Takva; korunma, sakınma demektir. Yüce Yaratıcı’sına sığınıp teslim olarak her türlü günahlardan korunmanın niyet ve gayreti içine girmektir. Cenâb-ı Allah’ın rızasını ve sevgisini kazanabilmek için, O’nun himayesine girerek emirlerine sımsıkı sarılmak ve yasaklarından da sakınmaktır. Takva sahipleri; Allah’ın Resul’ünü örnek alarak, ibadeti ve insanlara hizmeti Muhammedî ÅŸefkat anlayışı ile yaparlar. İmanda, ibadette ve hareketlerde mükemmellik sergiler. Böyle bir gayret içinde olan mü’minler, nefislerini kötü sıfatlardan arındırarak, Yüce Yaratıcı’nın istediÄŸi ilahi sıfatlardan oluÅŸan takva elbisesi giyerek kemale erer ve takva sahibi kul olma mutluluÄŸuna eriÅŸirler. A’raf 7/26 : «Ey AdemoÄŸulları (kadınlar ve erkekler)! Size ayıp yerlerinizi örtecek örtü ve bir de süs elbisesi indirdik. Fakat TAKVA ELBİSESİ hepsinden hayırlıdır.» Takva elbisesi giyenler Yüce Yaratıcı’nın en çok sevdiÄŸi kullarıdır, kurtuluÅŸa erenler onlardır, cennet onlar için hazırlanmıştır. Hucûrat 49/13 : «… Muhakkak ki, Allah yanında en deÄŸerli olanınız, takvaca en ileri olanınızdır…» Yüce Allah; dostluÄŸuna ve sevgisine eriÅŸilebilmesi sırrını, Yûnus 10/63 ayeti ile şöyle vermektedir :« (Allah’ın dostları veliler)İman edip de takvaya sarılmış olanlardır. »Şu halde eriÅŸilecek ilâhî yol a) Allah’a iman ve b) Takvadır.
A) ALLAH’A İMAN
Hucûrat 49/7 : «… Allah, İMANI size sevdirmiÅŸ ve onu gönüllerinizde süslemiÅŸtir.» İman; sezgiye, hissediÅŸe dayalı bir sevgi olayı, Yüce Allah’ın verdiÄŸi eÅŸsiz bir yaratılış duygusudur. İnsanlara doÄŸuÅŸtan verilen iman sırrına, akıl çizgisinin ötesinde ancak gönül ile ulaşılabilir. BaÅŸka bir deyiÅŸle iman, Yüce Yaratıcı’yı minnet ve şükran duyguları ile sevmektir. İman nimeti, kulun Allahü Teâlâ’ya yönelerek gönlündeki iman ışığının yanması ile baÅŸlar ve Cenâb-ı Allah’ın da bu sevgi cereyanına cevap vermesi ile tamamlanır. Yûnus10/100 : «Allah’ın izni olmadıkça hiçbir nefsin iman etmesi mümkün deÄŸildir… »Minnet ve şükran duyguları ile Yüce Yaratıcı’sına sığınıp teslim olan insan, Allahü Teâlâ’nın cevabî ışığı ile imana kavuÅŸur. İmanda ilk ışık, doÄŸuÅŸtan kendine verilen Rab’bini bilme özelliÄŸinden dolayı kuldan gelmektedir. İmana kavuÅŸma ile o insan için kurtuluÅŸun baÅŸlangıç yolu açılmış, Cenâb-ı Allah’ın lütfuna ve sevgisine eriÅŸmiÅŸtir. Enfâl 8/2:İnanmış olanlar o kiÅŸilerdir ki, Allah anıldığında yürekleri ürperip titrer ve onlara Allah’ın ayetleri okunduÄŸunda, bu onların imanlarını arttırır. Ve onlar yalnız Rablerine güvenip dayanırlar. Kalpten gelen iman duygusunu, gözle görüyormuÅŸ gibi içtenlikle kabul etmek ve dil ile de açıklamak esastır. Bakara 2/177 : « …Zafer ve mutluluÄŸa ermek, o kiÅŸinin hakkıdır ki Allah’a, Ahiret Günü’ne, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır… Takva sahibi ancak onlardır.»
B) TAKVA
A’raf 7/26 : «…TAKVA ELBİSESİ hepsinden hayırlıdır.» Cenâb-ı Allah’ın halife olarak yarattığı insandan istediÄŸi en erdirici kulluk görevi; takva sıfatlarından oluÅŸan takva elbisesi giymesidir. Yüce Allah’ın en çok sevdiÄŸi kul olan takva sahiplerinin sıfatları nelerdir? Hangi özelliklerle insanlar Allah katında yücelebilmektedir? Kur’ân’da; takva sıfatlarına sahip olunabilmesi için, yaklaşık on temel ibadet emri verilmiÅŸtir : 1) İnfak ve Sevgi, 2) Namaz, 3) Zekât, 4) Af Edici ve Dileyici Olma, 5) Sabır, 6) Oruç, 7) Muhsin Olma, 8 ) Ahde Vefa, 9) Adalet ve Dürüstlük, 10) İlim. İşte bu ilâhî sıfatlara sahip olanlar takva sahibidir ve onlar bu özellikleriyle takva elbisesi giymiÅŸler, Yüce Allah’ın rahmet ve sevgisine de ulaÅŸmışlardır.
