ifıkıh, akaid, bilgileri tefsir, meal, nur, tasavvuf, eğitim, gelişim, islamda çocuk, risale-i nur, dini sorular, site ekle, namaz, oruç,meal,hac, haccın farzları, namaz öğreniyorum, çocuklar için ,umre, hac, sünnetler, mekruh, haram,

Buyuk Gunahlar

Âlimler buyuk gunahlarin kesin bir sayisinin olup olmadiginda farkli gorusler serdetmislerdir. Cogunluk, hadislerde verilen rakamlarin sinirlama ifade etmedigini soylemislerdir. Hadislere baktigimizda degisik zaman ve zeminlerde Allah Resulu’nun 3, 5, 7 gibi rakamlarla buyuk gunahlari sinirlandirdigini goruruz…

Kebîre (cogulu kebâir), buyuk gunah demektir. Buyuk gunah, Nas (Kitap, sunnet veya icma) ile buyuk gunah oldugu bildirilen, yapana had cezasi veya ahirette ceza verilecegi bildirilen gunaha denir. Kur’ân ve Sunnette kesin olarak haram kilinan, haklarinda had cezasi bildirilen veya âhirette azap sebebi sayilan gunahlar buyuk, digerleri kucuk gunahlardir. Tâatin ziddi olanisyan”, “ma’siyet” ve kucuk gunah manasina kullanilan “lemem” de kebîre gibi gunah manasina kullanilirlar.

Devamını Oku >> »

Benzer Konular

Garantili borç vermek yada almak

Soru: Halkımız borca karşılık garanti almayı adet haline getirmiştir. Borçlunun borcunu zamanında ödememesi halinde, alacaklı bir garantiye, yani borca karşılık garanti olarak belirlenen şeye sahip olmuş olmaktadır. Çoğu kez, bu garanti daha pahalıya patlamaktadır. Hatta alınan borcu kat kat aşabilmektedir. Bunun şer’î hükmü nedir? Garantili borç vermek yada almak şer’an câiz midir?
Cevap: Alacaklının borçludan, borcunu kapatmasını garantilemek için “rehin” alması câizdir. Rasulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]’den sahîh olarak şöyle rivâyet edildi:

«اِشْتَرَى رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ وَسَلَّمَ مِنْ يَهُودِيٌّ طَعَاماً بِنَسِيئَةٍ فَأَعْطَاهُ دِرْعاً لَهُ رَهْناً»  Rasulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], bir yahudiden bir yiyeceği vadeli (borçla) satın aldı. Ona rehin olarak bir zırh verdi.” Muslim, Âişe [RadiyAllahu Anhâ]’dan rivâyet etti.

Velâkin alacaklı (yani rehini alan), rehin veren borçlu borcunu kapatmaktan âciz kaldığı zaman rehini mülk edinemez. Bilakis rehin, şu hadise göre sahibinde kalır:

«لاَ يُغلَقَ الرَّهْنَ مِنْ صَاحِبِهِ الَّذِي رَهَنَهُ»  Sahibinin rehin verdiği rehin haczedilmez.

eş-Şâfiî, Sa’îd ibn-ul Museyyeb yoluyla rivâyet etti. [لا يُغلَق الرهن من صاحبه] ifadesinin mânâsı, borç veren borcunu kapatmaktan âciz kaldığı zaman rehin verilen şey, alacaklının mülkü olmaz, bilakis satılır ve borç ondan kapatılır ve kalanı sahibine iâde edilir, demektir.

Bunun tafsîli aşağıdaki gibidir:

Borcun vakti geldiğinde, alacaklı (yani rehin alan) borçludan (yani rehin verenden) borcunu kapatmasını talep eder. Borçlunun rehin alınan maldan başka malı varsa, borç onunla kapatılır, rehin alınan mal serbest kalır ve sahibine döner. Ama malı, borcunun tümünü yada bir kısmını kapatmaya yetmiyorsa, borçlunun, alacaklının izni ile rehin alınanı satması gerekir. Böylece elde edilen bedel ile, her şeyden önce evvelâ rehin alanın borcu kapatılır ve bedelin artakalanı sahibine iade edilir.

Bu geçenlerden vuzûha kavuşur ki borçlunun borcunu kapatmaktan âciz kalması halinde rehin alanın, rehin alınana el koyması câiz olmadığı gibi, benzer şekilde, kendi başına rehini satması da câiz değildir. Bilakis rehin vereni, rehini satmaya icbâr eden yargıdır. Zîra rehin, şu hadise göre sahibinin mülkü olarak kalır:

Devamını Oku >> »

Benzer Konular

ATEİSTLERLE MÜNAZARA

Bir akidenin doğruluğu şuradan anlaşılır:

1. Akla dayalı olması (yani aklın kanaat getirmesi),
2. Fıtrata uygun olması (insanın yaratılışında olan özelliklere ters düşmemesi),
3. Kalbin itminan bulması (akla dayanan ve fıtrata ters düşmeyen akide/inanç kalbe de güven verir).

