Alemlerin yaratıcısı, lütfü ile doÄŸru yolu gösteren, karanlıklardan aydınlığa çıkaran. Rahman, Rahim ve Din Gününün Sahibi ALLAH(cc)’a hamd olsun.
Alemlere Rahmet olarak gönderilen Efendimiz, Önderimiz, Tek Liderimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’a, O’nun aline ve ashabına ve O’nun yolunda olmaya çalışan tüm Müslümanlara salat ve selam olsun.
ALLAH(cc)’ın yeryüzündeki halifesi olmak üzere yaratılan insan; sadece yemek, içmek, çiftleÅŸmek için yaratılmamıştır. Bu sayılanları hayvanlarda yapar. İnsan ALLAH(cc)’ın yeryüzündeki temsilcisi (halifesi) olmak ve ALLAH-ü Teala’ya kulluk görevim layıkıyla yerine getirmek için yaratılmıştır.
insanı hayvanlardan ayıran temel özellik ALLAH(cc)’ın; insanı en mükemmel bir ÅŸekilde yaratması, doÄŸruyu yanlıştan ayıran akıl ve irade vermesi ve insanı doÄŸru yola ulaÅŸtıracak kitaplar ve peygamberler gönderilmesidir.
Madem ki aklımız ve irademiz var. Madem ki insanız ve sadece ALLAH’a kulluk için yaratıldık, madem ki bizim için Cennet ve Cehennem var. O zaman gaflet uykusundan uyanıp kendimize, özümüze yani kulluÄŸumuza geri dönmeliyiz. Bu da sadece “La İlahe illALLAH, Muhammedür Resulullah” kelimesini (Tevhid) bilinçli bir ÅŸekilde söylemek ve daha da önemlisi hayata geçirmekle mümkün olacaktır. Çünkü Tevhid olmazsa kulluÄŸun ve imanın olması, iman olmadan da cennetin kazanılması mümkün deÄŸildir.
“De ki; ‘iÅŸte benim tuttuÄŸum yol budur. Ben, bana tabi olanlarla birlikte ÅŸuur ve basiretle insanları ALLAH’a (ALLAH’ın Tevhid Dini’ne) davet ediyorum. Ben ve bana tabi olanlar böyleyim ALLAH’ı bütün noksanlıklardan tenzili ederim. Ben müşriklerden (ALLAH’a ÅŸirk koÅŸanlardan) deÄŸilim. (Yusuf, 108)
Tevhid; Birlemek, tekleÅŸtirmek, hayat görüşünü O’ndan almak ve her ÅŸeyi O’na has kılmaktır. Tevhid, ALLAH tarafından belirlenen kural ve kavramlara zıt her türlü anlayışı reddetmektir.
Tevhid ile bilinçlenen ve ahlâklanan kiÅŸiye ise Muvahhid denir. Muvahhid; Tüm yaptıklarım yalnızca içinde bulunduÄŸu fani alemin ölçülerine göre deÄŸil; insanın mazisi olan “Ruhlar aleminin” ve insanın istikbali olan “ebedi alemin” ölçülerine vuran ve ilah olarak sadece Tek ve En Büyük îlaha kulluk eden “akıllı insan “dır. Muvahhid; kimliÄŸi ve kiÅŸiliÄŸi bozulmamış, tevhidi hayat biçimi olarak kabul eden ve yaÅŸayan, içinde yaÅŸadığı toplumda tevhidin, İslam’ın yani; ALLAH’ın Dini’nin hakim olması için çalışan kimsedir.
“La ilahe illALLAH” “ALLAH’tan baÅŸka ilah yoktur’ anlamına gelir. “La îlahe” kelimesi; insanın kalbinden, düşüncesinden ve tüm yaÅŸamından sahte ilahları koymasıdır. Yalnız ALLAH’a baÄŸlaması gerektiÄŸi halde, ALLAH’tan baÅŸkasına baÄŸlandığı tüm baÄŸları koparması, kanun ve hüküm koyucu olarak yalnız ALLAH’ı kabul etmesidir.