İman sahipleri; takvanın niteliklerini mutlaka bilmeli, bu özellikleri kendi yaÅŸamına uygulamayı temel prensip edinmelidir. Tegabun 64/16 : « Gücünüz yettiÄŸi ölçüde takvada bulunun… »Takva sıfatları kazanılarak takva elbisesi giymek nefsin terbiye yolundan baÅŸka birÅŸey deÄŸildir. Nefsin kötü sıfatları; ÅŸirk(Allah’a ortak tanıma), zulüm (eziyet etme), küfür (gerçeÄŸi örtme), yalancılık, ÅŸehvetperestlik, nefs arzusunu tanrı edinme, alaycılık, dedikodu, şüphecilik, kibir, cimrilik, israf, kıskançlık, ihanet, öfke, kin v.s.dir. İnsanlarda yaratılıştan iki kuvvet mevcuttur : Ruh ve meleklerden kaynaklanan pozitif kuvvetler, nefs ve ÅŸeytan etkisiyle oluÅŸan negatif kuvvetler. Nisa 4/128:« …Esasen nefisler, hırs ve kıskançlıklarla dolu olarak yaratılmıştır… »İşte bu kötü niteliklerden kurtulabilmek, Yüce Allah’ın istediÄŸi ilâhî özellikler olan takva sıfatlarını kazanmakla mümkün olur. OluÅŸun pozitif kuvvetleri ilâhî sıfatlar ile negatifin temsilcisi kötü nitelikler, yaratılış kanunu gereÄŸince bir arada baÄŸdaÅŸamaz. Kul, takva özelliklerine kavuÅŸma oranında, nefsin kötü sıfatlarını da disipline ederek onlardan kurtulmaya baÅŸlar. Kötü nitelikler, Cenâb-ı Allah’ın istediÄŸi ilâhî özelliklere bürünmeden nefsi asla terketmez. Takva sıfatları kazanıldıkça, kötü sıfatlar da kulu bir bir terk ederek yerini ilâhî özelliklere bırakır. Kemal mertebesinde de tam arınıp yücelir ki, Cenâb-ı Allah’ın sevgisine ulaÅŸmış, Dünya plânındaki makamların en büyüğüne kavuÅŸmuÅŸtur. Fecr 89 / 2730: «Ey huzur içinde olan can! O, senden sen de O’ndan hoÅŸnut olarak (sevgiyle) Rabbine dön. İyi kullarımın arasına gir. Cennetime gir.» Yüce Allah, takva sıfatlarını birçok ayetlerle açıklayarak vurgulamıştır. Takva elbisesi, yaklaşık 10 ilâhî sıfattan oluÅŸur.
1) İNFAK VE SEVGİ
3/134 : Takva sahipleri, bollukta da darlıkta da infak ederler…
51/15, 19 : Gerçekten takva sahipleri cennetlerde ve pınar baÅŸlarındadır…Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardır.
İnfak; sahip olduklarımızdan ihtiyaç sahipleri için pay ayırarak vermedir. Bu verme, insanlığa hatta tüm canlıların yararına yöneliktir. Zengin, yoksul ayrımı yapmadan bütün iman edenler için konulmuÅŸ eÄŸitici ve erdirici en mükemmel ibadetlerdendir. İnfak; Allah’a olan sevginin, güvenin ve teslimiyetin bir ifadesidir. Paradan, maldan yapıldığı gibi güzel söz söylemek, güler yüz göstermek de bir infaktır. Ayrıca dertli bir insanı teselli etmek, hasta ziyaretleri ile moral vermekte bir infak ÅŸeklidir. Zekât, sadaka ve fitre miktarı tayin edilmiÅŸ sınırlı bir yardımdır. Oysa infak, sahip olunanlardan gönlün dilediÄŸi kadar ayırdığı sınırsız bir vermedir, Âli İmrân 3/92 de şöyle buyruluyor : SevdiÄŸiniz ÅŸeylerden infak etmedikçe zafer ve mutluluÄŸa asla ulaÅŸamazsınız. Åžu halde verilenler, nefsin sevdiÄŸi ÅŸeylerden olmalı ki nefs arınabilsin. Yüce Allah, infakın eksiltmeye deÄŸil ancak artışa sebep olacağını belirtmektedir. Sebe 34/ 39 : «…BirÅŸey infak ederseniz, Allah onun yerine baÅŸka birÅŸey lûtfeder…» İnfak kimlere verilmelidir? Bakara 2/215 ayeti bunun cevabını şöyle vermektedir :« … İnfak ettiÄŸiniz mal ve nimet; ana-baba, yakınlar, yetimler, yoksul ve çaresizler ve yolda kalan için olmalıdır … » Åžu halde öncelik, kendi yakın akrabaların yoksullarına olmalı ve daire gittikçe büyütülmelidir.
Hayır iÅŸlerinde yarışmak. Hayır, insanlara Allah rızası için karşılık beklemeden yapılan iyilik ve yardımdır. Hayır iÅŸleri de bir infak ÅŸeklidir. Âli İmrân 3/114-115 : «…Hayır iÅŸlerinde yarışırca koÅŸarlar… Hiçbir hayır karşılıksız bırakılmaz. Allah, takva sahiplerini çok iyi bilmektedir. »Şu halde Allah’ın rızasını kazanabilmek, hayır iÅŸlerinde yarışarak en iyisini yapmakla mümkündür. Halka hizmetin Hakk’a hizmet olduÄŸunun ÅŸuuru temel ilkedir. Yapılması istenen hayır iÅŸleri nelerdir? ÖrneÄŸin; yoksul ve yardıma muhtaç olanları giydermek, yemek yedirmek, evlendirmek, sermaye vermek v.s. gibi hayır iÅŸleri ile Kızılay DerneÄŸi, Çocuk Esirgeme Kurumu, Türk EÄŸitim Vakfı gibi hayır kurumlarının kurulmasına katkıda bulunmak veya onlara bağış yapmak, faydalı kitaplar yazmak, insanlığa hizmete yönelik bilimsel araÅŸtırma ve buluÅŸların en iyisini, en üstününü yapmaya çalışmaktır..
