43 Yorum yapılmış

mygif
222. abdullah Yazmış 27 Haziran 2008

Allah razı olsun abimizden. ama açıkçası ben bu uzun cevaptan tatmin olmadım. kısaca üstadımız mehdimidir veya değilmidir. net anlayamadım.

mygif
239. ercan Yazmış 3 Temmuz 2008

değil demiş işte.

mygif
255. muzaffer Yazmış 5 Temmuz 2008

Allah razı olsun abi…
arkadaşlar abimiz üstadın eserlerinden sayfa belirterek dedliller sunmuş… açıkça anlaşılıyorki üstadımız mehdi değildir. ve mehdi a.s gelecekdir.

mygif
265. kaan demir Yazmış 15 Temmuz 2008

Aziz kardaşım,

Mehdi gelmiş ne gelmemiş ne …sen bugün kaç sayfa Kur’an, risale, cevşen okudun onun hesabına bak…en son ne zaman gecenin bir yarısı kalkıp gözyaşları içinde yalvarıp affını istedin sen bunu düşün vesselam

mygif
266. Mehmet KILIÇ Yazmış 17 Temmuz 2008

Üstad Bediüzzamanın bütün açıklamalarından mehdi hareketinin İran İslam İnkılabı olduğu anlaşılmaktadır. Üstad 28. Mektupta “Doğu tarafından bir nur zuhur edecek ve bidalar zulumatını dağıtacak” veciz ifadesi ile mehdi hareketinin coğrafyasını da belirtmiş olmaktadır.

mygif
396. Allah razı olsun bu güzel çalışmadan dolayı Yazmış 26 Ağustos 2008

bu güzel çalışmadan dolayı TEBRİK EDİYORUM. Net olarak anlaşılıyorki Sait nursi hz Mehdi a.s değildir. Ama O da zamanın bi nevi mehdisidir. Ama mehdiyi Azam gelecektir. Aslında tarihlere göre şu an görevdedir. Yani hicri 1400 yılında göreve başlayacağına işaret var şu an hicri 1429 dayız göreve başlayalı 30 yılkadar olmuş oluyor. Abdul kadir geylani hz leri Gece kalkın namaz kılın ve deyin ki Allahım beni sana gelmemde klavuzluk eden rehberimi göster. Şayet bu yolu istersek eger kalbimizde Allaha mülaki olma talebi varsa mutlaka gösterilecektir. Yoksa yola çıkmayan için klavuza ne hacet değilmi kardeşlerim.

mygif
419. abdullah Yazmış 18 Eylül 2008

mehdilik tasavvufta 33 silsilenin birbirine baülı olmasıyla olur sait nursi biraz araştırırsanız hayatta memdilik vazifesi bana deği kardeşim…. diye söylemiştir o kardeşi araştırıp bulmak görevinizdir kendisi ben değilim diye defalarca yazmış bazı insanlatarafından o itiraf yırtılmıştır kendisinin ilgisinin olmadığını kabul etmiştir sonuçta bu iş silsile halinde bağ ile verilir kafamıza göre ben olayım denmez onun hocası kim mürşidi kamilin dört vasfını barındırması lazım bakıyoruz kaç tane var onun hocası kim onun da hocası kime bağlı yoksa kimsenin kafasını karıştırmayalım yarın mesul oluruz

mygif
422. İSMAİL Yazmış 20 Eylül 2008

Önemli olan İslam dinini Kuran ve Sünneti seniye rehberinde yaşamaktır.Ehli sünnet ve cemaat itikadında gitmekdir.Üstadın Mehdi olup olmaması meselesi imani bir mesele değildir.Yani inananda inanmayanda mesul değildir.Hatda Mehdilik İslamda yoktur demekde insanı küfre götürmez.Ben ve benim gibi düşünen on binlerce risalei nur talebesi Mehdi nin Risalei Nur olduğunu o osere muvaffak olan Üstadın da Mehdinin 1.vazifesi olan iman meselesini halletdiği için Mehdinin cismani makamında Üstadın olduğunu kabul ederiz.Mehdi nin diğer iki vazifesini ise Risalei Nuru program kabul edip o yolda çalışan Risalei Nur şakirtleri veya cemaatleri yapacaklardır.

mygif
423. EBRAR_XXX Yazmış 20 Eylül 2008

mehdi;iman nuruyla tanınacaktır…

mygif
424. EBRAR_XXX Yazmış 20 Eylül 2008

mehdi;iman nuruyla tanınacaktır … vesselam

mygif
476. Abdulbariii Yazmış 8 Ekim 2008

İnşalllah burası daha faideli olur bide Bediüzzaman hz Ağzından bunu mewhdilik dinleyin

Burayı Tıklayın..

mygif
811. a.said badıllı Yazmış 27 Aralık 2008

selamün aleyküm herkese…hala mehdiyi anlamamışlara sadece SADECE RİSALE-İ NUR KÜLLİYATINI okumalarını tavsiye ediyorum….

mygif
864. serkan yıldız Yazmış 26 Ocak 2009

kardeslerim mehdi gelecektir yanlız bediüzzamn hz bu zatın uc vazıfesınden bahsetmekte bu uc bahsı ehlı sunnet vel cemmaat peygamber efendımızın hadıslerı ısıgında anlatmıstır suda yanlıs bı sey ustad mehdının uc vazıfesı var dıyor bunu ustad degıl peygamber efendımız ve ıslam uleması ıttıfaken soyluyor ustad sadece bunları tasnıf etmıs . ayrıca ustad bunları anlatıken vazıfe ıtıbarıyle en onemlı olan hakayıkı ımanıyeye nesr hususunnun rısale ı nura verıldıgını va bu konuda fetva makamı kendı oldugunu butun dunya kabul edıyor cunku eskı kela kıtaplarıyla bu zamanda gıtmek gercekten zor ayrıca dıer ıkı vazıfeyı de ustad eger zaman ve mekan musaıt olsaydı yapacaktı zaten yapmaya calıstıgı seyler ve tarıhceyı hayatı bunu gostermıyor mu bı kere zaten ustatdın ben mehdıyım deyıp pıyasa ya cıkması zaten yanlı bı sey o zaman komur ve elması aynı sevıyeye ındırmıs olurduk . ayrıca ısa as yeryuzune geldıgı zaman da herkes onu tanıyamayacak herkes onu ıman gozuyle tanıyacak bu ıman gozuyle tanımaya calısan arkadaslara daa haddımın ustunde bı tavsıyem var orta yolu takıp etsınler bakıyomda hepınız ayrı bı telden gıdıyorsunuz ben bı tarıkata baglıyım ustadlarımdan bırısı dıyor kı kıtap bıle mursıd yerıne gecer ama bellı bı yere kadar onemlı olan asrın muceddıdı olan bedıuzazaman hz eserlerını okuyup anlayıp yasamak lazım zaten okumayan ve yasamaya arkadaslar bu bahıslerı acıyor lutfen teennı ıle dıkkatlıce okuyalım bak o zaman kafada soru kalır mı ayrıca kullıyat harıcı olarakda mesnevı rumı ıhya mektubat gıbı faydalanılacak eserlerede bakılabılır

mygif
865. asya durgun Yazmış 26 Ocak 2009

yukarıda kı serkan kardesın soylemıs oldugu seylerı gercekten guzel anlatmıs elıne saglık bı de tarıkata baglı bı arkadas rısale nuru benden ıyı bılıyor

mygif
1099. aslan Yazmış 29 Mart 2009

esselamun aleykum kardeşim getirdiğin deliller çok güzel keşke bunu yanlış anlayan nurcu kardeşlerimde anlasa

mygif
1100. aslan Yazmış 29 Mart 2009

a said badıllı kardeşim sadece risalei nur okumak olmaz.risale okunmasada olur.fakat kuran ve hadişi şerifler okunmaz ise olmaz.

mygif
1101. aslan Yazmış 29 Mart 2009

iman kurtarmaya bakalım.mehdi gelirse baş göz üzerine

mygif
1107. Sûfî Yazmış 5 Nisan 2009

O, fen ve ilim ile materyal, ateist duzeni darma dagin etti, ediyor! Bilim dunyasi (Bati toplumu – hristiyan, mesrep olarakta iseviler) O’nun yaydigi bu Teklik (onesses) – Tevhid ilmi ile varligi YOK’tan bir sonra ki AN’ da var eden Allah adi ile isaret edilene iman ettiler. Sizler, mecaz ve benzetme cukurundan cikamamis insanlar olarakta sonsuz kudret bahsedilmis beyinlerinize yazik ediyorsunuz, ilimsizlik ile. Elinizin altinda okyanus varken katre ile yetinmek niye?!… Google’ de lûtfen, bâsiret sahibi olmak icin “String teorisi” , “Holografik evren” , “B Sırrı” cumlelerini aratsinlar. Nasibi olana ulasacaktir.. ves’selâm.

mygif
1109. aslan Yazmış 6 Nisan 2009

tartışıp görüşmek isteyen kardeşlerimiz varsa burada bana karşı reddiyelerini yazabilirler

mygif
1110. aslan Yazmış 6 Nisan 2009

mehdinin ismi benim ismimdendir(tirmizi)’sahih’ ismi muhammed olacaktır(tirmizi)’sahih’kureyşlidir(imam suyuti)müceddid olduğu için bediüzzaman onu (mektubat) adlı eserinde dört mezhebi kapsayıp kuran ve sünnete göre amel edecektir.

mygif
1111. aslan Yazmış 6 Nisan 2009

ebrar xxx diyen kardeşim iman nuru ile tanınacaktır diye bir hadis yoktur.

mygif
1116. hilal yıldız Yazmış 11 Nisan 2009

üstad bediüzzaman mehdi- i azamdır ,siyasi halife olacak zat ise onun talabesi olan büyük bir alimdir onada mehdi denilebilir,mehdiyet esasen bir cemaattir bu cemaatin mümessili ise said-i nursi(ra)tır,kısaca üstaddan sonra ondan daha büyük bir zat zuhur etmeyecektir,isa(as) müstesna ise de onun gelişi farklı surette zuhur edecektir..isa(as)konusu gizlidir, ifşa edilmemesi gerekir yoksa bazı şeyler söylerdim…bana inanın kardeşlerim,sözlerim delil ve keşfe dayalıdır ve abilerin bu konuda icmaı vardır..

mygif
1119. a.said Yazmış 13 Nisan 2009

sadece zaman iman kurtarma zamanı diyelim..
üstadı ve sevgililer sevgili olan hz muhammedimizi iyi anlayalım..

mygif
1264. aslan Yazmış 17 Mayıs 2009

slm gelin reddiye yazın dedim kimse gelmedi.hadiste:isa(as)ile mehdi(as)beytül makdis(mescidi aksa)etrafında bekleyen deccal ordusunu dağıtırlar .ve deccal isa(as)yı gördüğünde mumun ateşte eridiği gibi erir.(kutubi sitte)ustad hazretleri isa (as)ile hiç bir zaman yanyana gelmedi deccalı ne fikren nede zahiren yok etmedi.eğer mehdi ise isa(as)hani bediüzzaman mehdidir diyenler bu hadisi yok saysın zaten yok sayıp kendilerine göre yorumluyorlar.yorumlerı mantığa da uymuyor.aklada.ve üstelik alimleri hiçe sayıyorlar.

mygif
1276. osman Yazmış 26 Mayıs 2009

bakın üstad ahir zamanın tam müceddidi mehdidir mehdi olmasaydı 14 kitabı ve yazarken ALLAH ilham ediyor said nursiye göre iki mehdi var biri ahir zamanın biri kıyanetin

mygif
1295. aslan Yazmış 29 Mayıs 2009

değerli kardeşlerim bediüzzaman mehdi değil eğer mehdidir diyenler bana reddiye yazıp delillerini ortaya atabilirler

mygif
1303. adnanerarslan Yazmış 2 Haziran 2009

İNSANLAR 1400 SENESİNDE HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN YANINDA TOPLANACAKLARDIR.
(Risaletül Huruc-ül Hz. Mehdi, s. 108)

“İSTİKBAL-İ DÜNYEVİYEDE (dünyanın geleceğinde) 1400 SENE SONRA GELECEK BİR HAKİKATİ (Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişini) ASIRLARINDA KARİB (yakın) ZANNETMİŞLER.”
(Sözler, s. 318

Mehdi (A.S) hakkında ki Hadislerden bazıları “Hicretten bin dört yüz sene sonraki akidlerden iki veya üç akid say [Hicrî 1420-1430 târihleri arası]. O vakit Mehdî-yi Emîn çıkar ve bütün dünyâ ile harb eder. Dalâlete düşenler [Hıristiyanlar] ve ALLAH’ın gadabına uğramış olanlar [Yahûdîler] ve [İslâm ülkelerinin başındaki] münâfıklar İsrâ ve Mi’râc beldesi olan Kudüs’teki ‘Meciddûn Dağları’nda onun için toplanırlar. Bütün dünyânın ve bütün hîlelerin melîkesi de Mehdî’ye karşı çıkar ki, onun ismi zâniyedir [Amerika]. Bu melîke [Amerika] o gün bütün dünyâyı dalâlet ve küfre sevk eder. Yahûdîler de o gün dünyâca en yüksek makamdadırlar. Bütün Kudüs’e, mukaddes beldeye hâkimdirler. Bütün dünyâ denizden ve havadan Mehdî’nin üzerine hücûm eder. Ancak çok soğuk ve çok sıcak beldeler müstesnâ [Afganistan işgáline karışmayan İskandinav ve Afrika ülkeleri]. Mehdî bakar ki, bütün dünyâ çirkin hîle ve planlarla aleyhinde ittifâk ettiklerini görür. Fakat, bilir ki, ALLAH daha şiddetli mekr sâhibidir ki, onların bütün hîlelerini akím bırakır. Ve bütün kâinât O’nun mülküdür ve O’na dönecektir ve merci yalnız O’dur. Ve bütün dünyâ aslı ve fer’iyle O’nun bir hilkat şeceresidir. İşte bu kudrete mâlik olan Cenâb-ı Hak, Mehdî’ye nusret için en şiddetli bir darbe ile onları vurur ve karayı, denizi ve semâyı onlar üzerine yandırır. Ve semâ da onların üstüne şiddetli yağmurunu yağdırır. O gün bütün ehl-i arz küffâra la’net eder. ALLAH da bütün küfrün zevâlini irâde eder.”
(Naim bin Hammad, Kitâbü’l-Fiten, 291)

“Selef uleması arasında olsun halef uleması arasında olsun şu husus pek çok şöhret bulmuştur. Bilinmelidir ki, ahir zamanda mutlaka bir şahıs zuhur edecektir. Bu kişi benim Ehl-i Beytimden olacaktır. Buna Hz. Mehdi (a.s.)denecektir. Bütün İslam memleketlerini ele geçirecek, her Müslüman ona tabi olacak, aralarında adaletle muamelede bulunacaktır. Dini güçlendirecek ve takviye edecektir. Daha sonra da Deccal ortaya çıkacak, Hz. İsa inecek ve Deccal’i yok edecektir veya Hz. İsa ile Hz. Mehdi (a.s.)birlikte yardımlaşarak Deccal’i yok edeceklerdir.” Hz. Mehdi (a.s.)ile ilgili hadisleri sahabenin önde gelenlerinden ve hayırlılarından bir grup rivayet etmişlerdir. Yine muhaddislerin büyüklerinden Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace, Taberani, Ebu Ya’la, Bezzaz, İmam Ahmed b. Hanbel, Hakim (rd. hum ecmain) hazretleri tahric etmişlerdir.

İNSANLAR 1400 SENESİNDE HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN YANINDA TOPLANACAKLARDIR.
(Risaletül Huruc-ül Hz. Mehdi, s. 108)

“İSTİKBAL-İ DÜNYEVİYEDE (dünyanın geleceğinde) 1400 SENE SONRA GELECEK BİR HAKİKATİ (Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişini) ASIRLARINDA KARİB (yakın) ZANNETMİŞLER.”
(Sözler, s. 318

…Mehdi,Resulullah’ın bayrağı ile,insanların başlarına bela yağdığı ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar.İki rekat namaz kılar.Namazdan dönünce şöyle der:’Ey insanlar! Ümmet-i Muhammed ve bilhassa onun Ehl-i Beyti çok belalar gördü ve bizler kahr ve haksızlığa maruz kaldık.’ (age. sf.55)

‘ALLAH Konstantiniyye’yi (İstanbul’u) çok sevdiği dostlarının ehline fethedecek…Onlardan hastalığı ve üzüntüyü kaldıracak.’ (Kıyamet Alametleri,Berzenci,sf.181)

“Yol ikidir: Ya sükût etmektir (susmaktır). Çünkü söylenilen her sözün doğru olması lazımdır. Veya sıdktır (doğruluk). Çünkü İslamiyetin esası, sıdktır (doğruluktur). imanın hassası, sıdktır (doğruluktur). Bütün kemalata îsal edici (iyiliklere ulaştıran), sıdktır. Ahlak-ı aliyenin (yüksek ahlakın) hayatı, sıdktır (doğruluktur). Terakkiyatın mihveri (ilerlemenin merkezi) sıdktır (doğruluktur). Alem-i İslam’ın nizamı (İslam aleminin düzeni) sıdktır (doğruluktur). Nev’-i beşeri kabe-i kemalata îsal eden, (insanlığı ahlak ve terbiyeye ulaştıran) sıdktır (doğruluktur). Ashab-ı Kiram’ı (sahabeleri) bütün insanlara tefevvuk ettiren (üstün kılan) sıdktır (doğruluktur). Muhammed-i Haşimî Aleyhissalatü Vesselam’ı meratib-i beşeriyenin (insanlık derecesinin) en yükseğine çıkaran, sıdktır (doğruluktur).” (işarat-ül icaz, s. 82)

ŞEYH NAZIM KIBRISİ HAZRETLERİ

“İslam’ın son Peygamberi Hazreti Muhammed (Aleyhisselam)’ın gelecekle ilgili bildirmiş olduğu haberlere göre Kendisinden sonra kıyamete kadar yaşanacak devirler şöyle sıralanmaktadır (İmam Ahmed Bin Hanbel, 4.273):

1) Hulefa-i Raşidin Devri; Dört büyük Halife’nin (Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali) ardı ardına geleceği devir

2) Ümera Devri; Şam’da Emevilerin, Bağdat’ta Abbasilerin Emir-il Mü’minin (mü’minlerin başı) olacağı devir

3) Müluk Devri; Osmanlı Padişahlarının halifeliği devralıp Müslümanları idare edeceği devir

4) Cebabire Devri; Müslümanların tek elden yönetilmeyeceği, Kur’an-ı Kerim’e riayet edilmeyen “Ahir Zaman” devri. Zulmün ve küfrün arttığı, inançsızlığın moda, Müslümanlığı yaşamanın ise avuç içinde ateş tutmaktan daha zor olduğu devir.

5) Hazreti Mehdi ve Hazreti İsa Devri; Mü’minlerin tekrar bir bütün haline gelip tüm dünya üzerinde adaletin ve Allah’a imanın yayılacağı devir. Peygamberimizin (a.s) neslinden olan Hz. Mehdi ve yeryüzüne geri inecek olan Hz. İsa’nın zuhuru hakkındaki rivayetler şöyledir:

Hz. Mehdi’nin zuhurundan önce, dünyayı kaplayacak olan bütün zamanların en büyük savaşı (Melheme-i Kübra, armageddon) çıkar. Bu savaş üç ay sürer ve dünya nüfusunun büyük bir kısmı telef olur (bir habere göre, yedide altı nispetinde). Ölecek olanlar zalimler ve kafirlerdir. Mehdi (a.s.) Medine’de zuhur eder ve üç kere “Allah-u Ekber” diye tekbir aldığında bütün ateşli silahlar durur, savaş biter. Aynı zamanda dünyada teknolojiye hayat veren enerji yok olur.

Savaş durduktan sonra, Hz. Mehdi, Şam ve Konya üzerinden İstanbul’a vararak Mukaddes Emanetleri teslim alır ve Deccal’ın Horasan (İran)’dan ortaya çıkmakta olduğunu ilan eder. Daha sonra, Deccal ve ordularına karşı gerçek cihadı başlatmak üzere Şam’a geri döner. Bu arada, Deccal Kudüs’e gider ve oradan tüm dünyaya küfrü yaymak üzere kırk günlük bir seyahate başlar. Kırk gün tamamlandıktan sonra Hz. İsa nüzul eder, Deccal’ı Şam yakınlarında öldürür ve Hz. Mehdi ile Şam’da buluşur. Mehdi (a.s.)’ın hükmü yedi sene sürer. Ondan sonra ise, Hz İsa bütün dünyada kırk yıl hükmeder. Bu zaman içerisinde kötü ve şeytani hiçbir şey kalmaz ve dünya adeta cennet gibi olur (Altın Çağ).

Kırk yılsonunda Hz. İsa Medine’de ruhunu teslim eder ve Peygamberimizin (a.s.) yanına defnedilir. Sonra kötüler ve şeytaniler dünya üzerinde azar azar yeniden ortaya çıkar ve on yıl boyunca çoğalırlar. Bu on yılın sonunda, mü’minler cennetten gelen rüzgarı teneffüs edip ruhlarını teslim eder ve kıyamet geriye kalan kötüler ve kafirlerin üzerine kopar. Şimdi yaşadığımız zaman, tabii ki Cebabire devridir. Zulüm ve küfürle birlikte doğal afetlerin, kaza ve belaların, savaşların ve terörün çoğalması, bu dönemin de sonuna yaklaştığımızın işaretidir.Gelmesi çok yakın olduğu tahmin edilen bu “zorlu” günlerde, mü’minlerin sıkıntısını azaltıp emniyette olmalarını sağlayacak üç önemli husus şunlardır:
1) Namaz 2) Zikir (tesbih) 3) Sadaka”

mygif
1304. adnanerarslan Yazmış 2 Haziran 2009

Asıl ismi Muhammed Said olup Şeyh Seyda el Cezeri olarak meşhur olan Şeyh Seyda Hz.lerinin halifesi MUHAMMED EMİN ER HOCA EFENDİ naklediyor:
Ziyaret ettiğim merhum üstadın (Said Nursi’nin) selam ve tebrikini mektupla Şeyh Şeyda’ya bildirdim. Bilahare de kendim gittim. Şeyh Seyda o iki kelimeye çok manalar verdi. “Daha başka ihtimaller de vardır” dedi. (Selam ve tebrik kelimelerine) O esnada bazıları: “Şeyhim Risale-i Nur’u okumak faydalı mıdır?” diye sordular. Şeyh efendi: “Evet faydalıdır. Hakikattirler” dedi. “Onların toplantılarına, medreselerine gidebilir miyiz?” diye sordular. Şeyh: “Evet” dedi. “Manin olmazsa ben de oturur dinlerim” dedi. “Ziyaretine de gidebilir miyiz?” dediler. “Evet gidebilirsiniz. Mania olmazsa ben de gider ziyaret eder dua talep ederdim” dedi. Dediler ki: “Talebeleri onun için mehdi diyorlar. Mehdi midir?” “Hadislerin zahirine göre Mehdi-i muntazar değildir. Fakat selefi salihin ulemaları gibi bir alimdir.”

DEDE PAŞA BAYBURDİ Hz.:
Müceddidin zahirden gelmesi ile Mehdi hazretlerinin teşrifi arasındaki zamana ait olan keyfiyetler hakkında hiçbir büyüğün bahsini bile etmediği öyle haller vardır ki, içinde bulunduğumuz bu zamanda, o hallerin bilinmesi ile pek çok müşkil hallolmuş ve pek çok lüzumsuz çekişmelere hacet kalmamıştır. Sadece Paşa hazretlerinden duyulan bu hükümlerden bazıları kısaca şunlardır:

- Müceddid zahirden gelince, dini hükümleri yıkar. Onun için maneviyat idaresi de bazı yeni tedbirlerle bazı tasarruflarda bulunmuştur.

