|
|
 |
« : 14 Ağustos 2008, 11:36:45 » |
|
 |
|
 |
 |
İmtihanı Unutmayın ...
Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdu ki:
"Dünya tatlı ve çekicidir.
Şüphesiz ki, ALLAH, size dünyalık (servet ve makam) verecek, nasıl amel edeceğinize bakacaktır.
Dünyaya aldanıp âhireti unutmaktan ve kadınlara kapılıp sefahete dalmaktan dikkatle sakının..."
(Müslim)
Hadiste, Cenab-ı Hakkın mü’minlere dünyada servet, makam, v.s. gibi çeşitli imkanlar verip onları imtihan edeceğinden bahsedilmektedir.
Dünyanın tatlılık ve çekiciliğine, câzibedârlığına aldanıp âhireti unutan insan bu imtihanı kaybetmek durumu ile karşı karşıyadır.
Dünyayı çekici ve tatlı kılan unsurların başında, kadınların geldiği, yine hadîsten anlaşılmaktadır.
Gerçekten Oruç Tutmak ...
Ebu’l-Buhterî (radıyALLAHu anh) anlatıyor:
"Medine’de çenesi düşük, gıybetçi bir kadın vardı.
Bir gün Resûlullah’ın (aleyhissalâtu vesselâm) evine geldi.
ALLAH Resûlü, ev halkına:
– Ona yemek getirin, dedi.
Kadın:
– Ben oruçluyum, dedi.
ALLAH Resûlü:
– Hayır, sen oruçlu değilsin, dedi.
Akıllı kadın, ALLAH Resûlü’nün bu sözüyle yaptığı gıybeti kastettiğini anladı. Bu sebeble, ertesi günü diline biraz sahip olmaya çalıştı. Ve akşama doğru, tekrar ALLAH Resûlü’ne uğradı.
ALLAH Resûlü yine:
– Ona yemek getirin, dedi.
Kadın:
– Ben oruçluyum, karşılığını verdi.
ALLAH Resûlü:
– Sen oruçlu değilsin, buyurdu.
Kadın, 3. gün, kesin niyet etti. Hiç konuşmadı, kimseyi gıybet etmedi. Akşama doğru ALLAH Resûlü’ne uğradı. ALLAH Resûlü, bu sefer ona şu müjdeli haberi verdi.
– İşte bugün gerçekten oruçlusun... dedi.
(Beyhaki)
Gıybet ederek oruç tutan kişi kâmil manada oruç tutmamış, orucun insana kazandırdığı faziletlere ulaşamamıştır.
Her duyduğunu anlatmak ...
"Kişiye yalan olarak, her duyduğunu anlatması yeter"
(Râmuzu’l-Ehâdîs)
Mü’min tahkik ehlidir.
Tahkik etmeden, sadece işittiği ile hüküm verip hareket etmez.
Hele hele, her duyduğunu doğru kabul edip hemen başkalarına da anlatmaya, yaymaya çalışmaz.
Çünkü tahkik etmeden, her duyduğuna inanmak ve başkalarına da duyurmak kişiye günah olarak yeter.
Onu, yalancı, gıybetçi, iftiracı, koğucu durumuna düşürür.
Kaldı ki, kişinin her söylediği doğru olmalıdır, ama her duyduğunu-doğru bile olsa-başkalarına duyurmaya, söylemeye hakkı yoktur, doğru değildir.
Mü'min, külfeti az olandır ...
"Mü’min, (ülfeti çok) külfeti az olandır."
(Ramuzu’l-Ehadîs)
Mü’min sevgi insanıdır. Sever ve sevilir. Sohbeti aranır, kendisine kolay ülfet edilir. Kendi de insanlara kolayca ısınır, çabuk yakınlaşır.
Mü’minin dostluğu külfetsizdir.
Hiç kimseye yük olmaz.
Ağırlık vermez.
Dostluğunu pahalıya satmaz.
Daima yardımcı olmaya çalışır.
Kimseden bir yardım beklemez.
Mü’minle dost olan, bu dostluğundan pişmanlık duymaz.
Yalnızca hayır ve fayda görür.
Samimiyet bulur.
En büyük hıyanet ...
"En büyük hıyanet, seni doğru kabûl eden müslüman kardeşine yalan söylemendir."
(Ahmed bin Hanbel)
En büyük hâinlik, güven suistimalidir. İnsanlarca dürüst ve güvenilir kabûl edilen bir kişinin bu güvene ihanet edip insanları aldatmasıdır. Onları yalanlarla kandırıp hayal kırıklığına uğratmasıdır.
Mü’min içi-dışı bir olandır. Dıştan nasıl görünüyorsa, içten de öyle olmalıdır.
Dış görüntüsüyle, insanlarda güven duygusunu teşekkül ettiren bir kimsenin, gerçekte doğruluk ve itimada şâyânlıktan uzak olması imanın kemâline de zıt bir haldir.
ALLAH korusun böyle bir hal, münafıklığın belirtilerinden biri olarak kabûl edilmiştir.
Sakın parçalara bölünmeyin ...
"Şeytan, tıpkı sürüden ayrılan, uzaklaşan koyunu kapan kurd gibidir. Onun için, birlikten, ülfet içinde toplu halde yaşamaktan ve mescidlerden ayrılmayın. Sakın parçalara bölünmeyin."
(Râmuzu’l-Ehadîs)
Mü’minlerin gönül birliği içinde toplu olarak, birbirini sever ve sayar halde yaşamaları, şeytanın vesvese ve kandırmalarına karşı, en güçlü engeldir.
Şeytanın muvaffakiyeti; mü’minleri tek başına yakalamasında, aralarına fitne atarak birliklerini bozmasındadır.
