Selamun Aleykum
Selamun Aleykum, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Özel Arama
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Reklamlar
Şifalı Bitkiler


Konu Bilgileri
Konu BasligiKonu ZİKİR
Cevap SayisiCevap Sayisi: 2 cevap var
Okunma SayısıOkunma Sayısı 133 defa
Bu Konuyu Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: ZİKİR  (Okunma Sayısı 133 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
abdurrahim
Yeni üye
*



Toplam Oyu: 0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 44


« : 15 Mayıs 2008, 12:25:06 »

Şifalı bitkiler, bitkisel yağlar hangi hastalığa hangi bitki iyi gelir, doğal yoldan zayıflama..


ZİKİR

 

Anma, anımsama, ezberleme, hatırlama. Söylenmesi tavsiye edilen hamd, sena ve dua için kullanılan sözler. Bazı alimler zikri, insana sevap kazandıran her türlü hareket olarak tarif etmişlerdir.

Zikir, daha çok tasavvufi anlamda kullanılır. Tasavvufta da, ALLAH'ın yüceliğini dile getirmek ve manevî yetkinliğe ulaşmak amacıyla belli bir söz ya da cümleyi yinelemektir. Yüce ALLAH'ın bilinen güzel isimleri ve tevhid kelimesi (Lâ ilâhe illALLAH) ile yapılır.

Zikir, "zekere" fiilinin masdarıdır. Aslı "zikr"dir. Türkçe'de zikir diye kullanılır. Zükr kelimesi ile aynı anlamdadır. Çoğulu ezkâr ve zükûr olarak gelir. Zikrâ kelimesi de, zikr'in mübalağası olup çok zikretmek demektir.

Zikir, aynı kökten gelen kelimelerle birlikte, Kur'ân'da üç yüz'e yakın yerde geçmektedir.

Yüce ALLAH Kur'ân'ın çeşitli âyetlerinde ALLAH'ı zikretmeyi emretmiştir. Bu âyetlerden birinin meâli şöyledir: "Öyle ise beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin, nankörlük etmeyin" (el-Bakara, 2/152).

Yüce ALLAH bu âyette zikir ile şükrü bir arada anmıştır. Zikir de şükür gibi üç çeşittir. Bunlar, dil, kalb ve beden ile yapılan zikirlerdir. Dil ile zikir, Yüce ALLAH'ı güzel isimleri ile anmak, O'na hamdetmek, tesbihte bulunmak, Kur'ân'ı okumak ve dua etmektir. Bu çeşit zikri dile getiren birçok âyet vardır. Bu âyetlerden bazılarının meâli şöyledir:

"İşte bu (Kur'ân) da, bizim indirdiğimiz bir zilkirdir (öğültür). Şimdi onu inkâr mı ediyorsunuz?" (el-Enbiyâ, 21/50).

Kalb ile zikir de, Yüce ALLAH'ı gönülden anmaktır. Bu bir nevi tefekkürdür. (bk. "Tefekkür mad.")

Beden ile zikir ise, vücudun bütün organlarının ALLAH'ın emirlerini yerine getirmeleri ve yasaklarından sakınmaları ile olur. Bu da kişinin kendi vücudunun organlarını ALLAH'ın yolunda bulundurması ile mümkündür (el-İsfahânî, el-Müfredât, İstanbul,1986 259 vd.,; Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1971, 659).

Yukarıda meâli sunulan âyette geçen, "Siz beni anın ki ben de sizi anayım" ifadesi, alimler tarafından çeşitli manalar için yorumlanmıştır. Bu yorumların şöyle özetlenmesi mümkündür:

"Siz beni ibâdet ve itâatla zikredin ki, ben de sizi rahmetimle zikredeyim. Beni dua ederek zikredin, ben de sizin dualarınızı kabul edeyim. Benim verdiğim nimetleri hamd ve senâ ile zikredin, ben de size nimetlerimi artırayım. Siz beni dünyada zikredin, ben de sizi ahirette zikredeyim... Beni, varlık ve refah içinde olduğunuzda zikredin ki, ben de sizi belâ, musibet ve sıkıntılarınız zamanında zikredeyim... Beni, benim yolumda cihâd ederek zikredin ki, ben de sizi hidâyetimle zikredeyim. Beni sıdk, samimiyet ve ihlas ile zikredin, ben de sizi sıkıntılardan kurtarmak ve bilgi ile ihtisasınızı artırmakla zikredeyim. Beni Rabbiniz olarak bilip kulluğunuzla zikredin ki, ben de sizi sevdiğim kullarımdan kabul edip sonunda bağışlamakla zikredeyim" (er-Râzî, Mefâtihu'l-Gayb, Mısır 1937, IV,143 vd).

Zikrin önemini bildiren ve zikir hakkında emir ve tavsiyelerde bulunan diğer bazı âyetlerin meâli şöyledir:

"Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken ALLAH'ı zikrederler (anarlar). Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler: "Rabb'imiz (derler), bunu boş yere yaratmadın, sen yücesin, bizi ateş azabından koru!..." (Alu İmrân, 3/191).

"Onlar ki, inanmışlardır ve kalbleri ALLAH'ı zikretmekle (anmakla) yatışır. İyi bilin ki ancak ALLAH'ı zikretmek (anmak)la kalbler yatışır" (er-Ra'd, 13/28).

Âllah'ın emrine uyan müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, tâata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevâzi erkekler ve mütevâzi kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, ALLAH'ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar; işte ALLAH, bunlar için bir mağrifet ve büyük mükâfat hazırlamıştır" (el-Ahzâb, 33/35).

"Ey inananlar, ALLAH'ı çokça zikredin ve O'nu sabah akşam tesbih edin" (el-Ahzâb, 33/41, 42).

Meâlleri verilen âyetlerde görüldüğü gibi, Yüce ALLAH zikir ehli olan kadın ve erkekleri, müslüman, mü'min, tâat ehli, doğru, sabırlı, oruç tutan, hayır ve sevap ehli, iffetli ve namuslu kişilerle beraber anmıştır.