Salih amel sergilemek. Hayır iÅŸi, Cenâb-ı Allah’ın çok sevdiÄŸi bir kulluk görevi olan salih ameli de içerir. Salih amel, insana hizmete ve barışa yönelik bütün düşünce ve faaliyetlerdir. ÖrneÄŸin para, pul, şöhret deÄŸil de insanlara faydalı olmak için çalışan bir doktor; maddi menfaat düşünmeden öğrencilerine sevgi ile yaklaÅŸan, onların iyi bir insan olarak yetiÅŸmeleri için özveri ve gayret gösteren bir öğretmen, ülkesinin ve ÅŸehir halkının hep hayrı ve mutluluÄŸu için doÄŸru karar ve tatbikatlar ile hizmet eden bir baÅŸbakan, bir milletvekili, bir belediye baÅŸkanı da salih amel sergilemektedir. Onlar ; hem iman etmiÅŸ ve hem de salih amelde bulunarak, Allah katında yaratılmışların en hayırlıları olma yüceliÄŸine eriÅŸmiÅŸlerdir. Beyyine 98/7,8 : «İman edip salih amel iÅŸleyenler, yaratıkların en hayırlılarıdır. Onların Rableri katındaki ödülleri… Adn cennetleridir…»
Çok çalışmak. İnfak, hayır iÅŸleri ve salih amel gibi insanlara faydalı ve esenliÄŸine yönelik hizmetler, büyük ölçüde bir yardım ÅŸeklidir. Bunları karşılamak için takva sahiplerinin çok çalışmak ile yükümlü olacağı şüphesizdir. Yüce Allah; kullarından kendilerine ve insanlara faydalı olabilmeleri için çok çalışarak didinmelerini istemektedir. İnÅŸirah 94/7-8 : «İşlerinden boÅŸaldığın zaman tekrar çalış ve yorul. Yalnız Rabbine yönel.» Yine Kur’ân’ı dinleyelim. Necm 53/39-41 : «Şu bir gerçek ki, insan için çalıştığından baÅŸkası yoktur. Elbette çalışması ileride görülecektir. Sonra ona en doÄŸru karşılık verilecektir.» İslâmiyette tembelliÄŸe yer yoktur. Tevbe 9/105 : «İş yapıp deÄŸer üretin; Allah, O’nun Resulü ve mü’minler yaptıklarınızı göreceklerdir…»
Yaratılanları sevmek. Takva sahiplerinin bir özelliÄŸi de, kaynağını Yüce Yaratıcı’dan aldıkları sevgi ile dolu oluÅŸlarıdır. Âli İmrân 3/119 : «İşte siz iman edenler öyle kimselersiniz ki, imansız olanlar sizi sevmedikleri halde, siz onları seversiniz.» İnsanlar ve varlıklar, Allahü Teâlâ’nın sonsuz isim sıfatlarının manalarının karışık oluÅŸarak yoÄŸunlaÅŸmasından meydana gelmiÅŸir. Her bir yaratılanın, Mutlak Kudret’ten kaynaklanan bir yaratılış sebebi vadır. Sevgi; iman edenlerden baÅŸlayarak bütün insanlara, hayvanlara, bitkilere ve bilip bilmediÄŸimiz tüm varlıklara gösterilmelidir. Bu gerçek, büyük tasavvuf ÅŸairi Yunus Emre’nin sözleriyle en güzel ifadesini bulmuÅŸtur : «Yaratandan ötürü yaratılanları severim.»
2) NAMAZ
2/177 : … Namaz’ı kılar, zekât verir… takva sahibi ancak onlardır.
4/103 : … Namaz, mü’minler (iman edenler) üzerine vakitleri belli bir farzdır.
İbadetlerin en önemlisi, temel direÄŸi olan namaz; Yüce Allah tarafından açık ve kesin emirlerle istendiÄŸi için farzdır ve bütün müslümanların kılması gereklidir. Kendisini yaratan, sonsuz nimetler veren Yüce Yaratıcı’ya teÅŸekkür, şükür, hamd edilerek namazla ibadet etmek, her insanın en tabii kulluk borcudur. Namaz ayni zamanda bedene sonsuz faydalar verdiÄŸi gibi, ruhsal yapımızda da sapıklıklardan, kötülüklerden uzak kalındığından ihtiras ve buna baÄŸlı streslerden korunulur. Namaz; huÅŸu içinde (ürpererek), Yüce Allah’a sevgi, saygı ile dolu olarak kılınmalıdır. İman gittikçe güçlendiÄŸinden, ÅŸeytanın aldatmacası olan kuruntu ve şüpheler yerini huzura bırakır. İnsanlığı kötülüğe götüren yalan ve ikiyüzlülük, yavaÅŸ yavaÅŸ dürüstlüğe dönüşerek karakter düzelmeye baÅŸlar. Nefsin en kötü hastalığı olan gurur, namazdaki secde halindeyken yok olur, böylece insanın ahlâkı da güzelleÅŸir. «Namaz, mü’minlerin Miraç’ıdır. »Hadisi, namazın erdirici sırrına açıklık getirmiÅŸtir. Nasıl ki Hz. Muhammed (s.a.v.) Miraç mucizesi ile Allah katına yükselmiÅŸse, mü’minlerde namazlarıyla Cenâb-ı Hakk’a ulaşırlar. Namazın gayesi; Yüce Allah ile diyalog kurma, anma ve beraber olma ÅŸuuruna eriÅŸmektir. Tâhâ 20/14: «Hiç kuÅŸkulanma ki Ben Allah’ım. İlâh yoktur Ben’den baÅŸka. O halde Bana ibadet et ve namazını Beni hatırlayıp anmak için yerine getir.»
Allah’ı anma. Namaz belli vakitlere baÄŸlı olduÄŸundan, Allahü Teâlâ ile her an beraberliÄŸin en ideal ÅŸekli zikir yani Allah’ı anmadır. Ankebût 29/45 : « … Kitaptan sana vahyedileni oku. Namazı da kıl. Çünkü namaz, çirkinliklerden ve kötülüklerden alıkoyar. Elbette ki Allah’ın ZİKRİ daha büyüktür. »DiÄŸer bir ismi Zikir olan Kur’ân-ı Kerîm okumak, ayette belirtildiÄŸi gibi namazın da ötesinde, ondan daha büyük bir Allah’ı anma ÅŸeklidir. Kendi lisanındaki Kur’ân çevirilerini okumak, içeriÄŸi anlaşılmayan Arapça Kur’ân’dan muhakkak ki daha erdiricidir. Yine Kur’ân’ı dinleyelim. Araf 7/205 : «Rabbini; benliÄŸinin içinden yalvarıp ürpererek, alçak bir sesle sabah-akÅŸam zikret. Gaafillerden olma.» Yüce Allah’ı sevmenin belirtilenlerinden biri de O’nu anmayı sevmektir. Çünkü fazla zikir, sevginin açığa çıkışıdır. Nûr 24/37:« Öyle kiÅŸiler vardır ki, ne ticaret ve ne de alış - veriÅŸ onları Allah’ın zikrinden… alıkoyamaz. »Bu kemale ermiÅŸ benliklerin halidir ki her anı, Cenâb-ı Allah ile beraber olma ÅŸuuru iledir. Bakara 2/152 : «Siz Beni anın ki, Ben de sizi anayım… » Allahü Teâlâ; içtenlikle anıldığı zaman mutlaka karşılık vermekte, her türlü yardım ve lütuflarını ihsan etmektedir. Zikir veya anma; Allahü Teâlâ’nın ilâhî isimlerinden biri veya birkaçını söyleyerek tekrar etmek suretiyle lisanen zikir yapılır ki, Allah kelimesi ile söyleneni en yaygın olanıdır. Cenâb-ı Allah’ın Yüce Zat’ını gönülden düşünmek suretiyle kalben zikir de yapılmaktadır. Âli İmrân 3/191 : «Onlar ki; ayaktayken, otururken, yanları üzerine yatarken Allah’ı zikrederler…» Böylece devamlı zikir ile o insan her an Allahü Teâlâ ile beraber olur, bütün iÅŸ ve çalışma durumları da bu halinin devam etmesine mani teÅŸkil etmez. Kulun gönlünde yanan İlâhî AÅŸk ateÅŸi ile, Yüce Yaratıcı’nın cereyanına baÄŸlanarak ilâhî mutluluÄŸa eriÅŸir. Ra’d 13/28 :« …Gönüller yalnız Allah’ın zikri ile huzur bulur.» Cenâb-ı Hakk’ın bize ÅŸah damarımızdan daha yakın. ve her an O’nunla birlikte olduÄŸumuzun sırrına eriÅŸenler, mutluluk ve kurtuluÅŸa kavuÅŸmuÅŸ yüce benliklerdir.