- Her şey zamana göredir, bu zamanda zahir adabı kaldırılmıştır.

- Evliyaullahın müridlerinin idaresi dışındaki selahiyeti alınmış ve bu selahiyetin tamamı Resulullah Efendimizin zatında toplanmıştır.

- Seyri süluk kaldırılmış, esasında, ayrı ve özel bir usule tabi tutularak zahir gözünden gizlenmiştir.

- Bu zamanda hal gizlenmiştir. Hal idaresi pek çetin olduğundan, pek müstesna bazı ahvalin dışında, kaldırılmıştır.

- Bu devirde İslam için yapılan en küçük hizmet, İslam hükümlerine muhabbet hududundaki birleştirici her gayret, Allah ile olun emrinin sırrına mazhar kılınmış, bu irade, hizmet ve gayretler, Resulullah Efendimizin saadetli zamanındaki tebligatına yapılmış yardımdan sayılmıştır.

- Şimdi siyaset zamanıdır, siyaset ise şarttır. Allah’ın, Habibinin ve velilerin de siyaseti vardır. Siyasetimiz İslam siyasetidir.

- Mehdi hazretlerine asker yetiştirenler bu devrin cihadını yapıyorlar.
- Bugünkü müslümana kalsan olmaz, amma, Allah’ın izniyle olacak

- Evliyaullahın büyük çoğunluğu Türkiye’dedir.

- İslam aleminin reisi Türkiye’dir ve Türkiye olacaktır.

“Yol ikidir: Ya sükût etmektir (susmaktır). Çünkü söylenilen her sözün doğru olması lazımdır. Veya sıdktır (doğruluk). Çünkü İslamiyetin esası, sıdktır (doğruluktur). imanın hassası, sıdktır (doğruluktur). Bütün kemalata îsal edici (iyiliklere ulaştıran), sıdktır. Ahlak-ı aliyenin (yüksek ahlakın) hayatı, sıdktır (doğruluktur). Terakkiyatın mihveri (ilerlemenin merkezi) sıdktır (doğruluktur). Alem-i İslam’ın nizamı (İslam aleminin düzeni) sıdktır (doğruluktur). Nev’-i beşeri kabe-i kemalata îsal eden, (insanlığı ahlak ve terbiyeye ulaştıran) sıdktır (doğruluktur). Ashab-ı Kiram’ı (sahabeleri) bütün insanlara tefevvuk ettiren (üstün kılan) sıdktır (doğruluktur). Muhammed-i Haşimî Aleyhissalatü Vesselam’ı meratib-i beşeriyenin (insanlık derecesinin) en yükseğine çıkaran, sıdktır (doğruluktur).” (işarat-ül icaz, s. 82)
1) Hem “BÜYÜK MEHDİ”NİN HALLERİ sabık Mehdilere (önceki Mehdilere) işaret eden rivayetlere mutabık (uygun) çıkmıyor, hadis-i müteşabih (birçok anlama gelebilecek hadis) hükmüne geçer. (Şualar, sf. 582) 2) … her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat her biri üç vazifelerden birisini bir cihette (açıdan) yapması itibariyle, AHİR ZAMANIN BÜYÜK MEHDİSİ ünvanını almamışlar.” (Emirdağ Lahikası, sf. 260) 3) Bu ayrı ayrı rivayetlerin bir tevili (açıklaması) şudur ki: BÜYÜK MEHDİ’NİN ÇOK VAZİFELERİ VAR. Ve siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde, cihad âlemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi… (Şualar, sf. 465)Bediüzzaman bu üç sözünde, Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim kılmak amacıyla önceki asırlarda da bazı Müslüman şahısların geldiğini, ancak bunların hiçbirinin ahir zamanda gelecek olan “Büyük Mehdi”nin yapacağı üç önemli görevi yerine getiremediklerini” belirtmiştir. Bediüzzaman’ın bu açıklamalarından Hz. Mehdi (a.s.)’den bir şahıs olarak bahsettiği çok açık olarak anlaşılmaktadır: 1- Bediüzzaman, daha önce gelen Mehdilerin birer şahıs olduklarını anlatıp ardından da Büyük Mehdi’nin onlardan farkını açıklamıştır. Demek ki Büyük Mehdi de bir şahıstır. 2- Önceki kişiler belirtilen görevleri yerine getirememişlerdir. Ama bu görevleri Büyük Mehdi yerine getirecektir. Demek ki Büyük Mehdi de bir şahıs olacaktır. 3- Önceki kişiler, Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde Hz. Mehdi (a.s.)’yi tarif ederken kullandığı özelliklere uymamaktadırlar. Ama Büyük Mehdi bu özelliklere uyacaktır. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde, Hz. Mehdi (a.s.)’nin bir şahs-ı manevi olmadığı fiziksel özellikleriyle, ahlakıyla tarif edilen bir şahıs olduğu yüzyıllardır tüm İslam alimleri tarafından bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla “Bediüzzaman da Peygamberimiz (sav)’in hadislerindeki tariflere uyacağını belirterek Hz. Mehdi (a.s.)’nin bir şahıs olacağını” bu sözüyle bir kez daha hatırlatmıştır.
Kıyamet alâmetlerinden ve âhir zaman vukuatından (olaylarından) ve bâzı a’malin (amellerin) fazilet ve sevablarından bahseden ehâdîs-i şerife (hadisler) güzelce anlaşılmadığından, AKILLARINA GÜVENEN BİR KISIM EHL-İ İLİM (ilim sahibi kişiler), ONLARIN BİR KISMINA ZAÎF (zayıf) VEYA MEVZU (uydurma hadis) DEMİŞLER. İMANI ZAYIF VE ENANİYETİ KAVİ (kendini şiddetli şekilde beğenen) BİR KISIM DA, İNKÂRA KADAR GİTMİŞLER. (Sözler, s. 355)

BİN YILDAN DAHA ESKİ İSKELET KEMİKLERİ, İMAM MEHDİ (A.S.) İLE KONUŞACAKLAR.
(Mikyaal al-Makaarem, c. 1, s. 223-224)
Hadiste verilen bilgi, Hz. Mehdi (a.s.)’nin fosillerle ilgileneceğini, Yaratılış gerçeğini fosillerle ispat edeceğini, bu eski fosillerle inkarı ve dalaleti; dinsiz, materyalist ve Darwinist sistemi ortadan kaldıracağını göstermektedir.

Hz. Mehdi (a.s.)’nin, materyalizmin ve Darwinizm’in geçersizliğini ispat ederken bin yıldan eski, yani milyonlarca yıllık fosilleri kullanacağı açıkça anlaşılmaktadır. Hadis, fosillerin adeta lisan-ı hal ile, “Hüccet Mehdi (a.s.), biz Allah’tan bir deliliz; bizlerin evrim geçirmediğimizi, ilk yaratılıştan itibaren değişmeden aynısıyla kaldığımızı bizleri delil göstererek insanlara anlatabilirsin” diyeceklerine ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin de, yer altından çıkan fosiller yoluyla bu gerçeği resim, yazı, kitap, video film ve belgelerle insanlara anlatacağına işaret etmektedir.

Hz. Mehdi (a.s.)’nin bir ismi de, “delil getiren” yani “Hüccet”tir. Hüccet Mehdi (a.s.) ahir zamanda hüccet (delil) ile konuşacaktır. Allah ona bu imkanı verecek ve canlılara ait kemikler de Hz. Mehdi (a.s.) için birer delil (hüccet) olacaktır.

Hz. Mehdi (a.s.) bu fosilleri, o devrin ateist, materyalist ve Darwinistlerine karşı, reddi mümkün olmayan kesin birer delil olarak kullanacak ve bu yolla Darwinistleri mağlup edip dinsiz materyalist sistemi tamamen ortadan kaldıracaktır.

Bediüzaman Said Nursi de eserlerinde, Hz. Mehdi’nin birinci vazifesinin, “maddiyyun ve tabiyyun taunu”nu, yani Allah’ı inkar üzerine kurulmuş materyalizm ve Darwinizm fikrini yerle bir ederek tam olarak etkisiz hale getirmek olacağını belirtmiştir:

Ve onun (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) üç büyük vazifesi olacak: Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutiyle (tesiriyle) ve MADDİYUN (materyalizm) VE TABİİYYUN (Darwinizm) TAUNU (salgınının), BEŞER İÇİNE İNTİŞAR ETMESİYLE (insanlar arasında yayılmasıyla), HERŞEYDEN EVVEL FELSEFEYİ VE MADDİYUN FİKRİNİ (Darwinist materyalist felsefeyi) TAM SUSTURACAK BİR TARZDA İMANI KURTARMAKTIR… (Emirdağ Lahikası, s. 259)

HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN BİRİNCİ GÖREVİ, HZ. MUSA VE HZ. İSA GİBİ, İNSANLARA DARWİNİZM’İN GEÇERSİZLİĞİNİ GÖSTERİP, YARATILIŞ’I İSPATLAMAK OLACAKTIR

Hz. Mehdi (a.s.)tüm yeryüzüne din ahlakının hakim olmasına vesile olacak kişidir. Hz. Mehdi (a.s.)’nin ilmi mücadelesinin ilk aşaması materyalist, ateist, Darwinist düşünceleri temelden yıkmak ve Yaratılış’ı ispat etmek olacaktır. Zira Hz. Mehdi (a.s.)’nin ortaya çıkacağı ahir zamanın en önemli özelliklerinden birisi inkarcı, ateist, materyalist düşünce ve akımların çok yaygın olması, bu nedenle insanların büyük çoğunluğunun din ahlakından uzak olmalarıdır. Bediüzzaman Said Nursi de, ahir zamanın en önemli tehlikelerinden birinin ateist felsefeler olacacağını bildirmiş, özellikle Darwinist ve materyalist felsefelerin ateizme zemin hazırlayacaklarına dikkat çekmiştir:

Tabiyyun, maddiyun felsefesinden (Darwinist, materyalist ve ateist felsefelerden) tevellüd eden bir cereyan-ı nemrudane, (doğan inkarcı bir akım) gittikçe ahir zamanda felsefe-i maddiye (materyalist felsefe) vasıtasıyla intişar ederek (yayılarak) kuvvet bulup, uluhiyeti (Allah’ın varlığını) inkar edecek bir dereceye gelir. (Allah’ı tenzih ederiz) (Emirdağ Lahikası, s. 259)

Bu nedenle Bediüzaman, Hz. Mehdi (a.s.)’nin birinci vazifesinin, maddecilik fikriyle yani Allah’ı inkar üzerine kurulmuş Darwinist, materyalist ve ateist felsefelerle mücadele etmek ve bu felsefelerin insanlar üzerindeki etkisini tam anlamıyla kaldırmak olacağını belirtmiştir:

Ve onun (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) üç büyük vazifesi olacak: Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutiyle (tesiriyle) ve maddiyun ve tabiiyyun taunu (Darwinizm, materyalizm ve ateizm salgınının), beşer içine intişar etmesiyle (insanlar arasında yayılmasıyla), herşeyden evvel FELSEFEYİ VE MADDİYUN FİKRİNİ (materyalist felsefeyi) TAM SUSTURACAK BİR TARZDA İMANI KURTARMAKTIR. Ehl-i imanı dalâletten muhafaza etmek (iman edenleri sapkınlıktan korumak)… (Emirdağ Lahikası, s. 259)

Hz. Mehdi (a.s.)’nin öncelikli olarak Darwinizm’in geçersizliğini ispatlaması ve Yaratalış’ı anlatması, geçmişte yaşamış peygamberlerin de izlediği önemli bir tebliğ yöntemidir. Hz. Musa da ilk olarak evrim inancının yanlış olduğunu ispat etmiş, Allah’ın yaratmasına dair delilleri ortaya koymuştur. Bilindiği üzere evrim masalı, çok eski dönemlere ta Sümerlere dayanan batıl bir dindir. Eski Mısır’da da evrim yanılgısı yaygın bir inançtır. Firavun ve taraftarları, günümüzdeki Darwinizm’in ilkel bir versiyonuna inanmakta ve bu sapkın inancı savunmaktaydılar. Mısır dinler tarihi incelendiğinde bu durum açıkça görülür.

Eski Mısırlıların batıl inanışlarına göre, “Yılan, kurbağa, solucan ve fareler, su baskınlarıyla taşan Nil ırmağının çamurlarından oluşmaktadır.”1 Yani, Darwinizm’in en temel iddialarından biri olan, “canlıların tesadüfler sonucunda balçıklardan” oluştuğu yanılgısı, Eski Mısır’da da yaygın olan bir inanıştır. Dolayısıyla Hz. Musa tebliğ yapmaya başladığında, ilk olarak Mısırlıların bu batıl inanışlarını ortadan kaldırmaya yönelmiş ve evrimci düşünceyi yok etmiştir. Hz. Musa, Firavun’a tebliğ yapmaya gittiğinde, tıpkı günümüzdeki Darwinistlerin sorularına ve mantık örgülerine benzer şekilde, Firavun da ona, “İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir?” diye sormuştur. (Enbiya Suresi, 51) Hz. Musa ise Allah’ın ilhamıyla, “Bunun bilgisi Rabbim’in Katında bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz” (Enbiya Suresi, 52) şeklinde cevap vermiş ve ispatları ve delilleriyle Firavun’a Yaratılış’ı anlatmıştır.

Kuran’da, Hz. Musa elindeki asayı yere attığında, Allah’ın dilemesiyle bu asanın canlı bir yılana dönüştüğü bildirilmektedir. Hz. Musa asasını yere attığında, cansız bir ağaç dalı, canlı bir yılana dönüşmüş; eline aldığında ise yılan tekrar cansız bir ağaca dönüşmüştür. Sonra tekrar yere attığında asa yine can bulmaktadır. Yani cansız bir madde, canlanmakta, sonra ölmekte, sonra yine canlanmaktadır. Böylece Allah bu mucizesiyle insanlara, sürekli Yaratılış’ı göstermektedir. Ayetlerde şöyle buyrulur:

Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) O HEMEN HIZLA KOŞAN (KOCAMAN) BİR YILAN (OLUVERMİŞ). Dedi ki: “Onu al ve korkma, Biz onu ilk durumuna çevireceğiz.” (Enbiya Suresi, 20-21)

“Sağ elindekini atıver, ONLARIN YAPTIKLARINI YUTACAKTIR; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz.” (Enbiya Suresi, 69)

“Asanı bırak;” (Bıraktı ve) ONUN ÇEVİK BİR YILAN GİBİ HAREKET ETTTİĞİNİ görünce, geriye doğru kaçtı ve arkasına bakmadı. “Ey Musa, korkma; şüphesiz Ben(im); Benim yanımda gönderilen (elçiler) korkmaz.” (Neml Suresi, 10)

Hz. Musa elindeki asasını yere attığı anda, Allah’ın lütfuyla, cansız bir odun parçası, hızla hareket eden bir yılana dönüşmüş ve Firavunun yanındakilerin ortaya attıkları sahte yılanları hemen yutmuştur. Böylece insanlar bu yılanın, gerçek bir yılan olduğunu açıkça görmüşlerdir. Çünkü yutması bu yılanın canlı olduğunu; yani midesi olduğunu, beslendiğini dolayısıyla da yaşadığını gösteren bir canlılık alametidir. Ardından da yılanın kaçtığını görmüşlerdir ki bu da yine yılanın hareketli ve canlı olduğunu gösteren bir başka alamet oluşturmuştur. Böylece insanlar orada Yaratılış’ı anlamış ve hatta Firavun’un yardımcıları da Allah’ın üstün Yaratış’ını görerek hemen secdeye kapanmış ve Allah’a iman etmişlerdir.

Hz. Musa’nın kullandığı bu tebliğ yöntemiyle Allah insanlara canlılığın nasıl yoktan var edildiğinin bir örneğini göstermiştir. Cansız bir madde, sadece Allah’ın dilemesiyle, yani “Ol” emriyle can bulmuştur. Allah’ın kendisine lütfettiği bu mucize yaptığı tebliğ sonucunda Hz. Musa, eski Mısırlıların batıl evrim inanışlarını bir hamlede yerle bir etmiş, Hz. Musa’nın karşısında olan insanlar dahi, bu tebliği yöntemi vesilesiyle hemen o an gerçeği kavrayıp batıl inanışlarını bırakmışlardır.

Hz. Musa’nın bu tebliğ yönteminin bir benzeri de Hz. İsa tarafından gerçekleştirilmiştir. Hz. İsa da tebliğinde, putperest düşünceye, pagan inanışlara ve tahrif olmuş Museviliğe karşı mücadele yürütmüş; insanlara doğruyu ve hakkı anlatmış, ama o da asıl olarak ilk önce Yaratılış’ı ispat etmiştir. Kuran’da Hz. İsa’nın “çamurdan kuş biçiminde birşey yaptığı, sonra bunun içine üflediğinde, Allah’ın dilemesiyle, bu kuşun hayat bulup canlandığı” haber verilmiştir:
Allah şöyle diyecek: “Ey Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu’l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim. İZNİMLE ÇAMURDAN KUŞ BİÇİMİNDE (BİR ŞEYİ) OLUŞTURUYORDUN DA (YİNE) İZNİMLE ONA ÜFÜRDÜĞÜNDE BİR KUŞ OLUVERİYORDU… (Maide Suresi, 110)

Bu kuş, hiçbir sebebe bağlı olmadan, Allah’ın dilemesi ve mucizesiyle, can bulmaktadır. Cansız bir maddeden can sahibi olan kuş, Yüce Allah’ın örneksiz, sebepsiz, üstün yaratışının örneklerinden biridir. Hz. İsa da, ilk önce insanlara Yaratılış’ı ispat etmiş, insanların Allah’ın herşeyi yoktan var ettiğini anlamalarını sağlamıştır. Hz. İsa Allah’ın lütfettiği bu mucizeyle, evrimci düşüncenin mantıksızlığını ve geçersizliğini gözler önüne sermiştir.

Hz. Musa’nın ve Hz. İsa’nın tebliğde kulandıkları bu yöntemler, “tebliğe Yaratılış’ı ispatla başlamanın” önemini açıkça ortaya koymaktadır. İşte Hz. Mehdi (a.s.)de görevine başladığında, Allah’ın yol göstermesiyle aynı tebliğ yöntemini kulllanacaktır. Hz. Mehdi (a.s.)de ortaya çıktığında önce insanlara Darwinizm’in geçersizliğini gösterecek, Yaratılış’ı ispat edecek ve Bediüzaman Said Nursi’nin haber verdiği gibi, Darwinizm’i ve materyalizmi “TAM SUSTURACAK BIR TARZDA” yani yerle bir edecek şekilde ilmi bir mücadele yürütecektir. “Darwinizmi ve materyalizmi tüm dünyada, tam anlamıyla etkisiz hale getirmek” , Hz. Mehdi (a.s.)’nin birinci görevi olacaktır. Materyalizm, ateizm ve Darwinizm’in çöküşüyle birlikte, insanların imanlarının kurtulmasına da Hz. Mehdi (a.s.)vesile olacaktır.

mygif
1305. adnanerarslan Yazmış 2 Haziran 2009

Asıl ismi Muhammed Said olup Şeyh Seyda el Cezeri olarak meşhur olan Şeyh Seyda Hz.lerinin halifesi MUHAMMED EMİN ER HOCA EFENDİ naklediyor:
Ziyaret ettiğim merhum üstadın (Said Nursi’nin) selam ve tebrikini mektupla Şeyh Şeyda’ya bildirdim. Bilahare de kendim gittim. Şeyh Seyda o iki kelimeye çok manalar verdi. “Daha başka ihtimaller de vardır” dedi. (Selam ve tebrik kelimelerine) O esnada bazıları: “Şeyhim Risale-i Nur’u okumak faydalı mıdır?” diye sordular. Şeyh efendi: “Evet faydalıdır. Hakikattirler” dedi. “Onların toplantılarına, medreselerine gidebilir miyiz?” diye sordular. Şeyh: “Evet” dedi. “Manin olmazsa ben de oturur dinlerim” dedi. “Ziyaretine de gidebilir miyiz?” dediler. “Evet gidebilirsiniz. Mania olmazsa ben de gider ziyaret eder dua talep ederdim” dedi. Dediler ki: “Talebeleri onun için mehdi diyorlar. Mehdi midir?” “Hadislerin zahirine göre Mehdi-i muntazar değildir. Fakat selefi salihin ulemaları gibi bir alimdir.”

DEDE PAŞA BAYBURDİ Hz.:
Müceddidin zahirden gelmesi ile Mehdi hazretlerinin teşrifi arasındaki zamana ait olan keyfiyetler hakkında hiçbir büyüğün bahsini bile etmediği öyle haller vardır ki, içinde bulunduğumuz bu zamanda, o hallerin bilinmesi ile pek çok müşkil hallolmuş ve pek çok lüzumsuz çekişmelere hacet kalmamıştır. Sadece Paşa hazretlerinden duyulan bu hükümlerden bazıları kısaca şunlardır:

- Müceddid zahirden gelince, dini hükümleri yıkar. Onun için maneviyat idaresi de bazı yeni tedbirlerle bazı tasarruflarda bulunmuştur.

- Her şey zamana göredir, bu zamanda zahir adabı kaldırılmıştır.

- Evliyaullahın müridlerinin idaresi dışındaki selahiyeti alınmış ve bu selahiyetin tamamı Resulullah Efendimizin zatında toplanmıştır.

- Seyri süluk kaldırılmış, esasında, ayrı ve özel bir usule tabi tutularak zahir gözünden gizlenmiştir.

- Bu zamanda hal gizlenmiştir. Hal idaresi pek çetin olduğundan, pek müstesna bazı ahvalin dışında, kaldırılmıştır.

- Bu devirde İslam için yapılan en küçük hizmet, İslam hükümlerine muhabbet hududundaki birleştirici her gayret, Allah ile olun emrinin sırrına mazhar kılınmış, bu irade, hizmet ve gayretler, Resulullah Efendimizin saadetli zamanındaki tebligatına yapılmış yardımdan sayılmıştır.

- Şimdi siyaset zamanıdır, siyaset ise şarttır. Allah’ın, Habibinin ve velilerin de siyaseti vardır. Siyasetimiz İslam siyasetidir.

- Mehdi hazretlerine asker yetiştirenler bu devrin cihadını yapıyorlar.
- Bugünkü müslümana kalsan olmaz, amma, Allah’ın izniyle olacak

- Evliyaullahın büyük çoğunluğu Türkiye’dedir.

- İslam aleminin reisi Türkiye’dir ve Türkiye olacaktır.

