerinden, vb. farklı bir fikir ve hükümlerle onlara ulaştığında istisnasız olarak aynı toplumsal tepki ile karşılaşmışlardır.

Bu nedenlerden ötürü Nebiler ve Resullerin ortak kaderi yalanlanma, red edilme, yurtlarından çıkartılma ve eziyetlere maruz kalmalarıdır. ALLAH Subhanehu bu gerçekliği şu şekilde anlatmaktadır.

Andolsun ki senden önceki peygamberler de yalanlanmış Onlar, yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine rağmen sabrettiler, sonunda yardımımız onlara yetişti. ALLAH'ın kelimelerini (kanunlarını) değiştirebilecek hiçbir kimse yoktur. Muhakkak ki peygamberlerin haberlerinden bazısı sana da geldi.” 26

Hz. İbrahim’in ateşe atılmak istenmesi, Hz.İsa’nın çarmıha gerilmesi gibi Nebiler ve Rasullere karşı bir çok eziyet yapılmıştır.

İslamın Rasulu Efendimizde aynı eziyetlere maruz kalmıştır. İbni Kesir’in el-Bidaye ve’n Nihaye’sinde anlatılan şu olayı örnek olarak buraya almamız yeterlidir. Buhari dedi ki: Bize Ayyaş b. el-Velid anlattı…:

“Bana Urve b. ez-Zübeyr anlattı. Müşriklerin Rasulullah (sav)’a yaptıkları işkencelerin en şiddetlisinin hangisi olduğunu As oğluna sorduğumda bana şöyle dedi: Ukbe b. Ebu Muayt Ka’be’nin köşesinde namaz kılmakta olan Rasulullah (sav)’le karşılaşınca elbisesi ile boğazını şiddetli bir şekilde sıkmaya başladı. Bu durumu gören Ebu Bekir hemen yardıma koşarak Ukbe b. Ebu Muaytın omuzunda tutup Rasulullah (sav)’dan uzaklaştırdı ve şöyle dedi: Rabbinizden size apaçık beyyinelerle geldiği halde Rabbim ALLAH’tır diyen bir adamı nasıl öldürürsünüz? dedi ve ilgili ayeti okudu.”27

Nebi ve Rasullerin durumları Kur’andan ve tarihten bize ulaştığı gibi böyledir. Biz biliyoruz ki onların bu eziyetlere tabi tutulması kendi şahsiyetlerinden dolayı değil, bilakis getirdikleri risalet ve taşıdıkları davanın içeriğinden dolayıdır. B u nedenle değişime kapalı olan toplumlarının kabullenemeyeceği fikirler ve hükümler ile toplumun karşısına çıkan herkes aynı durumla karşılaşması kaçınılmazdır.

Ateşle dolu hendeğe atılanlar (yakılarak) öldürüldü. Onlar (yakanlar) da başlarına oturmuşlar, müminlere yapmakta oldukları işkenceyi seyrediyorlardı.”28

Bununla birlikte önümüzde bir çok sabır abidesi durmaktadır. İslam Risaletinin ilk dönemlerinde yaşanmış birkaç olay İslam davasını yüklenen kişilerin başına gelenleri ve onlardan sonra aynı davayı omuzlayanları bekleyen akibeti göstermesi açısından elzemdir.

Habbab b. el-Eret’ten gelen hadis şöyledir:

“Kabenin gölgesinde hırkasına bürünmüş bir halde yatmakta olan ALLAH Rasülü (sav)’e şikayette bulunduk ve dedik ki: Bizim için yardım istemez misin, bizim için ALLAH’a dua etmez misin? Dedi ki: Sizden önce birtakım kimseler açılan kuyulara konulurlar, testerelerle kafalarından ikiye bölünürlerdi de yine imanlarından vaz geçmezlerdi. Demir taraklarla kemiklerine ve sinirlerine varıncaya kadar taranırlardı da yine imanlarından dönmezlerdi. ALLAH’a yemin olsun ki bu iş elbette tamamlanacaktır. Öyle ki bineği olan bir kimse Sana’dan Hadramevt’e kadar ALLAH’tan başka hiçbir kimseden -koyunu olan (çoban)’ın kurttan korkması dışında- korkmadan yolculuk yapabilecektir. Ancak siz acele ediyorsunuz.”28