3) ZEKÂT
2/177 : … Namazı kılar, zekât verir… takva sahibi ancak onlardır.
9/103 : Onların da mallarından bir zekât al ki, onunla kendilerini temize çıkarmış, mallarına bereket vermiÅŸ olasın…
Zekât; bereket, artış ve temizleme demektir. Cenâb-ı Allah, mal sahiplerinin mallarında fakirlerin de hakkı olduÄŸunu Kur’ân ile bildirmiÅŸ ve bu hakkın da verilmesini emretmiÅŸtir. Zâriyât 51/19 : «Mü’minlerin mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardır.» İşte zenginlerin malından yoksullara verilmesi gereken bu hakka zekât denir. Sahip olunan maldan vermekle, nefsin isteklerine karşı bir set çekildiÄŸinden nefs terbiye edilir ve veren-alan arasında bir sevgi bağı oluÅŸması saÄŸlanmış olur. Böylece zengin-fakir arasındaki zıtlaÅŸma kırılır ve yerini sevgi ile dostluÄŸa bırakır. Zekât; masraflar ile vergi çıktıktan sonra bir yıllık kazancın ve birikmiÅŸ malın kırkda bir (%2.5) tutarındaki miktarının, fakirlere dağıtılması zorunlu olan bir mali ibadettir. Mallarda bir arıtma ve temizleme görevi yapmaktadır. VerilmediÄŸi takdirde o kazanç ve mal haram olur. Zekât, yalnız zenginler için miktarı belli askari bir ölçüdür. İnfak ise, darlıkta da yoklukta da verilmesi gereken ölçüsüz bir yükümlülüktür.
Zekât verme; mallarda eksiltme deÄŸil, ancak artışa sebep olmaktadır. Rûm 30/39: «… Allah rızasını dileyerek verdiÄŸiniz zekât, sevaplarınızı ve mallarınızı kat kat arttırır.» İslâmiyet, alın teri dökerek doÄŸru yoldan kazanılan büyük servetlerin karşısında deÄŸildir. Ancak zengin olan her müslümanın farz olarak belirlenen zekât ve sadakaları ihtiyaç sahiplerine vermesi, kazanç ve malın arınması ve Allah’ın hoÅŸnutluÄŸu bakımından mutlaka gereklidir. Yüce Allah, insanlara yaÅŸayışlarını düzgün bir ÅŸekilde sürdürmeleri için, çalışma arzusu ile mal sevgisi vermiÅŸtir. Âli İmran 3/14: «…Yığın yığın biriktirilmiÅŸ altın ve gümüşe… karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar Dünya hayatının geçici menfaatleridir.» Ancak mal, sevgisi kontrol altında tutulmadığı zaman, mal edinme hırsı bütün benliÄŸi kaplar. Artık o insan hayatı boyunca yalnız ve yalnız mal edinmeyi esas alarak onun tutsağı olur ve her türlü kötü yollardan hedefine ulaÅŸmayı gaye edinir. Tevbe 9/34 : «… Altın ve gümüşü depolayıp da onları Allah yolunda sarfetmeyenler varya, iÅŸte onlara acı bir azabı haber ver.» İşte insanların bu tür kötülüklerden korunabilmesi için Cenâb-ı Allah, infak ve zekât mucizesi ile mal sevgisi hırsını kontrol ettirmiÅŸtir.
Zekât kimlere verilmelidir? Tevbe 9/60 : «Sadakalar-zekâtlar Allah’tan bir farz olarak yoksullara, düşkünlere… gönülleri İslâm’a ısındırılacak olanlara, borçlulara, Allah yolundakilere, yolda kalmışlara mahsustur… » Zekât vermeye, en yakın akraba içinde bulunan yoksullardan baÅŸlanır, sonra yoksul komÅŸular ve ÅŸehir içindeki diÄŸer yoksullar aranır. Ana-baba, eÅŸ ve çocuklara zekât verilmez. Ancak onlara infak ibadeti ile mal ve nimet verme yükümlülüğü getirilmiÅŸtir.
