İslami Foruma Giriş
logo
feeds

  • Ana Sayfa
  • Foruma Gir
  • ArÅŸiv
  • Risale-i Nur
  • Üye Ol
  • İletiÅŸim

iSLAM FIKHI’NIN KAYNAKLARI

14 Kasım 2008 | email this | digg it
Yorumlayın Yazan HawasHasan
Kategorisi Fıkıh ve Akaid

19 Önce fıkıh kelimesi ve terimi üzerinde duralım. Kur’an-ı Kerim’de “Fıkıh” kelimesi ince ve derin anlayış, kalbte bulunan bir nurun meselelerin mahiyetini kavrayışı olarak yer almıştır. Meselâ: “Andolsun ki biz insanlardan ve cinlerden bir çoÄŸunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, bunlarla idrak edemezler; gözleri vardır, bunlarla göremezler; kulakları vardır, bunlarla iÅŸitemezler. Onlar dört ayaklı hayvanlar gibidir. Hatta daha sapıktırlar. Onlar gaflete düşenlerin ta kendileridir.”(21) ayetinde bu mana ön plândadır..Fahrüddin-i Razi bu ayet-i kerime’de geçen “Yefkahûne biha” ibaresini tefsir ederken: “ALLAHû Teâla (cc) ilim, fehim ve idrak manasına gelen fıkhı; kâfirlerin kalplerinden çıkarmıştır” diyerek, bu inceliÄŸe iÅŸaret etmiÅŸtir.

20 Resûl-i Ekrem (sav)’in: “ALLAHû Teâla (cc) kime hayır murad ederse, o kimseyi dinde fakih kılar”(22) müjdesi sarihtir. Dolayısıyla fıkıh; kalpte mevcud olan iman nuru ile yakından alâkalıdır. Hiçbir zaman “Hukuk” manasına deÄŸildir. Maalesef son yıllarda “İslâm fıkhı” tabiri yerine “İslâm Hukuku” kullanılmaktadır. Halbuki “hukuk” kelimesi hiçbir zaman “Fıkıh” manasına gelmez. “Hukuk”, İslâm fıkhının muamelât ile ilgili bir bölümüdür.

21 Kur’an-ı Kerim’de: “Nerede olursanız olun, velev ki tahkim edilmiÅŸ yüksek kalelerde bulunun, ölüm size gelip yetiÅŸir. EÄŸer onlara bir iyilik dokunursa “Bu ALLAH katındandır” derler. Åžayed onlara bir fenalık dokunursa “Bu senin katındandır (senin yüzündendir)” derler. De ki: Hepsi ALLAH katındandır. Böyle iken onlara, o kavme ne oluyor ki (kendilerine söylenen) hiçbir sözü anlamaya yanaÅŸmıyorlar”(23) hükmü beyan buyurulmuÅŸtur. Bu Ayet-i Kerime’de geçen “La yefkahûne” hükmünün muhatapları münafıklardır. Hepsi de “Arapça” konuÅŸmaktadırlar. Bu durumda Kur’an-ı Kerim’in zahiri manalarını anlamaları ve Resûl-i Ekrem (sav)’i dinlemeleri kaçınılmazdır.(24) Peki anlamadıkları nedir? İşte bu noktada “Yefkahûne” ibaresi karşımıza “İnce anlayış ve keskin idrak” olarak çıkmaktadır.

22 Fıkh-ı Batını esas alan (tasavvuf ehli) alimler, bu ayet-i kerime’yi delil getirerek: “ALLAHû Teâla (cc) bir kavimden “Fıkhı” kaldırırsa, onlar zahiri anlamakla beraber, gerçek mahiyeti kavrayamazlar”(25) hükmünü zikretmektedirler.. “Fıkıh” kelimesi, ıstılâhta “Åžer’i hükümleri, delilleriyle birlikte tafsili olarak bilmek” ÅŸeklinde tarif olunmuÅŸtur. .(26)

23 İmam-ı Azam Ebû Hanife (rha) “Fıkhı” ÅŸu ÅŸekilde tarif ediyor: “Fıkıh ilmi, kiÅŸinin leh ve aleyhindeki hükümleri bilmesidir. İlim ancak amel etmek içindir. İlim ile amel etmek, ahiret saadeti için dünya meÅŸguliyetlerini terkedip, gönülden çıkarmaktır.”(27)

24 Åžurası muhakkaktır ki; bir mükellefin, lehindeki ve aleyhindeki haklarını tesbit kat’i delillerle mümkündür. İmam-ı Åžafii (rha): “Kat’i bir habere dayanmadan veya ictihad yapmadan bir söz söylemek günaha çok yakındır. ALLAHû Teâla (cc) Resûl-i Ekrem (sav)’den baÅŸka hiç kimseye ilmi bir delile dayanmadan “Din” hususunda herhangi bir söz söyleme hakkı tanımamıştır. İlmi delil ise: Kitab, sünnet, icma-i ümmet, asar ve mahiyetini beyana gayret ettiÄŸim kıyas-ı fukaha’dır”(28) buyuruyor. Dolayısıyla; ÅŸer’i herhangi bir delile dayanmadan din hususunda “Åžahsi kanaat belirtmek” büyük bir vebaldir.