YüreÄŸin!, seni yaratan .yaÅŸatan, varlığım Zatına borçlu bulunduÄŸun, üzerinde herkesten fazla hakkı bulunan bir Zat’a vermek yerine; Senin ve kendinin geçmiÅŸim ve geleceÄŸin! elinde tutamayan ölümlü birine vermek ÅŸirk’tir. insan ALLAH(cc)’ı bırakıp da kendi cinsine kul olur, onu ilah edinir, ondan korkar, ondan ümit eder, (ALLAH’ın hükümleri ile çeliÅŸse bile) onun hükümlerine boyun eÄŸer ve uygular, özetle ona kul olursa; bu hem sonsuzluk için yaratılmış kendisini geçici bir hayatla sınırladığı için kendisine, hem de kendisinden baÅŸka hiç kimsenin kul olunmaya layık olmadığı yaratıcısına karşı büyük bir haksızlıktır.
Kelime-i Tevhidin ikinci kısmı olan “illALLAH” ise, kiÅŸinin ALLAH’tan baÅŸkasına kulluk etmeyeceÄŸine, ilah, kanun koyucu, itaat edilecek tek makam olarak ALLAH’ı kabul edeceÄŸine dair söz vermesidir. Tevhidi ruhuna, gönlüne, aklına ve hayatına nakÅŸeden insan yaratılışının gayesini anlamıştır. Artık özgürlük ve mutluluk basamaklarım tırmanmaya baÅŸlayacaktır.
“Andolsun ki biz, sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceÄŸiz. Sabredenleri müjdele. Sabredenlere bir musibet isabet ettiÄŸinde derler ki: ‘Biz ALLAH’a aidiz ve ona dönücüleri!,’ Rablerinden bağışlanma ve Rahmet bunların üzerinedir ve hidayete erenler de bunlardır. (2,Bakara: 15 5-15 7)
ALLAH’a kulluk etmek için yaratılan insan musibetler ve belalarla imtihan edilecektir, însana düşen;
sabretmek, dünyanın geçici, ahiretin ebedi olduÄŸunu ve bu ebedi hayata çok iyi hazırlanması gerektiÄŸini, düşünmek, bir gün bu dünya hayatinin biteceÄŸini ve ALLAH’ın huzurunda hesap vereceÄŸini bilmek ve buna baÄŸlı olarak yaratılış gayesi olan tevhidi iyi bilmek ve hayatına aktarmaktır.
ALLAH-ü Teala şöyle buyuruyor: “DoÄŸrusu ALLAH kendisine eÅŸ koÅŸulmasını bağışlamaz. Bunun dışındakileri ise, dilediÄŸi kimse için affeder. Her kim ALLAH’a ÅŸirk koÅŸarsa son derece büyük bir sapıklığa düşmüş olur.(4,Nisa: 116)
Ayette de belirtildiÄŸi gibi ALLAH’ın kesinlikle bağışlamayacağı bir günah var ki, o da ÅŸirktir. En büyük günah ve tek ilacı Tevhid olan bir hastalıktır. Bundan dolayı Tevhidi e çok iyi anlamamız ve yaÅŸamamız gerekir. Günümüzde bir çok insan ÅŸirk batağına bilgisizlik nedeniyle saplanmaktadır.
Tevhidi gereÄŸi gibi anlamak için ALLAH’ın isimlerinden biri olan ve Kur’an-ı Kerim’de 969 yerde geçen “Rabb” kavramım iyi bilmemiz gerekiyor. Kabirdeki ilk soru da “Rabb’in kim?” olacaktır. Kabir sorularım bu dünyada iken ne kadar ezberlese ezberlesin, eÄŸer bu soruların ve doÄŸru cevapların gerektiÄŸi gibi yaÅŸamıyorsa (HaÅŸa) ALLAH’ı kandıramaz. Dünyada taÄŸutlara itaat edenler, “Rabb’im ALLAH” diyemeyecek, yaÅŸamadığı bir ÅŸeyi söyleyemeyeceklerdir. Bu yüzden dünyada Rabb olarak kabul ettiÄŸimiz güç ahretin de sahibi ve hakimi olmalıdır. Zaten dünyadaki sahte ilahların ahirette kendilerine de kullarına da bir faydaları olmayacaktır.