“Yol ikidir: Ya sükût etmektir (susmaktır). Çünkü söylenilen her sözün doğru olması lazımdır. Veya sıdktır (doğruluk). Çünkü İslamiyetin esası, sıdktır (doğruluktur). imanın hassası, sıdktır (doğruluktur). Bütün kemalata îsal edici (iyiliklere ulaştıran), sıdktır. Ahlak-ı aliyenin (yüksek ahlakın) hayatı, sıdktır (doğruluktur). Terakkiyatın mihveri (ilerlemenin merkezi) sıdktır (doğruluktur). Alem-i İslam’ın nizamı (İslam aleminin düzeni) sıdktır (doğruluktur). Nev’-i beşeri kabe-i kemalata îsal eden, (insanlığı ahlak ve terbiyeye ulaştıran) sıdktır (doğruluktur). Ashab-ı Kiram’ı (sahabeleri) bütün insanlara tefevvuk ettiren (üstün kılan) sıdktır (doğruluktur). Muhammed-i Haşimî Aleyhissalatü Vesselam’ı meratib-i beşeriyenin (insanlık derecesinin) en yükseğine çıkaran, sıdktır (doğruluktur).” (işarat-ül icaz, s. 82)
1) Hem “BÜYÜK MEHDİ”NİN HALLERİ sabık Mehdilere (önceki Mehdilere) işaret eden rivayetlere mutabık (uygun) çıkmıyor, hadis-i müteşabih (birçok anlama gelebilecek hadis) hükmüne geçer. (Şualar, sf. 582) 2) … her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat her biri üç vazifelerden birisini bir cihette (açıdan) yapması itibariyle, AHİR ZAMANIN BÜYÜK MEHDİSİ ünvanını almamışlar.” (Emirdağ Lahikası, sf. 260) 3) Bu ayrı ayrı rivayetlerin bir tevili (açıklaması) şudur ki: BÜYÜK MEHDİ’NİN ÇOK VAZİFELERİ VAR. Ve siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde, cihad âlemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi… (Şualar, sf. 465)Bediüzzaman bu üç sözünde, Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim kılmak amacıyla önceki asırlarda da bazı Müslüman şahısların geldiğini, ancak bunların hiçbirinin ahir zamanda gelecek olan “Büyük Mehdi”nin yapacağı üç önemli görevi yerine getiremediklerini” belirtmiştir. Bediüzzaman’ın bu açıklamalarından Hz. Mehdi (a.s.)’den bir şahıs olarak bahsettiği çok açık olarak anlaşılmaktadır: 1- Bediüzzaman, daha önce gelen Mehdilerin birer şahıs olduklarını anlatıp ardından da Büyük Mehdi’nin onlardan farkını açıklamıştır. Demek ki Büyük Mehdi de bir şahıstır. 2- Önceki kişiler belirtilen görevleri yerine getirememişlerdir. Ama bu görevleri Büyük Mehdi yerine getirecektir. Demek ki Büyük Mehdi de bir şahıs olacaktır. 3- Önceki kişiler, Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde Hz. Mehdi (a.s.)’yi tarif ederken kullandığı özelliklere uymamaktadırlar. Ama Büyük Mehdi bu özelliklere uyacaktır. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde, Hz. Mehdi (a.s.)’nin bir şahs-ı manevi olmadığı fiziksel özellikleriyle, ahlakıyla tarif edilen bir şahıs olduğu yüzyıllardır tüm İslam alimleri tarafından bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla “Bediüzzaman da Peygamberimiz (sav)’in hadislerindeki tariflere uyacağını belirterek Hz. Mehdi (a.s.)’nin bir şahıs olacağını” bu sözüyle bir kez daha hatırlatmıştır.
Kıyamet alâmetlerinden ve âhir zaman vukuatından (olaylarından) ve bâzı a’malin (amellerin) fazilet ve sevablarından bahseden ehâdîs-i şerife (hadisler) güzelce anlaşılmadığından, AKILLARINA GÜVENEN BİR KISIM EHL-İ İLİM (ilim sahibi kişiler), ONLARIN BİR KISMINA ZAÎF (zayıf) VEYA MEVZU (uydurma hadis) DEMİŞLER. İMANI ZAYIF VE ENANİYETİ KAVİ (kendini şiddetli şekilde beğenen) BİR KISIM DA, İNKÂRA KADAR GİTMİŞLER. (Sözler, s. 355)

BİN YILDAN DAHA ESKİ İSKELET KEMİKLERİ, İMAM MEHDİ (A.S.) İLE KONUŞACAKLAR.
(Mikyaal al-Makaarem, c. 1, s. 223-224)
Hadiste verilen bilgi, Hz. Mehdi (a.s.)’nin fosillerle ilgileneceğini, Yaratılış gerçeğini fosillerle ispat edeceğini, bu eski fosillerle inkarı ve dalaleti; dinsiz, materyalist ve Darwinist sistemi ortadan kaldıracağını göstermektedir.

Hz. Mehdi (a.s.)’nin, materyalizmin ve Darwinizm’in geçersizliğini ispat ederken bin yıldan eski, yani milyonlarca yıllık fosilleri kullanacağı açıkça anlaşılmaktadır. Hadis, fosillerin adeta lisan-ı hal ile, “Hüccet Mehdi (a.s.), biz Allah’tan bir deliliz; bizlerin evrim geçirmediğimizi, ilk yaratılıştan itibaren değişmeden aynısıyla kaldığımızı bizleri delil göstererek insanlara anlatabilirsin” diyeceklerine ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin de, yer altından çıkan fosiller yoluyla bu gerçeği resim, yazı, kitap, video film ve belgelerle insanlara anlatacağına işaret etmektedir.

Hz. Mehdi (a.s.)’nin bir ismi de, “delil getiren” yani “Hüccet”tir. Hüccet Mehdi (a.s.) ahir zamanda hüccet (delil) ile konuşacaktır. Allah ona bu imkanı verecek ve canlılara ait kemikler de Hz. Mehdi (a.s.) için birer delil (hüccet) olacaktır.

Hz. Mehdi (a.s.) bu fosilleri, o devrin ateist, materyalist ve Darwinistlerine karşı, reddi mümkün olmayan kesin birer delil olarak kullanacak ve bu yolla Darwinistleri mağlup edip dinsiz materyalist sistemi tamamen ortadan kaldıracaktır.

Bediüzaman Said Nursi de eserlerinde, Hz. Mehdi’nin birinci vazifesinin, “maddiyyun ve tabiyyun taunu”nu, yani Allah’ı inkar üzerine kurulmuş materyalizm ve Darwinizm fikrini yerle bir ederek tam olarak etkisiz hale getirmek olacağını belirtmiştir:

Ve onun (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) üç büyük vazifesi olacak: Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutiyle (tesiriyle) ve MADDİYUN (materyalizm) VE TABİİYYUN (Darwinizm) TAUNU (salgınının), BEŞER İÇİNE İNTİŞAR ETMESİYLE (insanlar arasında yayılmasıyla), HERŞEYDEN EVVEL FELSEFEYİ VE MADDİYUN FİKRİNİ (Darwinist materyalist felsefeyi) TAM SUSTURACAK BİR TARZDA İMANI KURTARMAKTIR… (Emirdağ Lahikası, s. 259)

HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN BİRİNCİ GÖREVİ, HZ. MUSA VE HZ. İSA GİBİ, İNSANLARA DARWİNİZM’İN GEÇERSİZLİĞİNİ GÖSTERİP, YARATILIŞ’I İSPATLAMAK OLACAKTIR

Hz. Mehdi (a.s.)tüm yeryüzüne din ahlakının hakim olmasına vesile olacak kişidir. Hz. Mehdi (a.s.)’nin ilmi mücadelesinin ilk aşaması materyalist, ateist, Darwinist düşünceleri temelden yıkmak ve Yaratılış’ı ispat etmek olacaktır. Zira Hz. Mehdi (a.s.)’nin ortaya çıkacağı ahir zamanın en önemli özelliklerinden birisi inkarcı, ateist, materyalist düşünce ve akımların çok yaygın olması, bu nedenle insanların büyük çoğunluğunun din ahlakından uzak olmalarıdır. Bediüzzaman Said Nursi de, ahir zamanın en önemli tehlikelerinden birinin ateist felsefeler olacacağını bildirmiş, özellikle Darwinist ve materyalist felsefelerin ateizme zemin hazırlayacaklarına dikkat çekmiştir:

Tabiyyun, maddiyun felsefesinden (Darwinist, materyalist ve ateist felsefelerden) tevellüd eden bir cereyan-ı nemrudane, (doğan inkarcı bir akım) gittikçe ahir zamanda felsefe-i maddiye (materyalist felsefe) vasıtasıyla intişar ederek (yayılarak) kuvvet bulup, uluhiyeti (Allah’ın varlığını) inkar edecek bir dereceye gelir. (Allah’ı tenzih ederiz) (Emirdağ Lahikası, s. 259)

Bu nedenle Bediüzaman, Hz. Mehdi (a.s.)’nin birinci vazifesinin, maddecilik fikriyle yani Allah’ı inkar üzerine kurulmuş Darwinist, materyalist ve ateist felsefelerle mücadele etmek ve bu felsefelerin insanlar üzerindeki etkisini tam anlamıyla kaldırmak olacağını belirtmiştir:

Ve onun (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) üç büyük vazifesi olacak: Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutiyle (tesiriyle) ve maddiyun ve tabiiyyun taunu (Darwinizm, materyalizm ve ateizm salgınının), beşer içine intişar etmesiyle (insanlar arasında yayılmasıyla), herşeyden evvel FELSEFEYİ VE MADDİYUN FİKRİNİ (materyalist felsefeyi) TAM SUSTURACAK BİR TARZDA İMANI KURTARMAKTIR. Ehl-i imanı dalâletten muhafaza etmek (iman edenleri sapkınlıktan korumak)… (Emirdağ Lahikası, s. 259)

Hz. Mehdi (a.s.)’nin öncelikli olarak Darwinizm’in geçersizliğini ispatlaması ve Yaratalış’ı anlatması, geçmişte yaşamış peygamberlerin de izlediği önemli bir tebliğ yöntemidir. Hz. Musa da ilk olarak evrim inancının yanlış olduğunu ispat etmiş, Allah’ın yaratmasına dair delilleri ortaya koymuştur. Bilindiği üzere evrim masalı, çok eski dönemlere ta Sümerlere dayanan batıl bir dindir. Eski Mısır’da da evrim yanılgısı yaygın bir inançtır. Firavun ve taraftarları, günümüzdeki Darwinizm’in ilkel bir versiyonuna inanmakta ve bu sapkın inancı savunmaktaydılar. Mısır dinler tarihi incelendiğinde bu durum açıkça görülür.

Eski Mısırlıların batıl inanışlarına göre, “Yılan, kurbağa, solucan ve fareler, su baskınlarıyla taşan Nil ırmağının çamurlarından oluşmaktadır.”1 Yani, Darwinizm’in en temel iddialarından biri olan, “canlıların tesadüfler sonucunda balçıklardan” oluştuğu yanılgısı, Eski Mısır’da da yaygın olan bir inanıştır. Dolayısıyla Hz. Musa tebliğ yapmaya başladığında, ilk olarak Mısırlıların bu batıl inanışlarını ortadan kaldırmaya yönelmiş ve evrimci düşünceyi yok etmiştir. Hz. Musa, Firavun’a tebliğ yapmaya gittiğinde, tıpkı günümüzdeki Darwinistlerin sorularına ve mantık örgülerine benzer şekilde, Firavun da ona, “İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir?” diye sormuştur. (Enbiya Suresi, 51) Hz. Musa ise Allah’ın ilhamıyla, “Bunun bilgisi Rabbim’in Katında bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz” (Enbiya Suresi, 52) şeklinde cevap vermiş ve ispatları ve delilleriyle Firavun’a Yaratılış’ı anlatmıştır.

Kuran’da, Hz. Musa elindeki asayı yere attığında, Allah’ın dilemesiyle bu asanın canlı bir yılana dönüştüğü bildirilmektedir. Hz. Musa asasını yere attığında, cansız bir ağaç dalı, canlı bir yılana dönüşmüş; eline aldığında ise yılan tekrar cansız bir ağaca dönüşmüştür. Sonra tekrar yere attığında asa yine can bulmaktadır. Yani cansız bir madde, canlanmakta, sonra ölmekte, sonra yine canlanmaktadır. Böylece Allah bu mucizesiyle insanlara, sürekli Yaratılış’ı göstermektedir. Ayetlerde şöyle buyrulur:

Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) O HEMEN HIZLA KOŞAN (KOCAMAN) BİR YILAN (OLUVERMİŞ). Dedi ki: “Onu al ve korkma, Biz onu ilk durumuna çevireceğiz.” (Enbiya Suresi, 20-21)

“Sağ elindekini atıver, ONLARIN YAPTIKLARINI YUTACAKTIR; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz.” (Enbiya Suresi, 69)

“Asanı bırak;” (Bıraktı ve) ONUN ÇEVİK BİR YILAN GİBİ HAREKET ETTTİĞİNİ görünce, geriye doğru kaçtı ve arkasına bakmadı. “Ey Musa, korkma; şüphesiz Ben(im); Benim yanımda gönderilen (elçiler) korkmaz.” (Neml Suresi, 10)

Hz. Musa elindeki asasını yere attığı anda, Allah’ın lütfuyla, cansız bir odun parçası, hızla hareket eden bir yılana dönüşmüş ve Firavunun yanındakilerin ortaya attıkları sahte yılanları hemen yutmuştur. Böylece insanlar bu yılanın, gerçek bir yılan olduğunu açıkça görmüşlerdir. Çünkü yutması bu yılanın canlı olduğunu; yani midesi olduğunu, beslendiğini dolayısıyla da yaşadığını gösteren bir canlılık alametidir. Ardından da yılanın kaçtığını görmüşlerdir ki bu da yine yılanın hareketli ve canlı olduğunu gösteren bir başka alamet oluşturmuştur. Böylece insanlar orada Yaratılış’ı anlamış ve hatta Firavun’un yardımcıları da Allah’ın üstün Yaratış’ını görerek hemen secdeye kapanmış ve Allah’a iman etmişlerdir.

Hz. Musa’nın kullandığı bu tebliğ yöntemiyle Allah insanlara canlılığın nasıl yoktan var edildiğinin bir örneğini göstermiştir. Cansız bir madde, sadece Allah’ın dilemesiyle, yani “Ol” emriyle can bulmuştur. Allah’ın kendisine lütfettiği bu mucize yaptığı tebliğ sonucunda Hz. Musa, eski Mısırlıların batıl evrim inanışlarını bir hamlede yerle bir etmiş, Hz. Musa’nın karşısında olan insanlar dahi, bu tebliği yöntemi vesilesiyle hemen o an gerçeği kavrayıp batıl inanışlarını bırakmışlardır.

Hz. Musa’nın bu tebliğ yönteminin bir benzeri de Hz. İsa tarafından gerçekleştirilmiştir. Hz. İsa da tebliğinde, putperest düşünceye, pagan inanışlara ve tahrif olmuş Museviliğe karşı mücadele yürütmüş; insanlara doğruyu ve hakkı anlatmış, ama o da asıl olarak ilk önce Yaratılış’ı ispat etmiştir. Kuran’da Hz. İsa’nın “çamurdan kuş biçiminde birşey yaptığı, sonra bunun içine üflediğinde, Allah’ın dilemesiyle, bu kuşun hayat bulup canlandığı” haber verilmiştir:
Allah şöyle diyecek: “Ey Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu’l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim. İZNİMLE ÇAMURDAN KUŞ BİÇİMİNDE (BİR ŞEYİ) OLUŞTURUYORDUN DA (YİNE) İZNİMLE ONA ÜFÜRDÜĞÜNDE BİR KUŞ OLUVERİYORDU… (Maide Suresi, 110)

Bu kuş, hiçbir sebebe bağlı olmadan, Allah’ın dilemesi ve mucizesiyle, can bulmaktadır. Cansız bir maddeden can sahibi olan kuş, Yüce Allah’ın örneksiz, sebepsiz, üstün yaratışının örneklerinden biridir. Hz. İsa da, ilk önce insanlara Yaratılış’ı ispat etmiş, insanların Allah’ın herşeyi yoktan var ettiğini anlamalarını sağlamıştır. Hz. İsa Allah’ın lütfettiği bu mucizeyle, evrimci düşüncenin mantıksızlığını ve geçersizliğini gözler önüne sermiştir.

Hz. Musa’nın ve Hz. İsa’nın tebliğde kulandıkları bu yöntemler, “tebliğe Yaratılış’ı ispatla başlamanın” önemini açıkça ortaya koymaktadır. İşte Hz. Mehdi (a.s.)de görevine başladığında, Allah’ın yol göstermesiyle aynı tebliğ yöntemini kulllanacaktır. Hz. Mehdi (a.s.)de ortaya çıktığında önce insanlara Darwinizm’in geçersizliğini gösterecek, Yaratılış’ı ispat edecek ve Bediüzaman Said Nursi’nin haber verdiği gibi, Darwinizm’i ve materyalizmi “TAM SUSTURACAK BIR TARZDA” yani yerle bir edecek şekilde ilmi bir mücadele yürütecektir. “Darwinizmi ve materyalizmi tüm dünyada, tam anlamıyla etkisiz hale getirmek” , Hz. Mehdi (a.s.)’nin birinci görevi olacaktır. Materyalizm, ateizm ve Darwinizm’in çöküşüyle birlikte, insanların imanlarının kurtulmasına da Hz. Mehdi (a.s.)vesile olacaktır.
HADİSLERDE HZ. MEHDİ’NİN HAKİMİYETİNİN HANGİ PEYGAMBERLERİN HAKİMİYETİNE BENZEYECEĞİ BİLDİRİLMİŞTİR?
Kuran’da Hz. Zülkarneyn ve Hz. Süleyman’ın yaşadıkları dönemlerde yeryüzünde geniş çapta etkili oldukları haber verilmiştir. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde ise, Hz. Mehdi’nin de Hz. Zülkarneyn ve Hz. Süleyman gibi İslam ahlakını bütün yeryüzüne hakim edeceği haber verilmiştir:
Mehdi tıpkı Zülkarneyn ve Süleyman gibi dünyaya hükmedecektir. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 30)
Yeryüzüne dört kişi malik olmuştur. İkisi mümin, ikisi kafirdir. Müminler, Zülkarneyn ve Hz. Süleyman, kafirler ise Nemrud ve Buhtunnasır’dır. Beşinci olarak Ehl-i Beytimden birisi (Hz. Mehdi) gelecek ve o da dünyaya malik olacaktır. (Kitab’ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman, s. 10)
HZ. MEHDİ’NİN FİZİKSEL GÖRÜNÜMÜ
13- HADİSLERDE, HZ. MEHDİ’NİN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ HAKKINDA BİLGİ VERİLMİŞ MİDİR?
Peygamberimiz (sav), Hz. Mehdi’nin ahlakı ve mücadelesinin yanı sıra, fiziksel özelliklerini de çok detaylı olarak tarif etmiştir. Peygamberimiz (sav)’in Hz. Mehdi hakkındaki tasvirleri o kadar detaylı ve açıktır ki, Hz. Mehdi ortaya çıktığında kendisini görenler bu tasvirlerden hemen kendisini tanıyacaklardır.
Bir ayette, Kitap Ehli’nin Peygamber Efendimiz (sav)’i “çocuklarını tanır gibi” tanıyacakları bildirilmektedir:
Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi), çocuklarını tanır gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri halde gerçeği gizlerler. (Bakara Suresi, 146)
Bu ayet işari manada, Hz. Mehdi’nin tanınmasına da işaret etmektedir. (En doğrusunu Allah bilir.) Hz. Mehdi de ortaya çıktığında, Peygamberimiz (sav)’in tasvirleri ışığında, insanlar onu çocuklarını tanır gibi tanıyacaklardır. Ancak buna rağmen bazı insanlar, bu mübarek şahsı tanımazlıktan gelecekler ve kendisini inkar edeceklerdir.
14- PEYGAMBERİMİZ (SAV), HZ. MEHDİ’NİN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİNİ NASIL TARİF ETMİŞTİR?
GÜZEL VE NURLUDUR
O (Mehdi) güzel bir delikanlıdır, güzel yüzlüdür. Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir. (Mehdilik ve İmamiye, s. 153 /İkdüd Dürer’den)
Yüzü parlayan yıldız gibi nurludur. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 33/Kitab-ül Burhan Fi Alamatil-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 22)
… Yüzü gökyüzünde parlayan yıldız gibidir. (Deylemi, c. IV, s. 221, İbnu’l Cevzi, c. II, s. 558; Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi “Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi”)
O (Mehdi), orta boylu ve güzel yüzlü bir gençtir… Yüzünün nuru, saçının, sakalının ve başının siyahlığı üzerine gün gibi parlar ve ona yücelik verir. (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)
Mehdi benim çocuklarımdandır. Onun yüzü, parlak yıldız gibidir. (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)
Güzel yüzlüdür. Yüzünün nurları ona azamet verir. (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)
… Yüzünde parlak yıldız gibi bir renk vardır… (Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s. 12)
Kuran’da da Allah, Hz. Yusuf’un güzelliğini şu şekilde haber vermektedir:
… (Yusuf’a da:) “Çık, onlara (görün)” dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler… (Yusuf Suresi, 31)
SİYAH SAÇLIDIR
Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir. (Mehdilik ve İmamiye, s. 153/İkdüd Dürer’den)
Siyah saçlıdır. Siyah sakallıdır. (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)
Yüzünün nuru, saçının, sakalının ve başının siyahlığı üzerine gün gibi parlar ve ona yücelik verir. (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)
YÜZÜNDE BEN OLMASI
Yüzünde bir ben bulunacaktır. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)
OMUZUNDA PEYGAMBER (SAV)’İN ALAMETİ VARDIR
Mehdi’nin omuzunda Peygamber Efendimiz (sav)’deki alamet bulunacaktır. (El-Kavlu’l Muhtasarr Fi Alamatil Mehdiyy- il Muntazar, s. 41)
Omuzunda Peygamber (sav)’in alameti vardır. (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 165; Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23)
Omuzunda Peygamber (sav)’in nişanı vardır. (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 163)
Hadis-i şeriflerden anlaşılacağı üzere Hz. Mehdi’nin iki omuzu arasında Hz. Muhammed (sav)’de olduğu gibi açık bir işaret olan “Peygamberimiz (sav)’in alameti” olacaktır. Peygamberimiz (sav)’in alameti, İslami kaynaklarda şu şekilde bildirilmektedir:
Ebu Saib b. Yezid’den rivayet edilmiştir: “Gözüm Peygamberimiz’in iki omuzu arasındaki mühüre ilişti.” (Sünen-i Tirmizi, 6/126)
RENGİ
Hz. Mehdi’nin rengi arabi… (İbn Hacer El Mekki; “El-Kavlü’l Muhtasar fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar”, s. 15-75)
Not: Arap ırkının ten rengi kırmızıyla karışık beyazdır.
Hz. Peygamber (sav)’in ten rengi de kırmızıya çalan beyaz renkti. Fakat, teninin görünen kısımları güneş, rüzgar gibi etkenlerle esmere çalıyordu. Rivayetlerden Hz. Mehdi’nin de Peygamber Efendimiz (sav)’le aynı renkte olacağı anlaşılmaktadır. Bir rivayette Resulullah (sav)’ın ten rengi şöyle tarif edilmektedir:
Enes b. Malik, Peygamber (sav)’in rengi hakkında şöyle dedi: Beyaz idi. Fakat beyazı esmere çalıyordu. (İbni Kesir, Şemail’ür- Resul, s. 28)
Esmerden maksat bembeyaz olmayıp az kırmızılığı ispat etmektir. Çünkü Resul-ü Ekrem Hazretleri’nin rengi, hamamdan henüz yeni çıkmış ve kendisine kızıllık gelmiş olan bir beyaz kimsenin o andaki rengi gibidir. Yani Resul-ü Ekrem Hazretleri’nin mübarek rengi, kırmızı ile karışık nurani beyaz idi. (İbni Kesir, Şemail’ür- Resul, s. 28)
GENEL GÖRÜNÜMÜ
Hz. Mehdi’nin boyu, posu sanki Beni İsrail ricalindedir. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 36-29)
Cismi, İsrail cismidir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)
Mehdi sanki Beni İsrail’den bir adamdır. (Tavrı onlara benzer yani heybetli ve akıllı) (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23-30)
O … heybetli bir adamdır. (İkdüd dürer)
Hz. Mehdi’nin bedeni İsraili’dir. Hz. Mehdi, sanki Beni İsrail ricalindendir (önde gelenlerindendir). (İbn Hacer El Mekki)
Cismi, İsrail bünyesi gibidir. (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)
(Dış görünüşü) sanki İsrailoğullarından bir insana benzemektedir. (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)
Sanki o, İsrailoğullarından bir adam gibidir. (Nuaym b. Hammad, vr. 52a; Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)
GENİŞ VÜCUTLU OLMASI
Hadislerde Hz. Mehdi’nin karnının, göğsünün, alnının, bacak aralıklarının, uyluklarının geniş olduğu bildirilmektedir. Alnının geniş olmasıyla orantılı olarak başı da büyük olacaktır. Tüm bu tasvirlerden, Hz. Mehdi’nin tüm vücudunun geniş olduğu anlaşılmaktadır.
İri gövdeli… (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)
O, alnı açık… karnı büyük, iki uyluk arası açık… (Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s. 13)
O, açık alınlıdır. (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)
İki uyluk arası açık… (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)
Hz. Mehdi, Hz. Hasan’ın soyundandır. Bacakları aralıklıdır. (Ali Bin Hüsamettin El Muttaki, Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, s. 22)
… Onun… alnı geniştir. Yeryüzünü adaletle dolduracak ve malı bol bir şekilde dağıtacaktır. (Ali Bin Hüsamettin El Muttaki, Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, s. 22)
BOYU
Mehdi, orta boylu olacaktır. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)
Mehdi’nin adı Muhammed b. Abdullah’tır. O, orta boylu… (Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s. 11)
Peygamber Efendimiz (sav)’in de aynı boyda olduğunu rivayetlerden öğrenmekteyiz:
Enes B. Malik rivayetlerde buyurdu ki: Resulullah (sav) orta boylu idi. Bilindiği gibi hadiste geçen “Rab’a” kelimesi normal ve orta boylu demektir. Fakat normal boy için uzun olan şahsa göre bir sınır vardır. Çünkü boyun sahibi kendi karışı ile yedi karış kadar olan boya normal boy denilir. (Tirmizi, Şemail-i Şerif, s. 15)
ALNININ AÇIK VE GENİŞ OLMASI
Hz. Mehdi’nin alnının açık ve geniş olmasına orantılı olarak başının da büyük olacağı hadislerden anlaşılmaktadır.
Mehdi bendendir… Açık alınlıdır. (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 21)
Mehdi bizdendir, alnı açık… (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 21)
Allahu Teala, benim neslimden, alnı açık, yeryüzünü adaletle doldurarak malı ve eşyayı insanlara bol bol ikram eden bir evladımı gönderecektir. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)
O, açık alınlıdır. (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)
Muhakkak ki Allah, benim neslim içinde alnı açık (olan) bir şahıs gönderecektir. (Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s. 11)
KARNININ GENİŞ OLMASI
O, alnı açık… karnı büyük, iki uyluk arası açık… (Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s. 13)
UYLUKLARI UZUNDUR
Uylukları uzundur, rengi Arap rengidir. (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 162-163)
YÜRÜYÜŞÜ
Bir özelliği de yürürken uyluklarının açık ve birbirinden uzak olmasıdır. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 32)
YAŞI
Hadislerde belirtilen Hz. Mehdi’nin gönderildiği yaşlardan kasıt, onun vazifeye başlayacağı, insanların kendisini tanıyacakları ve faaliyetini görüp izleyecekleri yaşlardır.
Yaşı 30 ile 40 arasında olduğu halde gönderilecektir… Mehdi benim evlatlarımdandır. 40 yaşlarındadır. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)
40 yaşındadır. Diğer bir rivayete göre 30 ile 40 yaşındadır. (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 16)
Mehdi benim neslimdendir. O 40 yaşındadır. Sanki yüzü parlak bir yıldızdır… (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdisi “Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)
SAKALI
Sakalı bol ve sık olacaktır. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)
Sakalı sıktır. (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 163)
BURNU GÜZELDİR
Onun alnı geniş, burnu ise ince olacaktır. (Tırmizi, Büyük Hadis Külliyatı, Rudani 5.cilt, s. 365)
O, açık alınlı, küçük burunlu… (Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, “Kıyamet Alametleri” Pamuk Yayınları, Trc. Naim Erdoğan, s. 163)
O açık alınlı ve ince burunludur. (Ahmed, b. Hanbel II-291, III-17) (Süneni Ebu Davud Terceme ve şerhi cilt. 14, Şail yayıncılık, K. el-Mehdi (35), s. 404)
KAŞLARI VE GÖZLERİ
O, açık alınlı, küçük burunlu, iri gözlü… (Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, “Kıyamet Alametleri” Naim Erdoğan, s. 163)
Kaşı kavislidir. (Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, “Kıyamet Alametleri” Pamuk Yayınları, Trc. Naim Erdoğan, s. 163)
Hz. Mehdi’nin kaşları… araları açık… (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)
Hadiste Hz. Mehdi’nin kaşlarının arasının açık olmasıyla, gözü ve kaşı arasında mesafenin geniş olduğu ifade edilmektedir.
DİŞLERİNİN GÜZELLİĞİ VE PARLAKLIĞI
Dişleri parlak olacaktır. (Nuaym b. Hammad, vr. 52a; El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)
Mehdi, gür sakallı, ön dişleri parlak… (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)