1. KİTAP

25 İslâm ulemâsı; mücerred olarak “Kitap” denildiÄŸi zaman bununla ancak Kur’an-ı Kerim’in anlaşılacağı hususunda müttefiktirler. Kur’an-ı Kerim’in baÅŸka baÅŸka yönleri ve vasıfları ele alınarak çeÅŸitli tarifleri yapılmıştır. Genel olarak: “ALLAHû Teâla (cc) tarafından Cebrail vasıtası ile Peygamberimiz Resûl-i Ekrem (sav)’e indirilmiÅŸ olan ve Resûl-i Ekrem (sav)’den bize tevatüren nakledilen bir nazım’dır”(29) tarifi uygun bulunmuÅŸtur. Bunun dışında: “ALLAHû Teâla (cc) tarafından Resûl-i Ekrem (sav)’e vahiy yoluyla indirilmiÅŸ, mushaflarda yazılmış, tevatürle nakledilmiÅŸ, tilavetiyle taabbüd olunan muciz kelâmdır”(30) tarifi de yaygındır.

26 Kur’an-ı Kerim’in “Mucize” olduÄŸu hususunda hiçbir ihtilâf yoktur. İmam-ı Maturidi (rha)’ye göre: “Kur’an-ı Kerim’in i’caz yönü, belaÄŸatının kemale ulaÅŸmasıdır.”(31) EÄŸer bu i’caz belaÄŸat yönünden baÅŸka olsaydı, benzerini getirmek için uÄŸraÅŸan Arapları, baÅŸka yönleriyle de aciz bırakması icap ederdi. Gayb’tan haber vermesi, tenakûzdan hali olması, ister dünyevi, ister uhrevi olsun bütün mesalihi ihtiva etmesi noktasından, diÄŸer ilâhi kitaplarla aynıdır.

27 Kur’an-ı Kerim’in hem lafzı, hem manası ALLAHû Teâla (cc)’dandır. Bu hususta hiçbir beÅŸerin payı yoktur. Kur’an-ı Kerim’in bize ulaÅŸması tevatür yoluyladır ve indirildiÄŸi gibi eksiksiz olarak muhafaza edilmiÅŸtir.(32) Ayet-i Kerime’lerin sûreler içerisindeki yerleri de tevkifidir. Bu hususta hiç kimsenin ictihad ve reyinden söz etmek mümkün deÄŸildir.(33) Meselâ: Harf-i Mukatta’dan “Elif-Lâm-Mim” bir ayet-i kerime olduÄŸu halde, “Elif-Lâm-Ra” bir ayet deÄŸil, ayetten cüzdür. EÄŸer ictihad ve rey sözkonusu olsaydı, bu ÅŸekilde deÄŸerlendirmek mümkün olmazdı.

28 İslâm fıkhında; Kur’an-ı Kerim, her yönden mutlak manada asıldır.(34) Nitekim Kur’an-ı Kerim’den olduÄŸu sabit olan herhangi bir kelimeyi veya ayeti inkâr eden kimsenin küfrü üzerinde ittifak edilmiÅŸtir.(35) Ayrıca Kur’an-ı Kerim’e ta’zim etmek vacip, tahkir etmek haramdır. İslâm ulemâsı “O’na (Kur’an’a) tam manasıyla temizlenmiÅŸ olanlardan baÅŸkası dokunamaz”(36) ayet-i kerimesini esas alarak; “Abdest almadan Kur’an-ı Kerim’e dokunmanın haram olacağı” hususunda ittifak etmiÅŸtir.(37) Tabii cünüp olan kimsenin de; gusûl almadan dokunması, helâl olmaz. Resûl-i Ekrem (sav)’in; abdestsiz olan hiç kimsenin Kur’an-ı Kerim’e dokunmamasını da, emrettiÄŸi bilinmektedir.(38)

29 Kur’an-ı Kerim’deki hükümler genel olarak ikiye ayrılır: Manası açık, ihtimal ve iÅŸtibah’tan salim olarak ibareleriyle hükme varılan ayetlere “Muhkem” denir. İbaresinde, birçok manaya gelme noktasından ihtimal bulunan ayetlere “MüteÅŸabih” denilmiÅŸtir.(39)

30 Muhkem ve müteÅŸabih ayetler konusunda ALLAHû Teâla (cc) mü’minleri uyarmıştır. Kur’an-ı Kerim’de: : “(Habibim) Sana kitabı indiren O’dur. Ondan bir kısım ayetler muhkemdir. Ki bunlar kitabın anası (temeli) dir. DiÄŸer bir kısmı da müteÅŸabihlerdir. İşte kalplerinde eÄŸrilik (Maraz) bulunanlar sırf fitne çıkarmak ve (hevâlarına göre) onun teviline yeltenmek için, müteÅŸabih olanına tabi olurlar. Halbuki onun tevilini ALLAH’tan baÅŸkası bilmez. İlimde yüksek payeye erenler ise: “- Biz O’na inandık. Hepsi Rabbimizin katındandır” derler. (Bunları) selim akıl sahiplerinden baÅŸkası iyice düşünmez.”(40) hükmü beyan buyurulmuÅŸtur.