Rabb: Sadece yaratıp bırakmayan; koruyan, gözeten, eğiten, hükmeden, emreden, boyun eğdiren, yeryüzünde insanın mutluluğu için kurallar koyan gibi anlamlara gelir.
“Din ayrı, devlet ayrı, Dini siyasete alet etmeyin.” gibi sözlerle ALLAH(cc)’ı dünya iÅŸlerine karıştırmak istemeyen seküler (dünyevi) mantığa, ilahi red ÅŸu Ayet-i Kerimelerdir: “O gökte de ilahtır, yerde de. ” (43, Zuhruf:84), “İlahınız birdir; O göklerin, yerin ve bunların arasında bulunanların Rabb’idir.”(37, Saffat:4-5) İslam; hukuku, sosyolojisi, ekonomisi ve siyasetiyle ayrılmaz bir bütündür. insanın sorunlarım ve bu sorunların çözümlerim en iyi her ÅŸeyi bilen ve insanı yaratan ALLAH(cc) bilir. Tabiri caizse ALLAH; insanları yaratıp bırakmaz. Ticaretten ziyarete, ekonomiden politikaya, aileden devlete kadar her ÅŸeye karışır.
“TaÄŸutu inkar ve ALLAH’a iman” Tevhidin en temel ve birbirini tamamlayan iki ilkesidir. Bunlardan birisi olmadan Tevhid’den söz etmek mümkün deÄŸildir. ALLAH(cc) şöyle buyuruyor: “Kim taÄŸutu inkar eder, ALLAH’a inanırsa, kopması mümkün olmayan en saÄŸlam kulpa tutunmuÅŸ olur. ALLAH’ı hakkıyla iÅŸiten, hakkıyla bilendir.” (2, Bakara: 256), “Biz her topluma ‘ALLAH! a kulluk edin, taÄŸuttan kaçının.’ diye bir elçi gönderdik.” (l6, Nahl: 36) Bu ayetlerden anlaşılan ÅŸu ki: ALLAH’a iman etmek, taÄŸutu inkar etmeyi gerektirir. O halde taÄŸut nedir?
Tağut: Haddi aşan, ALLAH dışında kendisine kulluk ve itaatte bulunulan, hayata yön veren herkes ve her şeydir.
TaÄŸut, ALLAH(cc)’m hükümlerini tanımayıp, kendi görüşüne göre hüküm koyan ve bu hükümlerle insanları yöneten ve zulmedendir. “ALLAH, hükmedenlerin en iyi hükmedeni deÄŸil midir?” (95, Tin:8)
Dünyada ve ahirette mutlu olabilmeniz; ALLAH(cc)’a samimi bir imanla teslim olmak, tevhidin her yönünü çok iyi kavramak ve hayata geçirmekle mümkün olacaktır.
“insanlardan korkmayın da Benden korkun ve ayetlerimi yok pahasına satmayın. Her kim ALLAH’ın indirdikleriyle hükmetmezse, iÅŸte asıl kâfir olanlar onlardır.” “Kim ALLAH’ın indirdiÄŸiyle hükmetmezse iÅŸte asıl zalim olanlar onlardır.” (5, Maide suresi:44-45)
ALLAH-ü Teala melekleri akıllı ve şehvetsiz, hayvanları ise şehvetli ve akılsız yarattı. Akıl ve şehvetin birleştiği tek varlık insandır. Eğer insan aklı ve iradesi ile şehvetine galip gelirse, meleklerden daha faziletli olur. Eğer şehveti aklına ve iradesine üstün gelirse hayvanlardan daha aşağı seviyeye düşer.
Tüm insanlar, ruhlar aleminde ALLAH(cc)’a verdikleri sözü, amelleri ile ispatlamak zorundadırlar, îman bir iddiadır ve fiillerle ispatı gerekmektedir.