4 ) AF EDİCİ VE DİLEYİCİ OLMA
3/134-135 : O takva sahipleri ki… Öfkelerini yutarlar, insanların kusurlarını affederler… Onlar çirkin bir iÅŸ yaptıklarında yahut özbenliklerine zûlmettiklerinde, Allah’ı hatırlar, günahları için af dilerler. Günahları Allah’tan baÅŸka kim affeder ki?…
Af dileme, iÅŸlediÄŸi günahın affedilmesi için Allah’a yalvarma demektir. Kur’ân, yapılan kötülüklerden piÅŸman olunarak, onu adet haline getirmeden terkedilmesi uyarısında bulunmaktadır. En’am 6/ 54 : «…İçinizden her kim bilgisizlikle bir kötülük iÅŸler de, ardından halini düzeltirse, hiç kuÅŸkusuz Allah çok affedici, çok merhametlidir. » İşlenilen suç ve günahlar katiyyen unutulmamalı, kendisinin suç iÅŸlemeye kabiliyetli olduÄŸundan dolayı bu suçları iÅŸlediÄŸini anlamalı, piÅŸman olarak af dilemelidir. Hucurât 49/11 :« Kim ki tövbe etmez, iÅŸte böyleleri zalimdir.» Yalnız günahkârların deÄŸil, bütün mü’ minlerin bilip bilmediÄŸi günahlarından arınmaları için af dilemeleri bir kulluk görevidir. Nûr 24/31 :« …Ey mü’minler, istisnasız hepiniz Allah’ a tövbe edin ki kurtuluÅŸa eresiniz.» tövbe edenler, Cenâb-ı Allah’ın sevgisi ile yücelmiÅŸ mutlu benliklerdir. Onlar Allahü Teâlâ’ya yönelerek her zaman pek çok tövbe ederek kulluk görevlerini yerine getirirler. Bakara 2/222 : «… Allah, çok tövbe edenleri sever… »
Âli İmrân 3/134 : «O takva sahipleri ki… Öfkelerini yutarlar, insanların kusurlarını affederler…» Onlar, insanlar arasındaki münasebetlerde, öfkelerine hakim olurlar ve kendisine yapılan kötülüklere raÄŸmen insanları af edicidirler. Nasıl ki Rab’bi günahlarını affediyorsa, o da kendine yapılan sebepli sebepsiz kusur ve kabahatleri büyük bir hoÅŸgörü ile affeder. A’raf 7/199 : «Sen affetmeyi esas al. » Gördüğü kusurları ve kabahatleri örtücü olmak ve hiç kimsenin kusurunu ve ayıbını yüzüne vurmamaktır. Şûra 42/40 : «…Affedip barışmayı esas alanın ödülünü bizzat Allah verir…» Yüce Allah’ın en sevgili kulu olan takva sahipleri; kendilerine yapılan kötülüklere karşı koymaya güçleri yettiÄŸi halde, hep hoÅŸgörmeyi ve affetmeyi tercih ederler. Nasıl ki Allahü Teâlâ bizlerin günahlarını affediyorsa, sen de affı tercih ederek barışmayı esas al.
Bağışlamanın olaÄŸanüstü örneÄŸini; Hz. Peygamberimiz Mekke Åžehri’ni fetih ettiÄŸi zaman vermiÅŸ, eline esir düşen bütün düşmanlarını affettiÄŸi gibi, kendisini küçük yaÅŸtan itibaren yetiÅŸtiren sevgili amcası Hz. Hamza’yı hunharca ÅŸehit eden mürÅŸiklerin lideri Ebu Süfyan’ın gaddar eÅŸi Hint ile onun tetikçi kölesi VahÅŸi’yi affetmekle göstermiÅŸtir. Âli İmrân 3/159 da Cenâb-ı Allah Peygamber Efendimize hitaben şöyle buyurmuÅŸtur :« Allah’ın rahmeti sayesinde onlara yumuÅŸak davrandın. EÄŸer sen kaba ve katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Artık sen onları bağışla; Allah’tan da günahlarının bağışlamasını dile…»
5 ) SABIR
2/177 : … Sıkıntı, hastalık ve savaÅŸ zamanlarında sabreder… Takva sahibi ancak onlardır.
11/49 : … Sabırlı ol. Sonuç takva sahiplerinindir.
Sabır ; acıya, zorluÄŸa, haksızlığa ve baÅŸa gelen üzücü olaylara dayanma gücüdür. Bir felâkete veya belaya uÄŸrayanın telaÅŸ ve feryat etmeden, her ÅŸeyin Cenâb-ı Allah’tan geldiÄŸinin bilinci ile, bu sıkıntıya sonuna kadar tahammül göstermesidir. Yüce Yaratıcı’ nın bir sıfatı da Sabur’dur. Sabır sahibi olanlarda Cenâb-ı Allah’tan bir belirti, bir görünüş var demektir. Âli İmrân 3/146 : «…Şüphesiz ki Allah, sabredenleri sever. »Yine Kur’ân’ı dinleyelim. Bakara 2/153 : «… Allah, sabredenlerle beraberdir.» Takva ehli; Cenâb-ı Allah’a sığınıp tevekkül (vekil) ederek, her türlü ızdıraplara isyan etmeden katlanır ve sonunda ise mutlaka Cenâb-ı Hakk’ın vereceÄŸi en iyi karar ile esenliÄŸe kavuÅŸacağını bilir. Yûnus 10/109 : «Sana vahyedilene uy ve Allah hüküm verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır. » İnsanların, yaÅŸam boyunca birçok zorluklarla karşılaÅŸması bir yaratılış gereÄŸidir. OlgunlaÅŸarak kemale erme, bu devirleri geçirmekle mümkündür. Kur’ân; bütün bu ıztıraplara sabır sırrı ile karşı koymamızı, ilâhî imtihanı ancak böylelikle kazanabileceÄŸimizi vurgulamaktadır. Âli İmrân 3/186 : «Yemin olsun ki, mallarınız ve canlarınız hususunda mutlaka imtihan edileceksiniz… sabreder, takvaya sarılırsanız iÅŸte bu, iÅŸ ve oluÅŸların en zorlularındandır.» Kemale ermiÅŸ benlikler de, herÅŸeyin Cenâb-ı Allah’tan geldiÄŸinin gerçeÄŸi ile, ıztırapları da mutlulukları da aynı zevk içinde yaÅŸarlar. Çünkü iman sahibinin başına gelen her ÅŸey, bir gizli sebebin gereÄŸidir. Bakara 2/ 156 : «Biz Allah içiniz ve sonunda dönüp O’na gideceÄŸiz.» Takva ehli; her oluÅŸun Dünyadaki ve ahirette ki kurtuluÅŸ ve mutlulukları için yaratıldığı gerçeÄŸini bilmektedirler. Cenâb-ı Allah, sabrın erdirici sırrı için Bakara 2/153 ile şöyle buyurmaktadır : «Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile yardım isteyin. Hiç şüphesiz ki, Allah sabredenler le beraberdir.»