Hz. Muhammed (s.a.s) de, "Zikrin en faziletlisi, Lâ ilâhe illALLAH ve duanın en faziletlisi de elhamdu lillah'dır" (İbn Mâce, Edeb, 25) diyerek, tevhid kelimesi ile zikirde bulunmanın islâm dinindeki önemini ifade etmiştir. Bilindiği gibi zikirde esas unsur, diğer varlıkları unutarak, hatta yok sayarak ALLAH'ı anmaktır. Onun için ALLAH'ın varlığını ve birliğini ifade eden tevhid kelimesi, en güzel zikir olarak kabul edilmiştir. Tevhid kelimesi bir bütün halinde, "La ilâhe illallâh Muhammedürrasûlüllah" şeklindedir. Zikirde söylenen la ilâhe illALLAH, tevhid kelimesinin ilk yarısıdır. O da iki kısmıdır. Birinci kısmı, cümlenin ilk yarısı olan "La ilâhe"dir. Manası, "hiç bir ilâh yoktur" demektir. Bu olumsuz kısma "nefy" adı verilir. İkinci kısmı ise, "illALLAH"dır. Manası,"ancak ALLAH vardır" demektir. Bu kısmın adı ise, "isbat"tır. Tevhidin bu kısmına tehlil de denir (Necmüddin Kübra, Tasavvufi Hayat, trc. Mustafa Kara, İstanbul 1980, 59 vd).

Tasâvvuf ehline göre, Hz. Muhammed (s.a.s) dört halifeye ayrı ayrı zikri öğretip tavsiye etmiştir. Hz. Ebu Bekir (r.a)'a hafî (gizli) zikri, Hz. Ömer ve Hz. Ali'ye'cehrî (sesli) zikri ve Hz. Osman'a da kalbî zikri öğretmiştir (Mehmet Ali Aynî, Tasavvuf Tarihi, 1340,198 vd). Ancak sahih hadis kaynaklarında böyle bir rivayet bulunmamaktadır.

Tasavvufî tarikatların kendilerine göre değişik zikir çeşitleri ve usûlleri vardır (Bu hususta geniş bilgi için bk. Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi, İstanbul 1985, 200 vd).

Hz. Muhammed (s.a.s) başka bir hadiste de zikir hakkında şöyle buyurmuştur:

"İnsanlar bir araya gelip ALLAH'ı zikrettikleri zaman, melekler onları kuşatır, rahmet onları kaplar ve ALLAH onları kendisine yakın olan kişilerden kaydeder. "

Ebu Hüreyre (r.a) bir gün çarşıya gider ve oradakilere şöyle seslenir: "Hz. Muhammed (s.a.s)'in mirası camide taksim edildiği halde, siz buralardasınız!.." Çarşıdaki insanlar hemen camiye giderler. Fakat miras diye bir şey göremezler. Ebu Hüreyre'ye gidip şöyle söylerler: "Yâ Ebu Hüreyre, camide taksim edilen herhangi bir miras görmedik." Ebu Hüreyre onlara; "Neyi gördünüz?" diye sorar. Onlar; "ALLAH'ı zikreden ve Kur'ân okuyan insanları gördük" derler. O zaman Ebû Hüreyre "İşte peygamberin mirası odur" der (el-Gazzalî, el-İhyâ, Beyrut t.y., I, 296).

Hz. Muhammed (s.a.s)'in zikrin fazileti ve onun çeşitli günahların affına vesile olduğuna dair söylemiş olduğu daha hayli hadisler vardır (bk. Muhammed b. Allan, Delilu'l-Fâlihîn, Mısır 1971, IV, 210 vd.).

Meâl ve açıklamaları sunulan bütün bu ayet ve hadislerden anlaşıldığı gibi zikir, insanı ALLAH'ın dışındaki varlıkların her türlü kötülüklerinin tesirinden muhafaza eder, ALLAH'a bağlılığını sağlar ve her nevi tevhidi muhafaza eder. Bununla beraber, insanın gönlüne huzur verir, dünya ve ahiretin mutluluğuna kavuşturur.
Logged

KULUNMEN ALEYHA FAAN


Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
Robot Moderatör
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 17.071


View Profile
Re: ZİKİR
« Posted on: 04 Aralık 2008, 19:08:06 »

 
      uyari
Selamun Aleykum Ziyaretçi. Sitemize Hoş Geldiniz.. islami sitemizin içeriğinden daha iyi faydalanmak ve mesaj yazmak için üye olmanız gerekmektedir.. sitemizde islami içerik bulunmaktadır.. bulamadığınız herhangi bir konuyu bildirerek yardım alabilirsiniz.. Katkılarınızdan ve Desteklerinizden Ötürü Teşekkür Ederiz... Üye Olmak için Aşağıdaki "Üye Ol" Kısmını Tıklayabilirsiniz..

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: ZİKİR oyunları, ZİKİR programı, ZİKİR oyunu indir, ZİKİR program yükle, ZİKİR download, ZİKİR hikayeleri, ZİKİR resimleri, ZİKİR haber, ZİKİR yükle, ZİKİR videosu, ZİKİR msn eklentisi, şarkı sözleri, dizisi
Logged
hekta
Yeni üye
*



Toplam Oyu: 0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 18

Hak ile meşgul olmayanı,batıl kaplar.(imam Şafii)


« Yanıtla #1 : 26 Mayıs 2008, 18:51:33 »