ALLAH’a verdikleri sözü tutmayanlar hesap bilincini kaybedenlerdir. Hesap bilinci hayatı, yaptıklarından hesaba çekileceÄŸinin ve dünyanın bir imtihan alanı olduÄŸunun bilinci ile anlamlı kılma hareketidir. ALLAH-ü Teala buyuruyor: “Hanginizin daha güzel amelde bulunacağım denemek için hayatı ve ölümü yaradan O’dur. O Aziz’dir, Gafur’dur.” (67,Mülk: 2)
ALLAH-ü Teala’nın verdiği rızıkla hayatlarını devam ettirdikleri halde, insanların görev sorumluluklarım kendi heva ve heveslerine göre tayin etmeye çalışanlar, yanı ALLAH’ın mülkünde yaşayıp, Onun bahşettiği sayısız gıda ve nimetlerden faydalandığı halde, o nimetleri vereni görmezlikten gelerek, kendi görüşüne ve çıkarlarına göre hüküm koyarak ve bu hükümlerle insanlara zulmedenler tağutlaşanlardır. Tabii yaratılış gayesini ve kulluk görevlerini ALLAH’tan ve Onun Şeriatından öğrenmek yerine bu insanlardan öğrenmeye kalkanlar da hesap bilincini kaybedenlerdir.
ALLAH(cc) şöyle buyuruyor: “İnsanlar yalnız ‘İnandık’ demekle bırakılıvereceklerini, kendilerinin imtihana çekilmeyeceklerim mi sandılar? Andolsun ki bit onlardan evvelkilerini de imtihan etmiÅŸizdir. ALLAH sadık olanları da yalancı olanları da elbette bilir. Yoksa kötülük yapanlar kurtulabileceklerim mi sanıyorlar? Ne kötü hüküm veriyorlar.” (29,Ankehut:2-4) Bu ayetler insana hesap bilincini kazanmasını ve korumasını emretmektedir. Hesap bilinci; hesap vermek üzere dirileceÄŸinin bilinci île hareket etmektir. Peygamberler bu bilincin öğretmenleridir. Kendilerine örnek, model olarak peygamberleri seçenler hesap bilincini kazanmışlardır. TaÄŸutları lider ve örnek olarak seçenler ise kullara kul olmuÅŸlardır. Hesap bilincini kazanmış olanlar dinlerini yaÅŸamak için dünyalarım feda etmekten çekinmezler. Onlar için ahiret dünyadan daha hayırlıdır.
Ey insan! Nasıl var olduğunu ve varlığının sebebini hiç düşündün mü? Güneşi, yıldızları ve ayı hiç düşündün mü? Dağları, denizleri, ağaçları hiç düşündün mü? Milyonlarca tür canlıyı, bunların yaratılışım ve neden yaratıldığım hiç düşündün mü? Bütün bunlar sana yaradanım hatırlatmıyor mu? Tüm bunlar sence (haşa) sadece görüntü olsun diye mi yaratıldı?
Ey İnsan! Kimsin? Nesin? Nereden, neden geldin ve nereye gideceksin? Yoksa bu kadar mükemmel yaratıldığın halde, sadece yiyip-içmek, gezip-tozmak için mı yaratıldığım düşünüyorsun?
insanın bir yaratılış nedeni vardır. O da ALLAH’a kulluk etmektir. ALLAH-ü Teala buyuruyor: “Ben cinleri ve insanları yalnız, bana kulluk etmeleri için y arattım. “(51, Zariyat:56) insanın bu kulluÄŸu nasıl yerine getireceÄŸinin can alıcı noktası ise Tevhidedir. Tevhide; hayatın her (siyasi, sosyal, ekonomik, hukuki), insanın konuÅŸtuÄŸu her sözde, yaptığı her iÅŸte, duygusunda, düşüncesinde sadece ve sadece ALLAH’ın rızasını gözetmesidir.