BİR POSTACI OLMADAN HZ. MEHDİ (A.S.) BULUNDUĞU YERDEN TÜM DÜNYAYA SESLENİR, ONLAR DA ONU DUYAR HATTA GÖRÜRLER.
(Muntakab el Ezhar, s. 483)
“İsa (a.s.) onu (sandığı) alıp açacak ve içinde bir mühür, bin kitap bulacak, bu kitaplarla İslam’ı ihya edecek.”

(Risalet’ül Meşrep elverdi fi mezhebi bil Mehdi, Ali bin Sultan Muhammed-el Kari, s. 4 -Enis el-Cülesci kitabından)
Hz. Cafer Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “Adeta Kaim’i (Hz. Mehdi’yi) görür gibiyim ki, …PEYGAMBER’İN ALTIN MÜHÜRLE MÜHÜRLENMİŞ sözleşmesini cebinden ÇIKARIYOR. MÜHRÜNÜ AÇARAK ONU İNSANLARA OKUYOR…”

Abdullah bin Sinan’dan: İmam Cafer-i Sadık aleyhisselam’ın şöyle buyurduğunu duydum: “Musa’nın asası cennet ağaçlarından birinin dalı idi ve o Medyen şehrine doğru gitmek isterken Cebrail aleyhisselam onu Musa’ya verdi. O ASA, ADEM’İN TABUTU İLE BİRLİKTE TABERİYYE GÖLÜNDEDİR. NE ÇÜRÜRLER, NE DE DEĞİŞİRLER. SONUNDA KAİM ALEYHİSSELAM (HZ. MEHDİ (A.S.)) KIYAM ETTİĞİNDE O İKİSİNİ ORTAYA ÇIKARACAKTIR.”
(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 278)
Ebul Carud Ziyad bin Münzir’den:
İmam Ebu Cafer Muhammed bin Ali aleyhimusselam şöyle buyurdu: “KAİM ALEYHİSSELAM (HZ. MEHDİ (A.S.)) ZUHUR ETTİĞİNDE RESULULLAH SALLALLAHU ALEYHİ VESSELLEMİN BAYRAĞI, SÜLEYMAN’IN YÜZÜĞÜ, MUSA’NIN ASASI VE TAŞI İLE ZUHUR EDECEKTİR…”

(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 279)

İmam-ı Zaman (Hz. Mehdi (a.s.)) CEBRAİL (A.S.) TARAFINDAN KENDİSİNE GETİRİLEN MUSA PEYGAMBER (A.S.)’İN MÜBAREK ASASINA SAHİPTİR.
Bihar-ül Envar, cilt 52, sayfa 324-325 Kamaal al-Deen’den aktarıyor; Mikyaal al-Makaarem, Cilt 1, Sayfa. 204, 206 ve 208

Abdullah bin Atâ der ki: İmam Ebu Cafer-i Bakır aleyhisselam’a şöyle arzettim: BİZE KAİM ALEYHİSSELAM’DAN (HZ. MEHDİ (A.S.)’DEN) HABER VER… BUYURDU Kİ: RESULULLAH’IN YOLUNU İZLEYECEK; ÖNCEKİ ŞEYLERİ İPTAL EDİP YENİ ŞEYLERLE GELECEK.”
(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 216)
Ali (a.s.) şöyle buyurmuştur: “MEHDİ’NİN KIYAMININ ÖNCESİNDE KIRMIZI ÖLÜM ve BEYAZ ÖLÜM OLACAK…
(Ikdü’d-Dürer, s. 98, Gaybet-i Numani, s. 397, Gaybet-i Şeyh Tusi, s. 267, Biharü’l-Envar, c. 52, s. 211)
Hadiste, ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışından önce toplumlarda cinayet olaylarının yoğunlaşacağına dikkat çekilmiştir. Hadisten açıkça anlaşıldığı gibi, günümüzde BEYAZ ZEHİR (her türlü uyuşturucu madde) olarak adlandırılan uyuşturucular ile hadiste belirtildiği gibi BEYAZ ÖLÜM gerçekleşecek ve insanları maddi ve manevi olarak öldürecektir. Ayrıca hadiste ifade edilen (kan renginde) KIRMIZI ÖLÜM’le de Hz. Mehdi (a.s.) öncesinde KANLI CİNAYETLER İŞLENECEĞİNE dikkat çekilmiştir. KIRMIZI VE BEYAZ ÖLÜMLERİN sayısındaki bu artış, Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhurunun alametlerindendir.
Ebu Basir şöyle diyor: İmam Cafer Sadık (a.s)’a “Ey Resulullah’ın evladı! Siz Ehl-i Beyt’in Kâimi kimdir?” diye sorduğumda şöyle cevap verdi: … Hz. Mehdi (a.s.) dünyayı fethedecek, İsa b. Meryem (a.s) nazil olarak onun arkasında namaz kılacaktır. O ZAMAN YERYÜZÜ ALLAH’IN NURUYLA AYDINLANACAK, ALLAH’TAN BAŞKASINA İBADET EDİLEN HER YER, ALLAH’A İBADET EDİLEN YERLER HALİNE GELECEK; MÜŞRİKLER İSTEMESE DE, DİN O GÜN SADECE ALLAH’IN DİNİ OLACAKTIR.”
(Bihar-ul Envar, c. 51, s. 146)

HZ. MEHDİ (A.S.) HER KONUYU DELİLLERİ İLE İSPATLAYACAK VE KİMSE ONA KARŞI DELİL GETİREMEYECEKTİR

Şeyh Tusi’nin Gaybet’i: “HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN HAKİMİYETİ (OTORİTESİ) ALLAH’IN TÜM YARATTIKLARI HAKKINDAKİ DELİLLERİNDEDİR; bunlar öyle çoktur ki, ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN) DELİLLERİ BÜTÜN İNSANLAR ÜZERİNDE GALİP GELECEK (ETKİLİ OLACAK, HAKİM OLACAK) ve KİMSENİN ONA KARŞI GETİRECEK BİR GEREKÇESİ (NEDENİ) OLMAYACAKTIR.”

(Kitab-ül Gaybet, [Bihar-ul Envar, cilt 51], Ansariyan Yayıncılık, Derleyen: Muhammed Bakır el-Meclisi, İran-Kum, 2003, s. 70)

Hz. Mehdi (a.s.), Allah’ın varlığını, kainatın ve yaratılışın delillerini Kuran ayetleriyle açıklayacaktır. Ahir zaman olaylarını çok güçlü delillerle insanlara açıklayıp ispat edecek ve hiç kimse onun bu delillerine karşı koyamayacaktır.

ALLAH HZ. MEHDİ (A.S.)’Yİ VESİLE EDEREK, HEM ŞİDDETİ HEM DE ŞİDDETİN FELSEFESİNİ YOK EDECEKTİR

Şeyh Tusi’nin Gaybet’i: “Sonra Hz. Mehdi (a.s.)’nin yükselişi olacak… ALLAH ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN) VASITASIYLA YALANLARI ORTADAN KALDIRACAKTIR. ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)) VASITASIYLA, ŞİDDETİ ORTADAN KALDIRACAKTIR. O (Hz. Mehdi (a.s.)) boyunlarınızdaki esaret ayıbını kaldıracaktır.”

(Kitab-ül Gaybet, [Bihar-ul Envar, cilt 51], Ansariyan Yayıncılık, Derleyen: Muhammed Bakır el-Meclisi, İran-Kum, 2003, s. 132)

HZ. MEHDİ (A.S.) ÖNCE TÜRK BAYRAĞIYLA TÜRKİYE’DE ORTAYA ÇIKACAK; SONRA DA YEŞİL BAYRAKLARI OLAN DİĞER ÜLKELERİN MANEVİ ÖNDERLİĞİNİ ÜSTLENECEKTİR

O yılda KIRMIZI BAYRAĞIN VE SONRA YEŞİL BAYRAĞIN SAHİBİ OLAN OĞLUM’UN (HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN) gaybeti ilan olunacaktır.

(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 170)

Peygamberimiz (sav)’in hadisinde haber verildiğine göre, Hz. Mehdi (a.s.) önce Türk bayrağıyla Türkiye’den çıkacak, daha sonra da yeşil bayrak sahibi olan İslam ülkelerine de manen hakim olacaktır. Türk İslam Birliği’nin oluşmasına vesile olacak ve bu birliğin manevi liderliğini üstlenecektir.

Hz. Mehdi ve Cemaati Kaderde Bellidir
İnsan hem kendi kaderinin hem de dünyanın kaderinin sadece izleyicisidir. Kimsenin bu kadere yön vermesi mümkün değildir. Aynı şekilde bu kaderle ilgili yorumda bulunması, bundan razı olması veya buna itiraz etmesi, Allah’ın vaadini, kaderde takdir ettiğini kesinlikle değiştiremez. Allah kimi seçip, kimin vesilesiyle dünyaya din ahlakını hakim kılarsa, Mehdi de o kimse olacaktır.
Yoksa hiç kimse çıkıp Mehdi olduğunu iddia edemez. Kaldı ki Mehdilik bir iddia değildir. Gayret etmekle çalışmakla, elde edilebilecek bir makam da değildir. Mehdi olabilmek için, bunun o kişinin kaderinde olması; Mehdi olarak yaratılması gereklidir.Hadislerde ve İslam alimlerinin açıklamalarında belirtildiği gibi, Hz. Mehdi soydan çok, icraatlarıyla tanınacaktır. Hz. Mehdi ve cemaatinin ana faaliyeti dinsizlikle fikri mücadele ve hak din ahlakını tüm dünyaya yaymak olacaktır. Dinsiz ve imansız ideolojileri fikren mağlup eden, Allah’ın varlığının delillerini açıkça ortaya koyan, insanların imanlarına vesile olup din ahlakını yeryüzüne yayan kişi Hz. Mehdi’dir. Bu faaliyetler ve gelişmeler olmadan, bir kişinin veya topluluğun herhangi bir iddiada bulunmasının manası yoktur. MUHAMMED B. RESUL AL – HÜSEYNİ EL BERZENCİ
Büyük alametlerin ilki, Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelmesidir… Bu hususta varid olan hadisler, çeşitli rivayetlerde olmasına rağmen pek çoktur.
Muhammed b. Hasan El-Esnevi (Menakibiş-Şafii) eserinde der ki; Hz. Mehdi (a.s.)hususunda, Resulullah (sav)’den nakl edilen haberler tevatür halini almıştır… Onun, Ehl-i Beytinden olacağı haber verilmiştir…
Birinci safha: İsmi-soyu-doğumu-hilyesi-ona tabi olanlar
-ondan yüz çevirenler
İsmi: Rivayetlerin çoğunda onun ismi ‘Muhammed’ olarak geçer; bazı rivayetlerde ise, ‘Ahmed’ diye anlatılır… Babasının adı ‘Abdullah’ tır…
Ebu Davud ile Tirmizi’nin İbni Mes’ut (ra) dan naklettiklerine göre, Allah’ın Resulü (sav) şöyle buyurmuştur; ‘Onun ismi ismime, babasının ismi de (babamın ismine) muvafık olacaktır’…

Lakabı:Onun lakabı ‘Mehdi’dir… Çünkü Allah onu doğruya hidayet etmiştir… Aynı zamanda ‘Cabir’dir… Çünkü o, Muhammed Ümmeti’nin münkesir kalplerini tedavi edecektir… Veyahut o, zalim ve cebbar kimseleri mağlup edip kahredecektir…
Soyu:O, Peygamber (sav)’in Ehl-i Beytindendir… Çokça varit olan, gerçek rivayetlere göre onun bilhassa Fatıma neslinden olduğu açıklanmaktadır… Bazı rivayetlerde Abbas oğullarından olduğu ileri sürülmektedir…
Sonra Fatıma neslinden olduğu rivayetlerde değişik olarak varit olmuştur: Bazı rivayetler onun Hasan (ra) evladından olduğunu söylerken; diğer rivayetlerde Hüseyin (ra) oğullarından olduğunu ileri sürmüştür… Fatıma’nın nesli en çok Hasanla Hüseyin (R. Anhüma) den meydana geldiği için, bu konudaki rivayetler böyle çeşitli olmuştur.
Abbas oğulları hakkında da rivayetler çeşidi böyledir. Ancak, Abbas oğullarından (Hz. Mehdi (a.s.)) adını taşıyan biri bulunmuştur… Hz. Mehdi (a.s.)’den evvel Mansur gelmiştir…
Biat edilmesi :Ona Mekke’de Haceri Esvedle Makam-ı İbrahim arasında Aşure gecesi biat edilecektir.
Hicreti:O, Kudüsü Şerif’e hicret edecektir. Bu hicretten sonra Medine tahrip edilip vahşilerin sığınağı olacaktır. Beyti Makdis’in imarı Medine’nin tahribi hakkında hadisler varit olmuştur.
Hilyesi :
‘O, açık alınlı, küçük burunlu, iri gözlü, dişleri parlak ve seyrek bir kişidir. Sakalı sık, omzunda Peygamber (sav)’in nişanı vardır. Uylukları uzundur, rengi arap rengidir. Dilinde ağırlık vardır. Yavaş ve ağır konuştuğu zaman sağ elini sol dizine vurur. Kırk yaşındadır. Diğer bir rivayete göre otuz ila kırk yaş arasındadır. Allah’a karşı son derece boyun eğicidir, üzerinde iki pamuk abası vardır. Ahlak bakımından Peygamber (sav)’e benzer. Esmerdir. Orta boyludur. Kaşı kavislidir.