Yine el-Bidaye ve’n Nihaye’de yer alan bir başka olay ise şöyledir: “Aişe (r.anhuma) anlatıyor: Rasulullah (sav) ve arkadaşları oturmuşlardı -o zaman otuz sekiz kişi idiler- Ebu Bekir açığa çıkılması için Rasulullah (sav)’a yalvardı ve müslümanlar mescidin etrafına dağıldılar. Herkesin bir aşireti vardı. Ebu Bekir ayağa kalkarak insanlara karşı bir konuşma yaptı, Rasulullah (sav) oturuyordu. Ebu Bekir insanları ALLAH’a ve Rasülüne çağıran ve bu konuda bir konuşma yapan insanların ilkiydi. Bu konuşma üzerine müşrikler Ebu Bekir’in ve diğer müslümanlara saldırmaya başladılar, mescidin çevresinde bulunanları şiddetli bir şekilde dövdüler. Ebu Bekir’i de çok şiddetli bir şekilde dövdüler. Ukbe b. Rabia Ebu Bekir’e yaklaşarak ayağındaki altı çivili ayakkabılarıyla yüzüne vurmaya ve parçalamayı başladı. Yüzü gözü tanınmayacak hale gelinceye kadar Ebu Bekir’in karnı üzerinde tepindi. Teym oğulları gelerek müşrikleri Ebu Bekir’den uzaklaştırdılar ve onu bir beze koyarak evine götürdüler. Teym oğulları öldüğünden şüphe etmiyorlardı.”

Yine Amr b. Meymun, Ammar b. Yasir hakkında şöyle anlatıyor: “Müşrikler Ammar’ı ateşle yakmak istediklerinde, Rasulullah (sav) ona uğrayıp başını okşayarak şöyle dedi:

“Ey ateş, İbrahim’e serin ve esenlik olduğun gibi Ammar’a da serin ve esenlik ol.” Ammar işkence altında iken Rasulullah’a şöyle diyordu: “Ey ALLAH'ın Rasulü, acı ve işkence artık dayanılamayacak duruma geldi, ne yapalım?” Rasulullah (sav) ona şöyle seslendi:

“Ey Eba-Yakzan sabret. Ey Yasir ailesi sabredin. Muhakkak ki cennet sizindir.”

- Zübeyr b. el-Avvam şöyle anlatıyor: “Rasulullah (sav)’den sonra Mekke’de Kur’an ile ilk haykıran Abdullah b. Mes’ud oldu. Birgün Rasulullah (sav)’in ashabı toplanarak şöyle dediler: Kureyş bugüne kadar bu Kur’an’ı açıktan hiç duymamıştır. Ona kim duyurur? Abdullah b. Mes’ud; Ben duyururum, dedi. Bunun üzerine ashab; Korkarız ki onlar sana kötülük yaparlar. Biz onların kendisine herhangi bir kötülük yapmak istediklerinde onlardan korunabilecek güçlü birini istiyoruz, dediler. Fakat Abdullah b. Mes’ud aldırış etmeyip; Bırakın, ALLAH beni koruyacak, dedi.”

Daha sonra Abdullah b. Mes’ud kuşluk vaktinde ve Mekkelilerin Dâru-n Nedven’de toplandıkları vakitte İbrahim (as)’ın makamına gelerek yüksek bir sesle Rahman Suresi’ni okumaya başladı. Mekkeli müşrikler; “İbn-i Ummi Abd ne diyor? VALLAHi o, Muhammed’in getirdiği Kur’an’dan okuyor” dediler. Sonra onu dövdüler. Dövülmekte olan Abdullah b. Mes’ud okumasına devam ederek Rahman Suresi’nden okuyabildiği kadar okudu. Arkadaşlarına, yüzünde ve vücudundan yaralanarak dönen Abdullah b. Mes’ud’a onlar şöyle dediler: “İşte biz bundan korkuyorduk.” İbni Mes’ud ise; “Hayır, ALLAH'ın düşmanını önceden hiç bu kadar güçsüz ve basit görmedim. Dilerseniz yarın da aynı şeyi yaparım” dedi. Onlar da; “Hayır, sen onların hoşlanmadıkları şeyi duyurdun” dediler.