Öyleyse bu gafletinin sebebi nedir? Neden ALLAH’tan ve Onun Kitabından gafilsin? Neden ‘Müslüman’ım’ deyip de gerçek anlamda teslim olmuyorsun? Neden her gün bir cenazeye ÅŸahit olduÄŸun halde ölümden gafilsin? Neden mahÅŸer gününün dehÅŸetinden habersizsin? En az günlük haberlerle ilgilendiÄŸin kadar Yüce ALLAH(cc)’ın kitabı ile ilgileniyor, onu anlamaya çalışıyor musun? Neden gireceÄŸin kabrin darlığından gafilsin? Neden ebedi olan Cennet’in nimetlennden ve Cehennem’in korkunç azabından gafilsin? Yoksa hiç ölmeyeceÄŸini, kabre girmeyeceÄŸim, kıyamet kopunca kabirden kalkmayacağım, ALLAH’ın huzurunda hesap vermeyeceÄŸini, Cennet ve Cehennemle karşılaÅŸmayacağım mı sanıyorsun?
“İnanıyorum” diyen ey insan! Bu gafletin neden? ALLAH’a inandığım söylediÄŸin halde neden ALLAH’a karşı asi bir hayat sürüyorsun? Neden ALLAH’a raÄŸmen ALLAHsız bir hayat sürdürüyorsun? Neden Rabbimizin vadettiÄŸi ebedi güzelliÄŸi, cenneti görmezlikten gelip de ÅŸu bir günlük dünya hayatım tercih ediyorsun. ALLAH’ın bizi gördüğünü, her hareketimizin gözlendiÄŸini, ALLAH’ın bize ÅŸahdamarımızdan daha yakın olduÄŸunu bile bile nasıl bu kadar isyan ve günaha batabiliyorsun?
“Şüphesiz ki ALLAH üzerinize gözcü bulunuyor. “(96,Alak: 14)
“Ben ateÅŸe dayanırım.” diyorsan elini yanan bir mumun üzerinde kaç saniye tutabileceÄŸim dene. Resulullah(s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Cehennem ehlinin azap yönünden en azı, kıyamet gününde ateÅŸten yapılmış iki pabuç ayaklarına giydirilir. Ki o pabuçların hararetinden onun beyni fıkır fıkır kaynar. (Buhari-Müslim) Evet, dayanabilir miyiz bu ateÅŸe?
Ey Durumundan Gafil Nefis! Sen ALLAH’ı görmüyorsun ama O seni görüyor. Her yaptığın iyiliÄŸi ve kötülüğü görüyor. iÅŸlediÄŸin zerre miktarı kötülük ve iyilik bir gün karşına mükafat veya ceza olarak çıkacak. Bunu bil ve ona göre yasa.
Ey Nefis! Gel Rabbimize kulluk edelim. Gel ÅŸeytana yenip, kendimize gelelim. Ömür dediÄŸin ne ki? îşte geldik, gidiyoruz. Dün olanlar bugün yok ve yarın bizler de olmayacağız. “Nerede olursanız olun, hatta talikim edilmiÅŸ kalelerde olsanız bile ölüm yine de size eriÅŸir. “(4,Nisa: 78)
Dünyada bin türlü zahmetle ne kadar mal edinebilirsin? Karun kadar zengin olsan, kazandıklarım kabre götürebilecek misin? Yoksa uğruna sonsuz bir hayatı ahireti feda ettiğin malların mirasçılanna mı kalacak?
Unutma ki dünya hayatı çok kısa. Tüm hayatımızı bir gün gibi düşünürsek; günün ilk saatleri çocukluÄŸun, öğle vakti gençliÄŸin, ikindi ve akÅŸam orta yaÅŸlılığın, yatsı ihtiyarlığın, yatağın ölüm döşeÄŸin, uyku ölümün, üstüne örttüğün yorgan ise kabirdir. Sabah olunca -ki sabah çabuk oluyor-Rabbimizin huzuruna çıkıp hesap vereceÄŸiz. Bazen öyle durumlar oluyor ki günün her hangi bir saatinde uyuyabiliyoruz. îşte hayatı ve ölümü bu ÅŸekilde düşün. Evet, ey insan! Kıyameti, ölümü. Cenneti, Cehennemi ve hiç kimseye iltimasın yapılmayacağı, torpil ve rüşvetin iÅŸe yaramayacağı, makam, mal, para. ve dünyalık hiçbir ÅŸeyin fayda vermeyeceÄŸi günü ve vereceÄŸin çetin hesabı düşün, ona göre yasa… baÅŸladığın her günü “Bu benim son günüm olabilir. Onun için bu gi’mümde ahiretim için ne yaparsam, o kardır.” diye düşün.