Sireti :
Peygamber (sav)’in yolunda gidecek. Uyuyan kişiyi uyandırmayacak, kan da akıtmayacaktır. İhya etmedik sünnet; kaldırmadık bid’at bırakmayacaktır. Ahir zamanda aynı Peygamber (sav) gibi dinin icablarını yerine getirecektir. Zülkarneyn ve Süleyman gibi bütün dünyaya hakim olacaktır. Salibi (Haçı) kıracak (haça tapınmayı kaldıracak), domuzu öldürecektir (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek). Müslümanlara bütün herşeyi geri verecektir. Yeryüzü, zulüm ve işkence yerine adaletle dolacaktır. Her şeyi hak ve adalet ölçüleriyle eşit bir halde taksim edecektir.
Böylece yer ve gök sakinleri ondan razı oldukları gibi, havadaki kuşlar, ormandaki yırtıcı hayvanlar, denizdeki balıklar bile memnunluk duyacaklardır. Ümmeti Muhammed’den (sav) memnun olmadık hiç kimse kalmayacaktır. Hatta, ‘ihtiyacı olan yok mu?’ diye tellal bağırtacak; ‘İhtiyacımız yoktur’ cevabı verilecektir. Ancak bir adam gelip ‘benim ihtiyacım var’ diyecek; bunun üzerine Hz. Mehdi (a.s.)ona:
‘Haydi git Hazin istediğini versin’ emrini verecek. Adam gelip Hazin’e durumu anlatacak o da:
‘Aç kucağını’ diyecek. Kucağını açıp Hazin ona bol miktarda ihsanda bulununca adam tam bir pişmanlık içinde: ‘Muhammed Ümmetinin (sav) en gözü doymayan kişisi benim!’ deyip, Hazin’den aldığını geri vermek isteyecek. Fakat Hazin ‘biz verdiğimizi geri almayız!’ diyecek. Hülasa iyi-kötü bütün insanlar, onun zamanında görülmemiş nimete boğulacak. Gökten bolca rahmet yağacak, yerlerde bereket artacak; bütün defineleri bulacak.
Bütün ülkeler ona kapılarını açacaklar. Hint kralları ona boyun eğip, tüm hazinelerini Beyti Makdis’e verecekler. Her taraftan, arıların kovanlarına gelip sığındığı gibi, ona gelip sığınacaklar. İnsanlara, ilkin de olduğu gibi gökten, üçbin melek inip, muhaliflerinin yüzüne ve arkasına darbeyi indirecek. (Yani üçbin melekle yardım görecekler) Meleklerin başında Cebrail (as) sonunda Mikail (as) bulunacak.
Onun zamanında kurtla koyun bir arada otlayacak, çocuklar yılan ve akreple oynaşacak, insanlar bir ölçek buğday ektiklerinde karşılığında yedi yüz ölçek bulacak. Tefecilik, veba, zina, içki gibi fenalıklar kalkacak. Ömürler uzayacak, emanetler yerine teslim edilecek. Kötüler helak olacak. Ehli Beyt’e buğz eden bir fert kalmayacak. İnsanlar arasında sözü sevilecek. Allah (c.c.) onun sayesinde kör fitneyi söndürecek. Yeryüzünde emniyet ve sükun hakim olacak. Hatta bir kadın, beş kadınla birlikte aralarında hiçbir erkek olmadığı halde serbestçe korkusuz Hacca gidebilecek.
İsa (as)’ın da bunlardan bazılarını icra etmesi buna mani değildir. Çünkü her biri aynı şeyi yapabilirler. Aynı zamanda gelmeleri de muhtemeldir. Bu husutaki izahat ileride gelecektir.
İkinci Safha
Onu bize tanıtacak alametler ve gelmesinin yaklaştığını gösterecek olan işaretler…
Alametlere gelince;
Beraberinde Allah Resulünün (sav) gömleği, kılıcı, sancağı bulunacaktır. O sancak ki, Peygamber (sav)’in vefatından bugüne kadar hiç açılmamıştır. Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhuruna kadar da hiç açılmayacaktır. Sancağında ‘El Biat’u Lillah’, ‘Allah için biat’ ibaresi yazılı olacaktır.
Başında bir sarık bulunacak, bu sarığın içinden bir adam çıkıp Hz. Mehdi (a.s.)’yi göstererek şöyle haykıracak: ‘İşte Allah’ın halifesi Hz. Mehdi (a.s.)! Ona uyunuz!’
O, kuru bir kamış ağacını kuru bir yere dikecek, anında yeşillenip yaprak verecek.
Ondan mucize isteyecekler; o da havada uçan bir kuşa işaret edip hemen eline düşecek.
Gökten şöyle bir ses duyulacak: ‘Ey insanlar artık Allah cebbarları, münafık ve yardımcılarını sizden uzaklaştırdı. Ümmeti Muhammed (sav)’in en hayırlısını başınıza getirdi. Mekke’de ona katılın, o Hz. Mehdi (a.s.)’dir! İsmi de Ahmet B. Abdullah’tır. Diğer bir rivayet: ‘Size Muhammed ümmetinin en hayırlısı olan Cabir’i tayin etti. Mekke’de ona yetişin, o Hz. Mehdi (a.s.)’dir. İsmi Muhammed B. Abdullah’tır!
Yer altın plakları gibi ciğer parelerini dışarıya atacak. İnsanların kalpleri zenginleşecek. Yeryüzü bereketle dolacak. Kabe’nin altından define çıkacak. Bunu Allah yolunda dağıtacak. Antakya veya Taberiye gölünden ‘Tabut es-Sekine’ çıkarılacak. Omuzlanıp Beyti Makdis’te onun önüne konulacak. Yahudiler onu görünce birazı müstesna Müslüman olacaklar. İsrailoğulları’na deniz ikiye bölündüğü gibi, ona da bölünecek. Arasından rahatlıkla geçip gidecek. Horasan’dan siyah bayraklarla insanlar gelip ona biat edecekler. Meryem oğlu İsa (as) ile buluşacak, İsa onun arkasında namaz kılacak. Üzerinde Peygamber (sav)’in alameti bulunacak.
Gelmesinin Yaklaştığını Gösterecek İşaretler
• Fırat Nehri yarılacak altından bir dağdan altın dökülecek.
• Ramazan’ın ilk gecesinde Ay, onbeşinci gecesinde Güneş tutulacak. Dünya kurulduğu günden bu yana görülmemiş bir şekilde vaki olacak bu tutulma olayı, Ramazan ayında iki kere Ay tutulacak.
• Her tarafı aydınlatan kuyruklu yıldız doğacak, doğudan üç veya yedi gün ardı ardına.
• Büyük bir ateş zuhur edecek, gökte karanlık görülecek, gökte alışılmış olan kırmızılığın aksine bambaşka bir kızıllık yayılacak. Yeryüzünün duyup anlayabileceği bir dille nida edilecek…
• Şam’da ‘Harista’ denilen bir köy yerle bir olacak. Gökten Mehdi ismiyle çağrılacak, doğu ve batıda bulunan herkes bu sesi duyacak! Uyuyan uyanacak, ayakta olan oturacak, oturan ayakları üzerine dikilecek.
• Şevval ayında ayaklanma, Zilkadede harb konuşmaları, Zilhiccede ise harb vaki olacak. Hacılar soyulacak, kanları (Cemretül Akabe) üzerine akacak. Bu saydıklarımızın bazıları vaki olmuştur.
• Anlaşmazlıklar ve sık sık depremler vaki olacak. Gökten gelen bir ses şöyle diyecek: ‘Kulağınızı açın! Gerçek, Hz. Muhammed (sav)’in ehlindendir’ Yerden biri şöyle seslenecek: ‘Hak İsa (as) ile Abbas ehlindendir. ‘ Birincisi meleğin ikincisi ise şeytanın haykırışı olarak tezahür edecektir.
• Fırat altından bir dağdan altın çıkacak. (Kıyamet Alametleri, s. 166)
• Hz. Mehdi (a.s.) havada uçan bir kuşa parmağıyla işaret edecek, kuş avucunun içine düşecek… Kupkuru bir kamış çöpünü kuru toprağa dikecek, anında yeşerecek… (Kıyamet Alametleri, s. 173)
Hz. Mehdi (a.s.) işi çok sıkı tutacak… (Kıyamet Alametleri, s. 175)
Sonra Allah Konstantiniyye (İstanbul’u) çok sevdiği dostlarının eliyle feth edecek. Onlardan hastalığı ve üzüntüyü kaldıracak, sonra çok geçmeden Hz. İsa inecek, Deccal’le savaşacak.” Bu hadisi çok uzun olarak İmam Suyuti (Cami-i Kebir’nde) serd etmiştir.
“Ikd’üd-Dürer”de şöyle der: “Konstantiniyye’nin yedi suru vardır. Beher sur yirmibir arşındır. Ve onda yüz kapı vardır. Şehri takip eden son surun genişliği on arşındır. O Rum denizine dökülen haliç üzerine kurulmuştur. Denizi Rum illerine ve Endülüs’e doğru uzanır gider.
Hz. Mehdi (a.s.)sabah namazına abdest almak için denizin yanında sancağı dikecek, su ondan uzaklaşacak. Ve açılan yoldan geçip insanlara şöyle haykıracak: “Ey insanlar haydi siz de geçiniz. Cenab’ı Hak İsrailoğulları’na olduğu gibi size de denizi ikiye ayırdı.” Onlar da geçecekler. Tekbirler getirecekler bu defa sarsıntı biraz daha şiddetli olacak. Üçüncü tekbir getirişlerinde oniki burç yerle bir olacak. Oradan doğru şehre girecekler… (Kıyamet Alametleri, s. 181)
…Peygamberimiz (sav)’den nakledilmiştir: “Dünyaya iki mümin, iki kafir hakim olmuştur. Müminler: Zülkarneyn, Süleyman Aleyhisselam kafirler ise: Nemrud, Buhtu Nasr’dir. “Dünyaya Ehl-i Beytimden beşincisi olan Hz. Mehdi (a.s.) de hakim olacaktır.” İbni Merdüveyh İbni Abbas’dan naklediyor: “Eshab-ı Kehf Hz. Mehdi (a.s.)’nin yardımcılarıdır. Ülemaya göre onların bu zamana kadar kalmaları Muhammed Ümmetimden olmak şerefine nail olmaları içindir.”
Tenbih:Muhtelif rivayetlerde Peygamberimiz (sav)’den şöyle nakledilmiştir: “Büyük harb, Konstantiniyye’nin fethi, Deccal’in çıkması yedi ay içinde olacaktır.” Diğer bir rivayette, bu, “yedi sene” olarak geçmektedir. Ebu Davud’a göre “yedi yıl” rivayeti “yedi ay” rivayetinden daha doğrudur. (Kıyamet Alametleri, s. 182-183)
Diğer bir tenbih:Hz. Mehdi (a.s.)’nin hakimiyet süresi hususunda çeşitli rivayetler vardır. Bazı rivayetlerde bu süre beş yahut yedi ve yahut da dokuz sene olarak geçmektedir. Bazılarında ise sadece yedi, diğer bir kısım rivayetlerde ise dokuz, başka bir rivayette: Az olursa beş, çok olursa dokuz; bazı rivayette on dokuz yıl ve birkaç ay, bazısında yirmi, bazısında yirmi dört, bazısında otuz, bazısında kırk yıl olarak geçmektedir.” Bu kırk yılın dokuzunu Rumlar ile sulh içinde geçirmiştir. İbni Hacer (Elkavlül Muhtasar) adlı eserinde der ki:
“Bu rivayetlerin hepsi zuhuru ve gücü itibarıyla doğru olabilir.” Evet İbni Hacer’in bu sözünü birkaç yönden teyid edebiliriz. Birincisi Peygamber ümmetini bilhassa Ehl-i Beytini birçok şeyle müjdelemiştir. Onların her türlü zulüm ve işkencelerinden kurtarılacaklarını anlatmıştır. Bu da ancak uzun bir müddet yapılacak olan adalete bağlıdır. Yedi ve dokuz sene gibi kısa bir süre ise buna kafi değildir. İkincisi, Hz. Mehdi (a.s.)tıpkı Zülkarneyn ile Süleyman gibi bütün dünyaya hükmedecek. Diğer ülkelerde mescitler, binalar kuracaklar, dokuz sene gibi az bir müddet, yapacak olduğu mücadelesine ve diğer işlere yetmez.
Üçüncüsü, onun zamanında ömürler uzayacak. Ömürlerin uzaması, onun da uzun ömürlü olmasını gerektirir. Aksi halde ömürlerin uzamasının bir anlamı kalmaz. Bilindiği gibi Hz. İsa (as) nazil olacak ve Deccal’i yok edecek. Şurası da bir gerçektir ki, Hz. İsa Hz. Mehdi (a.s.)’den hakimiyeti almayacak; çünkü liderler Kureyş’dendir. Madem insanlar arasında bu ikisi mevcut olacak, öyleyse Hz. İsa (as) onun Emiri değil de Veziri olacaktır. Bu sebepledir ki Hz. Mehdi (a.s.)’nin arkasında namaz kılacak ve ona tabi olacaktır. Nitekim, Müslim’de Cabir’den varid olan şu hadis buna delalet etmektedir: Namaz da teehhur ettiği zaman Hz. İsa ona şöyle diyecektir: Bazınız bazılarınıza Allah bu Ümmete ikramda bulunduğu için emirlerdir. Bazı rivayetlerde varid olan: “Hz. Mehdi (a.s.)insanlara yalnız o namazı kıldıracaktır, ondan sonra İmam İsa olacaktır” sözü, buna mani değildir. Çünkü onun imam ve emirliği sabit olduktan sonra, onun Hz. İsa’yı namaza imam olarak tayin etmesi mümkündür. Çünkü onun efdaliyeti hilafetine cevaz vardır; hele fadıl, Kureyş’in gayrisinden olursa!” (Kıyamet Alametleri, s. 185)
…Peygamberimiz (sav)’in şu mübarek hadisi bakınız buna ne güzel ışık tutmaktadır:”Size Meryem’in oğlu gayet adil bir hakem olarak geldiği, imamınız da sizden olduğu bir zaman haliniz acaba nice olur?” “İmamınız sizden olduğu…” sözü, “Adil bir hakem” sözünün İmamet anlamına geleceği vehmini ortadan kaldırmıştır. Çünkü İsa Aleyhisselam geldiği zaman Hz. Muhammed (sav)’in şeriatına tabi olacaktır. Buradaki imametten murat, namaz imameti değildir. Tevfik Allah’tan… (Kıyamet Alametleri, s. 186) Muhammed B. Resul Al – Hüseyni El Berzenci “Kıyamet Alametleri” Pamuk Yayınları, Trc. Naim Erdoğan)
M. MUHYİDDİN ARABİ
Bilin ki, Hz. Mehdi (a.s.)mutlaka çıkacaktır. Ancak yeryüzü zulüm ve işkence ile dolmadıkça; çıkmayacaktır. İşte o da böyle bir zamanda çıkacak, dünyayı doğruluk ve adalet ile dolduracaktır. Hatta dünyada tek bir gün kalsa, Allah o günü uzatacak, taki o halife gelsin. Bu, mutlaka Allah’ın Resulü’nün soyundan olacak, Hz. Fatıma evladından gelecektir.
Malı eşit surette dağıtacak, vatandaşları arasında adalet ile muamelede bulanacaktır. Adam kendisine gelip Ey Mehdi bana ver, diyecek. Önünde de mal bulunacak. Hz. Mehdi (a.s.)hemen önündeki maldan onun eteğine dolduracak, taşıyabildiği kadarını alıp götürecektir. Hz. Mehdi (a.s.), dinin fetret geçirdiği bir dönemde ortaya çıkacak… Adam cahil, korkak ve pinti olarak akşamlayacak, fakat alim, cesur ve cömert olarak sabahlayacaktır. Huzur ve mutluluk onunla yürüyecek. Kendisi beş, ya yedi veya dokuz yıl yaşayacaktır. Resulullah’ın izinden yürüyecektir. Onun adına hiçbir melik hata etmez. Görmediği şekilde onu doğrultur. Her görevi üzerine alır ve zayıfa düşküne yardım eder. Musibete uğrayanlara yardımcı olur. Dediğini yapar, yaptığını da söyler, şahid olacağı şeyi de bilir. Allah kendisini bir gecede ıslah eder. Rum şehrini (İstanbul’u) tekbir ile fetheder. Yanında bu sırada Hz. İshak evladından yetmişbin Müslüman bulunacaktır.
Dini ayakta dimdik durduracak, eski hüviyetine kavuşturacaktır. İslam’a yeniden ruh üfleyecek, zelil hale geldikten sonra onunla İslam’ı eski güçlü haline sokacaktır. O, İslam öldükten sonra İslamı tekrar diriltecektir.
Din, böylece onun vasıtasıyla eski hüviyetini kazanacaktır.
Onun döneminde din tamamen rey’den arınmış olarak eski hüviyetini kazanacaktır. Vereceği birçok hükümlerde ulemanın mezheplerine muhalefet edecektir. Bundan dolayı ondan uzak duracaklardır. Zira zanlarına göre, gerçekten Allah imamlarından sonra bir müçtehid bırakmadığını kabulleneceklerdir…
Bil ki, Hz. Mehdi (a.s.)çıktığı zaman bütün Müslüman havassı ve avamı sevineceklerdir. Hz. Mehdi (a.s.)’nin ilahi olan yani manen desteklenen adamları olacaktır. Onun davetini ayakta tutacaklar ve ona yardım edip kendisini zafere kavuşturacaklardır. Ülkeye ait bütün ağır yükleri bunlar yüklenecekler. Allah’ın Hz. Mehdi (a.s.)’ye verdiği görevden ötürü ona destek olacaklardır. Daha sonra Hz. İsa Dımaşk’ın doğusundaki Beyaz minareye inecektir. İmam yerinden geriye çekilecek, Hz. İsa öne geçecek ve insanlara namazı kıldıracaktır. İnsanlar arasında Resulullah (sav)’in sünnetiyle emredecek, haçı kıracak (haça tapınmayı kaldıracak), domuzu öldürecek (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek). Allah Hz. Mehdi (a.s.)’nin ruhunu tertemiz olarak kabzedecektir.
Hz. Mehdi (a.s.), vakti gelinceye dek gizlenecektir, vaadolunan vakti gelince de ortaya çıkacaktır. Onun şehidleri, şehidlerin en hayırlısı, güvendiği kimseleri yani vezirleriyse emin olanların en güvenceli olanlarıdır.
Allah, bir grup kimseyi ona vezir tayin etmiştir. Allah bu kimseleri gizlemiştir. Ben keşif ve şühud yoluyla bu hakikatlara muttali oldum. Ayrıca, Allah’ın kulları için öngördüğü şeylere de vakıf oldum. Bunlar öncü olan bazı ashab gibi önde hareket edeceklerdir. Tıpkı önde gelen sahabenin Allah’a verdikleri sözü yerine getirdikleri gibi, bunlar da aynen o sözlerini doğrulayıcı olacaklardır. Bu kimseler aynı zamanda Arap da olmayıp Acem yani yabancı olacaklardır. Arap olmamalarına rağmen Arapçadan başka bir dilde konuşmayacaklardır. Onların cinslerinden olmayan bir koruyucuları olacaktır. Bu, Allah’a hiçbir vakit karşı da gelmiş değildir. Kendisi en saf ve samimi vezirlerinden olacaktır.
Özellikle bu vezirler her konuda gerçek manada arif kişiler olacaklardır. Fakat bizzat Hz. Mehdi (a.s.)ise, kendisi… ve gerçek anlamda siyasetçi olacaktır. Yine bu vezirlerin belirgin bir özelliği de kendilerinin hiçbir zaman savaş meydanlarında hezimete uğramamalarıdır. Mesela Rum şehrini, İstanbul olsa gerek sadece tekbirlerle fethedeceklerdir. İlk tekbirde surların üçte biri yıkılacak, ikinci tekbirde surun üçte biri yıkılacak, üçüncü tekbirde surun kalan bölümü yıkılıp yerle bir olacaktır. Böylece bu şehri kılıçsız ve silah kullanmaksızın fethedeceklerdir. İşte bu doğrunun ta kendisidir ki zaferle kardeştir.
Hz. Mehdi (a.s.)’nin vezirlerinin ihtiyaç duyacakları şeyler, görevlerini en iyi yapmaları için dokuz tanedir, bu şeylerde ona ulaşamaz. Bundan az da olmayacaktır. Bu şeyler sırasıyla şunlardır;
• Keskin bir görüş,
• İlka anında ilahi hitabı tanımak,
• Allah’tan geleni terceme etmesini bilmek,
• Emir sahiplerinin mertebe ve derecelerini bilmek,
• Gazap anında merhameti bilmek,
• Melik’in ihtiyaç duyacağı arzakı mahsusayı ve diğer şeyleri bilmesi,
• İşlerin birbiriyle olan münasebetini bilmesi,
• İnsanların ihtiyaçlarını yerine getirmede aşırılığı ve kısıtlamayı bilmesi,
• Kendi özel müddeti içerisinde ihtiyaç duyduğu gaybı ilimleri bilmesi.
İşler ve hadiseler henüz meydana gelmeden, Hz. Mehdi (a.s.)Allah tarafından buna muttalidir. Zira önceden olacak olanlara hazır olması gerekiyor.
Hz. Mehdi (a.s.), din bakımından rey ve kıyasa başvurmaktan masumdur. Ona böyle davranması haramdır. Zira Allah’ın dini konusunda hüküm vermede Nebi yani Peygamber olan birinin kıyas yapması doğru değildir. Şayet kıyas yapmasına izin verilseydi, Allah onu peygamberin Hz. Muhammed (sav)’in diliyle bildirirdi. Ayrıca Hz. Peygamber (sav) imamlardan hiçbirisi için benim izimde yürüyecekler, hata etmeyecekler dememiştir. Bu ifadeyi sadece Hz. Mehdi (a.s.)için söylemiştir. Onun masumluğunu, halifeliğini ve vereceği hükümleri konusunda masumiyetini bildirmiştir. (“Futuhat-El Mekkiye”, 366. bab, c. 3, s. 327- 328)
SAHİH-İ MÜSLİM
Ebul-Hüseyn Müslim bin Haccac Kuşeyri (821-874)’nin sahih hadis kitabıdır. İmam Müslim, hadis alimlerinin en meşhurlarındandır. Hadislerini 300 bin hadis içinden seçmiştir. Sahih-i Müslim, Sahih-i Buhari’den sonraki en temel hadis kitabıdır. Bu iki temel kitap “Sahihayn” olarak adlandırılır.
… : Ebû Hureyre (R) den (şöyle demişdir) : Rasûlullah (S) şöyle buyurdu : “Rumlar, A’mâk yahut Dâbık mıntakalarına ininceye kadar kıyamet kopmaz. O vakit gelince Medine’den o günde yeryüzü halkının en hayırlılarından olan bir ordu Rumlara karşı çıkar. Müslüman ordusu Rumlara karşı harb nizâmında saf saf oldukları zaman, Rumlar Müslümânlara: Bizimle, bizden esîr olanlar -yahut esir alanlar- arasını boşaltın da biz onlarla harb edelim derler. Bu teklîfe karşı Müslümanlar: Hayır, Allah’a yemin ederiz ki biz sizlerle o kardeşlerimizin arasını boşaltıp açmayız derler. Ve akabinde Rumlarla muharebeye girişirler. Muharebede Müslümanların üçte biri münhezim olup kaçar ki Allah onlara ebediyyen tevbe ilham etmez. Müslüman ordusunun üçte biri öldürülür. Onlar, Allah indinde şehîdlerîn en fazîletlisidirler. Müslüman ordusunun üçte biri de fethe devâm ederler. Bunlar ebediyyen fitneye ma’rûz bırakılmazlar (yani aralarına bir fitne ve ihtilaf düşürülmez). İşte bunlar KONSTANTİNİYYE’yi (yanî İstanbul’u) feth ederler. Fethi müteâkib kılıflarını zeytun ağaçlarına asmış oldukları halde aralarında ganimetleri taksim ederlerken şeytân birdenbire onların içinde bir sayha atarak : ‘Deccâl Mesih sizin ehl ve iyâliniz içinde sizin yerinize geçip halefeniz olmuştur’ der. Bu sözler bâtıl ve yalan olduğu halde Müslüman askerler yola çıkarlar. Nihayet Şam’a geldikleri zaman çıkıp da harb için hazırlık yapmaktalar ve şaftlarını düzeltmekte bulundukları sırada birdenbire namaza ikâmet yapılır. Hemen Meryem oğlu İsa Aleyhisselâm iner ve Peygamberlerinin sünnetini alıb tâbi’ olmak için o Müslüman cemaatının yanına gelir. İşte o sırada Allah’ın düşmanı olan Deccâl Mesîh, İsâ’yı görünce tuzun suda erimesi gibi erir. Şayet Hz. İsâ onu terk edip bırakmış olsaydı kendi kendine helak oluncaya kadar erîyip gidecekti.”
… Huzeyfet’bnu Esid (R) dedi ki: Peygamber (S) bir gazvede idi. Bizler de ondan daha aşağı bir yerde bulunuyorduk. Derken Peygamber (sav) apansızın bizim yanımıza çıkageldi ve:
-Ne konuşuyorsunuz? diye sordu. Bizler: -Kıyameti konuşuyoruz dedik. Peygamber (sav):
Daha evvel on âyet (yani alâmet) meydana gelmedikçe kıyamet kopmaz: Meşrıkda bir yer çökmesi, Mağribde bir yer çökmesi, Arab yarımadasında bir yer çökmesi olmak üzere üç tane yer çökmesi; Duhân, Deccâl, Dâbbetu’1-ard (yer hayvanı), Ye’cûc ve Me’cûc’un çıkması, Güneş’in garbdan (batıdan) doğması, Aden arazîsinin en uzak yerinden çıkıp insanları göç ettirecek olan bir ateş! buyurdu.
Şu’be dedi ki: Bana Abdulazîz ibn Rufey’, Ebu’t-Tufeyl’den, o da Ebû Sarîha’dan Peygamber (sav)’i zikretmiyerek bunun benzerini tahdîs etdi. Buradaki iki râvînin biri onuncu alâmet hakkında: Meryem oğlu İsâ Aleyhisselâm’ın inmesidir dedi.
… Bunun üzerine Deccâl o kavimden geri döner gider. Müteakiben o kavim az yağmurlu bir kıtlık musibetine çatarlar. Ellerinde mallarından hiç bir şey kalmaz. Deccâl, bir harabeliğe uğrar da ona hitaben: Hazinelerini meydana çıkar! der. Akabinde o harabeliğin hazineleri balarısı cemaatlarının kendi arı beyleri arkasına tâbi’ olup gitmeleri gibi onun arkasından giderler. Sonra o, yetişkin, gençlik dolu bir civanmerd çağırır, onu kılıçla vurub iki parça hâlinde keser de parçalan bir ok atımı mesafesi kadar biribirinden ayırır. Sonra Deccal, parçaladığı genci çağırır, o da hemen yüzü parıldayarak ve güler halde yönelir gelir. Deccal bu işle meşgul bulunduğu sırada birdenbire Allah Mesih ibn Meryem’i gönderir, O da Dımaşk’ın doğu tarafındaki Beyaz Menare yanına herd boyası ile boyanmış iki parça elbise içinde ellerini iki meleğin kanadları üzerine koymuş vaziyette iner. Başını aşağıya eğince su damlatır, yukarıya kaldırdığı zaman da ondan iri inci dânesi gibi duru ve güzel bir su iner. Artık hiç bir kâfir için onun nefesinin rüzgârını diri olduğu halde bulması mümkün olmaz. Onun nefesi de gözünün göreceği yere kadar ulaşır. Müteâkiben Hz. İsa, Deccâl’ı arar; ve nihayet onu Beytu’l-Makdis’e yakın bir yer olun Babu Lurid denilen mevkide yetilerek yok eder. Sonra Meryem oğlu İsa Aleyhisselam’a Allah’ın Deccal şerrinden korumuş olduğu bir kavm gelir, Hz. İsa onların yüzlerine eliyle dokunup mesh eder. Ve onlara cennetdeki derecelerini söyler. Onlar bu hal üzere bulundukları sırada birdenbire Allah Hz. İsa’ya: Ben şimdi bana âid olan bir takım kullar çıkardım ki hiç bir kimsenin onlarla harb etmeğe kudred ve kuvveti yokdur. Binâenaleyh sen civarında bulunan kullarımı Tûr’da iyice muhafaza et, orasını kendileri için muhkem bir sığınak ve kal’a yap! diye vahyetti. Ve Allah Ye’cûc ve Me’cüc’u gönderir. Halbuki onlar her bir tepeden süratle yürür geçerler (el-Enbiyâ: 96) onların ilk kafileleri Taberiye gölüne uğrarlar da onda bulunan suyun hepsini içiverirler. YE’CÛC VE ME’CÛC kalabalığının sonu oraya uğrar da: ‘Yemîn olsun bir defasında burada bir su vardı’ derler. Allah’ın Peygamberi İsa ile onun yardımcıları çepçevre ihata olunurlar. Nihayet onlardan herhangi birine bir öküz başı, bugün birinizin yüz dinarından daha hayırlı olur. Müteakiben Allah’ın Peygamberi İsa ve arkadaşları Allah’a rağbet -yahut dua- ederler. Allah, düşman askerleri içine deve ve davarların burunlarında olan bir burun kurdu gönderir de neticede hepsi, bir tek nefesin ölümü gibi ölüp helak olurlar. Sonra Allah’ın Peygamberi (sav) ile onun sahâbîleri yere inerler. Artık onlar arz üzerinde YE’CÛC ve ME’CÛC fertlerinin yağlarının ve pis kokularının doldurmadığı bir karış yer bulamazlar. Allah’ın Peygamberi Hz. İsa ile onun sahabîleri Allah’a rağbet ve dua ederler…
• 242- (155)……….: Ebu Hureyre (RA) şöyle demiştir: Resulullah (SAV) buyurdu ki: “Hayatım yed’inde olan Allah’a yemin ederim ki, Meryem oğlu (İsa Aleyhisselam)’ın adil bir hakim olarak sizin içinize inmesi muhakkak yakındır. O, salibi (haçı) kıracak (haça tapınmayı kaldıracak), domuzu öldürecek (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek), cizyeyi kaldıracaktır. (O zaman) mal o kadar çoğalıp taşacak ki, hiç kimse mal kabul etmez olacaktır.
• 243- ……….: Ebu Hureyre (RA) dedi ki: Resulullah (SAV) şöyle buyurdu: “Allah’ a yemin ediyorum, Meryem oğlu, adil bir hakim olarak muhakkak inecek, haçı muhakkak kıracak (haça tapınmayı kaldıracak), domuzu muhakkak öldürecek (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek), cizye vergisini muhakkak kaldıracaktır. (O zaman) genç dişi develer muhakkak terkolunacak, onlara rağbet edilmeyecek, bütün düşmanlıklar, buğzlaşmalar ve hasedleşmeler muhakkak zail olup gidecektir. O, muhakkak mala çağıracak (yahut insanlar mala çağrılacaklar) fakat malı hiçbir kimse kabul etmeyecektir.”
• 244- ……….: Ebu Hureyre (RA) dedi ki: Resulullah (SAV): “İmamınız (devlet reisiniz) kendinizden olduğu halde Meryem oğlu (İsa aleyhisselam) içinize indiği (imamınıza iktida ettiği) zaman acaba nasıl olursunuz?” buyurdu.
• 245- ……….: Ebu Hureyre (RA) şöyle demiştir:
Resulullah (SAV): “Meryem oğlu (İsa aleyhisselam) içinize indiği ve size iktida ettiği zaman sizler nasıl olacaksınız?” buyurdu.
• 246- ……….: Ebu Hureyre (RA) den:

mygif
1306. adnanerarslan Yazmış 2 Haziran 2009

RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI’NDA
HZ. İSA VE HZ. MEHDİ (A.S) GERÇEĞİ
SONUÇ
Kitabın başından bu yana açıklanan tüm deliller, 13. yüzyılın büyük müceddidi Bediüzzaman Said Nursi’nin, Hz. İsa’nın yeniden yeryüzüne gelişi ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin ortaya çıkışı konusundaki kesin kanaatlerini ortaya koymaktadır.
Bediüzzaman’ın Hz. İsa ve Hz. Mehdi (a.s.)ilgili tüm bu açıklamaları çok açık ve detaylıdır. Bediüzzaman bu açıklamalarında Hz. İsa’nın yeryüzüne geldiğinde gerçekleştireceği faaliyetlerden, Deccal ile olan mücadelesinden pek çok detay vererek bahsetmiştir. Aynı şekilde Hz. Mehdi (a.s.)’nin özelliklerini de ayrıntılı olarak tarif etmiş; kendisi de dahil olmak üzere, daha önce yaşamış olan hiçbir müceddidin yerine getiremediği ve ancak Hz. Mehdi (a.s.)’nin gerçekleştireceği birtakım faaliyetler olduğunu belirtmiştir. Bediüzzaman’ın açıklamalarında Hz. Mehdi (a.s.)ile ilgili olarak vermiş olduğu tüm bu bilgiler Kuran ayetleriyle, hadislerle ve İslam alimlerinin açıklamalarıyla da mutabıktır.
Bediüzzaman bu izahlarıyla, kendisine Mehdilik iddiasıyla yaklaşan kimselere “Mehdi olmadığını ve neden olamayacağını” yaptığı sayfalar dolusu izahlarla açıklamıştır. “Hz. Mehdi (a.s.)’nin seyyid olduğunu, tüm dünyaya hakim olacağını, İslam birliğini sağlayacağını, Hıristiyan dünyasıyla ittifak yapacağını, Hz. İsa’yla birlikte namaz kılacaklarını, Deccal’i yenilgiye uğratacağını ve Kuran ahlakını tüm dünyada yerleşik kılacağını” ayrıntılı olarak anlatmıştır. Bediüzzaman seyyid değildir ve kitap boyunca da açıklandığı gibi, bu konuyu eserlerinde pek çok kez dile getirmiştir. Hatta Peygamberimiz (sav)’in hadisleri doğrultusunda, seyyid olan kişinin seyyidliğini gizlemesinin İslam ahlakına uygun olmayacağını açıklayarak, bu sözünün doğruluğunu bir kez daha ve delil göstererek ifade etmiştir. Bunun yanı sıra Bediüzzaman yaşadığı dönemde “tüm Müslümanları tek bir çatı altında toplayarak İslam birliğini oluşturmamış; tüm inananların başkumandanı ve halifesi (lideri) vasfını taşımamıştır”. “Tüm dünyaya adalet ve hakkaniyet getirmemiş”, “İslam ahlakını tüm yeryüzüne hakim kılmamıştır”. Hakim” vasfına sahip olmamış”, “tüm İslam alimlerinin, Peygamberimiz (sav)’in soyundan gelen seyyidlerin ve tüm Müslümanların desteğini almamıştır.” Hayatını Kuran ahlakının tebliğine adamış, bu uğurda her türlü fedakarlığı göze almış ve çok büyük bir iman hizmeti vermiştir. Yaşadığı yüzyılın müceddidi olarak üstlendiği görevi en güzel ve en şerefli bir şekilde yerine getirmiştir. Ancak onun tebliği kuvvet ve hakimiyet içerisinde değil, maddi ve manevi açıdan gayet zor şartlarda ve benzersiz sıkıntılar içerisinde geçmiştir. Hakim konumunda olmamış; aksine baskı altına alınmış, ömrünü esaret, maddi sıkıntılar ve zorluklar altında geçirmiştir. Sayıldığı gibi geniş bir kesimin desteğini almamış; aksine çeşitli haksızlıklara uğramış, eziyetlere tabi tutulmuş, yaşamının büyük bölümünü hapis ve sürgün gibi şartlar altında sürdürmüştür. Yukarıda sayılan imkanların ve yerine getirilecek olan sorumlulukların ise, kendisinden sonraki yüzyılın müceddidi olarak Hz. Mehdi (a.s.)’ye nasip olacağını bildirmiştir.
Tüm bunların yanı sıra Bediüzzaman “En büyük müceddid”, “en büyük müçtehid” de olmamış, “hüküm vermeye en yetkili kişi olarak mezhepleri kaldırmamış ve kendi mezhebinin sahibi olmamıştır”. Bediüzzaman İmam Şafi’yi mezhep imamı olarak kabul ederek, bir başka mezhep kurucusuna tabi olmuş ve hayatının sonuna kadar bu mezhebin gereğini uygulamıştır. Bediüzzaman eserlerinde bu durumu pek çok kez ifade etmiştir:
“Evvelâ: Ben Şafiî’yim…” (Emirdağ Lahikası, s. 3
“… hem hususî Şafiîce ibadetime.” (Büyük Tarihçe-i Hayat, s. 202)
“Yalnız bu kadar var. Ben Şafiîyim…” (Büyük Tarihçe-i Hayat, s. 206)
“Hattâ Şafiî mezhebinde olduğu için…” (Emirdağ Lahikası, s. 573)
Oysa ki Bediüzzaman’ın da risalelerde vurguladığı gibi, Hz. Mehdi (a.s.)tüm mezhepleri kaldıracak ve tüm mezheplerin üstünde olacaktır. O, bir başka mezhep imamına uymayacak; tüm inananlar, hüküm verme yetkisine sahip “en büyük müceddid” ve “en büyük müçtehid” olarak ona tabi olacaklardır.
Bediüzzaman tüm bu gerçekleri eserlerinde detaylı olarak dile getirmiş ve bu şekilde kendisinin Hz. Mehdi (a.s.)olmadığını delilleriyle birlikte açıkça ortaya koymuştur. Bediüzzaman Mehdi olmadığını ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin özelliklerini taşımadığını binlerce harften, yüzlerce cümleden oluşan ifadeleriyle açıkça ifade etmişken, bunların doğru olmadığını, aslında tam tersini söylemek istediğini öne sürmek büyük bir hatadır. Zira Bediüzzaman, Mehdi olmadığını ispatlamak için bunların dışında daha ne kadar özellik sayabilirdi? Mehdi olmadığını yüzlerce sayfa boyunca açıklaması yeterli değil midir? Tüm Müslümanlar için bir hidayet önderi olan böylesine değerli bir İslam alimi, doğru olmayan bir konu için neden bu kadar cümle, bu kadar kelime ve bu kadar sayfa yanıltıcı açıklama yazsın? Allah’tan çok korkan, bu konuda bu kadar hassas olan bir insanın Mehdi olmadığını söylemek için “180 MADDELİK” bu kadar kapsamlı bir yalan söylediğini iddia etmek hiçbir vicdanın kabul etmeyeceği bir yaklaşımdır. Bediüzzaman’ın sadece “Ben Mehdi değilim” demesi, bu konunun anlaşılması için yeterli olmalıydı. Bu açık beyanına rağmen, Bediüzzaman’a karşı böyle bir yaklaşımda bulunmak, onun gerçekte doğruları söylemediğini ve insanları yanılttığını iddia etmektir ki, bu da böylesine değerli bir İslam büyüğüne yöneltilen büyük bir iftira ve büyük bir bühtan olur.
Üstelik böyle bir durumda, Bediüzzaman’ın ahir zaman ile ilgili diğer tüm izahları da şüpheli bir konuma sokulmaktadır. Çünkü Hz. İsa ve Hz. Mehdi (a.s.)ile ilgili açıklamalarının batıni anlamları olduğu iddiası, Bediüzzaman’ın ahir zamana ilişkin diğer sözlerinin de batıni manaları olduğu anlamına gelir. Böyle bir durumda da bir süre sonra Risale-i Nur’un tamamı bu hale getirilir ve Bediüzzaman’ın tüm eserleri gerçek manasından ve hikmetinden giderek uzaklaşır. Oysa ki Risale-i Nur bir Kuran tefsiridir. Tefsirin tefsiri olmaz. Bediüzzaman’ın herkes tarafından açıkça anlaşılan sözlerine gerçeğinden farklı, zıt anlamlar verilerek yapılan bu tür bir tefsir anlayışı son derece sakıncalıdır.
Risale-i Nur, her insanın okuyup anlayabileceği kitaplardır. Bediüzzaman, sözlerine gizli anlamlar yüklememiş; düz bir anlatımla anlatmak istediklerini açıkça ifade etmiştir. Ancak buna rağmen “batıni tefsir” adı altında Bediüzzaman’ın sözlerine farklı anlamlar yükleyerek, belki de binlerce insanın 30-40 yıldan beri yanlış yönlendirilmesine neden olmak, elbette ki büyük bir sorumluluktur.
Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişi tüm Müslümanlar için büyük bir müjdedir. Peygamberimiz (sav) bir hadis-i şerifinde “Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş’ten ve Ehl-i Beyt’imden bir kişidir. (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s.13) şeklinde buyurmaktadır. Ancak bu konuda ‘batıni tefsir’ mantığıyla yapılan yanlış yorumlarla, bu büyük müjdenin yolu kapatılmaya çalışılmıştır. Kuran ayetlerindeki Hz. İsa’nın gelişiyle ilgili haberler ve Peygamberimiz (sav)’in hadislerindeki Hz. Mehdi (a.s.)’nin ortaya çıkışıyla ilgili verdiği müjdeler adeta yok edilmek istenmiştir.
Bediüzzaman Said Nursi, yaşadığı dönem boyunca İslam dünyası ve Müslümanlar adına eşsiz hizmetlerde bulunmuş, yazdığı eserlerle tüm Müslümanlara doğru yolu bulmalarında ışık tutmuştur. Hiç şüphesiz ki bir asrın müceddidi olmuş böylesine büyük bir mütefekkirin Hz. İsa ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişini müjdelediği sözleri de aynı şekilde Müslümanlara yol göstermekte ve doğruyu bulmalarına vesile olmaktadır.
Bediüzzaman’ın da açıkladığı, tüm İslam alemi için büyük müjdeler içeren bu olaylar, Allah’ın izniyle ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.)vesilesiyle yaşanacaktır. İslam ahlakının bu mutlak galibiyeti, Rabbimiz’in Kuran’da 1400 sene önce bildirdiği bir gerçektir. Ayetlerde bu müjde şöyle haber verilmektedir:
Müşrikler istemese de O dini (İslam’ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur. (Tevbe Suresi, 33)
Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah’tan ‘yardım ve zafer (nusret)’ ve yakın bir fetih. Müminleri müjdele. (Saff Suresi, 13)
Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır). (Peygamberler) Fetih istediler, (sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti. (İbrahim Suresi, 14-15)
Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman, Ve insanların Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde, hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir. (Nasr Suresi, 1-3)
Rabbimiz ayetlerinde “asla vaadinden dönmeyeceğini” ise şöyle bildirmektedir:
(Bu,) Allah’ın va’didir; Allah, vadinden geri dönmez. Ancak insanların çoğu bilmezler. (Rum Suresi, 6)
… Allah’tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir?… (Tevbe Suresi, 111)
Allah’ı, sakın elçilerine verdiği sözden dönen sanma… (İbrahim Suresi, 47)
Allah, “İslam ahlakını tüm dünyaya hakim kılacağını, inanan kullarını güç ve iktidar sahibi kılacağını” vadetmiş ve bu vaadinin kesin olduğunu bildirmiştir. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde, bütün büyük İslam alimlerinin ve Bediüzzaman’ın sözlerinde de bu duruma “Hz. İsa ile Hz. Mehdi (a.s.)’nin vesile olacakları” belirtilmiştir. Rabbimiz’in bu vaadi doğrultusunda İslam ahlakı bir gün mutlaka hakim olacak ve bir kişinin Müslümanların önderliğini üstlenmesi gerekecektir. Bediüzzaman böyle dünya çapında bir hakimiyetle karşılaşmamış ve tüm dünya Müslümanlarının liderliğini üstlenmemiştir. İslam dünyasının başında, tüm Müslümanları biraraya getirecek şekilde bir lider uzun süredir yoktur. Müslümanların bu ilk lideri, 1400 senedir müjdelendiği gibi Hz. Mehdi (a.s.)olacaktır. Yeryüzünden zulmü ve karanlığı kaldıracak, İslam ahlakının güzelliğinin tüm insanlar tarafından yaşanmasına vesile olacaktır. Bediüzzaman da kitap boyunca yer verilen sözlerinde bu gerçeği dile getirmiş ve tüm Müslümanları bu büyük hidayet önderinin gelişiyle müjdelemiştir.
Peygamber Efendimiz (sav) de hadislerinde bu önemli değişime vesile olacak olan Hz. İsa ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişlerini şöyle haber vermiştir:
Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Meryem oğlu İsa’nın adalet sahibi olarak inmesi yakındır… (Buhari, Kitabü’l-Büyu’: 102, Mezalim: 31, Enbiya 49; Müslim, İman: 242 (155); Ebu Davud, Melahim: 14 (4324); Tirmizi, Fiten: 54 (2234))
Nefsim kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, Hz. Mehdi (a.s.)’nin babası Kureyşi’dir. Eğer istenseydi onu en son ceddine (soyuna) kadar sayardım, çünkü Hz. Mehdi (a.s.), İslam’ın sonu olacaktır” (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, Beklenen Mehdi’nin Alametleri, s. 25)
Kuran ayetlerinde, Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde, İslam alimlerinin ve Bediüzzaman’ın sözlerinde verilen tüm bu müjdeler çok açıktır. Ancak buna rağmen, Hz. İsa’nın gelişinden ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin ortaya çıkışından şüphe duyup tedirginliğe kapılanlar (ki bu çok büyük bir yanılgıdır) olabilmektedir. Kuran’da da, Allah’ın müminlere önderlik edecek bir elçi göndermesinden şüphe duyan kimseler olabileceği haber verilmiştir. Bir ayette “Hz. Yusuf’tan sonra peygamber gelmeyecek” diyen kimselerin örneği şöyle bildirilmektedir:
“Andolsun, daha önce Yusuf da size apaçık belgeler getirmişti. O ZAMAN SİZE GETİRDİKLERİ HAKKINDA KUŞKUYA KAPILIP DURMUŞTUNUZ. Sonunda o, vefat edince, demiştiniz ki; “ALLAH, ONDAN SONRA KESİN OLARAK BİR ELÇİ GÖNDERMEZ.” İşte Allah, ölçüyü taşıran, şüpheci kimseyi böyle saptırır.” (Mümin Suresi, 34)
Bediüzzaman ise, bu tür şüphelere kapılan kimselerin böyle bir yanılgıya düşmelerinin nedenlerini şöyle açıklamıştır:
Kıyamet alâmetlerinden ve âhir zaman vukuatından (olaylarından) ve bâzı a’malin (amellerin) fazilet ve sevablarından bahseden ehâdîs-i şerife (hadisler) güzelce anlaşılmadığından, AKILLARINA GÜVENEN BİR KISIM EHL-İ İLİM (ilim sahibi kişiler), ONLARIN BİR KISMINA ZAÎF (zayıf) VEYA MEVZU (uydurma hadis) DEMİŞLER. İMANI ZAYIF VE ENANİYETİ KAVİ (kendini şiddetli şekilde beğenen) BİR KISIM DA, İNKÂRA KADAR GİTMİŞLER. (Sözler, s. 355)
Bediüzzaman’ın bu açıklamasına göre; – hadislere yanlış yorumlar yapılması ve aktarılan bilgilerindoğru anlaşılmaması,-iman,zafiyeti,ve- enaniyet
bazı kimselerin bu gerçekleri reddetmelerine neden olabilmektedir. Hiç şüphesiz iman zafiyeti ve enaniyet, her müminin titizlikle kaçınması gereken eksiklik ve kötülüklerdir.
Ancak her ne sebeple olursa olsun, Hz. İsa ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişinin herhangi bir şekilde tevil edilmesinin ve bu konudaki gerçeklerin üzerinin örtülmesinin, ileride bir mahcubiyet konusu olabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Hz. İsa ve Hz. Mehdi (a.s.)tüm inananların şevkle beklediği müjdelenmiş şahıslardır. Bu şahısların gelişlerini beklemek ve bu tarihi olayı müjdelemek her Müslümanın görevidir.
Allah kaderde Hz. İsa ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin İslam ahlakını hakim etmelerini takdir etmiştir. İnşaAllah Rabbimiz bu büyük müjdenin gerçekleştiğini yakın gelecekte müminlere gösterecektir.
Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s.)’nin Görevlerini Açıkladığı Sözlerinde Onu Bir Şahsı Manevi Değil, Bir Şahıs Olduğunu Açıkça Belirtmiştir
1) Hem “BÜYÜK MEHDİ”NİN HALLERİ sabık Mehdilere (önceki Mehdilere) işaret eden rivayetlere mutabık (uygun) çıkmıyor, hadis-i müteşabih (birçok anlama gelebilecek hadis) hükmüne geçer. (Şualar, sf. 582)
2) … her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat her biri üç vazifelerden birisini bir cihette (açıdan) yapması itibariyle, AHİR ZAMANIN BÜYÜK MEHDİSİ ünvanını almamışlar.” (Emirdağ Lahikası, sf. 260)
3) Bu ayrı ayrı rivayetlerin bir tevili (açıklaması) şudur ki: BÜYÜK MEHDİ’NİN ÇOK VAZİFELERİ VAR. Ve siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde, cihad âlemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi… (Şualar, sf. 465)
Bediüzzaman bu üç sözünde, Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim kılmak amacıyla önceki asırlarda da bazı Müslüman şahısların geldiğini, ancak bunların hiçbirinin ahir zamanda gelecek olan “Büyük Mehdi”nin yapacağı üç önemli görevi yerine getiremediklerini” belirtmiştir. Bediüzzaman’ın bu açıklamalarından Hz. Mehdi (a.s.)’den bir şahıs olarak bahsettiği çok açık olarak anlaşılmaktadır:
1- Bediüzzaman, daha önce gelen Mehdilerin birer şahıs olduklarını anlatıp ardından da Büyük Mehdi’nin onlardan farkını açıklamıştır. Demek ki Büyük Mehdi de bir şahıstır.
2- Önceki kişiler belirtilen görevleri yerine getirememişlerdir. Ama bu görevleri Büyük Mehdi yerine getirecektir. Demek ki Büyük Mehdi de bir şahıs olacaktır.
3- Önceki kişiler, Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde Hz. Mehdi (a.s.)’yi tarif ederken kullandığı özelliklere uymamaktadırlar. Ama Büyük Mehdi bu özelliklere uyacaktır. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde, Hz. Mehdi (a.s.)’nin bir şahs-ı manevi olmadığı fiziksel özellikleriyle, ahlakıyla tarif edilen bir şahıs olduğu yüzyıllardır tüm İslam alimleri tarafından bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla “Bediüzzaman da Peygamberimiz (sav)’in hadislerindeki tariflere uyacağını belirterek Hz. Mehdi (a.s.)’nin bir şahıs olacağını” bu sözüyle bir kez daha hatırlatmıştır.

Bir topluluğun en önemli sembollerinden biri bayrak ve sancaktır. Her ikisi de, en küçük birimden en büyük birime kadar o topluluğu sembolize eder.

Sancaklar arasında bir sancak vardır ki taşıdığı anlam ile ve önem ile diğer sancaklardan ayrılır. 1400 yıldır İslam’ın sembolü olan bu sancak kutlu Peygamberimiz, Hz. Muhammed (s.a.v)’in Ukab isimli emaneti olan Sancak-ı Şerifi’dir. Hz. Peygamber her katıldığı savaşa Ukab ile girmiştir.

Arap kabileleri arasında sancağın yere düşmesi yenilmek anlamına geliyordu. Böyle bir şey olduğunda askerler mağlubiyeti kabul ederek dağılırlardı. Bu yüzden sancağı taşıyan kişi yaralandığında veya öldüğünde onu taşıyacak sonraki kişi belliydi ve hemen sancağı devralırdı.

Resullullah (s.a.v) kullanılacak sancakların hep beyaz olmasını emretmişti, ancak Ukab siyah renkli idi. Bu Sancak’ın diğerlerinden başka bir farkı da yünlü bir kumaştan yapılmış olmasıydı.

İslam öncesi, Kureyş kabilelerinde kullanılan bu sancak tüm Arapları birleştirici bir öneme sahipti. O dönemdeki tüm kabileler de, İslamiyet’in yayılması safhasında bu sancak altında birleşiyorlardı. Peygamber Efendimiz (sav)’in bu sancak dışında, ordusuna ait birçok sancak daha vardı ama Başkomutanlığa özel olan sancak Ukab’tı. İslamiyet’in yayılmasından ve Hz. Peygamber (s.a.v)’in vefatından sonra dört halife bu şerefli emaneti almışlardı. Resmi kayıtlara göre daha sonra Emevi ve Abbasi halifelerine intikal eden sancak, Moğallar’ın Bağdat’ı işgal etmesiyle Abbasi Halifesi tarafından Mısır’a götürüldü. Ukab, Yavuz Sultan Selim Han tarafından Mısır’ın alınmasıyla da Osmanlılara geçmiştir. Yavuz Sultan Selim, Mısır dönüşü sancağı İstanbul’a getirmiş ve o tarihten itibaren Peygamberimiz (sav)’in emaneti olan Ukab, İstanbul’da bulunmaktadır.

Sancak-ı Şerif Osmanlı’ya geçtikten sonra savaşlarda kullanılması adet olmuştu. Ordunun savaş alanına çıkmasından bir süre önce Sancak-ı Şerif bulunduğu yerden çıkarılır ve hazırlık yapılırdı. Bu sancak, savaş alanlarına muhafazası ile birlikte götürülür ve sancaktarlar tarafından korunurdu. Sancak-ı Şerif’in ordu ile beraber olması çok büyük bir şevk unsuru olarak kabul edilirdi.