Sabır kavramı, geniÅŸ bir alanı kapsar ve tevekkülü’de içerir. Tevekkül; Kur’ân lisanında Allah’ı vekil etme, Allah’a dayanıp güvenme anlamında kullanılmaktadır. İman edenler, yaÅŸamları boyunca Kur’ân’ın yasalarına göre uygun kararlar vermeli, bir iÅŸe koyuldukları zaman da, yalnız Allah’a dayanıp güvenmelidir. Yüce Yaratıcı, kendisine tevekkül eden kulunu iÅŸin sonunda mutlaka esenliÄŸe eriÅŸtirecektir. Ahzâb 33/2-3 : «Rabbinden sana ne vahyediliyorsa ona uy… Allah’a tevkkül et. Vekil olarak Allah yeter.»Yine Kur’ân’ı dinleyelim. Âli İmrân 3/159 : «…Kararını verdiÄŸin zaman da Allah’a güven… » Cenâb-ı Allah tevekkül edenlere, sonsuz hazinesinden sevgisini ve dostluÄŸunu lûtfetmiÅŸ, onları bu dünyada da ahirette de kurtuluÅŸ ve esenliÄŸe erdirmektedir. Âli İmrân 3/159 : «…Allah, tevekkül edenleri sever.»
6 ) ORUÇ
2/183 : … Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de oruç farz kılındı. Ta ki takva mertebesine erebilesiniz.
Oruç; Allah rızası için bir gün boyunca yemeden-içmeden, cinsel iliÅŸkide bulunmadan yapılan ibadet ÅŸeklidir. Böylece insanın nefisle ilgili istek ve arzuları, geri çevrilerek nefs terbiye edilmektedir. Ramazan ayı müddetince bir ay devam eden oruç, İslâmiyet’in beÅŸ temelinden biridir. Bakara 2/185 : «Ramazan ayı insanlara yol gösterici, doÄŸruyu ve yanlışı birbirinden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’ân’ın indirildiÄŸi aydır. Öyleyse sizden Ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun.» Orucun farz olduÄŸu onbir ayın sultanı olan Ramazan Ayı kutsal bir aydır. Kur’ân’ın ilk ayetleri bu ayda, Kadir Gecesi’nde indirilmeye baÅŸlanmıştır. Bu ay, af ve bağışlanma ayıdır. Ramazanda daha çok ibadet edilir, daha çok Kur’ân okunur, genellikle zekât ve sadakalar bu ayda verilir. Bakara 2/184 : «…EÄŸer gerçekten anlıyorsanız, her güçlüğe raÄŸmen oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. »
Oruç; aç ve susuz kalarak bedenimize iÅŸkence etmek suretiyle, yapılan bir ibadet ÅŸekli deÄŸildir. Hem Allah’a karşı kulluk borcu ödenir ve hem de nefsin kötü isteklerine karşı çıkılır. İlâhî bir ahlâka kavuÅŸmanın da en mükemmel yoludur. Oruç ibadeti ile nefsin arzuları ve bilhassa cinsel istekler frenlenir. Sabrın erdirici sırrına ancak oruç ile ulaşılır.Böylece irade de kuvvetlenir. Yüce Allah’ın emrettiÄŸi emir ve yasaklara uymakla günahlardan, tehlikelerden korunarak takva mertebesine eriÅŸilebilir. Oruç ibadetinde, gösteriÅŸten uzak tam bir içtenlik ve samimiyetle yerine getirilmesi ile benlikler yücelir. Oruçlu iken aç kalındığından fakirin hali daha iyi anlaşılır, onlara yardım eli uzatılır ve dolayısiyle ahlâkın en güzeli kazanılır. Oruç ibadetinin yapıldığı Ramazan ayı boyunca Müslüman toplulukları arasında kardeÅŸlik sevgisi artar, birlik ve beraberlik duygusu kuvvetlenir. Orucun ; bir ay müddetle dinlenen sindirim sistemimize, dolaşım sistemimize, sinir sistemimize mucizevî faydaları bulunduÄŸu da konunun uzmanı doktorlarca belirtilmektedir.
7 ) MUHSİN OLMA
51/15-16: Gerçekten takva sahipleri, cennetlerde ve pınar baÅŸlarındadır…DoÄŸrusu onlar, bundan önce de iyilik ve güzellik (muhsin) sergilemekteydiler.
3/133-134: …Cennet takva sahipleri için hazırlanmıştır… Allah muhsinleri sever.
Muhsin; güzel düşünüp güzel davranan, baÅŸkalarına nimet veren, iyilik eden demektir. İhsan ise; güzel düşünüp güzel davranmak, iyilik etmek, bağışlamak anlamına gelir. Takva sahibi ayni zamanda muhsindir. Muhsin hiçbir karşılık beklemeden Allah rızası için hep ihsanda bulunandır. Hüsn yani güzellik, evrenin yaratılma sebebidir. İlâhî Güzel; bilinmek isteyince açılıp saçılarak kâinatı yaratmış, varlıklara da sonsuz güzelliÄŸini yansıtmıştır. Kur’ân’ın açıkladığı 99 Güzel İsim’den biri de Muhsin olan Cenâb-ı Allah, güzeli ve güzellik sergileyenleri sever. Bakara 2/195 : «… Güzel düşünüp güzel iÅŸler yapın. Çünkü Allah, güzellik sergileyenleri (muhsinleri) sever.» Her kimde muhsin özellikleri varsa, onda İlâhî Kudret’ten bir görüntü, bir iÅŸaret var demektir. Muhsinler, Cenâb-ı Allah’ın sevgisine eriÅŸmiÅŸ mutlu kullardır. Yüce Yaratıcı lütuf ve bağışını; melek ve cin aracılığı ile olduÄŸu gibi, muhsin mertebesine ulaÅŸmış kullarıyla da ihsan etmekte, bu görevi onlara vermektedir. Kasas 28/77 : «…Allah, sana ihsan ettiÄŸi gibi, sen de ihsan et!…» İnsanlar birbirleriyle konuÅŸurken bile kullanılan sözler çok önem taşır. Kötülüğün söz ile konuÅŸulmasını dahi Cenâb-ı Allah sevmez. Sözde de güzellik ve iyiliÄŸi açıklayan kelimeler kullanılmalıdır. Nisa 4/148 :« Allah, çirkin sözün açıklanmasını sevmez…»
Kur’ân; muhsînlere toplum ile olan iliÅŸkilerde, yapılması gereken çok önemli bir görevi de veriyor. «GüzelliÄŸi emret, çirkinliÄŸi yasakla.» İnsanları iyiliÄŸe, doÄŸruluÄŸa ve faydalı olanlara yönlendirerek güzelliÄŸin temelini emretmek ve toplumun zararına, bozulmasına, kötülüğüne sebep çirkinlikleri de yasaklamaktır. Âli İmrân 3/ 104 :«İçinizde öyle bir topluluk bulunmalı ki, iyiliÄŸi ve güzelliÄŸi emretsin, kötü ve çirkini yasaklasın. İşte onlar kurtuluÅŸa erenlerin ta kendileridir.» Kur’ân; çirkinliklere karşı uyarmaları da gönül kırmadan, tatlı bir dil ile yapılmasını istemektedir. Fussilet 41/34 : «Güzellikle çirkinlik, iyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel tavırla sav. O zaman görürsün ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sımsıcak bir dost gibi oluvermiÅŸtir.» Cenâb-ı Allah, ilâhî bir yasayı açıklıyor : Güzel düşünüp güzel davrananlara aynısı ile karşılık vermiyor. Ondan çok daha fazlası ile ödüllendiriyor. Cenâb-ı Hakk ; rahmetini, sevgisini muhsinlerden esirgememektedir. En’am 6/160: «Kim ortaya iyilik ve güzellik koyarsa ona on katı verilir, ortaya bir kötülük koyan ise getirdiÄŸinin dengiyle cezalandırılır.»