Ey Nefis! O büyük güne hazırlan. O gün görürsün ki; Gök delinmiş, yıldızlar dökülmüş ve sönmüş, Cehennem kızıştırılmış. Cennet yaklaştırılmış. O gün her nefis daha önce gönderdiğin! veya geciktirdiğini görür. O gün dil susar, azalar konuşur. Her hangi bir gizli durum kalmaz.
Ey Nefis! ALLAH(cc)’ın sana yönelteceÄŸi sorular hakkında düşün. Az, çok, büyük, küçük her ÅŸeyden sorulacaksın.
Ey Nefis! Farzet ki melekler seni tutmuÅŸ, ALLAH(cc)’ın huzuruna getirmiÅŸler. ALLAH(cc) sana soruyor:
” Ben gençliÄŸi sana nimet olarak Vermedim mi? BahsettiÄŸim o gençliÄŸim nerede harcadın? 4- Sana ibret alanın ibret almasına yetecek kadar uzun ömür vermedim mi? Bu ömrü nerede tükettin? Sana rızk olarak mal vermedim mi? Onu nereden kazandın ve nerede harcadın? “^ Sana evlat vermedim mi?
Benden utanmadın mı ki çirkin amellerle bana meydan okudun? Kendini insanlara iyi ve güzel göstermeye çalıştın. Ben diğer mahlııklardan daha mı önemsizdim ki (haşa), sana bakışımı lıafife aldın. İnsanlardan gizlediğin halleri, bana karsı perva etmedin. Seni görmediğimi, huzuruma hesap vermek üzere gelmeyeceğim mi sandın?
ALLAH-ü Teala şöyle buyuruyor: “Ey İnsan! Seni yaratıp düzenleyen ve dilediÄŸi ÅŸekilde tertib ederek(oluÅŸturarak) sana mütenasib(uygun) bir vücut veren kerem sahibi Rabbine karşı seni isyana sevk eden nedir? Fakat hayır, siz asıl dini yalanlıyorsunuz. Oysa yaptıklarınızı bilen çok deÄŸerli yazıcı melekleri sizi gözetlemektedirler. İyiler şüphesiz nimet cennetlerindedirler. Kötüler ise muhakkak cehennemdedirler. Din gününde oraya varıp girecekler ve oradan hiç kaybolmayacaklardır. Din Gününün ne olduÄŸunu sen nereden bilirsin? Evet, Din Gününün ne olduÄŸunu nereden bileceksin? O gün, kimsenin kimseye hiçbir fayda saÄŸlamayacağı bir gündür. O gün buyruk, yalnız ALLAH’ındır.” (infitar, 6-19)
“Hayat ne kadar gerçekse ölüm de. o kadar gerçektir.” diyen insanların hayatlarına bakıldığında dilleriyle böyle söyledikleri halde, yaÅŸamlarıyla “Hayat gerçek, ölüm yalan.” görüntüsü veriyorlar. îşlerine baktığınızda hiç de ölecek birinin iÅŸlerine benzemiyor. Rabbimiz bu gerçeÄŸi ne güzel ifade ediyor. “Sanki dünyada ebedi kalacakmışsınız gibi binalar ediniyorsunuz. (26, Åžuarâ: 129)
Dünyadaki bütün yollar ölüme çıkar. Ölümden sonra yollar tek yola iner, O da ALLAH’a gider. Hayata birkaç damla su ile baÅŸlayıp, ölümden sonra sonsuzluÄŸa uzanan biz insanların, ölüm sonrası hakkında ciddi endiÅŸeleri yoksa, bu, hem dünya hem de ahiret hayatımız için büyük bir tehlikedir. YaÅŸadığımız toplumdaki insanların çoÄŸu “Müslüman. ” Bu insanlara cennet, cehennem, ölüm hakkında sorduÄŸumuzda -Cennet, Cehennem var.-Son durak kara toprak”.diyorlar. “-Bunların hepsine inanıyoruz. İnanmayan kâfir olur. “diyorlar. Fakat bu insanlara konuÅŸurken deÄŸil de yaÅŸarken baktığınızda: Cennete inandığım söyleyen çok, ona talip olan çok az. Cehennemin korkunç bir yer olduÄŸunu söyleyen çok ama ondan gereÄŸi gibi kaçınan çok az. Hesap gününün varlığına inandığım söyleyenlerin yaÅŸantılarına baktığınızda yaptıklarından ve yapmaları gerekirken yapmadıklarından sorulmayacaklarmış gibi bir hayat sürdüklerim görüyorsunuz. “Ölüm var. “diyenler, hiç ölmeyecekmiÅŸ gibi yaşıyorlar.