Sa‘d b. Ebi Vakkas (ra) 3 yıllık boykot esnasında çektikleri sıkıntılar hakkında şöyle anlatıyor: “Bir gün geceleyin ihtiyaç gidermek için dışarıya çıktım. Bevlederken aşağıdan bir hışırtı sesi geldi. Baktığımda kurumuş devenin deri parçası idi. Onu aldım suyla arındırarak iyice temizledikten sonra yedim. Bu deri parçasıyla üç gün idare ettim.”

Bu kıssaları sizlere duygusal anlar yaşatmak, hatırlayıp gözyaşı dökmeniz için aktarmadık. Bu kıssaların aktarışımızın tek sebebi kıssadan hisse çıkartabilmek içindir.

Günümüz vakıasını değerlendirmeye tabi tuttuğumuzda görürüz ki, nebiler ve onların ilk takipçileriyle aynı davayı taşıyan ihlaslı mü’minler benzer eziyetlere maruz kalmaktadır. Şiddet dereceleri coğrafyalara göre değişkenlik arz etmesine rağmen İslam davetini taşıyanlar zulüm altındadır.

Köklü Değişim’in önceki sayılarını takip eden okuyucularımızın yakından bildiği özbekistanın zorbası Kerimov’un yapmış olduğu zulüm en üst seviyedeyken Türkiye’deki zulüm orayla kıyaslanamayacak seviyededir. Ancak varlığı tartışılmaz bir gerçektir.

İnsanların potasında erimiş oldukları inançlara, fikirlere ve hükümlere çatılması, bunların yepyeni inançlar, fikirler ve hükümlerle değiştirilmeye çalışılması, işkencelerle, eziyetlerle karşılaşması anlamına gelip bunlara karşı sabırla dayanması ve direnmesi, alemlerin Rabbinden zaferin ve kurtuluşun gelmesini beklemesi gerekir. Daveti taşıyanın önem vermesi gereken hususların özü budur. Kim, daveti taşıyorsa bu esasa göre taşımalıdır; her adımda kendini buna hazırlamalıdır. Her an yüz yüze gelebileceği bu eziyetlere ve işkencelere karşı, sürekli olarak güvende olmayı arzulaması, işkenceden veya eziyetten hep uzak olmayı ya da daha yolun başında iken zafere ulaşmayı beklemesi doğru değildir.

Daveti taşıma görevi, insanın yaptığı işlerin en onurlu olanı, derecelere ve makamlara ulaşmanın, iyiliklerin semerelerini toplamanın kaynağıdır. Bunu arzulayan kimsenin, kolay bir çalışma ve basit bir gayretle elde etmeyi, eman ve emniyet içerisinde olmayı istemesi doğru değildir. Daveti taşıma işini, avurtlarını şişirerek yapmacık konuşmalar yapmak sonra da sopayı gördüğünde veya tehditler işittiğinde hemen gerisin geriye dönmek ve daveti taşımaktan vazgeçmek, vakit geçirecek, beceri gösterecek bir oyun ve eğlence sanmak da doğru değildir.

Daveti taşıma esnasında, belalar ve işkence kaçınılmaz bir olaydır. Böylesi bir durumda sabırlı olmak ve bütün bunlara tahammül etmek de daveti taşıyan için kaçınılmaz olan bir husustur. Daveti taşıyan, ne kadar ihlaslı olursa, ne kadar aktif ve canlı olursa, üzerindeki belalar ve işkenceler de o kadar şiddetlenir; sabırlı olmaya ve sıkıntılara dayanmaya olan ihtiyacı daha da artar. Rasuller ve Nebiler birinci olarak, muhlis, sadık ve aktif olarak daveti yüklenenler ikinci olarak ve sonra da diğer müslümanlar, ihlasları ve samimiyetleri oranında belaların, sıkıntıların, sabrın ve tahammülün zirvesinde yer alırlar. Sa’d b. Ebu Vakkas’tan:

“Dedim ki: Ey ALLAH’ın Rasülü, insanlardan başına en çok bela ve musibet gelen kimlerdir? Dedi ki: Peygamberler, sonra salihler, sonra da derece olarak bunlara yakın olanlar. Bir adam dinindeki derecesine göre belalara maruz kalır. Dininin emirlerini korumada ciddiyete ve dayanıklılığa sahip ise daha şiddetli belalarla karşılaşır. Eğer dininde ciddiyet sahibi ve dayanıklı değilse, daha hafif belalarla karşılaşır. Ve bela kulu yeryüzünde görünmeye bırakıncaya kadar başından ayrılmaz.”29

“Salihler, sıkıntılara ve zorluklara karşı dayanıklıdırlar. Bir dikenin batması veya daha fazlasıyla sıkıntı çeken bir mümin yoktur ki çektiği sıkıntı nedeniyle hataları affedilmesin veya derecesi yükseltilmesin.”30

Bu nedenledir ki her müslümanın, özelde ise davet taşıyıcısının kendisine bakması ve şiddetli bir bela ile karşılaştığı zaman ALLAH’a hamd etmesi gerekir. Eğer herhangi bir bela ile karşılaşmamışsa ve karşılaştığı belanın şiddeti hafif ise, dininde zayıf olduğunu bilmesi, dolayısıyla yapması gereken görevleri yerine getirme hususunda daha dikkatli davranarak, itaatlerini (nafileler ve diğerlerini) daha da artırarak ve seyrini değiştirerek kendisini kuvvetlendirmesi gereklidir. Birtakım geçersiz ve basit bahanelerle kendisini aldatmaya çalışmamalıdır. Zira böyle yapmasıyla, kıyamet günü mizanı ağır basmaz, bilakis hafifler ve sevabı azalır. Çünkü bahaneler ve teviller, hakka sımsıkı sarılmaya, hak üzere sebat göstermeye engel olduğundan kişiyi, asi ve günahkar yapar.

Belalar ve işkenceler, her ne kadar insan nefsine hoş gelmese de hayırla nimetlendirmesi ve onurlandırması nedeniyle ALLAH Sübhanehu bunları, sevdiği salih kullarına indirir. ALLAH katındaki derecesi düşük olan kimse, belalara ve işkenceye karşı sabrederek derecesini yükseltmeye çalışmalıdır. Kimin de günahları çok ise belalara ve eziyetlere karşı sabretmekle günahları düşürülür. ALLAH (svt) şöyle buyurmaktadır:

“İhtimal ki hoşlanmadığınız şey sizin hayrınızadır ve yine ihtimal ki hoşlandığınız şey de sizin kötülüğünüzedir.”31

Ebu Hüreyre’den: Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: “ALLAH kuluna, ameliyle ulaşması zor bir makam takdir eder de bu makama ulaşıncaya kadar, kulunu hoşlanmadığı şeylerle imtihan eder ve belalara maruz bırakır.”32

Yine Ebu Hüreyre’den. Rasulullah (sav) şöyle buyurdu:

“Mü’min bir erkeğe ve kadına devamlı surette canı, malı ve çocukları ile ilgili belalar gelir ki (varsa günahları) affedilip bir suçu olmadan ALLAH’a kavuşsun.”33

Belanın bizzat kendisi bir şerdir. Azap, işkence de böyledir. Her ikisi de davet taşıyıcısının karşılaşmasının kaçınılmaz olduğu işlerdendir. Bu nedenledir ki alemlerin Rabbi, bunlara karşı daveti taşıyanın sabırla donanmasını emretmektedir. Kim Rabbinin emrine bağlanır, belalara karşı sabırlı, işkence ve eziyetlere karşı da dayanıklı olursa şerri hayra, eziyeti nimete ve üstünlüğe döndürmüş olur. Sabır hayrın en büyük kapılarından birisidir. Öyleyse müslümanın sabrı görmemezlikten gelmesi, dikkate almaması, uzaklaşması ve ardına atması caiz değildir. Aksi takdirde hayırdan çok şey kaybetmiş olur. Ebu Saîd’den: Rasulullah (sav) şöyle buyurdu:

“Bir kimse, sabretmek isterse ALLAH ona sabır verir. Bir kimse iffetli olmak isterse ALLAH onu iffetli yapar. Kim, zenginlik isterse ALLAH onu zengin kılar. Hiçbir kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir nimet verilmemiştir.”

