Bir müslüman için temel amaç, yaÅŸamını Allah’ın rızası doÄŸrultusunda sürdürmektir bunun nasıl gerçekleÅŸtirilebileceÄŸi ise ancak son ilahi vahiyden öğrenmekle mümkün olabilir.
Tabii bu noktada ilahi vahyin nasıl anlaşılabileceği, anlamak için ne gibi yöntemler takip edilmesi gerektiği soruları gündeme gelmektedir.
Bu yazıda Kur’an’ı anlama ve yaÅŸama çabası içinde olanlanrın, ilk anda karşılarına çıkan hususların altlarını çizmeye çalışacağız. Rabbimiz Kur’an’ın açık, net ve detaylandırılmış (5:32; 22:16; 24:1; 39:28) bir kitap olduÄŸunu belirttiÄŸi halde zamanla bazıları din adına insanlarla onun arasına çok büyük engeller koymuÅŸlar, adeta Kur’an’ın üzerini bir sis perdesiyle örtmüşlerdir. Kur’an sadece ÅŸekli bir saygıyla kutsanmış ve Rasulullah (s)’ın Kur’an’da yer alan kaygısı gerçek olmuÅŸtur (25:30).
Yine birtakım kişiler Kitab anlaşılmak için (17:45; 18:57; 56:79) gönderildiği halde onun insanları etkileyen yönünü anlama değil, sadece ses yapısı olduğunu söyleyebilmişlerdir.
DoÄŸaldır ki her kitap için olduÄŸu gibi Kur’an’ı anlamak için de belli yöntemler ve usuller izlemek gereklidir. Bu konuda tarihte iki metod ortaya çıkmıştır: Bunlardan birisi teczii (atomist-parçacı) metod, bir diÄŸeri de yakın dönemlerde gündeme gelen mevzui metodtur ( konularma göre araÅŸtırma ya da bütüncül yaklaşım).
Åžehid M. Bakır es-Sadr’ın da belirttiÄŸi gibi teczii metodta ayetlerin Sure veya Kur’an bütünlüğünden kopuk olarak teker eker incelemesi söz konusudur. Burada öncelikli amaç üzerine çalışılan ayetin her türlü vasıta ile (sebebi nüzul rivayetleri, hadisler, siyer vs.) anlaşılmaya çalışılmasıdır .Genellikle müfessirlerin kullandığı yöntem budur. Kur’an bu yöntemle baÅŸtan sona tefsir edilmiÅŸ de olsa, bu çalışma sonucunda ortada düzensiz bir yığın malumattan baÅŸka bir ÅŸey kalmaz. Bu tarz tefsir çalışmalarında bir bütünlükten bahsetmek olanaksızdır.
Oysa çözüm, yaÅŸadığımız realiteleri ve problemleri görüp onlara Kur’an bütünlüğünde cevap aramaya giriÅŸmektir. ÖrneÄŸin Kur’an’da ekonomi, Kur’an’da insan, Kur’an’da Allah, Kur’an’da Hz. Muhammed gibi konular Kur’an ayetleri baÅŸtan sona o konuyla ilgili olarak taranarak, o konuya tekabül eden ayetlerin analizi ve kendi aralarında irtibatları kullanılarak iÅŸlenebilir.
Kur’an’ı deÄŸerlendirirken yapılan yanlışlardan birisi de sanki bilimler ve keÅŸifler hazinesi bir kitap olarak tanıtmaktır.
Åžu bilinmelidir ki Kur’an bilimsel buluÅŸları bildirmek için indirilen bir kitap deÄŸildir. Yani o bilimler ve keÅŸifler ansiklopedisi olarak nitelendirilemez. Bir hidayet kaynağıdır (2:2). Kur’an insanları karanlıklardan (zulümat) aydınlığa (nur) çıkarmak üzere nazil olan bir kitaptır.