İnsanlar, sulu, yeÅŸil bir mekan görünce hafta sonu orada birkaç saat piknik yapmayı tasarlıyor da ALLAH’ın yeÅŸil ve sulu Cennetinde ebedi piknik yapmanın programım yapmıyorlar. 40-45 derecelik yaz sıcağından kaçan insanlar, Cehennemin bilmem kaç bin derecelik sıcağından kaçınmıyorlar. Åžu geçici dünyada en fazla 50-60 yılım geçireceÄŸi daireler, villalar yaptırmak için gece-gündüz çalışan insan, sonu olamayan bir hayat ahirette bir gece kondusu olsun diye neden çalışmaz?
Yine bu insanlar mahkemeye düştüklerinde beraat etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Ama aynı insanlar bir gün kurulacak olan ilahi mahkemede beraat etmek için pek de fazla çaba harcamıyorlar. ‘ Kendisine bir hediye veren bir arkadaşına, yine bir hediye ile karşılık veren bir insan ALLAH’ın verdiÄŸi bunca nimeti nasıl karşılıksız bırakır? Birisine bir iyilik yapsak, adam karşılığında teÅŸekkür etmeden çekip gitse “Ne karaktersiz adam. Bir teÅŸekkür bile etmedi.” deriz. Peki bizim ALLAH’a bunca nimete karşılık şükretmememiz ve nankörlüğümüz ne olacak? ALLAH’ın bize bahÅŸettiÄŸi bunca nimetin, bir fincan kahve kadar hatırı yok mu?
Bütün meseleler gelip, ahirete iman noktasında düğümleniyor. Biz hep “ALLAH’tan geldik, ALLAH’a döneceÄŸiz.” diyoruz ama inanmıyoruz. Bu belirsizliÄŸin çözümü için önce ölümü anlamak gerekiyor. Ölümü anlamadan hayatı anlayamayız.
İnsanın hayatı nasıl anladığı ve yaÅŸadığı, ölümü nasıl anladığına baÄŸlıdır. EÄŸer siz ölümü bir bitiÅŸ ve yok oluÅŸ ÅŸeklinde anlıyorsanız hayat görüşünüz de “Nasıl olsa ölüm var. O halde ne yapsam kârdır.” biçiminde ÅŸekillenecektir.
Ama ölümü hesap vermek üzere sonsuzluÄŸa geçiÅŸ olarak görüyorsanız, o zaman hayatınızı “En ince ayrıntısına kadar her yaptığınızdan sorulacağınızın bilincinde olarak” yaÅŸarsınız. Bir iÅŸ yapmadan önce huzuruna varacağınız ALLAH’ın istediÄŸi ÅŸekilde hesaplı ve ölçülü yaÅŸarsınız. Öyleyse ölümü anlamaya çalışalım.