31 Bir mecliste Resûl-i Ekrem (sav): “Ümmetimin helâkı kitab’ta ve Sût’te olacaktır” buyurmuÅŸtur. Sahabe-i Kiram: “Ey ALLAH (cc)’ın Resûlü, buradaki kitab ve Sût nedir?” diye sorunca, Resûl-i Ekrem (sav): “Kur’an-ı Kerim’i öğrenip, O’nun ayetlerini ALLAHû Teâla (cc)’nın indirdiÄŸi gayeden baÅŸka ÅŸekilde te’vil etmektir” cevabını vermiÅŸtir.(41) Yine bir baÅŸka Hadis-i Åžerif’te: “Her kim Kur’an-ı Kerim’i (Hiçbir ilmi olmadan) kendi ÅŸahsi reyiyle tefsir ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın”(42) buyurduÄŸu ve mü’minleri uyardığı sabittir . İmam-ı Åžafii (rha) “ALLAHû Teâla (cc)’nın kitabında yer alan ilim, icma cümlesindendir. Kur’an-ı Kerim’in tamamı, Arap lisanı üzerine nazil buyurulmuÅŸtur. Bu sebeble Kur’an-ı Kerim’in nasihi ve mensûhu, nüzûl sebebleri ve farz kıldıkları, edebi belaÄŸatı, irÅŸadı ve mübah kıldıkları iyi bilinmelidir. Ayrıca ALLAHû Teâla (cc)’nın peygamberine verdiÄŸi mevki’inin de iyi bilinmesi gerekir. Zira ALLAHû Teâla (cc)’nın kitabında vaaz ettiÄŸi hükümleri Resûl-i Ekrem (sav)’in lisanı üzere beyan buyurmuÅŸtur. Binaenaleyh ALLAHû Teâla (cc) farz olan hükümlerle neyi kasdetmiÅŸtir? Kimin için farz kılmıştır? Bütün insanlar bu farzların kapsamına giriyor mu, girmiyor mu? Mükellef olan kullarının neye itaat etmeleri gerekir ve neden sakınmaları icabeder? Bütün bunların hepsi iyice bilinmelidir”(43) diyerek, önemli inceliklere iÅŸaret etmiÅŸtir. Dolayısıyla kat’i bir ilim olmadan, Kur’an-ı Kerim’i tefsir etmek caiz deÄŸildir. Son yıllarda birçok “Meal” yayınlanmıştır. “Meal” kelimesi en yakın mana veya eksik olan terceme manasınadır. Hiç kimse bu yayınlanan “Meal”ler ile amel edemez.


2. SÜNNET

32 Önce sünnet kelimesi üzerinde duralım. Lugat manası; “adet, makbul olsun veya olmasın takip edilen yol, yüz, yahut yüzün görünen kısmı, siret, tabiat” manalarına gelir. Cahiliyye döneminde Araplar “Sünnet” kelimesini takip edilen (çiÄŸnenmiÅŸ) yol manasına kullanıyor ve biliyorlardı. Sahabe-i Kiram, Resûl-i Ekrem (sav)’in: “Size benim sünnetime sarılmanızı tavsiye ederim”(44) emrini iÅŸitince, buradaki sünnet lafzından “O’nun umumi ve hususi hayatındaki davranışlarını ifade ettiÄŸini” bildikleri için hiçbir ÅŸey sormamışlardır. Çünkü bu kelimeye yabancı deÄŸillerdi.

33 Kur’an-ı Kerim’de: “Daha evvel geçenler hakkında ALLAH bu sünneti koymuÅŸtur. ALLAH’ın sünnetini (adetini) deÄŸiÅŸtirmeye ise asla imkân bulamazsın”.(El Ahzab Sûresi: 62) hükmü beyan buyurulmuÅŸtur Bu ayet-i kerime’de geçen sünnet kelimesi “Adetûllah’ın” (veya sünnetûllah) mahiyetini ifade etmektedir..(45)

34 İslâmi ıstılâh’ta Sünnet; “Resûl-i Ekrem (sav)’den sadır olan söz, fiil ve takrirdir” ÅŸeklinde tarif olunmuÅŸtur.(46) Hanefi fûkahası amel açısından sünneti ikiye ayırmıştır. Birincisi: Uyulması hidayet, terki kerâhet ve isâet olan sünnettir. Buna “Sünnet-i Hüda” denilir. Meselâ: Ezân, kamet, cemaat gibi, mütevatir haberlerle gelen sünnetler bu sınıfa dahildir. İkincisi: Uyulması güzel, terki mübah olan sünnetlerdir. Buna “Sünnet-i Zevaid” denilir.(47)

35 ALLAHû Teâla’nın (cc) en güzel misal (usvetûn hasenetûn) olarak vasıflanırdığı Resûl-i Ekrem’e (sav) itaat etmek farz, muhalefet ise haramdır.. İmam-ı Gazali “Küfrü” şöyle tarif etmiÅŸtir: “Resûl-i Ekrem (sav)’in getirdiÄŸi haberlere inanmamak, onları yalanlamak küfürdür”(48). Bu tarifte hem Kur’an-ı Kerim, hem de sünnet birlikte zikredilmiÅŸtir. Mütevatir sünnet’in inkârının “Küfür” olduÄŸu hususunda; ehl-i sünnet ulemâsının ittifak ettiÄŸi malûmdur.(49)

36 Resûl-i Ekrem (sav)’in: “Şüphesiz ki bana bir kitap ve onunla birlikte bir benzeri verildi”(50) Hadis-i Åžerifini esas alan İslâm ulemâsı; “Cebrail Kur’an-ı Kerim’i getirdiÄŸi gibi, sünneti de Resûl-i Ekrem (sav)’e ta’lim ettirmiÅŸtir”(51) hükmünü beyan etmiÅŸtir. Kur’an-ı Kerim’de “Kitap ve hikmet” bir arada zikredildiÄŸi sabittir.(52)

37 İmam-ı Åžafii (rha) kitap ve hikmet’in bir arada beyan edildiÄŸi ayet-i kerimeleri zikrettikten sonra ÅŸunları kaydediyor: “Bu ayet-i kerime’lerde ALLAHû Teâla (cc) “Kitap ve Hikmet’i” zikretmektedir. Kitap’tan maksad Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an ilmine vakıf, itimad ettiÄŸim alimlere göre hikmet ise Resûl-i Ekrem (sav)’in sünnetidir. Zira Kur’an-ı Kerim bir zikirdir. Hikmet ise ona tabi kılınmıştır. ALLAHû Teâla (cc) kitabı ve hikmeti öğretmekle kullarına verdiÄŸi nimeti hatırlatmaktadır. Bu husus dikkate alınırsa hikmetin Resûl-i Ekrem (sav)’in sünnetinden baÅŸka birÅŸey olduÄŸunu söylemek doÄŸru deÄŸildir.”(53)

38 Hanefi fûkahası; adil, sikâ ve hadis rivayeti ile meÅŸhur olan fakih bir ravi’nin, haber-i vahid durumunda olan (Yani sadece bir kimse tarafından rivayet edilen) hadisin de, kat’i bir hüccet olduÄŸu hususunda ittifak etmiÅŸtir.(54) Fakih olan ashabın,tabiûnunu ve etba-ı tabiûnun; kimden aldığını belirtmeden yaptığı rivayetlerle (Mürsel hadislerle) amel edilir.

