|
|
 |
« : 10 Temmuz 2007, 17:48:25 » |
|
 |
|
 |
 |
ALLAH azze ve celle buyurdu ki: “Ey iman edenler ALLAH'tan hakkıyla sakının ve ancak Müslümanlar olarak ölün.” Yani La ilahe illALLAH deyip de ondan sonra ipin ucunu kaçırmayın. Rasulullah (sallALLAHu aleyhi ve sellem) ALLAH'ı en yi tanıyanınız ve O’ndan en çok korkanınız benim.” Demiştir. ALLAH'ı en iyi tanımak O’na vahdet-i vücud gibi bir inancı nisbet edilip edilmeyeceğini de bilmek demektir ki, ALLAH'ı en iyi tanıyan Rasulullah (sallALLAHu aleyhi ve sellem) bu tasavvufçuların inandıkları gibi inanmamış ve böyle inananlar gibi davranmamıştır. Bir gün çıkıp da Halacı Mansur gibi Ene’l Hak(Ben ALLAHım) dememiştir. Nesimî gibi, Beyazıd-ı Bistamî gibi “bu elbisenin (kendi elbisesini kastediyor) içinde ALLAH’tan başka kimse yok” dememiştir. Yine Beyazıd-ı Bistami gibi “İşte tanrı benim, benden başka tanrı yoktur, bilin de bana tapın”[1] demedi. Muhyiddin-i Arabî gibi “Bazen ben ALLAH'a kulluk ederim, bazen ALLAH bana”[2] dememiştir. İmam-ı Rabbani gibi Ben ALLAH'ı bir kadın suretinde gördüm dememiştir. Mevlana gibi “Veliler tanrı çocuklarıdır”[3] dememiştir.
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Mesnevi 4/170
[2] Fususul Hikem MEB Yayınları 1992 sf.83 Metin tam olarak şöyledir: “ALLAH beni över, ben de onu. O bana kulluk eder, ben de ona. Bir halde ben onu ikrar eder ve eşyadaki çokluk ve değişikliği görünce inkar ederim. Bizden nasıl vazgeçebilir? Ben O’na müsaade eder ve O’nu zuhur alanına çıkarırım.(hâşâ!)
[3] Mesnevi 3/7
Gönderen: Temmuz 10, 2007, 05:40:42 ÖS Konu ile ilgili dökümanlarını isteyen bana özel mesaj atabilir.Daha kolay ulaşmaları için sayfa numaralarına kadar verebilirim
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
 |
Sponsor Bağlantı |
|
Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
|
|
Logged |
|
|
|
Robot Moderatör
|
Selamun Aleykum Ziyaretçi. Sitemize Hoş Geldiniz.. islami sitemizin içeriğinden daha iyi faydalanmak ve mesaj yazmak için üye olmanız gerekmektedir.. sitemizde islami içerik bulunmaktadır.. bulamadığınız herhangi bir konuyu bildirerek yardım alabilirsiniz.. Katkılarınızdan ve Desteklerinizden Ötürü Teşekkür Ederiz... Üye Olmak için Aşağıdaki "Üye Ol" Kısmını Tıklayabilirsiniz..
Anahtar Kelimeler: Tasavvuf!!! oyunları, Tasavvuf!!! programı, Tasavvuf!!! oyunu indir, Tasavvuf!!! program yükle, Tasavvuf!!! download, Tasavvuf!!! hikayeleri, Tasavvuf!!! resimleri, Tasavvuf!!! haber, Tasavvuf!!! yükle,
Tasavvuf!!! videosu, Tasavvuf!!! msn eklentisi, şarkı sözleri, dizisi
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
 |
Sponsor Bağlantı |
|
Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
|
|
Logged |
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #2 : 10 Temmuz 2007, 18:01:13 » |
|
 |
|
 |
 |
Resulullah enellah demediği gibi enelhakk da dememiştir.enelcabbar enelrezzak da dememiştir.ALLAHı en iyi tanıyan Resulullahtır.Böyle bir şey olsa idi bunu kendisine yakıştırılacak en mükemmel kişi Resulullahtır.