Yüzyıllarca, İslam ahlakının bayraktarlığını yapan Osmanlı imparatorluğu, Sancak-ı Şerif’in İstanbul’a gelmesi ile büyük bir onura erişmiştir.

Peygamber Efendimiz (sav)’e ait, Ukab isimli sancak, bu özelliğinin yanı sıra çok önemli bir konunun daha alameti ve müjdecisidir. Hz. Peygamber (sav) bu Sancak’ın açılacağı zamanın, Kuran ahlakının yaşanacağı bir dönem olan ahir zamanın müjdesi olacağını bildirmiştir. Hadislerde şu şekilde bildirilmiştir:

Abdullah b. Şurefe’den rivayet edildi ki: Mehdi’nin beraberinde süslenmiş bir halde Peygamberimiz (s.a.v)’in bayrağı olacaktır (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiy-il Ahir Zaman, s.65) .

Peygamber (s.a.v)’in softan bayrağı ile çıkacaktır. O bayrak dört köşeli olup, dikişsizdir ve rengi de siyahtır. Onda bir hicr (hale) bulunur. O Resulullah (s.a.v)’in vefatından beri açılmamış olup Mehdi çıkınca açılacaktır (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiy-il Ahir Zaman, s.23) .

Alametlere gelince; beraberinde Allah Resulünün (s.a.v) gömleği, kılıcı, sancağı bulunacaktır. O sancak ki Peygamberin (s.a.v) vefatından bugüne kadar hiç açılmamıştır. Mehdinin zuhuruna kadar da açılmayacaktır (Kıyamet Alametleri, s.164) .

Hz. Mehdi, Peygamber Efendimiz (sav)’in bayrağıyla çıkacaktır. O bayrak dikilmemiştir, siyah ve dört köşelidir. Peygamberimiz (s.a.v)’in vefatından sonra hiç açılmamış olup ancak Hz. Mehdi tarafından açılacaktır (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-i Mehdiy-il Muntazar, ss.41-42, 52, 54) .

Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerinde rengi, şekli, dikişi hakkında bilgi verilen sancak bugün Topkapı Sarayı’nda Kutsal Emanetler Bölümünde muhafaza edilmektedir.

Ahir zamanda ancak Hz. Mehdi tarafından açılacağı bildirilen bu Sancak’ın önemli bir özelliği de Peygamberimiz (sav)’in “vefatından bugüne kadar hiç açılmamış” olmasıdır. Tarihi kaynaklara göre; günümüze kadar Osmanlı İmparatorluğu da dahil olmak üzere hiçbir devlet tarafından, Peygamber Efendimiz (sav)’in zatına hürmeten açılmayan sancak, götürüldüğü savaşlarda ve törenlerde kılıfından dahi çıkarılmamıştır. 1400 yıldır bu şekilde muhafaza edilen sancak Hz. Mehdi’nin gelişi ile İslam ahlakının hakim olacağı dönem olan ahir zamanda açılmayı beklemektedir. (En doğrusunu Allah bilir.)
imamı rabbani yada tirmizinin bildirdiği hadisleri kullanıyorsunuz halbuki o sahih hadislerde peygamberimiz hicri 1400′de müslümanların mehdinin yanında toplanacaklardır der ve afganistanın işgali,iran-ırak savaşı,ırak’ın işgali fıratın suyunun kesilmesi orada kan akıtılması güneşten 1 alamet görülmesi,kuyruklu yıldızın geçmesi,hac zamanında minada kan akıtılması gibi mehdinin zuhur alametlerinden bahsetmektedir.Bu alametler gerçekten peygamberimimzin dediği gibi hicri 1400′lerde başlamaktadır.Ve mehdinin kafkasyanın en ulu dağından gelecegi,sakalının sık olacagı,mekkede biat edileceği,Kudüse hicret edeceği Musevilere tevratla Hristiyanlara incille hükmedeceği bu sayede birçok kişinin müslüman olacağı,kudüsün islami merkezi olacağı süleyman mabedinin mehdi tarafından yapılacağı,Peygamberimizin kılıcı hırkası ve softan bayrağı ile çıkacağı,dağınık türk bayraklarını birleştireceğini ve yeşil bayrakları kırmızı bayraklara bina edeceğini,2 gaybeti olacağını,(Bediüzzaman Hz.)lerinin 30 sene belki 8- 10 kere olmuştur)Bediüzzaman Hz’leride Ta ahir zamanda 1 asır sonra hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri yani mehdi ve şakirtleri diyerek Mehdi ve talebelerinin kendisinden 1 asır sonra geleceğini bildirmiştir.Bediüzzamanın söyledikleri hadislerle tam uyuşuyo Hicri 1400.hocam İyi bilirsinizki Bediüzzaman Hz.leri (ifrat ve tefritten) kaçınır ve talebelerine yasaklardı.o ileride gelecek acip şahsın bir hizmetgarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın pişdar bir neferi olduğumu zannediyorum.(Barla 162)çok açık ve sarih. Hocam kanaatimce Mehdi konusuna hiç girmeyin bu perdeli yanlış yorum,tefsircilik Risalei Nurlara Bediüzzamanın dediği gibi zarar verir.İman hakikatlarını açıklayın.Bediüzzaman hz’leri o zaman dahi kendisine mehdi diyenlere Süfyan ve Deccal Mehdiler ve ahir zamanın büyük mehdisi karıştırılıyor hadislere mutabık çıkmıyor diyerek hadislerden mehdinin kendisinden 1 asır sonra geleceğini dünya çapında faaliyet göstereceğini teknolojiyi kullanarak materyalizmi tam susturarak imanı kurtaracağını halife olacağını islamın dünyaya hükmedeceğini söylemiştir.Zaten hadislerdede Hz.Mehdinin Hz.Süleyman ve Hz.Zülkarneyn gibi dünyaya hükmedeceğini yazmakta Akşeyh’in müjdelediği hadislerle sabit olan İstanbulun 2. fethinin kumandanı Mehdi a.s hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmeyen evvelemirdeki kalplerdeki ayasofyanın kapılarını açacak fethin sembolü ibadete açılması ile ikinci fetih gerçekleşecek.Hele Hz.İsanın nuzulüne hiç girmeyin onlarca hadis dahil Bediüzzaman Hz.söylediği dahil Mehdinin arkasında namaz kılacağını söylüyor.Bunda anlaşılmayacak ne var Hz.İsaya namaz o zamanda farzdı nuzulündede farz olacak eğip bükmemek lazım İmam Mehdi olacağına göre Hz.İsa’da hadislere göre veziri olacak.Hadislerde Hz.Mehdi ve Hz.İsa A.s’ın bereber görev yapacağı ve büyük deccali lut kapısında beraber öldüreceği yazmakta.

mygif
1309. aslan Yazmış 3 Haziran 2009

müslümanlar bizler Allah(C.C)için ne yapıyoruz.ONA BAKALIM ZATEN İMAM MEHDİ GELMİŞ YADA GELİR İSE ELBET ONUN TEBLİĞİ BİZE DE GELECEKTİR VE İNŞAALLAH ONA BİAT EDERİZ.İMANI VE İSLAMI ANLATIP İNSANLARI İSLAM DEVLETİYLE MÜJDELENDİRİP O GÜNÜN GELMESİ İÇİN ÇABA SARFETMEMİZ GEREKİR ALLAHA EMANET OLUN…….

mygif
1317. adnanankara Yazmış 15 Haziran 2009

keşke herkes senin gibi düşünse aslan kardeşim.

mygif
1318. adnanankara Yazmış 15 Haziran 2009

Aslan kardeşim keşke herkes senin gibi düşünebilse ama çoğu ahir zaman perdesi ile gözleri akılları örtülmüş sanki.Selamünaleyküm

mygif
1388. yasin0610 Yazmış 16 Temmuz 2009

Sayın adnaneraslan kardeşim, senin verdiğin bilgilere göre mehdi; Sayın, Harun yahya – Adnan oktar. Bütün yollar bu isimi gösteriyor. Ne diyorsun kardeşim.

mygif
1500. aslan Yazmış 15 Ekim 2009

slm aleyküm:bediüzzaman said nursi mehdi değildir diyoruz:çünkü hiç bir hadiste mehdinin ismi bediüzzamandır denilmiyor hem bediüzzaman da bende e.mehdilik alametleri bulunuyor dememiştir.ustadın bana yazdırıldı demesindeki maksat,Alahu teala nın ona zihni ve kalemi vermesidir.yani sonuçta herşey Allahu tealanındır.e onun için ustadda yazdırıldı diyecek.başka bir tevil ustad veliyullahtır hem Allahu teala velilerin kalbine ilham ve keramet yoluyla ona yardım etmiş olabilir.

mygif
1501. aslan Yazmış 15 Ekim 2009

sayın adnanan kara kardeşim imamı mehdi şuan zuhur etmiş bulunmaktadır.çünkü ustad:ben onun zemin hazırlayıcısıyım diyor.Ve benden sonraki ikinci yüzde gelecektir.iran amerika ve israil tarafından vurulacaktır.israilin askerleri,irana girdikten sonra deccal çıkacaktır.yani ordaki yahudiler deccala biat edeceklerdir.ve dünyanın ve müslümanların kurtulması için her devlettten gelen 313 kişi müslümanları kurtarabilmek için konuşacaklar ve 313 kişide alim insanlar islam konseyi oluşturulacaktır.ve içlerinde Ahmed isimli mehdililiğin vasıflarını taşıyan biri,alimler onun mehdi olduğunu anlayacaklar ona sen mehdisin diyecekler oda hayır ben mehdi değilim diyecek sadece alametleri var diyecektir.ama onu alimler silah zoruyla ortaya koyacaklardır.sen bizi kurtaracaksın diyecekler.ve oda başa geçecek daha sonra suudi arabistanın başına geçip halifeliğiniş ilan edecek ama kendisinin mehdi olduğunu bilmiyor.ve sonra Allahın izniyle dünyayı adaletle dolduracaktır. bu bir yorumdur inanmayabilirsiniz.

mygif
1502. aslan Yazmış 18 Ekim 2009

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
“Allah, bu ümmete, her yüzyılın başında, dinini yenileyecek birini gönderecektir.”
Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
“Ümmetim yağmur gibidir, sonu mu, yoksa başlangıcı mı hayırlıdır, bilinmez. Evveli ben, ortası Mehdi ve sonu Mesih olan bir ümmet, asla helâk olmaz.”
Enes radıyallahu anh. Tirmizî.

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş’ten ve Ehlibeytimden bir kişidir. O insanların ihtilaf ve içtimai sarsıntılar içinde bulundukları bir sırada çıkar. O yeryüzünü, kendinden önce zulüm ve baskı ile doldurulduğu gibi, adalet ve insaf ile doldurur. Ondan yer ve gök ehli razıdır. Ve O malı “Sahâhan” olarak taksim eder. Dediler ki: “Sahâhan nedir?”. Buyurdu ki: “Seviye üzere” demektir. Ve ümmeti Muhammed (s.a.s.)’in kalblerini zenginlikle doldurur ve adaleti onları ihata eder. O kadar ki bir munadiye: “Kimin ihtiyacı varsa bana gelsin” diye nida etmesi emrolunduğunda, bir kişiden başka kimse gelmez. O kimse istekte bulunur. O da “Sâdin’e (hazinedara) git, sana versin” der. O da gider ve: “Ben Mehdi tarafından kendisine istediği verilmesi için gönderilen kimseyim” dediğinde hazinedar: “Al ” der. O da alır. Fakat aldığını taşımaya gücü yetmez. Bunun üzerine taşıyabileceğini alır, fazlasını geri bırakır. O malla çıkar ama sonra pişman olur ve: “Ümmeti Muhammed’den (s.a.s.) nefis cihetinden en aç gözlüsü herhalde benim. Onların hepsi de bu mala davet olundukları halde benden başkası buna icabet etmedi” diyerek aldığı malı iade etmek ister. Hazinedar da: ” Biz verdiğimizi katiyyen geri almayız” der. Bu devir altı, yedi, sekiz veya dokuz sene devam eder. Bundan sonraki hayatta ise hayır yoktur.
Ravi: Hz. Ebû Said el Hudri. (r.a.)

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
Yarabbi, Abbas’a ve Abbas’ın evladına yardım et. Yarabbi Abbas’a ve Abbas’ın evladına yardım et. Yarabbi, Abbas’a ve Abbas’ın evladına yardım et. Ey amca, Mehdi senin sülalendendir. Teyid edilmiş, Radiye ve Merdiyye olarak.
Ravi: Hz. Abbas (r.a.)

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
Mehdi, Amcam Abbas ‘ın sülalesindendir.
Ravi: Hz. Osman İbni Affan (r.a.)

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
Mehdi, benim Ehli Beytim’den ve evladı Fatımadandır.
Ravi: Hz. Ümmü Seleme (r.anha)

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
Biz öyle bir Ehli Beytiz ki, Allah Bizlere dünyayı değil, ahireti nasib etti. Benden sonra ehli Beytim, bela şiddet ve tarda maruz kalacaklar. Doğu tarafından siyah bayraklılar gelinceye kadar. Bunlar mal istiyecek, kendilerine mal verilmeyecek. Bunlar döğüşecekler, sonra geri çekilecekler, istedikleri kendilerine verilecek, fakat kabul etmiyecekler ve onu, ismi ismime, babasının adı, babamın adına uyan, Ehli Beytimden bir kimseye teslim edecekler. O (Mehdi) arza sahib olur. Ve kendisinden önce baskı ve zulümle dolu olan arzı, doğruluk ve adaletle doldurur. Sizden veya sonra gelenlerden birisi ona yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa, gelsin ona katılsın. Muhakkak ki onlar hidayet sancaklarıdır.
Ravi: Hz. İbni Mes’ud (r.anhüma)

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
Size Allah’dan korkmanızı ve Habeşli bir köle bile üzerinize emir yapılsa onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Muhakkak ki, sizden biri Benden sonra yaşarsa, çok ihtilaflar görecektir. İşte o zaman Benim sünnetime ve Mehdi ve Raşidîn olan hulefanın sünnetine uyun. Onlara tutunun. Hem de can havliyle, azı dişlerinizle ısırır gibi. İşlerin, muhdes olanlarından sakının. Zira, her ihdas olunan bidattir. Her bid’atte dalalettir. (Her dalalette cehennemdedir.)
Ravi: Hz. İrbad (r.a.)

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
Mehdi Bizdendir. Ey Ehli Beyt! Size müjdeler olsun. Allah (z.c.hz.)’leri onu bir gecede ihraz eder. (Olgunlaştırır.)
Ravi: Hz. Ali (r.a.)

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
Yakında size Horasan tarafından siyah bayraklılar gelecek. Kar üzerinde emekliyerek olsa da onlara iltihak ediniz. Zira onların arasında Allah’ın halifesi “Mehdi” vardır.
Ravi: Hz. Sevban (r.a.)

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
Benden sonra fitneler olur. Birisi de “Ahlas” fitnesidir.(deve çulu fitnesi, yani milletin boynunda temelli kalır.) Harpler, hicretler olur. Sonra daha şiddetli bir fitne olur. Ha bitti denir, daha da devam eder. O derece ki, fitnenin kendisine dokunmadığı ev ve müslüman kalmaz. Bu hal ehli beytimden bir Müslüman (Mehdi ) çıkıncaya kadar devam eder.
Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
Nasıl helak olur bir ümmet ki, evvelinde Ben, sonunda Meryem oğlu İsa (a.s.) ve ortasında da Ehli beytimden Mehdi vardır.
Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
Dünyanın ancak bir günlük ömrü kalsa, Allah (z.c.hz.) yine o bir günü uzatır ve Ehli Beytimden ismi ismime, babasının ismi babamın ismine uygun birini meydana çıkarır (Mehdi a.s.) ve o da dünyayı adalet ve nesafetle doldururdu. Daha önce zulm ve cevr ile doldurulduğu gibi.
Ravi: Hz. İbni Mes’ud (r.a.)

MEHDÎ KONUSUNUN BAŞI
“Mehdî” sözlükte, “kendisine rehberlik edilen” demektir. Bütün istikâmetler Allah’dan geldiği için, bu kelime, kendisine Allah tarafından yol gösterilen, yani hususî ve şahsî bir şekilde Allah’ın hidâyetine nail olan mânâsını almıştır.

Terim olarak, Hz. Peygamber (s.a)’in kıyamete yakın bir zamanda geleceğin haber verdiği sâlih kuldur. Şüphesiz burada kastedilen, Şiilerin “Mehdî-Î Muntazar= Beklenen Mehdi” dedikleri On iki İmam’ın sonuncusu olan Mehdî değildir. Fakat, Mehdi’nin Hz. Fatıma’nın torunlarından olacağına dair hadis vardır. Ancak onun Hz. Hasan’ın mı yoksa Hz. Hüseyinin mi torunlarından olacağı ihtilaflıdır. İlerideki bir hadiste geleceği üzere Mehdinin adı Peygamberimizin adından, babasının adı da Peygamberimizin babasının adından olacaktır. Yani adı Muhammed, babasının adı da Abdullah olacaktır. “Mehdî ise onun ismi değil lâkabıdır. Mehdi’nin çıkması kıyametin alâmetlerindendir. O, dini kuvvetlendirecek, yer yüzünde adaleti yayacak ve tüm müslümanlar kendisine uyacaklardır. Mehdî’den sonra Hz. İsa inecek ve Deccâl’ı öldürecektir. Bir rivayete gö­re ise, Mehdî ile Hz. İsa birlikte “inecekler ve Deccâl’ı birlikte öldüreceklerdir. Hz. İsa, namazında Mehdiye uyacaktır.

Mehdî’nin zuhurunu haber veren hadîsi, Ebû Davûd, Tirmizî, Ibn Mace, Bezzâr, Hâkim, Taberanî, Ebû Râbî, rîvâyet etmişlerdir.

Bu zatlar, hadisi sahabeden kalabalık bir gruba isnâd etmişlerdir. Bu sahabeler şunlardır. Ali, İbn Abbas, Tâlha, İbn Ömer, Abdullah b. Mes’ûd, Ebû Hureyre, Enes b. Malik, Ebû, Saîd el Hudrî, Ümmü Habîbe, Ümmü Seleme, Sevbân, Kürel b. İyas, Ali el Hilâl Abdullah b. Haris b. Cezaî (r.a)’dır. Anılan bu zatların hadislerinin kimi sahih, kimi hasen, kimi de zayıftır. Bununla birlikte Mehdî konusunda, uydurulmuş hadis de vardır. Av-nü’I Ma’bûd’da Muhammed b. Münkedîr’den onun da Câbir’den merfûan rivayet ettiği söylenen “Mehdî’yi yalanlayan kafir olur” mânâsına gelen ve hadis denilen sözün uydurma olduğu ifade edilmektedir.

Mehdî’nin varlığını kabul etmeyenlerin Rasûlullah (s.a)’den merfû olarak rivayet edilen “Meryem’in oğlu İsa’dan başka Mehdî yoktur.” mânâsındaki hadise dayandıkları söylenmektedir. Ancak Beyhakî ve Hâkim bu hadisin zayıf olduğunu söylemişlerdir. Buna sebep hadisin isnadındaki Ebân b. Salih’tir. O metrükü’l-hâdis birisidir.[1]

Câbir b. Semure (r.a) şöyle demiştir:
Rasûlullah (s.a)’i, şöyle buyururken işittim: “Size etrafında (tüm) ümmetin toplanacağı oniki halife gelinceye kadar, bu din ayakta kalmaya devam edecektir.”
(Bu arada) Rasûlullah (s.a)’den bir söz duydum ama anlamadım, ba­bama: Rasûlullah ne diyor?” dedim. “Hepsi Kureyş’den” (buyurdu) dedi.[2]

Cabir b. Sebûre (r.a) şöyle demiştir.
Rasûlullah (s.a)’i şunları söylerken işittim. “Oniki halife (gelince)ye kadar bu din aziz olarak devam edecektir.”
Bunun üzerine insanlar, tekbir getirdiler, feryad ettiler. Sonra Rasûlullah sessizce bir şey söyledi, Babama: “Babacığım, Rasûlullah ne dedi?” dedim “Hepsi Kureyş’ten (buyurdu) dedi.[3]

Esveb. Saîd el Hemedânî, Cabir b. Semûre (r.a)’den bu (önceki) hadisi rivayet etti ve şunu ilâve etti:
Rasûlullah evine dönünce, Kureyşliler ona gelip “Sonra ne olacak?” dediler. “Fitne ve iç savaş” buyurdu.[4]

Açıklama:
Bu babda geçen üç rivayet, aynı hadisin üç ayrı rivâyetidir. Gerek senetlerindeki, gerek se metinler­deki bazı farklılıklardan dolayı, musannif bu rivayetleri ayrı ayrı hadisler halinde vermiştir. Aynı hadisin rivayetleri olduğu için hepsinin izahını birlikte yapmayı uygun bulduk.
Efendimiz, ilk rivayette on iki halife gelinceye kadar bu dinin ayakta olmaya devam edeceğini söylemiştir.

İkinci Rivayette ise, bu mânâ “Aziz olmaya devam eder” şeklinde ifâde edilmiştir. Müslim’in bir rivayeti de “İnsanların işi, kendilerine oniki zat hükmettiği müddetçe yürümekte devam edecektir” şeklindedir.[5]

Dinin ayakta durmasından maksat, tahrif edilmeden esaslarının muhafazası, insanlara hakim olması, uygulanmasıdır. Aliyyü’l Kârî’de “Dinin aziz olmasını” aşağı yukarı aynı kelimelerle izah etmiştir.

Metindeki “On iki hâlife gelinceye kadar” cümlesi, Sahîh-i Müslim’in rivayetinde “Oniki hâlife hükmettiği müddetçe” şeklindedir. Zaten bu rivayette murad edilen mânâ da aynıdır. Hadisin devamında müslümanların bu on iki halife etrafında toplanacakları beyan buyurulmaktadır. Rasûlullah’m kasdettiği bu oniki halife kimlerdir? Bu konu ulemâ arasında hayli tartışılmıştır.

Bazı muhakkik alimler bu oniki halifeden dördünün Hülefa-i Raşidîn olarak tanınan, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, ve Hz. Ali (Allah hepsinden razı olsun) olduğunu, kalan sekizinin de kıyamete kadar geleceğini söylemişlerdir. Bir görüşe göre bu halifelerin hepsi aynı anda bulunacak, insanlar onların etrafına dağılacaktır.

Türbeştî, buradaki halifelerden muradın âdil olan hâlifeler olup, gerçekte halife ismine onların müstehak olduklarını söyler.

Bu hadisle ilgili olarak, Avnü’l Ma’bûd Müellifi, İmam Nevevî, Veliyyullah Dehlevî ve Hafûziddîn b. Kesîr’den çok kıymetli görüşler nakletmiştir. Bu görüşleri özet olarak nakletmek istiyoruz.
İmam Nevevî, Kadî’den naklen şöyle demektedir. “Burada iki soru yöneltilebilir. Bunlardan birisi şudur: Başka bir hadisde Peygamber (s.a) kendisinden sonra halifeliğin otıızüç sene olup, daha sonrasının saltanat olacağını haber vermiştir. Bu hadiste ise, on iki halife söz konusu edilmektedir. Bu iki hadis arasında bir çelişki vardır. Çünkü otuzüç sene içerisinde dört Râşit hâlifenin ve Hz. Hasan’in hilâfeti geçmiştir.

Bu soruya şu cevâb verilir. Rasûlullah’dan sonra otuzüç sene sürecek olan halifelikten murad, Nübüvetin halifeliğidir. Nitekim bazı rivayetlerde bu, “Benden sonra Nübüvet halifeliği” şeklinde varîd olmuştur. Oniki halife de ise bu şart aranmaz dolayısıyla bu açıdan hadisler arasında bir zıtlık yoktur.
İkinci soru da şudur; Müslümanların başına onikiden fazla halife geç­miştir. Bu, hadise zıt düşmez mi?
Bunun cevabı da şudur: Bu, bâtıl bir itirazdır. Çünkü Rasûlullah (s.a) sadece “Oniki gelecek” dememiş. “Oniki halife gelmedikçe”, demiştir.