39 Kur’an-ı Kerim’de: “Ve O (Resûl-i Ekrem) kendi heva ve hevesinden söz söylemez. O (Kur’an ve O’nun din hususundaki emri) ilka edilegelen vahiyden baÅŸka birÅŸey deÄŸildir”(55) hükmü beyan buyurulmuÅŸtur.. Resûl-i Ekrem (sav)’in Kur’an-ı Kerim’de mücmel olarak farz kılınan bütün emirleri ve nehiyleri, sahabe-i Kiram’a mahiyetini açıkladığı bilinmektedir. Meselâ: Kur’an-ı Kerim’de “Zekât” farz kılınmıştır. Ancak hangi mal’dan, hangi süre içerisinde ve ne miktarda verileceÄŸi zikredilmemiÅŸtir. Resûl-i Ekrem (sav) Zekâtla ilgili bütün hükümleri izah etmiÅŸtir. Yine “Hacc” ibadeti; Kur’an-ı Kerim’de mücmel bir ayet-i kerime ile farz kılınmıştır. Bu ibadetin bütün farzları, vacipleri ve nasıl edâ edileceÄŸi Resûl-i Ekrem (sav) tarafından izah edilmiÅŸtir. Yine “Cum’a Namazı” Kur’an-ı Kerim’de mücmel bir ayet-i kerime ile farz kılınmış; hangi ÅŸartlarda ve ne ÅŸekilde edâ edileceÄŸini Resûl-i Ekrem (sav) öğretmiÅŸtir. Misalleri daha da çoÄŸaltmak mümkündür.

40 Resûl-i Ekrem (sav) döneminde bir gurup kimse; “Biz ALLAHû Teâla (cc)’nın kitabından baÅŸka delil tanımayız” iddiasını ortaya atmışlardır.

Bunun üzerine Peygamberimiz (sav): “İçinizden hiç birinin koltuÄŸuna (Sedirine, kanepesine) yaslanmış bir vaziyette iken, kendisine benim emir ve nehiylerimden biri ulaÅŸtırıldığında: “- BaÅŸkasını bilmem, ben ALLAHû Teâla (cc)’nın kitabında gördüğümüze uyarım” dediÄŸini sakın görmeyeyim”(56) emrini vermiÅŸtir. Bu emir, ALLAHû Teâla (cc)’nın kitabını kabul etmekle beraber, Resûl-i Ekrem (sav)’in sünnetini reddedenleri ilzam etmektedir. Esasen ALLAHû Teâla (cc)’nın: “Bir de peygamber size ne verdiyse (her ne emir verirse) onu tutun, nehyettiÄŸinden de sakının”(57) emrini verdiÄŸi malûmdur. İbn-i Huzeyme (rha) “Din hususunda Resûl-i Ekrem (sav)’e itaat etmenin farz , ÅŸahsi reyle karşı çıkmanın haram olduÄŸunu” El Ahzab Sûresi’nin 36.ncı ayet-i kerimesini zikrederek beyan etmekteir..(58)

41 Meselenin özü ÅŸudur: Resûl-i Ekrem (sav)’in din hususundaki her emrine itaat etmek farzdır. Hiç kimsenin, ÅŸahsi kanaatini ve aklını esas alarak muhalefet etmesi caiz deÄŸildir. Sünnet zanni deÄŸil, kat’i bir delildir. Hesap gününü düşünen bir mükellef, Resûl-i Ekrem (sav)’e muhalefet edemez.


3. İCMA-İ ÜMMET

42 Önce icma kelimesinin lûgat manası üzerinde duralım. İcma Arapça bir kelime olup; “azm, kasd ve ittifak”(59) manalarına gelir. Molla Hüsrev: “Müctehid imamların herhangi bir asırda ÅŸer’i bir hüküm üzerinde ittifak etmelerine icma denir” tarifini esas almıştır.(60) İmam-ı Serahsi’de ÅŸu ÅŸekilde tarif etmiÅŸtir: “Her asırda fıskını ilân etmeyen, heva ve heveslerine tabi olmayan bütün müctehid imamların ittifakına icma denir.”(61)
43 Kur’an-ı Kerim’de: “Kim kendisine doÄŸru yol besbelli olduktan sonra Peygambere muhalefet eder, mü’minlerin yolundan baÅŸkasına uyup giderse, onu (o kimseyi) döndüğü o yolda bırakırız. (Fakat ahirette) kendisini cehenneme koyarız. O ne kötü bir yerdir” (En Nisa Sûresi: 115) hükmü beyan buyurulmuÅŸtur. İmam-ı ZemahÅŸeri: “Bu ayet , icma-ı ümmetin delil olduÄŸunun iÅŸaretidir. Zira ayette “peygambere muhalefet ile mü’minlerin yolunun dışında bir yol tutmak” aynı mahiyette sayılmıştır. Bu iki cürmün cezaları da eÅŸit tutulmuÅŸtur”(62) diyerek, bir inceliÄŸe iÅŸaret etmiÅŸtir. İmam-ı Kurtubi: “Mü’minlerin yolundan ayrılmaktan maksad, müctehid imamların icmalarını inkâr etmektir. Bu ayet-i kerime’de icma-i ümmet’ten ayrılanları tehdit vardır”(63) demiÅŸtir. İmam Ebû Bekir El Cessas: “Bu ayet-i kerime’de mü’minlerin yolundan ayrılanlar cehennem azabı ile tehdit olunmuÅŸlardır. Bundan kasıd, icma-ı ümmeti inkâr edenlerdir”(64) hükmünü zikretmektedir. Tefsir-i Haazin’de: “Peygambere muhalefet etmek ve mü’minlerin yolundan ayrılmak haramdır. Durum böyle olunca mü’minlerin yoluna uymak vaciptir”(65) denilmektedir.