“De ki; Haberiniz olsun! O sizin kaçıp durduÄŸunuz ölüm mutlaka basımla gelecektir. Sonra gizliyi ve aÅŸikarı bilen ALLAH’a döndürüleceksiniz, O da site neler yapmış olduÄŸunuzu haber verecektir.” (62, Cuma:
Günlük hayatınızda hiçbir ÅŸey size ölümü hatırlatmıyor mu? ÖrneÄŸin: GüneÅŸin doÄŸuÅŸu ve batışı. GüneÅŸ; sabah doÄŸar, gündüz yaÅŸar ve akÅŸam ölür ve sabah tekrar dirilir. GüneÅŸ bize bu durumu ile her gün şöyle seslenir: “Ey însan! Bir gün sen de mutlaka ölecek ve hesap vermek üzere dirileceksin. Onun için hayatinin her anım ALLAH(cc)’ın rızasına uygun olarak yaÅŸa.
Ey însan! Hayat ve olaylara iman ve akıl penceresinden bakarsan, ölümü ve diriliÅŸi ölmeden görebilirsin. Rabb’imiz mevsimleri yaÅŸatırken de yeniden diriliÅŸin bu dünyadaki delillerim aylarca bize ‘’seyrettirir. Her sonbahar ve kış bir ölüm, her ilkbahar bir diriliÅŸtir. Kışın toprağı ve hayatı ölü görürsünüz. Ama baharın gelmesiyle; yaÄŸmurun inmesi ve güneÅŸin çıkması ile kainat yeniden canlanır. Hayat yeniden hareketlenir.
Ey insan! Şu anda toprağın altında, bizim yaşımızda ölen milyonlarca kişi var. Toprağın altındaki kişilerin halini düşün. Etlerinin çürüdüğünü, kemiklerinin dağıldığım, eşlerinin dul, yavrularının yetim veya öksüz kaldığım, kazandığı ve dünyada bıraktığı onca dünya malının hiçbir fayda sağlamadığım düşü. Ölüm her an pusuda olduğu halde bir çok kimsenin ölümden nasıl gafil olarak ölüme yakalandığım düşün.
Ummadığın bir anda ölüm meleÄŸi ile karşılaÅŸtığım ve karanlık kabre girdiÄŸim ve hesabın görüldükten sonra hakkında “Cennete götürün!” veya “Cehenneme götürün” diye hüküm verildiÄŸini düşün, iÅŸ iÅŸten geçmeden ÅŸu ilahi uyarıya kulak verelim: “Hiç kimsenin hiç kimse adına bir ÅŸey ödeyemeyeceÄŸi, hiç kimsenin ÅŸefaatinin kabul edilmeyeceÄŸi, hiç kimseden fidye alınmayacağı ve (nihayet) kendilerine yardım bile edilmeyecek bir günden (hesap gününden) sakının.” (2,Bakara: 48)
Düşün! Ölümü ve vereceÄŸin ya da veremeyeceÄŸin hesabı düşün. Unutma ki “Dünyada amel var, hesap yok. Ahirette ise hesap var, amel yok.” Düşün ki ÅŸu anda toprağın altında olup da ömrünü günah ve isyanla geçirmiÅŸ milyarlarca insan senin yerine ÅŸu anda dünyada olmayı ve salih ameller iÅŸleyip, ALLAH’ın rızasını kazanmak için tüm dünya malını vermeyi isterlerdi. Ama son piÅŸmanlık fayda etmiyor.
“AteÅŸin karşısında durdurulduklarında: ‘Ah ne olurdu(dünyaya) geri gönderilseydik de Rabb’imizin ayetlerim yalanlamasaydık ve müminlerden olsaydık.’ deyiÅŸlerim bir görsen.” (6, Enam: 27)
Bundan dolayı elimizdeki ömür sermayesini bir ganimet bilip, her anı Hak’kın rızasını kazanmak içim kullanalım inşALLAH. (Amin)
alıntı







ALLAH razı olsun mükemmel rabbim içimize sundursun.yaşantımızı TEVHİT leştirelim.amin