8 ) AHDE VEFA - SÖZLERİNİ YERİNE GETİRME
2/177 : …AntlaÅŸma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir… Takva sahibi ancak onlardır.
5/1 : Ey İman edenler! Allah ve insanlar arasında verdiÄŸiniz söz ve yaptığınız baÄŸlantıları yerine getirin!…
Ahd ; söz verme, anlaşma, yemin, misak manalarına gelir. Ahde vefa ise sözünde durma, anlaşmaları yerine getirme, sözünde güvenilir olma demektir.
AnlaÅŸma ve söz verme, Kur’ân’ı Kerîm’in temel yasalarındandır. AnlaÅŸma; insan ile insan, insan ile toplum arasında olduÄŸu gibi, Allah ile insan arasındaki iliÅŸkilerin de temelidir. AnlaÅŸmaları yerine getirme, bireyler arasındaki iliÅŸkilerde barış ve mutluluÄŸu getirdiÄŸi gibi, Allah ile kul arasında ki münasebetlerde de kulun imanda yücelmesini ve sonsuz kurtuluÅŸunu saÄŸlar. Ancak kesin söz verdiÄŸi halde onu yerine getirmeyenler, en büyük zarara uÄŸrayanlardır. Bakara 2/124 : «…VerdiÄŸi sözü tutmayanlar zalimdir. Saff 61/2-3: …Yapmayacağınız ÅŸeyi neden söylüyorsunuz? Yapmayacağınız ÅŸeyi söylemek, Allah katında büyük bir günahtır.»
9 ) ADALET VE DÜRÜSTLÜK
5/8 : Ey iman edenler! Adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak Allah için kollayıp gözetenler olun. Bir topluluğa kininiz sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun. Bu takvaya daha uygundur.
Adalet; hak edene hakkını vermek, doÄŸruluktan ayrılmamak ve Allah’ın emrini, emrettiÄŸi ÅŸekilde uygulamaktır. Adalet, takva sahibinin önemle üzerinde durması gerekli bir yaratılış prensibidir. Herhangi bir kimseye kızmak veya onu sevmemek, onu adaletten saptırmamalıdır. Milletleri ve cemiyetleri ayakta tutan, huzurun ve sükûnun teminatı olan adalet ve dürüstlüktür. Hak sahiplerine haklarının verilmesi ile ancak sulh ve adalet saÄŸlanabilir.
Taraflar kim olursa olsun, hakimlik ve ÅŸahitlik tarafsız bir ÅŸekilde doÄŸruluktan ayrılmadan yapılmalıdır. Allah, her iki tarafa da bizden daha yakındır ve onları daha iyi korur. Onun için tanıklıkta tarafların zenginliÄŸi, fakirliÄŸi veya akraba oluÅŸları veya onlara duyulan sevgi, merhamet, korku gibi duygular insanı adaletten asla saptırmamalıdır. Nisa 4/135 ayetinde şöyle buyrulmaktadır : «…Kendinizin, anne-babanızın, yakınlarınızın aleyhine de olsa, zengin veya fakir de olsalar, adaleti dimdik ayakta tutarak, Allah için tanıklık edenler olun… Allah her ikisini de sizden daha iyi korur. Onun için haktan ayrılıp da nefsinizin arzusuna uymayın…» İnsanlar, aşırı hırs ve doymazlıkları sebebiyle, Dünya malına çok düşkündür, hep daha fazlasını ister. Hak etmediÄŸi malı ve kazancı elde etmek için rüşvet verme yoluna sapar. Kur’ân, en yıkıcı rüşvetin yargıçlara yapılan olduÄŸunu vurgulamaktadır. Bakara 2/188: «Mallarınızı aranızda haksız ve uydurma yollara baÅŸ vurarak yemeyin; bilip durduÄŸunuz halde insanların mallarından bir kısmını günaha saparak yemek için onları YARGIÇLARA aktarmayın.»
10) İLİM
35/28 : …Kulları içinde ancak ilim sahipleri, Allah’tan gereÄŸince korkar…
Takva kelimesi; korunma, sakınma manasıyla birlikte korkma anlamını da taşır. Ayette, Cenâb-ı Hakk’a karşı sevgi ve korku duygusunu en çok taşıyan, ayni zamanda ilim sahibi olan takva ehlini tanımlamaktadır. Kötülüklerden en iyi korunan, ilâhî yasaları da en iyi bilendir. Kur’an’a göre Rab’den ençok korkanlar peygamberler ile ilim sahipleridir. Yüce Allah’ın ençok sevdikleri de onlardır. Mülk 67/12: « Görmedikleri halde Rab’lerinden içleri titreyerek korkanlara gelince, onlar için büyük bir bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.»