44 Bazı usûl-i Fıkıh kitaplarında; Resûl-i Ekrem (sav)’in: “Benim ümmetim delâlet üzerinde ittifak etmez”(66) ve “Mü’minlerin güzel gördüğü ÅŸey, ALLAHû Teâla (cc) katında da güzeldir”(67) Hadis-i Åžerif’leri, İcma-i Ümmet’in delili olarak zikredilmiÅŸtir.

45 İcma’nın teÅŸekkül edebilmesi için, mücmel olan fıkhi bir meselenin bulunması zaruridir. Aynı asırda yaÅŸayan müctehid imamlar; Kur’an ve Sünnet’te yer alan mücmel bir hüküm üzerinde, kat’i olarak ittifak ederlerse icma teÅŸekkül eder. İcma’nın delil olması da buna dayanır.(68) Kat’i bir nassa dayanan ve tevatürle gelen İcma’nın inkârı insanı küfre götürür.(69) Zira bunda kat’i delilleri yalanlama sözkonusudur. BilindiÄŸi gibi bir asırda; tek bir müctehid bile katılmazsa, icma teÅŸekkül etmez.

46 Müctehid olmayan kimselerin tamamı; herhangi bir fıkhi meselede ittifak etseler, bununla icma teÅŸekkül etmez. Dolayısıyla “İcma-ı Ümmet’in” teşükkülü için; aynı asırda yaÅŸayan, birçok müctehid imama ihtiyaç vardır.

47 Müctehid seviyesinde ilme sahip olmayan, buna mukabil insanlar indinde “MürÅŸid-i Kâmil” diye anılan kimselerin; fıkhi meselelerde, bir müctehide tabi olmaları vaciptir. Nitekim tasavvuf yolunun büyüklerinden İbrahim b. Ethem, Åžakik Belhi, Ma’ruf Kerhi, Ebû Yezid Bestami ve Fudayl b. İyaz; amel’de hanefi mezhebini taklid etmiÅŸlerdir.(70) İnsanlar tarafından “Müşrid-i Kâmil” vasfı ile anılan kimselerin; herhangi fıkhi bir meselede, kendi aralarında ittifak etmeleri, icma-ı ümmet mahiyetine haiz deÄŸildir.

4. KIYAS-I FUKAHA
48 Kıyas; Arapça bir kelime olup “K-Y-S” kökünden (kâyese’nin) dili geçmiÅŸ masdarıdır. Lugatta “iki ÅŸeyi birbiri ile ölçmek, mukayese atmak ve iki ÅŸey arasınaki benzerlikleri tesbit etmek ” anlamına gelir. (71) Fıkıh usûlü kitaplarında; “kitap, sünnet ve icma ile sabit olan bir hükmün; illet ve sebeplerini dikkate alarak, hakkında nass bulunmayan (fakat aynı illetlere sahip olan) meselenin hükmünü ortaya koymaya kıyas denilir” (72) tarifi yapılmıştır. Hz. ömer (ra)’in Ebû Musa El EÅŸ’ari’ye: “Birbirine benzeyen ÅŸeyleri iyi kavra, illet ve sebeblerini çok hassas olarak tahlil et ve daha sonra kıyas yap”(73) tavsiyesinde, aynı unsurlar görülmektedir.

49 Kur’an-ı Kerim’de: “Onlara eminlik veya korku haberi geldiÄŸi zaman onu yayıverirler. Halbuki o (haberi) peygambere ve içlerinden ûlû’lemr olanlara arzetseler, elbette bunların istinbata kadir olanları onu anlar, bilirlerdi” (En Nisâ Sûresi: 83) hükmü beyan buyurulmuÅŸtur. Bu ayet-i Kerime’de geçen “Yestenbitûnehû” ibaresinden kasdın, istinbat ve kıyas yoluyla hüküm çıkarmak olduÄŸu hususunda ittifak mevcuddur.(74) Meselelerin ve haberlerin “Ulû’lemr” hükmünde olan alimlere sorulması bir vecibedir.

50 Resûl-i Ekrem (sav), Hz. Muaz b. Cebel’i, “Yemen” iline vali olarak gönderirken: “- Ya Muaz, bir hadise ile karşılaşırsan nasıl hükmedeceksin?” diye sormuÅŸtur. Hz. Muaz b. Cebel (ra): “ALLAHû Teâla (cc)’nın kitabı ile ya ResûlALLAH” diye cevap verir. Resûl-i Ekrem (sav): “- Peki hükmü kitap’ta bulamazsan nasıl hükmedersin?” diye sordu. Hz. Muaz (ra): “ALLAH’ın(cc) resûlü’nün sünnet’ine baÅŸvururum” diye cevap verdi. Resûl-i Ekrem (sav): “Peki hem ALLAHû Teâla (cc)’nın kitabında, hem Resûlü’nün sünnetinde bulamazsan nasıl hükmedersin?” sualini sordu. Hz. Muaz (ra): “- O zaman reyimle (Kıyas yaparak) hükmederim”(75) cevabını verdi. Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Efendimiz (sav), Hz. Muaz b. Cebel (ra)’in bu cevabından memnun olmuÅŸ ve: “Resûlullah’ın elçisini, Resûlullah’ı hoÅŸnud edecek ÅŸeye muvaffak kılan ALLAHû Teâla (cc)’ya hamd olsun” diye duada bulunmuÅŸtur. Bu hadis-i ÅŸerif, bir cemaat tarafından rivayet edilmiÅŸtir.