Tasavvuf edebiyatının oyuncağı olmuş bir ilah var ki dergahtan içeri girerken ona sevdalanıp, bir hayalin peşinden dağlara kaçıp mecnun olmamak gayr-ı kâbil. Sonra da bu kara sevdanın narında cayır cayır yanıp kül olmak ve cehennem nedir ki ben aşkınla yanıyorum kabilinden şiirler, isteyene ver cenneti ben seni isterim türünden naralar edebiyat oluverir. Bu uyduruk aşk başta karar edince akıl da baştan firar eder ve artık Kur’an, şeriat, fıkıh, hadis tedrisi, emr-i bi’l ma’ruf nehy-i a’nil münker, cihad vs. yani ALLAH’ın dini zaman aşımına uğrar ve ilahi aşkın yanında ehemmiyetsizlikten gündemden düşüverirler. Varsa yoksa ALLAH aşkı dağlarda ot yiyip gezer şiir dizer, nesir yazar, işte İslâm! Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyarlar. Baksana onlar her vâdide şaşkın şaşkın dolaşırlar. Ve onlar ya-pamayacakları şeyleri söylerler. (Şuara Suresi 224,225,226) Bu nasıl ALLAH aşkı ise ne peygamberler keşfedebildi, ne havariler, ne sahabiler! Tasavvufçu dedin mi her şeyin tadını çıkarır onlar, üstelik tadını kaçırana kadar. ALLAH aşkı iddiasında olanlar için hadlerini bilmelerine yarayacak bir ikaz var Kur’anda, fakat onlara göre Kur’anın zahiri cahil avamı ilgilendirir kendileri havasdan olduğu için onlar kendi yazdıkları kitapları din edinirler. Yine de biz okuyalım ayeti. (Ey Muhammed) de ki: Şayet ALLAH'ı seviyorsanız, bana tabi olun ki, ALLAH da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. (Âl-i İmran Suresi 31)
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
 |
Sponsor Bağlantı |
|
Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
|
|
Logged |
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #3 : 10 Temmuz 2007, 18:14:51 » |
|
 |
|
 |
 |
tasavvufun varlığını savunanlar haşa peygamber yok demiyor ki Rabbim ALLAH Nebim Rasulum Muhammed Mustafa asm diyorlar ve hep sunnetullaha göre yaşıyorlar... Kalbin ilimi tasavvuftur kalp ıslahıdır ama bunu aklı gözune inmiş ön yargılı olanlar nerden bilsin ki Hallac bir gün yanındakilere “Eğer ALLAH’ı tanımıyorsanız eserlerini tanıyınız. İşte o eser benim. Ben Hakk’ım. Çünki ebediyyen Hakk ile Hakk’ım.” demişti Abbasiler ile Karmatiler arasındaki siyasi egemenlik savaşına feda edildi Oysa bu cümledeki “Ene’l–Hak (Ben Hakkım)” sözünün siyakı ve sibakı vardı ve belki de “Ben Hak’tanım” anlaşılmalıydı, yoksa Firavunun dediği gibi “Ben Tanrıyım” demek değil. ben ilahım diyen haşa ibadet eder mi ölüceğinde EHAD ismi şerifini çeken 2 rekat namaz kılan birini sen nasıl firavunla bir tutarsın...Hallac-ı Mansur tevhid inancına şiddetli ALLAH aşkı penceresinden baktığı için, ALLAH aşkının yanında diğer varlıkların bir hiç olduğunu düşünmüştür.Vahdetü’l-vücud mesleği bir aşk mesleğidir; bu meslekte mahv ve sekir vardır, yani kendini Hak önünde hiç bilmek ve bunun sarhoşluğu içinde yaşamak vardır. Bu meslekte akıl gözü bunun için kördür. Bu meslek bir felsefe mesleği değildir. Bu sebeple günümüzde felsefecilerin tevhid inancına sahip olmadan bu yola girmeleri sakıncalıdır, şirke kapı açar. Muhyiddin-i. Arabî bile bu sebeple “Bizden olmayanlar bizim kitabımızı okumasınlar” demiştir. İyi bir tevhid inancı terbiyesinden geçmeyene ve âşık olmayana bu meslek zarar verir. Çünkü ALLAH’ın varlığı yanında varlıkları bir gölgeden ibaret gören ve yok sayan bu meslek, tevhid inancına sahip olmayanların elinde, “O’ndan başka hiçbir şey yoktur; her şey ondan ibarettir” gibi bir söylemle, varlıklar adına ALLAH’ı yok saymak gibi tehlikeli bir inkârcılığa kapı açabilir. Bununla beraber, bu yola girenler Hak aşkı için girdiklerinden, Bediüzzaman Hazretlerine göre Hak katında makbuldürler; fakat keşfiyatları mizansız olduğu için, hudutları çiğnemişlerdir. Bu sebeple şahısları itibariyle yüksek ve harika birer kutup oldukları halde, tarikatları gayet kısa kalmış ve rağbet görmemiştir
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
 |
Sponsor Bağlantı |
|
Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
|
|
Logged |
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #4 : 10 Temmuz 2007, 18:39:52 » |
|
 |
|
 |
 |
tasavvufun varlığını savunanlar haşa peygamber yok demiyor ki Rabbim ALLAH Nebim Rasulum Muhammed Mustafa asm diyorlar ve hep sunnetullaha göre yaşıyorlar... ??????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????