ALLAH’ın varlığını bulabilmek için kâinata bakmaya, onlardaki özellikleri ve bu özelliklerin bir yaratana ihtiyacı olup olmadığını anlayabilmek için aklın esas alınması zarureti vardır.  Çünkü akide ancak yakin olandan, şek ve şüphe içermeyenden oluşması gerekir. Bunun tek yolu da aklı esas almak ve ona uygun olmasını sağlamaktır. Zaten İslam’da iman edilirken üç yerde akıl esas alınır. Bunlar;

-ALLAH’ın varlığı ve birliği,

-Peygamberlere olan ihtiyaç,

-Kur’an’ın ALLAH’tan olması konularıdır. Ama Kur’an’daki tek tek ayetlerinin akla uygunluğu aranmaz. (Bu konuya daha sonra değineceğim.) Sadece Kur’an ALLAH’tan gelen bir kitap mı, değil mi bu konu akılla bulunur.  ALLAH’ın varlığının ispatında ilk olarak üç konuya değineceğim. Bunlar insan, hayat ve kâinat konuları, “bunlar nasıl varlıklardır, ne gibi özellikleri vardır?”   Kainat denildiğinde insan ve hayatta içerisine dahil olmasına rağmen, bu ikisini ayrı olarak zikrettim. Çünkü bunlar hayatiyet taşıyan konulardır.
Devamını Oku >> »

Benzer Konular

Kendisini Resul, Nebi, Mehdi İlan Edenler Hakkında..

38- ALLAH’ın kendisine farz kıldığı bir şey(i yerine getirme) de peygamber üzerine hiç bir güçlük yoktur.(74) (Bu,) Daha önce gelip geçen (ümmet) lerde de olan ALLAH’ın sünnetidir. ALLAH’ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir.(75)
39- Ki onlar (o peygamberler) ALLAH’ın risaletini tebliğ edenler, O’ndan içleri titreyerek-korkanlar ve ALLAH’ın dışında hiç kimseden korkmayanlardır. Hesap görücü olarak ALLAH yeter.(76)
40- Muhammed, sizin erkeklerinizden hiç birinin babası değildir; ancak o, ALLAH’ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur. ALLAH, her şeyi bilendir.(77)
41- Ey iman edenler, çokça zikretmek suretiyle ALLAH’ı zikredin.

AÇIKLAMA

74. Bu sözler, bu tür bir evliliğin diğer Müslümanlar için caiz olduğunu, Peygamber (s.a) içinse ALLAH tarafından emredilen bir görev olduğunu göstermektedir.
75. Yani, “Peygamberlerin, ALLAH’tan bir emir aldıklarında, bu görevi hemen yerine getirmeleri bir kanundur. ALLAH, Peygamberine birşey emrettiği zaman, bütün dünya ona karşı çıksa bile Peygamber bu emri yerine getirmelidir.”
76. Metindeki sözler iki anlama gelebilir: 1) ALLAH’ın her korkuya ve tehlikeye mukavemet etmeye gücü yeter. 2) Hesap görücü olarak ALLAH yeter: Hiç kimseden değil, ALLAH’a hesap vermekten korkulmalıdır.
77. Bu bir tek cümle, İslâm düşmanlarının Hz. Peygamber’in (s.a) evliliği ile ilgili yönelttikleri suçlamaları bertaraf etmektedir.

Devamını Oku >> »

Benzer Konular

Güzel ve Çirkin Huylar

Güzel ve Çirkin Huylar
17) İttika: Yüce Allah’dan korkmak, haramdan ve şüpheli şeylerden sakınmaktır. Böyle bir hale “Takva” denir. Bunun sahibine de “Müttakî” denilir. Müttakî olan bir zat, güvenilir ve itimat edilir bir insan demektir. Ondan hiç bir kimseye zarar gelmez.
İslam önünde insanlar esasen birbirine eşittirler. Bunların seçkinliği ancak takva iledir. Kur’an-ı Kerîm’de buyurulmuştur:
“Şüphe yok ki, Allah yanında en iyiniz, en çok müttakî olanınızdır.”
İttikanın karşıtı fısk‘dır, fücur‘dur. Daha açığı, doğru yoldan çıkmak, Allah’a asi olmak, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmamaktır. Böyle bir halin sonucu da felakettir, azabdır.
18) Edeb: Güzel terbiye ve güzel huylarla vasıflanmaktır, utanılacak şeylerden insanı koruyan bir hal demektir.
Edeb, insan için büyük bir şereftir. Edebin karşıtı İsaet‘dir ki, kötülük yapmak ve terbiyeye aykırı davranmak demektir.
Edeb, insanın süsüdür. Edeb, insanı nefsin arzusuna uymaktan korur ve kurtarır.
“İnsanın edebi, zehebinden (altınından) iyidir” denilmiştir.
Edebden yoksun olan bir insan, bir toplum için zararlı mikroplardan daha tehlikelidir.
19- İhsan: Bağışlama, iyilik etme, bahşiş verme, hayır olarak yapılması uygun olan bir şeyi yapma demektir. İhsan, adaletin üstünde bir faziletdir. Bir ayet-i kerimede buyurulmuştur:
“İhsan ediniz; şübhe yok ki, Allah ihsan edenleri sever.”
Diğer bir ayet-i kerimede de buyurulmuştur:

Devamını Oku >> »

Benzer Konular

« Previous Entries