                                            ZİKİR- ZİKRULLAH 
                             Kur'ân-ı Kerim'de:(Sûre-i Ahzab, Ayet 41)
                          "Ey ALLAH'a iman edenler! ALLAH'ı çok zikredin."
Dediğine göre zikrullah emr-i ilâhidir. ALLAHu Teâlâ'yı çok zikretmek farzdır. Tarikatta zikrullah çok yapılınca bu farzı tarikat ehli yapıyor. Ayrıyeten tarikat vaciptir. ALLAHu Teâlâ'nın kesin emir ve nehiyleri farzdır. Bu âyete göre zikrullahı çok yapmak kesin emir (farz)'dır. Yine Kur'ân-ı Kerim'de işaret edi¬lenler vaciptir. Ayet ve Hadîs-i şeriflerde işaret edilenlerin birçokları tarikatta yapılınca hakikî tari¬katta vaciptir. Nafile namazların yapılması gerektiğine hem Kur'ân-ı Kerim’de işaret ediliyor, Günyet'üt-Tâlibin,   s.824-826;   Kırk   Hadîs   Kitabı,   s.77;   Sünen-i   İbn-i   Mâce,   c.4,   Hadîs   No:1251 ,Sünen'ün Neseî, c.3-4. Hadîs  No:  1607 hem de Peygamberimiz (SallALLAHu aleyhi vesellem) hadîs-i şeriflerinde buyuruyor. En kıymetli tefsir kitaplarının bazılarında bile Kur'ân-ı Kerîm'deki zikrullah âyetlerini "Anmak" diye yazıyor.
Tasavvuf âlimlerinin zikrullah halkası kurup toplu veya yalnız ALLAHu Teâlâ'nın isimleri ile çağırarak veya gizli olarak ALLAHu Teâlâ'nın isimleri ile zikretmelerinin başı bu âyettir. Bir kâfir müslüman olmak isterse "Eşhedü en lâ ilâhe illALLAH ve eşhedü enne Muhammeden Rasulullah" söylettiriliyor. Bu anmak mıdır? Bir kişi öleceği zaman yine şahadet kelimesi getirttirilip hem de "ALLAH ALLAH" dedirttiriliyor. Bu anmak mıdır? Bir kâfiri mü'min eden, bir mü'minin ölürken imanını kurtaran zikrullahı söylemeyip, anmaktır, hatırlamaktır gibi küçümseyip kısaltmak, söylememek ne kadar hazindir! Mü'minlerin bir araya toplanıp hep bir ağızdan "ALLAH, ALLAH", "Lâ ilâhe illALLAH" ve ALLAHu Teâlâ'nın diğer doksan dokuz isimlerini hep bir ağızdan söylemek anmak mıdır? Ezan, kamet anmak mıdır? Bunların hepsi zikrullahtır.
(Sûre-i A'raf, Ayet 180)
"En güzel isimler (el- Esmaül-hüsna) ALLAH'ındır, o halde O'na o güzel isimlerle dua edin. O'nun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır."
(Sûre-i İsra, Ayet 110)
"De ki: İster ALLAH deyin, ister Rahman deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O'na hastır...(İlâ âhir)."
(Sûre-i Haşr. Ayet 24)
"O, yaratan, var eden, varlıklara şekil veren ALLAH'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şanını yüceltmektedir. O, galip olan her şeyi hikmeti uyarınca yapandır."
Evliyaullahtan bir zât boyacı dükkanının önünden geçerken: "Boyacı boyacı ah! Beni yaktın boyacı" diyor. Boyacı: "Bizim kızımıza göz koydu" deyip onu mahkemeye veriyor. Hakim, o zâta sorunca elindeki her türlü çiçekten olan demeti göstererek: "Ben bunları boyayan boyacı için öyle dedim" diyor. Hem millet manasını anlıyor, hem de kendisi berat ediyor.
Zikir nedir ? Zikrullah nedir ?
Zikir: namaz kılma, Kur'ân-ı Kerim'i okuma, mevlid okuma, ALLAHu Teâlâ'nın isimlerinden birini veya birkaçını çağırarak söylemenin hepsine denir. Ama zikrullah diye bir tek ALLAHu Teâlâ'nın ismini veya isimlerini tek başına veya toplu olarak hep bir ağızdan söylemeye; aşk gelirse herkesin kendi kendine o isimlerle çağırmasına zikrullah denir. Zikir aynı zamanda anmaya, hatırlamaya da denir. Türk ordusu asırlardan beri düşman üzerine hücuma kalkarken hep bir ağızdan zikrullah ederek "ALLAH ALLAH" diye hücuma kalkar. Alay davulu, hücum borazanı çalınır, hep bir ağızdan zikrullah edilir. Mehter takımında da aynıdır. Davul, zurna, zikir, zikrullahtır.
(Sûre-i Maide, Ayet 35)
"Ey iman edenler! ALLAH'tan korkun. O'na yaklaşmaya yol (vesile, çareler) arayın ve yolunda cihad ediniz ki kurtuluşa eresiniz."
ALLAHu Teâlâ'ya yaklaşmak için hakiki tarikat en büyük vesiledir. Bu âyete göre tarikat vaciptir. Bu¬nun dışında ALLAHu Teâlâ'ya yaklaşmak için vesile nasıl yapılıyor, kim yapıyor? İşte bir tek hakiki tarikat ehli beş vakit farz namazdan fazla olarak nafile olan teheccüd, işrak, kuşluk, evvabin namazlarını kılar. Bir ay farz oruçtan fazla Recep, Şaban, Muharrem v.b. bazı mübarek günlerde oruç tutar. Ayrıca zikrullah eder ve tesbih, ders çeker. Bunların hepsini yapmak âyette buyurulan «vesile, çare aramak¬tır.»