51 Kıyas; kitap, sünnet ve icma’ya baÄŸlı olan, zanni bir delildir. Hakkında muhtem ve müfesser nass bulunan konularda kıyas yapılamaz. Mücmel olan haberlerde, kıyas usûlü ile hüküm çıkarılır. Müctehid seviyesinde ilme sahip olmayan kimseler; taharri (araÅŸtırma) yapabilirler, fakat kıyas ile hüküm veremezler.

52 Hanefi fûkahası: “Taabbüdi olan ve illetleri akılla kavranamayan hükümlerde kıyas’ın geçerli olmayacağı hususunda” ittifak etmiÅŸtir.(76) Meselâ: ibadetlerin biri, diÄŸerine kıyas edilerek, yeni bir ibadet ÅŸekli tayin edilemez. Ayrıca Hadd cezalarında ve keffaretlerde, kıyas yoluyla yeni hüküm konulamaz.

53 Kitap, sünnet ve icma; her alanda delil olduÄŸu halde, kıyas-ı fukaha sadece fıkhî meselelerde hüccet teÅŸkil eder. Kıyas-ı fukaha; mutlak müctehidler ile mezhepte veya meselede müctehid olan fakihlerin baÅŸvurabileceÄŸi bir kaynaktır. Herhangi bir mukallidin; akli melekelerini kullanarak yapmış olduÄŸu akıl yürütme kıyas-ı fukaha olarak nitelendirilemez.. Bu nevi akıl yürütmeler, ÅŸahsi kanaat hükmündedir. Åžahsi kanaatlerini kıyas kabul edenler, büyük bir vebal ile karşı-karşıyadırlar. Nitekim Tabiûndan Åža’bi’ye bir kimse gelip bir mesele sorar. Hz. Åža’bi (rha); sualle ilgili olarak Abdullah İbn-i Mes’ud (ra)’un bir rivayetini nakleder. Sual soran kimse: “- Sen bu konudaki ÅŸahsı kanaatini söyle” deyince, Hz. Åža’bi (rha): “- Åžu adama bakın, ben ona Abdullah İbn-i Mes’ud şöyle dedi diyorum. O bana ÅŸahsi kanaatimi soruyor. Ben dinimi bundan tenzih ederim. VALLAHi müzikle meÅŸgul olmayı, sana ÅŸahsi kanaatimle fetva vermeye tercih ederim”(77) diyerek, bir inceliÄŸe iÅŸaret etmiÅŸtir.