ALLAH Sübhanehu, kullarından sevdiği kimseleri sürekli olarak belalarla karşı karşıya getirdiği gibi bunlara dayanıklı olabilmesi için kuluna sabır da verir. Bunların her ikisi birden -bela ve sabır- ihlaslı, salih ve mümin kimseler nezdinde birbirinden ayrılması mümkün olmayan işlerdendir. Aynı zamanda dini ile ilgili hususlarda belalarla karşılaşmayan kimse zayıflığından veya sabredemeyecek olmasından dolayı bunlardan uzak tutulmaktadır. Bunların her ikisi de bir diğerine, diğerinin varlığına işaret eder. Her ikisi de sabır ve metanet sahibi olan kimsenin Rabbi katında ne kadar üstün konumda olduğunu gösterir. Abdullah ibni Abbas’tan: Nebi (sav) şöyle buyurdu: “Kıyamet günü şehit getirilir ve ona payı (mükafatı) verilir. Bol bol sadaka veren kimse de getirilir ve ona da mükafatı verilir. Sonra dini uğrunda sürekli olarak belalarla karşılaşan kimse getirilir, fakat onun için mizan kurulmadan divan açılmadan üzerinden bol bol mükafat boşaltılır. Hatta mükafatlarını almış olanlar, onun yerinde olmak için, ALLAH’ın onlara verdiği sevaba karşılık olarak, vücutlarını ortaya koyarlar (borç verirler).”34

Şu ayetteki ifade ile Aziz olan ALLAH ne kadar da doğru söylemiştir:

“Şüphesiz ki sabredenlere, mükâfatları hesapsızِ ödenecektir.”35

İşte müslümanın, bu hususları dikkate alarak davet taşıması, ayaklarını sağlam olarak yere basması, attığı adımın hiçbirisinden gafil olmaması lazımdır. Çünkü daveti taşıyan; tuzaklarla, çukurlarla dolu bir tarlada yürümektedir. Sabır ve tahammül aracına sahip olmaksızın buraları katetmesi, aşması mümkün değildir. Zira sabır ve tahammül her türlü belaya galip gelir; her türlü işkenceye eziyete dayanmayı, hoşlanılmayan her şeye karşı direnmeyi sağlar. Bu nedenledir ki ALLAH’ın Kitabında, yaklaşık olarak yüz kadar yerde sabırdan bahsedilmektedir. Eğer önemi ve üstünlüğü olmasaydı bahsedilir miydi?

Buraya kadar söylediklerimize ilave olarak kime bir musibet isabet ederse ve dünyada da onu hayra çevirmek isterse Ümmü Seleme’nin rivayet ettiği şu hadiste anlatıldığı gibi yapsın: Ümmü Seleme der ki Rasulullah (sav)’i şöyle söylerken işittim:

“Kendisine bir musibet gelen bir müslüman: Biz ALLAH’a aitiz ve O’na döneceğiz. Bana bu musibetim için ecir ver ve bana bunun arkasından daha hayırlısını ver derse, musibetinden dolayı ALLAH, ona ecrini ve mutlaka daha hayırlısını verir.”36

Musibetle imtihan olunan kişinin başarılı olması için kadere inanması, kendine hayr ve şerden isabet edecek şeyi değiştiremeyeceğini, hayr ve şerden kaçacak olan şeyi de yakalayamayacağını, insanların ALLAH'ın yazmadığı bir zararı kendisine vermek için bir araya gelseler dahi bu zararı yapmaya muktedir olamayacaklarını bilmesi gerekir. Bu akide, önüne geçilmez ve sarsılmaz bir inanç olarak yerleşirse kişinin dünyadaki davranışlarını düzenleyecek, dava sorumluluklarını yerine getirmede kuşkusuz tereddütsüz cesur ve girişken bir kişi olacaktır.