Şüphesiz ki sevgi ve muhabbetle yapılan bir iÅŸ, korku ile yapılandan çok daha üstündür. Seven sevdiÄŸini kırmaktan, darıltmaktan çekindiÄŸi için onun arzularını seve seve yerine getirir. İstemediklerini de incitip kırabileceÄŸi endiÅŸesi ile yapmaktan çekinerek korkar. İşte kiÅŸinin sevdiÄŸi Yüce Yaratıcı’sı olursa sevgi ve korku hissi ne kadar büyük olur. İslâm bilginleri; takva sahibinin Allah’a karşı olan duygularını, küçük bir çocuÄŸun anne-babalarına olan sevgileri ile birlikte korkma hislerine benzetmiÅŸlerdir.
Ra’d 13/37 : «…Kur’ân’ı bir hüküm kaynağı olarak indirdik. Sana gelen ilimden sonra…» Ayette belirtilen ilim, Allah tarafından peygamberlere vahy ile indirildikten sonra insanlara tebliÄŸ edildiÄŸi zaman oluÅŸmaktadır. Kaynağı vahy kitapları, İslâmiyet’te de Kur’ân’ın içeriÄŸi olan ayetlerdir. İlim, ayetlerden birinin veya birkaçının sırlarını keÅŸfetme ve prensiplere baÄŸlama uÄŸraşısıdır. İlim esas itibariyle ikiye ayrılır. İlâhî İlim ve Faydalı İlim. İlâhî İlim; Yüce Yaratıcı’nın sözlerini içeren, tüm varlıkların özünde saklı sırları bildiren bir ilimdir. Alemlerin ve insanların kanunları nelerdir? Bu Dünya’ya nereden geldik, vazifelerimiz nelerdir, nereye gideceÄŸiz? gibi suallerin cevaplarını, Cenâb-ı Allah’ın muhteÅŸem sistemini içeren İlâhî Yasalar’ı ancak bu ilim ile öğrenebiliriz. İnsanları diriltecek, onlara gerçekleri gösterecek, en önemlisi de Yüce Yaratıcı’yı Kendi sözleriyle tanıyıp öğrenecek ve O’nun gösterdiÄŸi yola yönelerek olgunlaşıp kemale ereceÄŸiz. Cenâb-ı Allah’ı farkedebilme mutluluÄŸu, ancak ilim sahiplerine özgü bir yücelik olmaktadır.
Mücâdile 58/11 : «İman edenleri Allah yükseltir, İLİM verilenleri ise kat kat dereceleri ile büyültür…» Cenâb-ı Allah; Kur’ ân’ın içeriÄŸi olan ayetlerin ilim olduÄŸunu belirlemektir. İnsan da, evren de ayetler topluluÄŸudur, onların oluÅŸ kanunlarını araÅŸtırmak ve öğrenmek ise ilimdir. Kur’ân; ilâhî yasaları açıklamış, ancak varlıkların yaratılışı ile ilgili kanunları insanların akılları ile bulmalarını istemiÅŸtir. Yasin 36/ 62 :« …Aklınızı hiç iÅŸletmiyor musunuz?…» Kur’ân’ı Kerîm’in ilk ayeti oku kelimesi ile baÅŸlamaktadır. Alak 96/1-5 : «Oku! Yaratan Rabbin en büyük cömertliÄŸin sahibidir. Kalem ile öğretendir. »Okunacak ÅŸeyleri toplayan manasına gelen Kur’ân’ın isimlerinden biri de Kitap’tır. Evren de insan da bir kitaptır. Åžu halde; aklı iÅŸleterek Kur’ân Kitabını okumakla, Evren Kitabını okumakla, İnsan Kitabını okumakla ilim elde edilir. Ali İmran 3/191:« Aklı ve gönlü iÅŸletenler o kiÅŸilerdir ki;ayakta, otururken, yan yatarken hep Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler: Sen bunları boÅŸuna yaratmadın…» İnsanları ilerlemeye, maddi rahatlığa, çaÄŸdaÅŸ medeniyete ulaÅŸtıracak yol ancak ilim iledir. Varlıkların yaratılış sırlarını ve kanunlarını keÅŸfedip ilim sahibi olmak, böylece kendi yaÅŸamımızda da bu bilgilerden istifade etmektir. Taha 20/114 :« …Şöyle de: Rabbim ilmimi arttır.»
Bakara 2/266 : «…Allah size ayetlerini bu ÅŸekilde açıklıyor ki, inceden inceye ve derinden derine düşünebilesiniz. »Okumakla da ilim öğrenilmez. Üzerinde tefekkür etmek yani düşünmek, okuduÄŸunu anlayarak hazmetmek gerekir. Yalnız okumakla yetinenler, üzerinde gereÄŸince düşünmeyenler, okuduklarını hazmedemeyenler maalesef o kitaptan istifade edemezler, ancak okuma hamallığını yapmış olurlar. Yüce Yaratıcı böyleleri için Cumua 62/5 de şöyle buyurmaktadır : «Tevratla yükümlü olup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerce kitap taşıyan eÅŸeÄŸin durumu gibidir.»
Cenâb-ı Hakk’ı, sevmek, O’nun görüntüleri olan halkı sevmektir. Halka sevgi ise hizmetle olur. Hizmetin en büyüğü, ancak insanlara faydalı olabilecek ilim öğrenmekle mümkündür. Zümer 39/9 : «…Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?»
TAKVA’NIN ÖDÜLÜ : ADN CENNETLERİ
13/23-24: Adn Cennetleri (Takva Sahipleri) içindir. Oraya atalarından, eşlerinden, çocuklarından salih (iyi) olanlar ile birlikte gireceklerdir. Melekler ise her kapıdan yanlarına sokulacaklar: « Selam size sabrettiğiniz için. Ne güzeldir şu sonsuzlar yurdu.» diyeceklerdir.
Yaratıcı kudret kullarını : « Gücünüzün yettiÄŸi ölçüde takvada bulunun… (tegabun 16)» ayeti ile uyarmakta; onlara atalarından, eÅŸlerinden, çocuklarından salih(iyi) olanlar ile birlikte girecekleri Adn Cennetlerini vaat etmektedir. Meryem 19/61: «…KuÅŸkusuz Rahman’ın vaadi yerine gelir.» Yüce Allah’ın bu sözü, Takva Sahibi insanların ahiret hayatı için ne büyük bir müjdedir.
alıntı