Kişi vardırki ALLAHı kabul eder Resulunu kabul eder kelimei tevhid getirir FAKAT fiil ve sözleriyle dinden çıkar. Şimdi Cezbe,Sema,Ney eşliğinde dönme,Tamamen cihad ayetlerinde geçtiği halde tarikatlerce yapılan rabıta (ribat),Dünyadan el ayak çekerek münzevi yaşama,Sekir halinde yapılan abuk sapuk cümlelere BANA SÜNNETTEN delil getirebilirmisin?
Bu sözlerin gizli ve ince bir mânası vardır, bu yüzden batinî anlamları önemlidir." diyerek savunanlara, muhterem Bahaeddin Bilhan Hoca şöyle derdi (25 yıl önce): "Birisi kalkıp anamıza, hanımınıza sövse; sonra da sizi yatıştırmak için; 'aman efendim yanlış anladınız. Bu sözlerin batinî mânâsı, -anneniz nasıl, hanımınız afiyettedir inşaALLAH... Annenizin ellerinden öpüyor, hanımınıza hürmetlerimi sunuyorum..- demektir.-' dese ikna olur musunuz? Diye sorardı. Bunların sözlerinin hangi birini tevil edeceksiniz, hangi birini teşbih sayacaksınız ki?"
Bu saçmalıkları savunmakta güçlük çeken sofî takımı, bu defa da 'bu sözler şathiyyattır... Sekir halinde söylenmiş sözlerdir.' bu yüzden sahipleri mazurdur." diyorlar. İyi de bu adamlar hiç mi ayık gezmemiş, kitapları sarhoş sözleriyle dolu. Hem bunlar sarhoş da, size ne oluyor? Sarhoşları savunmak size mi kaldı?
Evet, eğer bu sözler küfür değilse, küfür ve şirk denebilecek birtek söz ve davranış bulmak mümkün değildir. Bunlar küfür değilse küfür ne? Ben ALLAH'ım diyen, beni görmen Rabbini görmenden bin kere daha hayırlıdır' diyen, 'Kadın kılığına giren Tanrı'yla sevişiyorum' diyen biri küfretmiyor da ne halt ediyor?
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
 |
Sponsor Bağlantı |
|
Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
|
|
Logged |
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #5 : 10 Temmuz 2007, 18:49:01 » |
|
 |
|
 |
 |
anlamak istemeyen anlamaz işte ama yazalım Tasavvufun mühim esaslarından biri, dünyayı terk etmektir. Şüphesiz bu terk, kesb (çalışma) yönünden değil, kalp yönündendir. (1) Mahiyetine hem madde, hem mânâ derc edilen insan, maddenin mahkumu olmamalıdır. Zira madde, ancak mânâya hizmetkar olabilir. Bir insan para kazanmalı, fakat parayı kalbine değil, kasaya koymalı ve o parayla İslâma hizmet etmelidir. Mevlâna’nın teşbihiyle, “Su geminin içine girerse onu batırır. Altında bulunursa, onu yüzdürür.” (2)
Dünyanın bir çekim kuvveti vardır. Bu çekimden kurtulamayanlar hakikatin semasına yükselemezler. Yere çakılır kalırlar. Süfliyatta boğulurlar. Masivaya dalarlar. Halbuki, dünya ahiretin tarlasıdır. (3) Seyyar bir ticaretgahtır. Bir misafirhanedir. (4)
Kendini dünyanın servet ve şaşaasına kaptırmış olan Karun’a, kavmi şu hatırlatmayı yaparlar: “ALLAH’ın sana verdiğinden ahiret yurdunu gözet, dünyadan da nasibini unutma!” (Kasas Sûresi, 77). Dünyadan nasibin ne olduğu hakkında Hamdi Yazır, şu açıklamada bulunur: Bazıları, “helâl rızk ve meşru dünya zevki, diye anlamak istemişlerse de, o geçici dünyanın kendisi demektir. Asıl dünyadan nasip ise, “Dünya ahiretin tarlasıdır.” gereğince, ahiret için elde edilen fayda, ahirete kalacak ameldir. Yoksa dünyadan nasip, nihayet bir kefendir.” (7)
Bir kısım sofîlerin, dünyayı terk noktasında “bir lokma bir hırka” telakkileri, kendi hususî anlayışlarıdır. Yoksa bu, tasavvufta bir esas değildir. (8) Asıl hüner, dünyayı ahiretin tarlası olarak görüp, ekip biçmek, mevcudatı İlâhi isimlerin ayineleri görüp, müştakane temaşa edip bakmaktır.