Daveti taşıyan, davete düşman olanlar tarafından kendisine yöneltilen herhangi bir işkence ve zulüm ile karşılaştığı zaman, Rasulullah (sav)’in davet için gittiğinde Taiflilerden gördüğü işkence karşısında ALLAH’a dua ettiği gibi dua ederek kendisine, ALLAH Rasülü (sav)’i örnek almalıdır. Muhammed b. Ka’b el-Kurazi’den: Rasulullah (sav) şöyle dua etti;

“Ey Rabbim! Güçsüzlükten ve halk tarafından hor ve hakir görülmekten dolayı Sana yakınıyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Sen zayıfların Rabbısın ve benim Rabbimsin. Beni kime bırakıyorsun? Beni, bana asık suratlı bakan yabancıya mı, yoksa her işimi eline verdiğin düşmana mı bırakıyorsun? Eğer Sen bana dargın değilsen başka hiçbir şey benim için önemli değildir. Ancak Senin afiyetin bana her şeyden üstündür. Senin gazabının üzerime inmesinden, karanlıkları yırtıp nura çeviren ve bütün dünya ve ahiret işleri kendisiyle salah bulan rıza ve merhametine sığınıyorum. Zira rıza ve hoşnutluk ancak Senindir. Beni affet, yegane kudret kaynağı ancak Sensin.” 37

Muhakkak ki sabır; hakkı söylemen, hakkı yerine getirmen ve inhiraf etmeksizin veya zayıflamaksızın yahut da yumaşamaksızın ALLAH yolunda bunlardan doğacak eziyete tahammül etmendir.

Muhakkak ki Sabır; ALLAH Subhanehu'nun şu sözüyle takvaya bağladığı husustur.

"Çünkü kim (ALLAH'tan) korkar ve sabrederse, şüphesiz ALLAH güzel davrananların mükâfatını zayi etmez, dedi."38

Muhakkak ki Sabır; Subhanehu'nun Mücahitlerle birlikte andığı husustur.

Nice peygamberler vardı ki, beraberinde birçok ALLAH erleri bulunduğu halde savaştılar da, bunlar, ALLAH yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşeklik ve zaaf göstermediler, boyun eğmediler. ALLAH sabredenleri sever."39

Bilesiniz ki, sarsıntıya değil de sebata götüren, felaketin ağırlığı bahanesiyle Kitab'ı bir kenara atmaya değil de, Kitab'a sarılmaya sevk eden ve kişiyi, Rabbisinden uzaklaşmaya değil de sıkı sıkı O'na yapışmaya öncülük eden ancak belâya ve kazaya karşı sabırdır.

"Nihayet karanlıklar içinde: "Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni tenzih ederim.Gerçekten ben zalimlerden oldum!" diye niyaz etti."40

Bilesiniz ki, azimleri bileyen, Cennet'e yolunu yaklaştıran sadece Bilâl'ın, Habbab'ın ve Âli Yâser'in sabrıdır.

”Sabredin! Ey Yâser âilesi! Zîra size vadedilen yer cennettir."

Hubeyb'in ve Zeyd'in sabrıdır.

"VALLAHi! Benim ehlim sağ salim iken, Muhammed'e (sav) bir dikenin dahi isabet etmesine asla razı olmam."

ALLAH hakkında kınayıcının kınamasından korkmaksızın, zalimin elinden tutan kimselerin sabrıdır

"VALLAHi! gerçekten zalimin zulmüne engel olacak, onu hakka yöneltecek, onun şeriatla yetinmesini sağlayacaksınız veya ALLAH sizin kalbinizi birbirine vuracak, sonra Beni İsrâili lanetlediği gibi sizi de lanetleyecektir”

Alınlarında beyazlık sahibi olup, kitapları sağdan verilen Sâdık ve Emîn Rasûlullâh(sav)'in Ashâbının sabrıdır o...