(Sûre-i Tevbe, Ayet 119)
"Ey iman edenler! ALLAH'tan korkunuz ve sadıklarla beraber olunuz."
Bu sadıklar kimlerdir? Hem şeriatla hem tarikatla çalışıp hakikat, ma'rifet sırrına erenlerdir. ALLAHu Teâlâ bunlarla beraber olmamızı emrediyor. Sen o sadıkları ara bul, onlarla beraber ol. İşte emr-i îlâhi, işte Kur'ân, işte farz. Onun için tarikatta farz, vacip, sünnet ve nafile hepsi de vardır.
Şeriat: ilkokul, Tarikat: ortaokul, Hakikat: lise, Ma'rifet: üniversite gibidir. Şeriat beş vakit namaz, bir ay oruç, hac, zekat bu ilkokuldur, İlkokulu bitiren yine ilkokulda okuyacağım derse olmaz. O ilk girdiği zaman ki temel dersi ilkokulda öğrendiği okuma-yazma tüm okullarda okumanın esası olduğundan onsuz da olmaz.
Yine şeriat, tarikat, hakikat, marifet dört katlı bir binaya benzer. Binanın alt katı şeriattır, bu bakkal dükkanına benzer. İkinci kat tarikattır, bu kuyumcu dükkanına benzer. Üçüncü kat hakikattir, bu mücevharatçı dükkanına benzer. Dördüncü katta ma'rifettir. Bu dış devletlerle ithalat, ihracat yapan büyük tüccarların oturduğu yere benzer. Kuyumcu, mücevharatçı ve tüccar hepsi bakkal dükkanından günlük ih¬tiyaçlarını almaya mecburdur. Aynı onun gibi; "Biz tarikatta, hakikatta, ma'rifette ilerledik. Bizim şeriata İhtiyacımız yok." diyen kişiler çok yanılıyor. O şeriat günlük gıdadır, zaruri ihtiyaçtır. Bunsuz olmaz.
 (Sûre-i Maide, Ayet 48)
"...Sizin için bir şeriat bir de tarikat koydum..." (ilâ âhir) buyuruyor.
Ayette geçen "şir'aten" şeriat, "minhaç" tarikattır. Peygamberimiz (SallALLAHu aleyhi vesellem)'in Hıra mağarasına çekilip orada çalışması; Tarikattaki uzlet, halvet, çile, inziva gibi şeylerin esasıdır. Tarikatta bunlarla ve bu gibilerle bir yere çekilip çalışılmalıdır. Peygamberimiz (SallALLAHu aleyhi vesellem) bir hadîs-i şerifinde:
"Her kim kırk gece halisen, muhlisen ibadetle sabahlarsa kalbinden di¬line ilm-i hikmet pınarları akmaya başlar." Kırk  Hadîs  Kitabı,   s.322:  Râmûz-ul  Ehadis,  Hadîs   No:  4930. buyuruyor.
Bu gibi hadîs-i şeriflere göre tarikatta çileye girerler. Çile hakiki Şeyhten izinsiz olmaz.Bir kardeşimize tarikattaki halleri inkâr eden biri maneviyatta ALLAHu Teâlâ ile geçirdiğin halleri a¬çıkla deyince kardeşimiz: Bu hâl açıklanmaz, diyor. İtiraz eden:Niçin açıklanmasın, açıklayacaksın, açıklamazsan olmaz, deyince kardeşimiz:Sen ailen ile yatıp-kalktığını açıklayabilir misin? O:Açıklayamam.Kardeşimiz:Niçin açıklayamıyorsun? İtiraz eden:O mahremdir, açıklanmaz. Kardeşimiz:- Seninle ailen arasındaki şeyler mahrem olurda; benimle ALLAHu Teâlâ ile aramda olan haller mahrem olmaz mı? O misalle anlatılmaz da bu misalle anlatılır mı? diyor.Şeyh Muhiddîn Arabî, Mansûr-i Bağdad-î, Şemsi Tebrizî açıklamadılar, o uğurda canlarını verdiler.
Çünkü Peygamberimiz (SallALLAHu aleyhi vesellem);
"Evliya kerametini gizlesin." buyuruyor. Bir kız ile bir oğlan gizli konuşsalar; oğlan kızla gizli olarak konuştuklarını başkalarına anlatsa kız ona bir daha yüz vermez. Derviş de ALLAHu Teâlâ ile arasında olan gizli. mahrem hallerini açıklarsa; açıkladığı için ALLAHu Teâlâ dervişten o halleri kaldırır. Ne yazık ki şimdiki insanlar kalbten geçeni bilmesi, şiş vurup ateş tutması gibi halleri açıklanacak hiç birşey yok iken kendi kendini beğendirmek için, Şevahidü'n-Nübüvve,   s.216-217 halka, gösteriş yapıyorlar, bu riyadır. Maalesef ALLAHu Teâlâ'nın en sevmediği bu gibi halleri yapıyorlar. Millet de cahil olunca çok büyük birşey yaptı zannediyor. Halbuki derviş kendiliğinden birşey göstermez (kesinlikle açıklamaz). Ancak kaynayan kazanın kapak tutmayıp, kendiliğinden kapağı attığı gibi kendili¬ğinden birşey zuhur ederse olur.
           (Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 1621)
“ALLAH'ı zikretmek muhakkak bir şifadır insanları anmak ise bir hastalıktır.”
Zahir-bâtın, dünya-âhiret için ALLAH'u Teâlâ'yı zikretmek kurtuluş ve şifadır. İnsanları anmak, hatırlamak, söylemek bir hastalıktır. ALLAH'u Teâlâ için bir kulu ziyarete gitmek Cenâb-ı Hakk Teâlâ Hz.'nin emir ve nehiylerinden konuşmak bu da ALLAH'u Teâlâ'yı zikretmektir, şifadır.