(21) El A’raf Sûresi: 179.
(22) Ez Zebidi-Tecrid-i Sarih Tercemesi ve ÅŸerhi-Ank: 1976, C: 1, Sh: 77, Hd. No: 64.
(23) En Nisâ Sûresi: 78.
(24) Ömer Nasûhi Bilmen-Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri-İst: 1968, C: 5: 1808.
(25) EÅŸ-Åžatibi-El Muvafakat fi ûlûmi’ÅŸ ÅŸeria-Kahire: ty, C: 3, Sh: 382 vd.
(26) Prof. M. Ebû Zehra-İslâm Hukuku Metodolojisi-Ank: 1979, Sh: 13, vd.
(27) İmam Burhanüddin Ez Zernuci-Ta’limü’l Müteallim-İst: 1980, Sh: 27.
(28) İmam-ı Şafii-Er Risale-Kahire: 1979 (2. bsm) Sh: 508 Md. 1467-1468.
(29) Molla Hüsrev-Mir’at El Usûl fi Åžerhi’l Mirkat el Vüsûl-İst: 1307, C: 1, Sh: 33.
(30) Doç. Dr. İsmail Cerrahoğlu-Tefsir Usûlü-Ank: 1971, Sh: 34.
(31) El Kafiyeci-Kitabu’t Taysir fi Kavaidi ilmi’t Tefsir-Ank: 1974, Sh: 56 vd.
(32) Abdülaziz El Buhari-KeÅŸfû’l Esrar-İst: 1308, C: 2, Sh: 361.
(33) Ed-Dihlevi-El Feyzû’l Kebir-İst: 1980, Sh: 88, ayrıca İsmail CerrahoÄŸlu-Tefsir Usûlü-Ank: 1971, Sh: 53.
(34) Abdülaziz El Buhari-a.g.e. C: 1, Sh: 19.
(35) Åžeyh Nizamüddin ve bir Heyet-El Feteva-i Hindiyye-Beyrut: 1400, C: 2, Sh: 266 vd. Ayrıca Aliyyü’l Kari-Åžerhû’ÅŸ Åžifa-İst: 1309, C: 2, Sh: 525.
(36) Kur’an-ı Kerim: El Vakıa Sûresi: 79.
(37) El Ceziri-Kitabu’l fıkh Ale’l Mezahibi’l Erbaa-Beyrut: 1969, C: 1, Sh: 47 vd.
(38) İmam-ı Kurtubi-El Camii Li Ahkâmûl Kur’an-Kahire: 1967, C: 17, Sh: 225 vd.
(39) El Kafiyeci-a.g.e. Sh: 59.
(40) Kur’an-ı Kerim: Al-i İmran Sûresi: 7.
(41) İmam Ahmed b. Hanbel-El Müsned-İst: 1401, Çağrı Yay. C: 4, Sh: 155.
(42) Sünen-i tirmizi-İst: 1401 Çağrı Yay. C: 5, Sh: 199, Had. No: 2951.
(43) İmam-ı Şafii-Er Risale-Kahire: 1979 (2 bsm) A. M. Şakir Neşri, Sh: 40-41, Madde: 127, 128, 129.
(44) Sünen-i İbn-i Mace-İst: 1401, Çağrı Yay. C: 1, Sh: 15-16, Had. No: 42.
(45) Mecmuat’u't Tefasir-İst: 1979 ÇaÄŸrı Yay. C: 5, Sh: 140
(46) Molla Hüsrev-Mir’at El Usûl fi Åžerhi Mirkat el Vüsûl-İst: 1307, C: 2, Sh: 3. (47) GeniÅŸ bilgi için/ İbn-i Abidin- Reddü’l Muhtar- İst: 1982 C: 1 Sh: 132.
(48) İmam-ı Gazali-Faysalû’t Tefrika-Kahire: 1319, M. Kabbani NeÅŸri, Sh: 19.
(49) Molla Hüsrev-a.g.e. C: 2, Sh: 8.
(50) Sünen-i Ebû Davud-İst: 1401, Çağrı Yay. C: 5, Sh: 10-11, Had. No: 4604.
(51) İmam-ı Suyuti-El İtkan fi Ulûmû’l Kur’an-Kahire: 1368, C: 1, Sh: 45.
(52) Kur’an-ı Kerim’de kitap ve hikmet’in bir arada anıldığı ayet-i kerimeler: En Nisâ Sûresi: 113, Bakara Sûresi: 129, 151, 231, Al-i İmran Sûresi: 161, El Cum’a Sûresi: 2, El Ahzab Sûresi: 34.
(53) İmam-ı Şafii-Er Risale-Kahire: 1979 ( 2 bsm) A. M. Şakir Neşri, Sh: 78, Madde: 252-254.
(54) İmam-ı Serahsi-Temhidû’l Füsûl fi İlmû’l Usûl-Beyrut: 1393, C: 1, Sh: 321.
(55) Kur’an-ı Kerim: En Necm Sûresi: 3, 4.
(56) İmam-ı Şafii-Er Risale-Kahire: 1979 (2 bsm) A. M. Şakir Neşri, Sh: 89, Madde: 295.
(57) Kur’an-ı Kerim: El HaÅŸr Sûresi: 7.
(58) İbn-i Huzeyme-Es Sahih-Beyrut: 1390, M. İslâmi Neşri, C: 1, Sh: 75.
(59) Ömer Nasûhi Bilmen-Hukuki İslamiyye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu-ist: 1976, Bilmen Yay. C: 1, Sh: 163, Madde: 439.
(60) Molla Hüsrev-Mir’at El Usûl fi Åžerhi’l Mirkat El Vüsûl-İst: 1307, C: 2, Sh: 50.
(61) İmam-ı Serahsi-Temhidû’l Füsûl-Beyrut: 1393, C: 1, Sh: 311.
(62) Kur’an-ı Kerim: En Nisâ Sûresi: 115.
(63) İmam-ı Kurtubi-El Camii Li Ahkâmû’l Kur’an-Kahire: 1967, C: 5, Sh: 386.
(64) Ebû Bekir El Cessas-El Ahkâmû’l Kur’an-Beyrut: 1355, C: 1, Sh: 88.
(65) Mecmuat’u't Tefasir-İst: 1979, ÇaÄŸrı Yay. C: 2, Sh: 166 (Hazin Bölümü).
(66) Sünen-i İbn-i Mace-ist: 1401, Çağrı Yay. C: 2, Sh: 1303, Hd. No: 3950.
(67) Ahmed b. Hanbel-El Müsned-İst: 1401, Çağrı Yay. C: 1, Sh: 379.
(68) Molla Hüsrev-Mir’at El Usûl fi Åžerhi’l Mirkat vel Vüsûl-İst: 1307, C: 2, Sh: 68.
(69) İmam-ı Serahsi-Temhidû’l Füsûl fi İlmû’l Usûl-Beyrut: 1393, C: 1, Sh: 318.
(70) İbn-i Abidin-Reddü’l Muhtar-İst: 1982, Åžamil Yay. C: 1, Sh: 68 vr fi Usûl-i Fıkh-İst:
(71) İbn-i Manzur- Lisanû’l Arab- Beyrut: 1955 Kys maddesi.:
(72) İmam-ı Nesefi- El Menar fi Usûl-i Fıkh-İst: 1326 Sh: 22, Ayrıca Molla Hüsrev-a.g.e. C: 2, Sh: 70.
(73) İmam-ı Serahsi- Temhidû’l Füsûl-Beyrut: 1393, C: 2, Sh: 133.
(74) Mecmuat’u't Tefasir-İst: 1979, ÇaÄŸrı Yay. C: 2, Sh: 124 (Gadı Beyzavi, Nesefi Böl.),
(75) İmam Ahbed b. Hanbel-El Müsned-İst: 1401, Çağrı Yay. C: 5, Sh: 230, 236, 242.
(76) İmam-ı Serahsi-El Mebsut-Beyrut: ty, C: 16, Sh: 62-63.
(77) Sünen-i Darimi-İst: 1401, Çağrı Yay. Mukaddeme: 17, Sh: 47.