Sahife sahiblerinin, İki dağ arasında ki mesâfeyi katedenlerin, Habeşistana göç edenlerin ve Rabbimiz ALLAHtır dediklerinden dolayı takibata uğrayanların sabrıdır o…

Ehli şirk, Fars ve Rum halklarına karşı cihatlarında Muhacirlerin ve Ensar'ın sabrıdır o...

Abdullâh İbn-u Ebî Huzafe esirler grubunun sabrıdır o...

Mücahitlerin ve Sadık Mü'minlerin sabrıdır o…

Sabır; ALLAH yolunda karşılaşılan eziyetler önünde zafiyete kapılmaksızın, Ma'rufu emretmen ve Münkerden nehyetmendir.

Sabır; ALLAH'ın düşmanlarıyla savaşmaktan dolayı bitkin ve yorgun düşen müslümanların ordusunda asker olmandır.

Sabır; ALLAH'u Te'âla'nın şu sözlerini doğrulayıcı olmandır:

"Andolsun ki, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz; sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok üzücü sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takvâ gösterirseniz, muhakkak ki bu, (yapılacak) işlerin en değerlisidir." 41

"Andolsun ki içinizden cihad edenlerle sabredenleri belirleyinceye ve haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi imtihan edeceğiz."42

Sonra da Subhanehu'nun şu sözünü:

"Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele! O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman: Biz ALLAH'ın kullarıyız ve biz O'na döneceğiz, derler. İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır." 43

1- El-Meâric 19-21
2- El-Meâric 22
3- El-Meâric 26
4- El-Meâric 27
5- El-Meâric 29]
6- El-Meâric 32
7- El-Meâric 33
8- El-Meâric 34
9- Bakara 214
10- Bakara 155-157
11- Âli İmran 186
12- Zümer 10
13- Bakara 155
14- Bakara 153
15- Ahmed, Mahmud İbn-i Lubeyd yoluyla tahriç etti
16- Muttefikün aleyh
17- Muttefikün aleyh
18- Buhârî
19- Buhâri
20- Muttefikün aleyh
21- Muttefikün aleyh
22- El-Hâkim rivâyet edip şeyhayn tahriç etmemişler ise de isnadı sahihtir ve mahfuz olan bir illeti yoktur der. İbn-u Hacer'de bunu El-Hâkim'in kuvvetli bir senedle tahriç ettiğini söyler
23- Ahmed, Et-Tirmizî, İbn-u Müfelleh
24- Necm 39
25- Zümer 10
26- En’am: 34
27- Buhari K. Menakıb: 3567
28- Buhari K. Menakıb: 3343; Ahmed, Nesei ve Ebu Davud
29- Ahmed 1400, Nesei ve İbni Mace K. Fiten 4013; Tirmizi K. Zühd: 2322; İbni Hibban; Darimi ve Hakim rivayet etti. Tirmizi hasen bir hadis olduğunu söyledi.
30- Ahmed b. Hanbel Müs. 24103; İbni Hibban ve Beyhaqı rivayet etmiş olup Beyhaqı ve Zehebi sahih olduğunu söylemişlerdir
31- Bakara: 216
32- İbni Hibban ve Ebu Ya’la rivayet etti
33- Tirmizi K. Zühd: 2323 rivayet etmiş olup sahih ve hasen olduğunu söylemiştir. Ayrıca Ahmed b. Hanbel, İbni Hibban ve Hakim rivayet etmişlerdir
34- Taberani ve Ebu Naim rivayet etti.
35- Zümer: 10
36- Müslim K. Cenaiz: 1526, Ahmed b. Hanbel
37- İbn Hişam; Siret, Taberani; Mu’Cem ul-Kebir
38- Yusuf 90
39- Âli İmran 146
40- Enbiyâ 87
41- Âli İmran 186
42- Muhammed 31
43- Bakara 155-157
Logged
Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
Robot Moderatör
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 17.071


View Profile
Re: SABIR
« Posted on: 04 Aralık 2008, 19:27:25 »

 
      uyari
Selamun Aleykum Ziyaretçi. Sitemize Hoş Geldiniz.. islami sitemizin içeriğinden daha iyi faydalanmak ve mesaj yazmak için üye olmanız gerekmektedir.. sitemizde islami içerik bulunmaktadır.. bulamadığınız herhangi bir konuyu bildirerek yardım alabilirsiniz.. Katkılarınızdan ve Desteklerinizden Ötürü Teşekkür Ederiz... Üye Olmak için Aşağıdaki "Üye Ol" Kısmını Tıklayabilirsiniz..