(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 4726)
“Lâ ilâhe illALLAH'dan efdal bir zikir, istiğfar'dan efdal bir dua yoktur.”
"Lâ ilâhe illALLAH"dan üstün bir zikir, istiğfar “Estağfirullah el azim” diyerek günahına tevbe etmekten daha büyük makbul dua yoktur.

(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 268)
"Zikir  oruçtan efdaldır." Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 2498

(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 262)
"Zikir sadakadan efdaldır." Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 2498, 1345

Çünkü zikir farzdır. Namazla, oruçla müslüman olunmaz. Sen ilk defa “Lâ ilahe illALLAH Muhammed Resûlullah” diye zikredersen o zikirle müslüman olursun. Ondan sonra namazın, orucun kabul olur. Onun için her amelin başı zikrullahtır. Zikrullah ilk plandadır. Ne yazık ki bazı âlimlerimiz zikrullahı son plana alıyor. Bazıları da zikrullah edilen yeri kazıyıp atmalı diyor.
Timurlenk her çeşit silahı kamayı yasaklar. Zaptiyeler kervanını çevirir, ararlar. Kimsede bir şey çıkmaz. Nasreddin Hoca da bir kama çıkar. Zaptiyeler hocaya:
- Sen her türlü silahın yasak olduğunu duymadın mı? Hoca:
- Duydum.
- Öyle ise bu kamayı niçin taşıyorsun? Hoca:
- Kitapta bazı yanlışlar var. Bu kama ile bazı yanlışları çiziyorum. Hocaya ufak bir bıçak  alıp onunla çizsen olmaz mı? Hoca:
- Bazı yanlışlar var ki bu kama da çizmeye küçük geliyor der.

(İhyâu 'Ulumi'd-dîn, Cild 1, Hadîs No: 902, s.848)
“Dilini zikrullaha bağlı olduğu halde sabahla ve akşamla ki, günahsız olduğun halde sabaha ve akşama girmiş olasın.”
Seher vaktinde kalk “Lâ ilâhe illALLAH” diyerek sabahla; akşam olup gün biterken o zamanda zikrullah ile akşamla. “Dilin zikrullaha bağlı olduğu halde” deyince, anmak, hatırlamak ve namaz gibi şeyler değil, doğrudan doğruya “Lâ ilâhe illALLAH, ALLAH ALLAH” diye sabahlamak, akşamlamaktır.

(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs-i Kudsi No: 4056)
“ALLAH'u Teâlâ buyurmuştur: Ey Ademoğlu! Beni zikrettikçe bana şükretmiş olursun. Beni unuttukça da küfran-ı nimette bulunmuş olursun.”
Zikrullah etmekle ALLAH'u Teâlâ’ya onun nimetlerine şükretmiş olursunuz. ALLAH'u Teâlâ’nın zikrini etmeyip zikrullahı unuttukça ALLAH'u Teâlâ’nın verdiği nimetlere küfretmiş olursunuz. Nimetin şükrü zikrullah iledir. Diğer ibadetleri her ne kadar çok olsa da kul zikrullah etmezse ALLAH'u Teâlâ’nın verdiği nimetlere küfretmiş demektir.

(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 5952)
“ALLAH'ı zikretmeden çok konuşma zira ALLAH'ı zikretmeden fazla konuşmak, kalbi katılaştırır; insanlar arasında ALLAH'tan en uzak olan kişi katı kalbli olandır.”
ALLAH'u Teâlâ'yı zikretmek dünya kelâmından çok olsun. ALLAH'u Teâlâ'nın zikrinden başka dünya, evlat, mal, çoluk-çocuk bunları konuşmak kalbi katılaştırır. Kalbi katı olan ALLAH'u Teâlâ'dan uzaktır, cehennemliktir.

(İhyâu 'Ulûmi'd-dîn, Cild 1, Hadîs No: 913, s. 855)
“Her gün yüz kere ‘Lâ ilâhe illalahu vahdehu lâ şerike leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr’ diyen kimse, on köle azad etmiş gibi olur. Kendisine yüz sevab yazılır. Yüz günahı silinir, o gün akşama kadar şeytanın şerrinden emin olur. Hiç kimse, hiç bir ibâdetle bu seviyeye ulaşamaz. Ancak bu ibâdeti, ondan daha fazla yapmış ola.” Riyazüs-Salihin, (Aslı ve Tercemesi), Hadîs No:1408; Sahîh-i Müslim, Cild 8, Hadîs No: 30 (2693), s.181-182; Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No:705 (Bir benzeri]
Bu tesbihleri çekeceğim diyen  bir kişi hakiki bir Şeyhden izin ve müsaade alıp öyle çekmesi lâzımdır.
Hadîs-i şerîfte geçen tesbihi yüzden fazla çekmiş olması lâzım ki, ondan daha üstün olsun. O da “Lâ ilâhe illALLAH” diye zikrullah ile başlıyor zikirdir, zikrullahtır.

(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 6226)
“Ey Muaz! Günde kaç kere zikredebiliyorsun; Günde onbin zikir yapabiliyor musun? Dikkat et, sana birkaç kelime göstereceğim ki, bunlar hem daha kolay, hem de onbinlerce (kelimeden) daha büyüktür; Lâ ilâhe illâlahu adede kelimatihi, lâ ilâhe illâllahu adede halkihi, lâ ilâhe ilâllahu zinete arşihi, Lâ ilâhe illâllahu melee semavatihi, Lâ ilâhe ilâllahu mislu zâlike maahu velhamdü lillâhi mislu zâlike maahu lâ yuhsihi melekûn ve lâ gayruhu.”

(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 3323)
“Üç kişi iblisin ve ordusunun şerrinden kurtulmuştur: Gece-gündüz ALLAH'ı (çokça) zikredenler, seher vakitlerinde istiğfar edenler, ALLAH korkusundan ağlayanlar.”
Ağlamanın sessiz olması lâzım.