Birliği bozulan, cemaat ruhu zedelenen mü’minler, şeytana kolay lokma olur. Tıpkı sürüden kopan koyunun kolayca lokma olması gibi.
Cimrilik ve Cömertlik Üzerine ...
Resûl-i Ekrem Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki:
– Şeytan, askerlerinin en şiddetli ve en kuvvetlisini, malıyla iyilik yapanlar üzerine gönderir.
(Mecmauzzevâid)
– Cimrilikten sakınınız.
Çünkü cimrilik, sizden öncekileri helâk etti.
Onları birbirlerinin kanlarını akıtmağa, haramları irtikap etmeğe sevk etti.” buyrulmuştur.
(İhya)
Görüldüğü gibi, şeytan insanı cimrileştirmek için, olanca gücüyle çalışmaktadır.
Onda öyle bir mal-mülk sevgisi, servet hırsı uyandırır ki, insan kıyıp da malını ALLAH yolunda harcayamaz.
Servetiyle, hayır ve hasenatta bulunamaz.
Akıllı ve Abîd kimdir ?...
Hazreti Ebu Bekir (radıyALLAHu anh) bir gün evinden dışarı çıkmıştı.
Yolda ALLAH Resûlü’ne (aleyhissalâtu vesselâm) rastladı.
Bir müddet beraber yürüdüler.
Hazreti Ebu Bekir bir ara, O’na:
– Ya ResûlALLAH! Sen ne ile gönderildin? diye sordu.
ALLAH Resulü:
– Akıl ile, cevabını verdiler.
Hazreti Ebu Bekir:
– Bizim akıllı olmamız nasıl olur? Akıllı sayılmanın ölçüsü nedir? diye tekrar sordu.
ALLAH Resûlü cevaben:
– Kim, ALLAH Teala’nın helal kıldığını helal, haram kıldığını da haram kabul ederse, o kimse akıllıdır.
Bundan sonra, ALLAH’ın emirlerini yapıp, yasaklarından kaçınma konusunda da gayret gösterirse ona âbid (ALLAH’a gerçek kul) denir, buyurdular.
(Ebu Nuaym Isfehani’den)
... O günahı işlemedikçe o kişi ölmez.
Hazreti Âişe’den (radıyALLAHu anh):
– Felâkete uğramış bir kadın, kadınların bulunduğu bir topluluğun yanından geçti de, o topluluk bu kadını alaya alıp gülüştüler.
Bu hareketlerinden dolayı o kadınlardan bir kısmının, aynı felakete uğradığı görüldü.
(Edebü’l-Müfred)
Bir insanın başına gelen felakete sevinmek, onu kınayıp kötülemek, Peygamberimiz tarafından menedilmiştir. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:
– Kim bir din kardeşini (gizli işlediği veya tevbe etmiş olduğu) bir günah sebebi ile suçlarsa, o günahı işlemedikçe o kimse ölmez.
(Tirmizî)
Kardeşlerimize bakış açımız hakkında ...
Vesile bin Aska’dan (radıyALLAHu anh):
"ALLAH Resûlü aleyhissalâtu vesselâm buyurdu ki:
– Din kardeşine gelen bir musibet ve kötülükten dolayı sakın sevinme. Sonra, ALLAH, onu rahmetiyle kuşatır da, seni imtihan eder (aynı belâya seni müptela eder)."
(Tirmizi)
Muaz bin Cebel’den (radıyALLAHu anh):
" – Kim günah işleyip de tevbe eden kimseyi, işlediği o günahtan dolayı kınarsa, kendisi o günahı işlemeden ölmez."
(İmam Ahmed)
Bu hadislerde, bir mü’minin başına gelen bir musibet ve belâdan dolayı sevinmek; o mü’minin işlediği bir günahtan dolayı, yaptığına pişman olup olmadığına bakmadan, onu kınayıp kötülemek şiddetle men’edilmiştir.
Müslüman, herkese karşı hayırhâhtır. Yani, başkaları için sadece hayır ister, iyilik düşünür. Kimsenin kötülüğünü istemez. Kimsenin kötülüğüne sevinmez. Kimseyi hata ve günahlarından dolayı kınayıp ayıplamaz.
Herkesin hayrına duacıdır.
İmanınınız belirtisi nedir?
Resûl-i Ekrem aleyhissalâtu vesselâm, Ensâr’ın bulunduğu bir toplantıya gitti ve:
– Sizler mü’minler misiniz? diye sordu. Bu soru üzerine herkes sustu.
Hazreti Ömer:
– Evet, mü’minleriz ya Resûlâllah, dedi.
Peygamberimiz:
– İmanınızın belirtisi, (alâmeti) nedir öyle ise? diye tekrar sordu.
Ashâb:
– Genişlikte şükrederiz. Darlıkta sabrederiz. ALLAH’tan gelen hüküm ve takdire de boyun eğeriz, cevabını verdiler.
Bunun üzerine Peygamberimiz:
– Kâbe’nin Rabbine yemin ederim ki, siz gerçekten mü’minsiniz, buyurdu.
(Taberanî)
Yemeklerinizi topluca yiyiniz ...
"Yemeklerinizi topluca yiyiniz. Ayrı ayrı yemeyiniz. Şüphesiz ki, bir kişinin yiyeceği 2 kişiye de yeter. İki kişinin yemeği, 5–6 kişiye yeter. Şüphesiz ki, bereket cemaattedir."
(Bezzar)
Bu hadis-i şerifte mü’minler cemaatleşmeye teşvik edilmektedir.
|
|
 |
|
 |
|