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: SABIR oyunları, SABIR programı, SABIR oyunu indir, SABIR program yükle, SABIR download, SABIR hikayeleri, SABIR resimleri, SABIR haber, SABIR yükle, SABIR videosu, SABIR msn eklentisi, şarkı sözleri, dizisi
Logged
Muttαki
Bismillahirrahmanirrahim Hasbun Allah ve Ni'mel Vekil
Forum Yöneticisi
*



Toplam Oyu: 136
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3.435

Maksadımız İman ve Ahirettir


WWW
« Yanıtla #1 : 03 Temmuz 2008, 18:41:49 »

 Allah Razı Olsun kardeşim
Logged


İslamsız Hayat,Hayat değildir,Hayata hükmetmeyen İslam,İslam değildir,Onu hayatına geçirmeyen Müslüman,Müslüman değildir.


Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
turk8487
Faydalı Üye
*

Avatar Yok


Toplam Oyu: 6
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 214


« Yanıtla #2 : 03 Temmuz 2008, 23:18:06 »

rabbim bizleride sabreden kullarından eylesin  Emeğine Sağlık kardeşim  Allah Razı Olsun
Logged
Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
ebuduccane
Yeni üye
*



Toplam Oyu: 2
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 44


« Yanıtla #3 : 04 Temmuz 2008, 16:11:47 »

 Ecmain
Logged
Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
Etiket: SABIR 
Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
SABIR Risale-i Nur HawasHasan 3 248 Son Mesaj 21 Temmuz 2007, 03:24:48
Gönderen: Irem
ORUÇ VE SABIR... Dini Gün, Gece ve Aylar fetheden 2 447 Son Mesaj 11 Eylül 2007, 23:30:29
Gönderen: fetheden
SABIR İMTİHANI... Serbest Kürsü fetheden 4 155 Son Mesaj 24 Kasım 2007, 22:27:34
Gönderen: fetheden
Hastaliklara sabir icinde sukretmek en iyi dermandir Serbest Kürsü yanlız 0 95 Son Mesaj 03 Mayıs 2008, 15:36:23
Gönderen: yanlız
Aman!!!! SABIR,İLLAki sabır Güncel sevdaDEDİM 3 216 Son Mesaj 15 Mayıs 2008, 19:07:38
Gönderen: Muttαki
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Muhabbetullah.Com Bağlantılar
Mortgage Calculator | WoW Gold | Remortgages | Just Holden Commodores | Mobile Phone
|Reklam| |Alıntı Koşulları| |Arşiv| |Arşiv2| |Wap| |Wap2| |imode| |XML| |Rss1| |Rss| |Tags| |Sitemap| |UrlList|

kurye Diyet | Zayıflama Program Download Forum diyet ilahiler zayıflama dizi izle ssk Gazeteler video izle Sohbet tv izle evden eve nakliyat evden eve nakliyat evden eve nakliyat Araba Yarışı oYuNLAR
Muhabbetullah.Com En iyi 1024x768 - 1280x1024 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.
Muhabbetullah.Com Bir Forum Sistemidir.ve siteye gönderilen tüm mesajlar onaydan geçmeksizin anında paylaşılmaktadır. Muhabbetullah.Com Yönetimi yazılan mesajlardan sorumlu değildir.
Yasalara aykırı bulduğunuz mesajları linkleriyle beraber HawasHasan[at]Gmail.Com adresine bildirebilirsiniz. Şikayetiniz en kısa sürede incelemeye alınacaktır.
For English Please let us know any illegal activity to HawasHasan[at]Gmail.Com