İçinde yaşadığımız dünya, bir cihetten “ahirete tarladır(9), bir başka cihetten ise, bir oyun ve eğlence” (Ankebut Sûresi, 64; Hadîd Sûresi, 20). Mevlâna, dünyanın bu yönünü şöyle ifade eder: “Çocuklar oyun esnasında dükkan yaparlar ve güya alış-veriş ederler. Fakat o dükkanın ve o alış-verişin vakit geçirmekten başka faydası olmaz.” Gece olunca, dükkan açan çocuk aç olduğu halde eve döner. “Bu cihan da, çocukların oyun yeri gibidir. Gece olması ölümdür.” (10) Bir başka açıdan ise dünya, bir uyku ve rüyadır. “İnsanlar uykudadır. Öldüklerinde uyanırlar” vecizesi bunu anlatır. (11)
Dünyadaki makam, servet gibi şeyler geçici olduğundan bir kıymeti yoktur. Bu imkanlar, ALLAH yolunda değerlendirilmişse bir mânâ ifade eder. Yoksa, rüyadaki makam ve servetten bir farkı olmayacaktır.
İnsanın tabiatında dünyaya bağlılık vardır. Mevlâna bunu, ham meyvelerin ağacın dallarına sıkı sıkıya tutunmasına benzetir. Meyveler olgunlaştığında ise, bu bağ gevşer ve o meyveye ağaçtan kopmak ağır gelmez. Nitekim, kâmil insanlar dünyadan ayrılıktan korkmamışlar, hatta sevmişlerdir. Çileli bir hayattan sonra Mısır Azîz’i olan Hz. Yusuf (a.s.) şu duayla dünya dalından kopma dilekçesi verir: “Ya Rabbi, bana bir saltanat verdin ve bana ‘te’vîl-i ehadis’ten (rüya tabirinden) öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan, Sen dünya ve ahirette benim yardımcımsın. Beni Müslüman olarak vefat ettir ve salih kullarına beni kat” (Yusuf Sûresi, 101).
Ehl-i iman, dünyanın mahkûmu olmaktan kurtulmuş kimseler haline gelmelidirler. Sosyal mevki ve itibar arttıkça, dünyanın cazibesi de artar. O oranda, onun hâkimiyetinden kurtulmak zorlaşır. Şu olay, bunu güzel gösterir.
Hükümdarın biri, maneviyat büyüklerinden birine, “Dile benden ne dilersen” der. O maneviyat eri, “Senden ne dileyebilirim ki?” der. “Zira, benim hakîr iki kölem sana hâkim ve efendi olmuşlardır!” Hükümdar şaşkın bir şekilde, “Kim bunlar?” deyince, maneviyat büyüğü şu cevabı verir: “Biri gazap, biri şehvet...”
Şu dünya hayatı, ebedi saadeti kazanmak için verilmiş bir sermayedir. Günün yirmi dört saati, yirmi dört altından daha kıymetlidir. Fakat şu bir gerçektir ki, pek çok insan ömrünün kıymetini bilmemekte, onu boş işlerde zayi etmektedir. Bu noktada, Hafız-ı Şirazî’nin şu nasihatı hatırdan çıkarılmamalıdır: “Bir dere kenarına otur da, ömrün geçişini seyret.”
Kaynaklar: 1. Bkz. Mahir İz, Tasavvuf, s. 42 2. Mevlana, I, 76 3. Aclûnî, Keşfu’l- Hafa, I, 412 4. Nursî, Sözler, s 188 5. Müslim, Zühd, 1, Tirmizi, Zühd, 16, İbnu Mace, Zühd, 3 6. Nursî, Lem’alar, s 46 7. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, V, 3755 8. Ahmed b. Hanbel, Müsned, V1, 226 9. Aclunî, 1, 412. 10. Mevlânâ, VIII, 796-797. 11. Aclunî, II, 312. Bu sözün Hz. Ali’ye ait olduğu söylenir.
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
 |
Sponsor Bağlantı |
|
Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
|
|
Logged |
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #6 : 12 Temmuz 2007, 16:01:46 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
Gökten yağmur yağdıkça cihad tatlı ve hoştur. İnsanlar üzerine Kur'anı çokça okuyanların, 'Bu zaman cihad zamanı değildir' dedikleri bir zaman gelecektir. Kim bu zamana ulaşırsa, bilin ki bu ne güzel cihad zamanıdır. Dediler ki; 'Ya RasulALLAH bunu söyleyecek kimse var mı dır?' Rasulullah (S.A.V) buyurdu ki; 'Evet bu kimse ALLAH'ın ,meleklerin ve bütün insanlığın lanetlediği kimsedir.' [İmam Nevevi;Tagribul Tezhib,Şifa-i Essudur,Meşariul Eşvag ila Mesari El Uşşag]
|
|
|
 |
Sponsor Bağlantı |
|
Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
|
|
Logged |
|
|
|