Dolayısıyla daha fazla halifenin gelmesi bu mânâya zarar vermez.”
Şâh Veliyûllah’ın söyledikleri de özetle şöyledir. “Bu din, Allah (c.c), hepsi Kureyş’ten olmak üzere, oniki tane halife gönderilinceye kadar üstün olmaya devam edecektir.” Hadisi müşkîl görülmüştür. Bu işkâle sebep de, hadisin on iki imam inancına sahip olan İsnâ aşeriyye mezhebi’nin görüşünü destekler mahiyette görülmesidir.

Gerçek Şudur: Kur’an-ı Kerim’de olduğu gibi Rasûlullah’ın hadisleri de biri birlerini izah ederler. Abdullah îbh Mes’ûd’un rivayet ettiği bir hadiste Efendimiz, “İslam’ın değirmeni otuzbeş veya otuzaltı sene dönecektir. Eğer helak olurlarsa, onların yolu helak olanların yoludur. Eğer onların dini (düzgün olarak) kalırsa geçen kısımdan itibaren yetmiş sene kalır” buyuruyor. Bu hadisin mânâsını anlamakta hayli hatalara düşülmüştür. Bizim anladığımız şudur:

Bu müddetin başlangıcı, Hicrî İkinci yıldaki cihâddan itibarendir. Hadisdeki “eğer helak olurlarsa” cümlesinden maksat, şek veya şüphe için değil, o zaman büyük hadiselerin çıkacağını beyandır. Açık alâmetlere bakıldığında görülüyor ki, İslâmiyet’in kuvveti zayıflamış, Cihâd kesilmiştir. Sonra, Cenab-ı Allah, hilâfeti yoluna koyacak kişiler gönderecek ve bu intizam 70 yıl kadar devam edecektir. Gerçekten de Rasûlullah’m haber verdiği şeyler olmuştur. Cihâd’ın başlanıcından otuzbeş sene geçince Hz. Osman katledilmiş, müslümanlar parçalanmıştır. 36. yılında Cemel Vak’asi meydana gelmiş, müslümanlar kâfirlerle cihadı bırakıp birbirleri ile uğraşmışlardır. İslâmiyet zayıflamıştır. Ama Cenab-ı Allah, hilâfeti tekrar düzene koymuş ve tekrar cihadlar başlamıştır, bu hâl Abbasilere kadar devam etmiştir. Abbasiler döneminde de Allah Müslümanlara kuvvet vermiş, cihadlar devam etmiş bu durumda Moğol istilâsına kadar sürmüştür.

Hadisin İsna Aşerriyye’çilerin “on iki imam görüşü”nü teyid ettiğini söylemeye hiç imkân yoktur. Çünkü:
1- Hadiste anılan, on iki imam değil, hâlifedir. Halbuki Şiilerin kabul ettikleri oniki imamdan büyük çoğunluğu, halife olmamıştır.
Bunu İsna Aşeriyye de kabul eder.
2- Hadiste bu hâlifelerin Kureyş’e nisbet edilmeleri onların hepsinin
Ben-i Hâşîm’den olmadıklarını gösterir. Çünkü bir cemaatin hepsi bir batına mensup iseler, o batınla anılırlar, ama çeşitli batınlardan iseler o batınların mensup olduğu kabileye nisbet edilirler. Ben-i Hâşim batın, Kureyş kabiledir.
3- Oniki imam’a inananlar, dinin onlarla güç kazanacağını söylemiyorlar. Aksine, Rasûlullah’ın vefatından sonra dinin gizlendiğini İmamların takiyye prensibine göre hareket ettiklerini Hz. Ali’nin bile kendi mezhep ve görüşünü açığa vuramadığını söylerler.

Hadislerde, Râvî, Hz. Peygamberin, alçak sesle birşeyler söylediğini, ama kendisinin anlayamadığını, babasına sorunca, Efendimizin “Onların hepsi Kureyş’tendir” buyurduğunu anladığını söylemektedir.Yukarıda Veliyullah Dehvelî’den de naklettiğimiz gibi bu, gelecek oniki halifenin Kureyş’ten olacağının açık delilidir.

Üçüncü rivayette, Hz. Peygamber (s.a) kendisine gelen Kureyşliler’in sorusu olarak bu oniki halifeden sonra kavga ve kargaşaların çıkacağını haber vermiştir.[6]

Bize Müsedded haber verdi, Onlara Ömer b. Abîd haber ver­miş.[7] Bize Ebû Bekir, yani İbn-i Ayaş haber verdi. (H), bize Müsedded haber verdi, bize Sûfyân’dan Yahya haber verdi (H). Bize Ahmed b. İb­rahim haber verdi. Bize Ubeyduilah b. Musa haber verdi. Bize Zaide haber verdi. (H) Bize Ahmed b. İbrahim haber verdi, bana Ubeydullah b.Mûsa Fıtri’dan haber verdi, dedi. (Rivâyetlerdeki) mânâ ay­nıdır. Bunların hepsi Asım’dan, Asım, Zir’den o da Abdullah (b.Mes’ûd (r.a) vasıtasıyla Rasûfullah (s.a)’den rivayet etmiştir;

Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur:
“Dünyada sadece bir gün kalsa, -Zaîde, hadisinde şöyle dedi – Allah o günü uzatır da – sonra bütün râvîler ittifak ettiler.[8] -O günde Benden veya ehli beytimden, adı adıma, babasının adı da babamın adına uyan bir adam gönderir”

Fitr hadisinde şu ilâve vardır:
O şahıs “dünyayı, zulümle dolduğu gibi, adaletle dolduracaktır” Süfyân hadisinde şöyle dedi. , Araplara, adı adıma uyan ehl-i beytimden biri hakim olmadıkça dünya son bulmayacak, – Veya gitmeyecektir -[9]

Ebû Davûd der ki, Ömer ve Ebu Bekr’in (rivayetleri) Süfyân’m (rivayetinin) aynıdır, (yani son ilâve, bunların rivayetinde de vardır.[10]

Açıklama:
Tirmizî, hadis-î şerif için “Hasen Sahîh” demiştir.
Dipnotta da işaret edildiği gibi bu hadis, müsannıfa beş ayrı isnâdla gelmiştir. Bu isnâdlardaki rivayetler mânâ itibariyle aynı olmakla birlikte, lâfız olarak aralarına bazı küçük farklar vardır. Metinde bu farklar gösterilmiş, tercemeye de aynen aktarılmıştır. Ancak bu: okuyucu için, hadisin mânâsını anlatmakta, bir güçlük doğurmaktadır. Onun için, hadiste ifâde edilen mânâyı tekrar atkarmak istiyoruz.

Efendimiz’in beyânına göre, dünyanın ömründen sadece bir gün bile kalsa Cenab-ı Allah, o günü uzatacak ve Rasûlullah’in ehl-i beytinden Abdullah oğlu Muhammed isminde bir zat gönederecektir. Bu zat tüm araplara hakim olacak ve daha önce zulümle dolan dünyayı adaletle dolduracaktır.
Ulemanın beyanına göre, Rasûlullah’ın geleceğini haber verdiği bu zat Mehdî’dir. Mehdî’nin, Rasûlullah’ın ehl-i beytinden olduğu, hadisle sabit olmakla beraber, oun Hz. Hasan’m mı yoksa Hz. Hüseyin’in mi soyundan geleceği konusunda bir nâss yoktur. Bu yüzden Ulema bu hususta ihtilâf etmiştir. Aliyyü’l Kârî Mirkat’da, iki nesebin birlikte bulunmasına bir engel olmayacağını, zahire göre Mehdî’nin baba tarafından Hz. Hasan, Anne tarafından Hz. Hüseyin’e mensup olacağını söyler. Bunu söylerken de Hz. İbrahim’in oğullan İsmail ve İshak (s.s)’a kıyas yapar, İsrailoğullarının bütün peygamberleri Hz. İshak’ın soyundan geldiği halde bizim Peygamberimiz (s.a), Hz. İsmail’in soyundan gelmiş ve Öbürlerinin tümü makamına kâîm olmuştur. Aynı şekilde İmamların çoğu ve Ümmetim büyükleri, Hz. Hüseyin’in soyundan gelmiştir. İşte buna karşılık beklenen Mehdî’nin de Hz. Hasan’ın soyundan gelmesi muvafıktır. İşte evliyanın sonuncusu olacak olan bu zat, diğer büyük zevatın yerine kaîm olacaktır.
Efendimiz’in bildirdiğine göre, Mehdî geldiğinde yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Kimi alimler bundan maksadın tüm dünya, kimi alimler Arap ülkeleri ve ona tâbi yerler olduğunu söylerler.
Süfyân’ın rivayetine göre, Mehdî tüm Araplara malik olacaktır. Alimler “Araplar”ın galibe nazaran zikredildiğini, onun sadece Araplara değil tüm kavimlere mâlik olacağını söylerler. Rasülullah’ın sadece Arapları anması, o zaman Müslümanların araplardan oluşması, ya da diğer halklar müslüman olunca, ilk müslüman olan Araplarla tek millet gibi olmalarıdır. Şüphesiz, doğrusunu Allah bilir.[11]

Ali (b. Ebî Talib) (r.a)’dan; Rasûlullah (s.a)’in şöyle buyurdu­ğu rivayet edilmiştir.
Dünyanın ömründen sadece birgün kalsa bile, Allah (c.c) benim ehl-i beytimden bir adam gönderecektir. O dünyayı, (daha önce) zulümle olduğu gibi, Adaletle dolduracaktır.[12]

Açıklama:
Bu hadisin senedi sağlamdır. İsnâddaki Fıtr b. Hânife’yi Ahmet b. Hanbe], Yahya b. Saîd el-Kettân, Yahya b. Maîn, Nesaî, î, İbn Sa’ad ve Sâcî sika kabul etmişlerdir.
Bu hadis, yukarıda geçen hadisle aynı mânâdadır. Rasûlullah’ın söz konusu ettiği şahıs Mehdî’dir. Yukarıda gerekli malumat verilmiştir.[13]

Ümmü seleme (r.a)şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a)’i şöyle buyururken işittim:
“Mehdî[14] benim ailemden, Fatima’nın oğullarındandır.”

Abdullah b. Cafer şöyle demiştir:
Ebûl MelhYi, Ali b. Niifeyl’i överken ve onun iyiliğini söylerken dinledim.[15]

Açıklama:
Hadisin İbn Mâce’deki rivâyetinde”benim ailemden cumlesi” mevcut değildir.
“Benim ailem” diye terceme ettiğimiz” kelimesi birkaç mânâya gelmektedir. Hattabî, bu kelime ile ilgili olarak şu mânâlara işâret etmektedir.
a) Kişinin, kendi sulbünden gelen oğlu,
b) Kişinin akrabaları,
c) Kişinin amcaoğullan Hz. Ebu Bekir Sakîfe gününde, “Biz, Rasûlullah’ın amca oğullarıyız” demiştir.
İbnü’l Esîr, En-Nihâye adındaki eserinde bu kelimeyi şöyle izah etmiş­tir: kişinin en yakın akrabasıdır. Hz. Peygamber’in ıtresi Abdû’l Muttalip oğullandır. Kureyş olduğu da söylenmiştir. Meşhur olan, onların, kendilerine zekat verilmesi caiz olmalayanlar (Haşimoğulları) olduğudur.
Hadisin devamında Efendimiz, Mehdî’nin Hz. Fâtıma’nın evlâdından olacağını beyan buyurmuştur. Hafız İmâduddin, bu ifadeyi göz önüne alarak Mehdî’nin Abbasilerden sonra çıkacağını söylemiştir.
Bu hadis, Mehdî’nin Hz. Fatıma’nın oğulları arasından çıkacağı konusunda açıktır. Ama hangi oğlunun neslinden geleceği konusunda bir açıklık yoktur. Bu konu daha önceki hadisin şerhinde açıklanmıştır.
Hadisin sonunda Abdullah b. Cafer, Râvîlerden Ali b. Nüfeyl’in güvenli bir râvî olduğuna dikkat çekmek istemiştir. Onu böyle bir izaha gerek duyduran sebep Ali b. Nüfeyl hakkındaki bazı söylentilerdir. Ulema ge­nelde bu zat hakkında (Lâ be se bih) tâbirini kullanmaktadır.[16]

Ebû Saîd El Hudrî (r.a)’dan rivâyt edildiğine göre, Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur:
“Mehdî ben (im neslim) dendir. O açık alınlı ve ince burunludur. Dünyayı zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracak ve yedi sene hüküm sürecektir.”[17]

Açıklama
“Açık alınlı” diye terceme ettiğimiz terkibi, aslında, “başının ön tarafının saçı dökül­müş veya saçının yarısı dökülmüş” mânâlarındandır. “İnce burunlu” diye terceme ettiğimiz terkibinin de ayrıca, uzun burunlu, yumru burunlu mânâlarına gelmesi ihtimal vardır. Aliyyü’l
Bu hadiste Efendimiz, yukarıdakilerden farklı olarak Mehdî’nin şekli­ni tarif etmiş, kalacağı müddeti söylemiştir. El Münâvî bir rivayette yedi senenin yanı sıra “Veya dokuz” sene ilâvesinin, başka bir rivayette de “Allah ona üçyüzbin melekle yardım edecektir.” ilâvesinin yer aldığını söyler.[18]

[1] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/393-394.
[2] Tirmizî, Fiten, 46. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/394.
[3] Müslîm. İmare 7; Ahmed b. Hanbel V-90,93. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/395.
[4] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/395.
[5] Müslim, İmare 6.
[6] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/395-399.
[7] Bu işaret değişik senetleri delirtmek için konulur. Bu hadis Müellife beş ayrı isnâdla gelmiş ve bunların ara sun harfi İle ayırmıştır. “Tahvil” anlamındadır.
[8] Buradaki şek râvî’dendir,
[9] Şek râvîdendir.
[10] Tirmizî, Fiten 52. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/399-400.
[11] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/400-401.
[12] İbn. Mâce, Fiten 34 Ahmed b. Hanbel 1-299, III -28,37. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/401-402.
[13] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/402.
[14] “Mühdi” şeklinde okumak mümkündür.
[15] İbn Mâce, Fiten 34. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/402.
[16] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/402-403.
[17] Ahmed b. Hanbel II-291, 111-17. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/403-404.
[18] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/404

mygif
1507. aslan Yazmış 26 Ekim 2009

DÜNYANIN BİTİŞİNE SON BİR GÜN KALSADA ALLAH,BENİM EHLİ BEYTİMDEN BİR KİŞİ GÖNDERECEKTİR(HADİS-İ SAHİHEYN)

mygif
1515. Fatih Erdem Yazmış 7 Kasım 2009

Allah Teâlâ, Risâle-i Nûr talebelerine akıl fikir ihsan eylesin!
Ben başka birşey diyeceğim:
Yanlış hatırlamıyorsam Dost Tv kanalında görmüştüm. Esmâ-i Hüsnâ içeren çok uzun ve çok güzel bir duâ yayınlandı. Duânın son kısmında Said-i Nursî Hazretleri’nin ismi de zikredildi. Hani kandil dualarında filan birtakım kişilerin adları anılır ya işte o şekilde bir anış vardı. Bediüzzaman’ı yani yaşadığı devrin aydını olan bu zât-ı muhteremi, Allah’tan (C.C.) ve Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’den sonraki derecede olan biri gibi göstermiş oldular. Ne Ehli Beyt ne de Sahabenin adı zikredildi. Üstad-ı muhterem, sahabeden bile üstün mü yani?
Risalelerin Türkçe’ye tercüme edilmesinde çıkarılan zorluk da risalelerin Kur’an gibi görülmesinden kaynaklanıyor ki bunun da sebebi üstadın “bana yazdırıldı” ifadesidir.
İslâm Dünyası, sadece Nur Cemaati’nden mi ibarettir? Ben o cemaatten değilsem küfürde miyim?
Nur Cemaati’nin bugün ne hallerde olduğu; STV’nin sözde gizli kamera çekimli “Hayat Dersi” ve “Boşanmak İstemiyorum” adlı programlarından bellidir. Muhammet Bozdağ herhalde tatile çıktı ki onun programı ile aile mahkemesi programı birleştirildi! Bu son program ile daha önceki halleri olan iki program da o kadar saçma idi ki gerçek hayatı asla yansıtmıyordu. Meselâ; öyle mahkeme, öyle hakim mi var? Hayat Dersi adlı program muhakkak ki fazla seyredilmediği için kaldırıldı. Yoksa insanlara birşeyler öğretelim kaygısı televizyonculukta yoktur. Zaten birşeyler öğrenmek isteyenler, diğer küçük çaplı kanallara bakıyorlar. STV de Kanal7 kadar olmasa da masonların el attığı bir kanal olmuştur maalesef!
Allah’a emanet olunuz.

mygif
1516. Fatih Erdem Yazmış 7 Kasım 2009

Mehdi’yi, Mesih’i arayın diye bir âyet, bir hadis mi var ki bu kadar üzerinde duruyorsunuz?! Geldikleri zaman ne yapacağınızı bilmeniz kâfi değil mi? İmanınız yeterli değilse ve Deccâl’in ateşine değil de suyuna atılırsanız ve cehennemlik olursanız ne olacak?!
İlâ-yı Kelimetullah için çalışın, cihad edin, Kur’an’ı öğretin, Sünnet’e davet edin, velhasılkelâm emirleri yerine getirin. Ötesini akışına bırakın.
Sırât-ı müstekîm üzere olanları ve de olmak isteyenleri bir tutarak birleşin. Ocu bucu diye ayırmayın.
Aha da ben ülkücüyüm ve liderim Resul-ü Ekrem Ahmed Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimiz’dir. Ondan başka lider mider de tanımam. Ne başbuğ ne de Hoca Efendi! Bunların hepsi de İslâm’a hizmet etmişlerse ediyorlarsa ne âlâ! Efendimiz (A.S.V)dan var mı daha ötesi?
LÜTFEN diyorum LÜTFEN!
Aklımızı başımıza alalım!

mygif
1519. levent topaloğlu Yazmış 11 Kasım 2009

Sevgili kardeşler; Bilirsiniz ki sikke-i tastiki gaybide Sûre-i Ve’l-Asr’in dağ meyvesi namındaki nüktesine bir haşiyedir.

‘daki ahirdeki ta’lar, ekseriyetçe vakfa rastgelmesiyle, cifirce sayılabilir. Bu noktada beraberdir (1358); bu zamanımızı gösterir Ve telâffuzca okunmadığından kalabilir. Bu noktadan şeddeler sayılmazsa ve beraber değil iki yüz küsur sene zamana kadar İmân ve amel-i salihle beraber bir taife-i azime, hasârât-ı azimeye karşı mücahedeye devam edeceğine işaret edip, Fatiha’nın ahirinde -1- gösterdiği zamana; hem -2- birinci cümle, bin

1 “Kendilerine nimet ve ihsanda bulunduğun peygamberlerinin ve onlara tabi olan sâlih kullarının yolu.” Fâtiha Sûresi: 1:7.

2 “Ümmetimden bir taife Allah’ın emri gelinceye kadar [yani kıyâmetin kopmasına kadar] galibâne hak üzerinde devam edecektir.” Bu hadis-i şerif
beş yüz makamıyla ahirzamanda bir taife-i mücahidînin son zamanlarına ve ikinci cümle, bin beş yüz altı makamıyla, galibane mücahedenin tarihine ve üçüncü cümle, bin beş yüz kırk beş makamıyla, pek az bir farkla hem Fatiha’nın, hem Ve’l-Asri Sûresinin iki cümlesinin gaybî işaretlerine işaret edip, tevafuk eder. Demek, bu hadis-i şerifin üç cümlesinden herbirisi, bin beş yüz tarihine ve mücahedenin ne kadar devam edeceğine dair işaretlerine, aynen bu -şedde sayılmazsa-bin beş yüz altmış bir makamıyla, hem -şedde sayılır fakat ‘da lâmdır-bin beş yüz altmış makamıyla iştirak edip, o taife-i azimenin mücahedatları ne kadar devam edeceğini mana-yı işârî ve cifriyle gösterirler. Ve Fatiha ve hadisin irae ettikleri tarihe, makam-ı ebcedleriyle takarrüp edip, farklı bir derece tevafuk ederler ve manalarıyla da, tam tetabuk ederek, parlak bir lem’a-i i’câziye-i gaybiyeyi gösteriyorlar.
Demek Risale-i Nur hizmeti 200 yıl sürecek demektir.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi Mehdi-i azamdır ve onun şahsı manevisi ise onun programını esas alacak ve vazifeyi bitirecektir.
’00 yıl sürecek bir vazife döneminde kişilerin ömrünün buna kafi gelmeyecegini üstad bizzat söylüyor.
Bu böyle oldugu gibi, 5 şua namıyla yazılan yazılan yazılar dikkat cekicidir müracaat edilsin.
Dinsizlik küfri fikrisi kuzeyden rusyadan gelecek diyor. Aynen gelmiş. Sonrada bitmiş. Tam anlamıyla hiç bir fikir tam anlamıyla bitmez ancak önemini yitirmiştir. Rusyada kominizm kaldımı kalmadı. Kim yıktı. bir düşünelim. Dünya savaşları ne zaman oldu. En eşedd şahıslar ne zaman cıktı
Lenin, stalin falan filan. %. şua açık
EE deccal gelmiş. Deccalın küfri fikrisini İsa A.S öldürecek ölmüş ya da can çekişiyor. Mehdide o anda orada. Yani 3 bir anda bulunacak. Bakalım şimdiye o halde, nerede bu deccal dehşetli şahıs. Şimdi yok. Nesi var can çekişen şahsı manevisi. Mehdi nerede gelmiş birinci vazifesi olan imanı kurtarmak mevzuunu risalelerle halletmiş. Şimdi nesi var şahs-ı manevisi. Hz. İsa ona mukabil şahs- manevisi. Yani İlahi program tam tetabuk ediyor.
Biz İmanın Nuruyla görüyoruz ki Üstad Mehdi_ i azamdır. Ve bütün sorunları halletmiştir. Bundan böyle mehdinin askerleri olarak Risale-i Nura tam sarılarak bu büyük hizmetin birer askeri ve hücresi olmaya gayret sarf edelim. Başka mehdiler aramaya gerek yok arkadaşlar. Daha çok söylenecek söz var. Aslında ilmi yazmak lazım fakat, zaman zemin müsait degil.
saygılar, sevgiler

mygif
11865. said99 Yazmış 29 Şubat 2012

bu konuda şüphesi olanlar http://www.bediuzzamansaidnursi.org sitesindeki seyyidlik konusunu okusunlar…

mygif
15044. Support Yazmış 4 Mayıs 2012

Eğer şeddeli م dahi şeddeli lâm’lar gibi bir sayılsa, o vakit bin iki yüz seksen dört (1284) eder. O tarihte Avrupa kâfirleri devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmeye niyet ederek on sene sonra Rusları tahrik edip Rus’un “doksan üç (93)” muharebe-i meş’umesiyle âlem-i İslâmın parlak nuruna muvakkat bir bulut perde ettiler. Fakat bunda Resâili’n-Nur şakirtleri yerinde Mevlâna Halid’in (k.s.) şakirtleri o bulut zulümatını dağıttıklarından, bu âyet bu cihette onların başlarına remzen parmak basıyor. Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli lâm’lar ve م ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zâtlar ise, Hazret-i Mehdînin şakirtleri olabilir. Her ne ise… Bu nurlu âyetin çok nuranî nükteleri var.

1 اَلْقَطْرَةُ تَدُلُّ عَلَى الْبَحْرِ sırrıyla kısa kestik.

Yorumlayın

Anasayfa |

 Adınız

 E-Posta adresiniz

 Web siteniz