0 Yorum yapılmış

Abone olun Comment RSS or TrackBack URL

Yorumlayın

Anasayfa Bir Hizmet Daha: Yemekler Ve Yemek Tarifleri ( Kategoriler Halinde ) | Peygamberimiz’den ALTIN tavsiyeler

 Adınız

 E-Posta adresiniz

 Web siteniz

Benzer yazılar
  • İslamda Recm Varmıdır? TaÅŸlayarak öldürme islam devletinin koyacağı cezalardanmıdır?
  • Men Rabbüke?
  • Mazeretsiz Dilenmek (Zekat-Sadaka İstemek) Haramdır
  • Fıkıh Z
  • Fıkıh Y

stumbleupon

techme

Kategori

  • Allah Azze ve Celle
    • Kur'an-ı Kerim
  • Ayet ve Hadislerle Cihad
  • Biyografiler
  • Cihad ve Mücadele
    • Komutanlar ve Åžehidlerimiz
  • Ders Notları
  • Dini Gün Gece ve Aylar
  • Dini Hükümler
  • Download
  • Fıkıh ve Akaid
  • Fıkıh, İtikad ve Akaid Meseleleri
  • Genel Bölüm
  • Güzel Yazılar
  • Hac ve Umre
  • Hz. Muhammed (S.a.s)
    • Hadis
    • Sünnet-i Seniyye
  • İslamda Aile
  • İslamda Çocuk ve EÄŸitimi
  • İslamda Kadın
  • İslami Bilgiler
  • İslami Konular
  • KiÅŸisel BaÅŸarı
  • Namaz ve Abdest
  • Risale-i Nur ve İzahı..
  • sahabeler
  • Serbest Kürsü
  • Sorularla İslam
  • Sorularla Risale-i Nur
  • Tasavvuf

Sayfa

  • Risale-i Nur
  • ArÅŸiv
  • Üye Ol

Bağlantılar

  • ‘Reklam’ - Reklam Verin..!
  • Ailemiz
  • Alıntı KoÅŸulları - Alıntı Yapma Åžartları
  • Anne Baba Hakkı
  • Bazı Bilgiler
  • Bazı Bilgiler 2
  • Çocuk ve Bebek Bakımı
  • Dini Gün ve Geceler
  • Dini Hikayeler
  • Emanet ve Ehliyet
  • Evliyalar
  • Fıkıh Bilgileri
  • Foruma Gir - islami foruma gir
  • Hac Rehberi
  • İletiÅŸim
  • İslam Ansiklopedisi
  • İslam Tarihi - İslam Tarihi Oku
  • İslamda Kadın
  • Kur’an Meali (Almanca)
  • Kur’an Meali (Fransızca)
  • Kur’an Meali (ingilizce)
  • Kur’an Tefsiri (Fizilal´il Kur´an)
  • Kütüb-i Sitte Oku
  • Mahrem Konular
  • Mektubat-ı Rabbani - mektubatı rabbani oku
  • Mesneviden Hikayeler - islami hikayeler
  • Mezhepler
  • Namaz Öğreniyorum
  • Risale-i Nur - Online Risale Oku
  • Rss
  • Rüya Tabiri - Rüya tabirleri
  • SaÄŸlık Konuları
  • Sahabeler
  • SE’ÂDET-İ EBEDİYYE - İlmihal
  • Åžifalı Bitkiler
  • Tasavvuf
  • Temizlik
  • Tıbbi Meseleler
  • Yemek Tarifleri
  • Ziyaretçi Defteri
Kasım 2008
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eki   Ara »
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

Yeni Yazılar

  • Åžeyh Salah, müslümanları Kudüs için harekete geçmeye çağırdı
  • AH MESCİDİ AKSA AH!
  • KADİR GECESİ İÇİN SMS MESAJLARI
  • Kadir Gecesinde Ne Yapılır? Hangi Namaz Kılınır? Edilecek Dualar
  • Heyecanı ve Hüznü Büyük Olan Bir Ramazan Ayı Daha!!
  • Ey Ümmet Nerdesiniz?
  • Nefsi Zilletten Kurtarmak
  • 2009 5.6.7.8.9.10.11. Sınıf Parasız Yatılı Bursluluk sınavı

Yeni Yorumlar

  • fuat in Peygamberimiz'den ALTIN tavsi…
  • murat in Berat Kandilinde neler yapılÄ…
  • km sifatullah in Berat Kandilinde neler yapılÄ…
  • seyit ahmet muhammet feyzullah… in Berat Kandilinde neler yapılÄ…
  • ahmet muhammet feyzullah in Berat Kandilinde neler yapılÄ…
  • ahmet muhammet feyzullah in Berat Kandilinde neler yapılÄ…
  • abuzer kılınç in Berat Kandilinde neler yapılÄ…
  • abuzer kılınç in Berat Kandilinde neler yapılÄ…

Anasayfa

  • Foruma Gir
  • ArÅŸiv
  • Risale-i Nur
  • Üye Ol

Filistine Destek


Diyet

diyet

ArÅŸiv

  • Haziran 2010
  • Ekim 2009
  • Eylül 2009
  • AÄŸustos 2009
  • Mayıs 2009
  • Nisan 2009
  • Mart 2009
  • Åžubat 2009
  • Ocak 2009
  • Aralık 2008
  • Kasım 2008
  • Ekim 2008
  • Eylül 2008
  • AÄŸustos 2008
  • Temmuz 2008
  • Haziran 2008
  • Mayıs 2008
  • Nisan 2008
  • Mart 2008

Meta

  • GiriÅŸ
  • Valid XHTML
  • Valid CSS 3.0
Wp | Ä°slami Forum
Portalımızda Yayınlanan Yazılar Forumumuzdan ve Özenle Seçtiğimiz Kaynaklardan Derlenmektedir.
Web Stats