(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 934)
“Yediğinizi ALLAH'ın zikri ve namaz ile eritin! Bundan gafil olmayın ki, kalbleriniz katılaşır.”
Çok namaz, çok zikrullah olmazsa kalbiniz katılaşır. Hem namaz, hem zikrullah olursa, itikadı da düzgün ve ehl-i sünnetten ise hakiki ümmet olur. Yalnız namaz bana yeter deyip namazda kalanlara  yazıklar olsun. Yazdığım âyetleri ve hadîsleri incelersen bu dediğimi daha iyi fark edersin.
Her toplumun, her iş yerinin, mülkiyenin, askeriyenin kendine ait kuralları var. Her şahıs o kurallara uymak mecburuyetindedir. O kuralları bozmak makam, mevki, ünvan tanımaz. Meselâ okullarda disiplin var. Müdür, öğretmen, öğrenci, hademe (müstahdem) hepsi o kurallara uymak zorundadır. Herkesin görevi ayrı ayrı olup o kurallar adamına göre değişebilir. Ama hiç birisinden o kurallar kalkmaz. Hatta dışarıdan yabancı adam gelse ona da ait aynı kurallar uygulanır. ALLAH'u Teâlâ‘nın kuralları Kur'ân'ı Kerim'dir. Kur'ân‘daki şeriat bölümü kuralları; okul, fabrika, iş yerleri gibidir. Çalıştığı zaman sekiz saat o kurallara uymak mecburiyetindedir. Evinde, tatilde, istirahatte vb. yerlerde iken o kurallar kalkar. İkincisi; Tarikatın kuralları askeriye gibidir. Askerlikte bir disiplin ve askeri kurallar var. Erden Mareşala kadar bu kurallara yirmi dört saatin tümünde uymak mecburiyetindedir. Bu kurallara tam uymayan rütbesi ne olursa olsun cezalanır, uymamakta devam ederse hapse girer. Daha da inat ederse idamlığa kadar gider. Şayet kaçarsa en son vurulur, öldürülür. Okuldan, iş yerinden, daireden kaçarsa işten atarlar, öldürmezler. Şeriattan kaçanı da manen öldürmezler. Şeriatta yemin etme yok. Tarikatta ALLAH'u Teâlâ'ya, Peygamberimiz (SallALLAHu aleyhi vesellem) e, Pir'ine, Şeyhine o başladığı yoldan ölünceye kadar dönmeyeceğine yemin etme, söz verme, elden tutma var. Askeriyedeki yemin merasimi gibidir. Biz kimsenin elinden tutup biat vermiyoruz. Çünkü Bilâl Babam: “Ders tarifi kâfidir.” buyurdu. Askerlikte yemin merasimi yapılıncaya kadar acemi sayılır. Eksikliğinden dolayı ceza görmez.
Dervişlerde ikiye ayrılır. Birisi normal asker gibidir. Evi, çoluk çocuğu, işi var. Dersini çeker, tarikat kurallarına uyar. Dünya, ev, çoluk çocuğunun içinde normal asker gibidir. İkincisi;  hazır kıta her zaman ayağında potin, tüm techizâtı ve bütün silahları yanında olup, elbisesini soyunmaz. Onların bir kısmı o vaziyette uyur, bir kısmı nöbet bekler. Memur, işçi, fabrikada çalışan, mülkiye ve askeriye, onlar da hazır kıtaya güvenir. Onların içinden de bazıları ajan olarak başka devletlere gönderilir. Kumandanlar da onlara güvenir. Onların verdiği, gönderdiği raporu makbul tutar. Şeriat ve tarikat ehli, her ikisi de İblis (şeytan) ile mücadelededir. Tarikattaki hakkı ile çalışabilenler ajan görevi yapan onları değerlendiren kumandanlar tarikat Şeyhleridir. Bunlar olmazsa dünya kurulmazdan evvel bu güne kadar tecrübe sahibi olan iblis, insana dost gibi görünen düşman gibi vurandır. İnsandan ölünceye kadar ayrılmayan nefis ve iblis ilk defa şeriat ehlini, sonra tarikat ehlini çok çabuk yıkar, kalb kalesini çabuk zapteder. Ayrıca Hz. Pir ve diğer tarikat Pirleri sözleri, yaptıkları ve işleri ile kıyamete kadar ümmet-i Muhammed'e ışık tutup nefis, şeytan vb. kötülüklerden korur.

(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 263)
“Şeytan ben-i Adem'in (insan oğlunun) kalbine nüfus etmek için istilâ eder, lâkin kalb, Cenâb-ı ALLAH'ı zikredince ümitsiz olarak geri çekilir. Unutursa istilâ eder, onu etkisi altına alır.”

Şeytanı etkisiz eden zikrullaha çok çalışmaktır. Ne yazık ki zikrullah etmeyi söylemiyorlar. Askeriye hava-kara-deniz askerleri, komando, istihbarat, jandarma gibi çeşitli bölümlere ayrılır. Tarikatta aynıdır. Askeriyenin içinde üst kademede olan kumandanlar ancak bu saydıklarımızı teferruatı ile bilir. Mülkiyede en yüksek mevkide olanın bunları bilmediği gibi, şeriat ehli tarikatın, tasavvufun inceliklerini bilemez.
“Siz bilmediklerinizi ehl-i zikirden sorun” Sûre-i Nahl, Ayet 43 buyuruluyor. Aksine ehl-i zikir olmayan zahir âlimlerden, zikrullaha çalışıp ehl-i zikir olanların halini soruyorlar. Altı Parmak Kitabında: Peygamberimiz (SallALLAHu aleyhi vesellem)'in Mi'rac'ını ve Mi'rac'da olan halleri, ALLAH'u Teâlâ ile konuştuğu doksan bin soru-cevaptan sadece elli ve yüz kadarını yazıyor, o da yüz sayfa tutuyor. Bu konuşmanın hepsi yazılsa iki yüz cilt kitaptan fazla olur. Buna zamanın mekâna, mekânın zamana tebdil olması derler. Peygamberimiz (SallALLAHu aleyhi vesellem)'in Mi'rac'da ALLAH'u Teâlâ ile konuşurken dünyada beş dakika, Arş-ı A'lâ'da yüz sene geçti. Bu ALLAH'u Teâlâ'ya göre çok kolaydır. Ashâb-ı Kehf üçyüz dokuz sene uyudu, aynı yaşta kalktı. Uyumalarının üzerinden yarım gün geçmiş gibiydi. Çünkü bir gün dahi geçse acıkmaları lâzım. İçlerinden bir sözcü: “Bir günün yarısı kadar yattık” Sûre-i Kehf, Ayet 19.diyor. ALLAH'u Teâlâ bir saniyeyi bir milyon sene, bir milyon seneyi bir saniye eder. Hz. Ali (kerremallâhu veche)'nin: “Ben görmediğim ALLAH'a iman etmem.”Şevâhidü'n-Nübüvve, s.240 demesini ve atın üzengisinin birine basıp, öbür ayağını diğer üzengiye koyuncaya kadar Kur'ân-ı Kerim'i hatmetmesiniBerîka, c.2, s.80; Şevâhid'ün-Nübüvve, s.242.; Davud (aleyhisselâm)'un atlar eğerleninceye kadar Zebur'u hatmetmesi   Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, c.9, Hadîs No: 1393.; Beyâzıd-ı Bestami Hz.'nin: “Sübhani mâ â'zamu şâni: Benim şanım büyük değil mi?”; Muhiddîn-i Arabi Hz.'nin: “Sizin taptığınız benim ayağımın altındadır.” demelerini zahir âlimlere sorun cevap versinler. Veremezler. Çünkü bunları zahir âlimleri  bilemezler. Bu gibi olan hâller tasavvuf, tarikat ilmi olan ehl-i zikirden sorulur. İncili'ye padişah:
- Hiç lüzumsuz, beş para etmeyecek bir söz söyle, der. İncili:
- Sizin geçen sene ölen kır at sağ mı, duruyor mu? der ve bu gibileri sormaya başlar. Aynı bunun gibi tasavvuf âlimlerinin sözlerini zahir âlimlere soruyorlar.
Dış devletlerden Türkiye'ye, Türkiye'den dış devletlere ne kadar, hangi tür mal ihracaat-ithalat yapılacaksa, ithalatı-ihracatı yapan tüccardan sormayıp, bir bakkaldan sormak, ne kadar gülünçse, tasavvuf, tarikat, şeyhlik vb. gibi soruları tasavvuf ve tarikat âlimlerinden sormayıp, zahir âlimlerden sormak da o  kadar gülünçtür. 

(Sûre-i Hadid, Ayet 3)
“O (ALLAH) evveldir (ilktir), âhirdir (sondur), zahirdir (aşikâredir), bâtındır (gizlidir). O  her şeyi bilendir.”

ALLAH'u Teâlâ her şeyin en evveli, âhirin en âhiri, aşikârenin en aşikâresi, gizlinin en gizlisi manasınadır.
Zahir âlim gerçekten âlim ise, ondan sadece evlenme boşanma, mal, miras, abdest, namaz, oruc, hac, zekat vb. bunların farzı, sünneti, caiz olanı ve olmayanını sorarsın. Bu zahirdir, Kur'ân-ı Kerim' de vardır, bunu bilir. Meselâ “Ders çekerken kalbim (yüreğim) sıkılıyor. Namazda gözüme birşeyler görünüyor, korkuyorum. İbâdet ederken bana bir hâl oluyor, kendimden geçiyorum. Kendimi zaptedemiyorum, namazda içimden bağırmak, titremek geliyor. Kendi kendimi kaybedip namazda “Hakk” diye bağırıyorum, titriyorum.” gibi hâller hakiki Şeyh, Meşayıh ve Mürşid-i Kâmile sorulmalıdır. Bu da Kur'ân-ı Kerim'de vardır. Bu halde olan dervişin biri: “Hoca bana "Namazın kabul olmadı.” diyor ve beni çok sıkıştırıyor ben de namaz kılarken ALLAH hay hu ve bağırmazsam duramıyorum ve beni çok sıkıştırıyor. Ben de namaz kılarken ALLAH, hay hu ve benzeri bağırmazsam duramıyorum diye Bilâl Babama soruyor. Bilâl Babam:
- Onlar senin halinden bilemezler. Cum'a ve bayram namazlarını caminin en arka safında, diğer namazları evinde kıl. “Senin için ıssızda kıldığın cemaatle kıldığının iki mislidir.” Sünen-i Ebû Davud, Cild 2, Hadîs No: 560] buyurdu. Bu sefer: “Bilâl Hoca müridlerini camiye göndermiyor. Camiye gitmeyin, diyor.” demeye başladılar. Yine bir müride Bilâl Babam kimsenin olmadığı bir yerde: “Niçin camiye gitmiyorsun.” diye sordu. Mürid: “İmamı hayvan suretinde görüyorum. Nasıl uyayım?” dedi. Müridin keşfi açılmış, insanların maneviyattaki şeklini görebiliyordu. ALLAH'u Teâlâ, Kur'ân-ı Kerim'de: “Onlar hayvan gibidir. Belki de daha fazlası.” Sûre-i A'raf, Ayet 179 “Onların gözleri var görmez, kulakları var duymaz.” Sûre-i Bakara, Ayet 7.  dediği insanları biz göremiyoruz. Maneviyatı, basireti açık olanlar görür. Bilâl Babam şu Hadîs-i şerîfi okudu:

(Sünen-i Ebû Davud, Cild 2, Hadîs No: 594)
“Ebû Hüreyre (RadiyALLAHu anhu)'den demiştir ki; Resûlullah (SallALLAHu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
- Salih olsun, facir olsun hatta büyük günah işlemiş de olsa her müslümanın arkasında farz namazı (cemaatle kılmak) vaciptir.”
Senin de kılman lâzım dedi.

(Sûre-i Bakara, Ayet 152)
“Öyle ise siz beni zikredin, zikrullah edin; bende sizi zikredeyim. Bana şükredin sakın nankörlük etmeyin.”

Kulun ALLAH'u Teâlâ'yı zikri: “Lâ ilahe illALLAH, ALLAH ALLAH” demekle; ALLAH'u Teâlâ'yı kulunun zikri dünyaca, âhiretçe bütün korktuklarından muhafaza edip, selâmete çıkarmakladır. ALLAH'u Teâlâ'yı kulunun zikri; hem dünyada, hem âhirette o kulun hatırını saydırır. Herkes ayağına gelir, her müşkül kendinin yanında hallolur. ALLAH'u Teâlâ, sözüne geçerlilik,  nusret, ve okumasına şifa verir, duasını kabul eder. Ahirette de şefaat etme yetkisini verir. ALLAH'u Teâlâ'yı o kulunun zikretmesi gitmez, bitmez, tükenmez devamlı olur. ALLAHu Teâlâ cennette Gurbiyyet, Didâr, Cemalullah gibi daha aklımızdan geçmeyen milyonlarca nimet verir. Dünyada herkes kendinden bahseder, büyük büyük cemaatlerde kulların ağzı ile ALLAH'u Teâlâ övdürür, söylettirir, kendinin istediğini verir. ALLAH'u Teâlâ, kulunu işte bu vb. vasıflarla zikreder. Peygamberimiz (SallALLAHu aleyhi vesellem):

(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 5060)
“Kim ALLAH'ı çok zikrederse nifak (münâfıklık)'tan kurtulur, beri olur.” buyurdu.
Peygamberimiz (SallALLAHu aleyhi vesellem)'in arkasında beş vakit namaz kılanların, haccı O'nunla yapanların bir çokları zikrullahı çok etmediklerinden dolayı münâfıklıktan kurtulamıyor. Bazı hastalar var ki hiç bir şeyim yok ben sağlamım zannediyor. Hastalık kendinde ilerleyince herkeste kendi de biliyor. Zikrullahı etmeyen, bu hadise göre zikrullah edeni sevmeyenlerde münâfıklık hastalığı var. Hastalık kendisinde belki ilerlememiş, onun için bilmiyor. Ama münâfıklık mikrobu kanının içinde devamlı üremekte, çoğalmaktadır. Bunun tek ilacı zikrullah yapmaktır. İşte zikrullahı çok yaparsa münâfıklık hastalığının aşısını vurdurmuş ve gelecekteki hastalığı önlemiş olur. Yalnız zikrullah izinsiz çekilmez. Hakiki bir Şeyhten ders almadan kendiliğinden çekerse olmaz. İzin veren Şeyh, hakiki Şeyh değilse halini çeviremezse o da olmaz. Şeyhim deyip ders tarif etmek kolay, mekirden mürid kurtarmak zordur. Mürid mekre düşer, şeytan kendisine evham, sıkıntı, vesvese vb. gibi şeyler verir. Müridin Şeyhi hakiki ise Şeyhine huzurla ALLAH'u Teâlâ'nın o Şeyhe verdiği maneviyatın yardımı ile kurtulur. Hasılı şeyh, hakiki şeyh olacak! Şeyh arayanlar hakikisini aramalıdır. Her itibar kazanan şeyin taklitçisi çok olur. Yan kesiciler bir adamı soymak için çok zengin bir adamın oğlu imiş gibi kandırıp, soyar. Bu tarikatta da milyonlarca Mürşid-i Kâmiller, Şeyhler dünyaya ün salmış. Büyük zâtlar yetişmiştir. Tarikatçıyım, şeyhim deyipte onların namına iş çevirip milleti aldatanlar vardır. Şeytan da bu yolun yan kesicisidir. Çalışıp kazananları soymak (azdırmak) ister, soyar.

    Bu yazı:www.bilalnadir.com sitesinden alıntıdır.
Logged
Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
Muttαki
Bismillahirrahmanirrahim Hasbun Allah ve Ni'mel Vekil
Forum Yöneticisi
*



Toplam Oyu: 136
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3.435

Maksadımız İman ve Ahirettir


WWW
« Yanıtla #2 : 26 Mayıs 2008, 23:30:24 »

 Allah Razı Olsun
Logged


İslamsız Hayat,Hayat değildir,Hayata hükmetmeyen İslam,İslam değildir,Onu hayatına geçirmeyen Müslüman,Müslüman değildir.


Sponsor Bağlantı

Biz muhabbetullah platformu olarak dosya yükleme işlemleriniz için www.upload.gen.tr sitesini öneriyoruz
Logged
Etiket:
Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
ZİKİR Allah (C.c) ravzam 2 269 Son Mesaj 09 Eylül 2007, 20:46:05
Gönderen: HawasHasan
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Muhabbetullah.Com Bağlantılar
Online Advertising | Free Ringtones | Loans | Hypnosis | Web Advertising
|Reklam| |Alıntı Koşulları| |Arşiv| |Arşiv2| |Wap| |Wap2| |imode| |XML| |Rss1| |Rss| |Tags| |Sitemap| |UrlList|

kurye Diyet | Zayıflama Program Download Forum diyet ilahiler zayıflama dizi izle ssk Gazeteler video izle Sohbet tv izle evden eve nakliyat evden eve nakliyat evden eve nakliyat Araba Yarışı oYuNLAR
Muhabbetullah.Com En iyi 1024x768 - 1280x1024 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.
Muhabbetullah.Com Bir Forum Sistemidir.ve siteye gönderilen tüm mesajlar onaydan geçmeksizin anında paylaşılmaktadır. Muhabbetullah.Com Yönetimi yazılan mesajlardan sorumlu değildir.
Yasalara aykırı bulduğunuz mesajları linkleriyle beraber HawasHasan[at]Gmail.Com adresine bildirebilirsiniz. Şikayetiniz en kısa sürede incelemeye alınacaktır.
For English Please let us know any illegal activity to HawasHasan[at]Gmail.Com

Selamun Aleykum
Sitemize Üye Olarak
Daha iyi Faydalanabilirsiniz.
Üye olmak için tiklayin