Her ÅŸeyden önce Kur’an’ın ilk olarak gönderildiÄŸi topluma da anlaşılması için Arapça olarak indirildiÄŸini (12:2) bilmeliyiz. Ve bu noktada vahyin daha iyi anlaşılabilmesi için de -Arapça bilmenin önemi ne abartılmalı ne de perdelenmeli- dir. Ancak herkes için Arapça, bilme zorunluluÄŸunu öne sürmek de Kur’an’ın önüne baÅŸka bir engel koymak anlamına gelmektedir.
Kur’an mealleriyle ilgili de ÅŸu söylenebilir: Bir mealle yetinmemek, farklı meallerle karşılaÅŸtırmalar yaparak okumak gerekir. Çözümlenmesinde ihtisas gereken bazı terkip ve kavramların daha iyi anlaşılabilmesi için de iyi Arapça bilenlerden yardım istenmelidir.
Bir diÄŸer nokta da Kur’an ayetlerinin nazil olduÄŸu ortamla iliÅŸkisinin gözönünde bulundurulmasıdır. Elbette Kur’an evrensel bir kitaptır. Zamanlar üstü bir yönü vardır. Ancak indiÄŸi dönemle de iliÅŸkisi dikkate alınmalıdır. Bunun için ayetlerin sebebi nüzullerinden faydalanılabilir.
Esbab-ı nüzulle ilgili problemlerden birisi de bir ayetle ilgili olarak birden fazla aktarılan rivayetlerdir. Tabii olarak ayetin ruhuna en uygun rivayet alınmalıdır. Bir de hakkında hiç bir sebebi nüzul olmayan ayetler söz konusu olu- yor. Bun1ar bize ayetlerle ilgili aktarılan rivayetlerin mutlaklaştınlmaması ve ayetler arasındaki iç bütünlüğe dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor.
Demek ki rivayetlerin Kur’an’ın anlaşılmasında tayin edici deÄŸil açıklayıcı bir rolü olması gerekir. Kur’an’ın anlaşılmasında karşılaşılan meselelerde hakim rolü oynayacak olan yine Kur’an’ın bizzat kendisi olmalıdır. Kur’an’ın anlaşılmasma katkısı olacak yan unsurlar (sebeb-i nüzul, hadis, siyer, cahiliye ÅŸiiri) asıl belirleyici deÄŸil, yardımcı bir ‘İşlev görmesi gerekir. EÄŸer bu ÅŸekilde yaklaşılacak olursa yani Kur’an dışı rivayetler Kur’an ışığında deÄŸerlendirilerek dikkate alınırsa gerçekten o zaman ayetlere çok daha geniÅŸ ufuklu bakabiliriz.
ÖrneÄŸin Kur’an’da anlatılan kıssaların özellikle Yahudi ve Hıristiyanların baÅŸlarından geçen tecrübelerin bugün bizim için aynıyla vaki olduÄŸunu görebiliriz. YaÅŸanan olaylar aynı fakat olayda adı geçen kiÅŸi ve toplumlar farklı, o kadar.
Kur’an’ın, indiÄŸi toplumun özelliklerini yansıtması onun evrenselliÄŸine ve son kitap oluÅŸuna gölge düşürmez. Kur’an bir tarih kitabı deÄŸildir. Kur’an’da anlatılan kıssalar insanlann tarih bilgisi arttırmak amacıyla anlatılmamıştır. İnsanların geçmiÅŸ toplumların yasalarını (sünnet) incelemelerini onların karşılaÅŸtıklan kötü sondan kendilerini uzak tutmalarını temel amaç edinmiÅŸtir .
Bu baÄŸlamda Kur’an’ın müslümanlara yönelik ÅŸu uyarısına bakalım: “Yalnız ona yönelin ve ondan korkun, Namazı kılın ve Allah ‘ortak koÅŸanlardan olmayın. Onlar ki dinlerini parça parça edip fırkalara böldüler, hizipler haline geldiler. Her hizip kendi kabulleriyle avunup sevinmektedir. ” (30:31-32) (Yine bkz.: 25:52-56)
Allah burada geçmiş milletlerin hatalarını belirterek müslümanları bundan sakındırıyor. Ancak ne var ki müslümanlar bu uyarıyı unuttular ve kendilerine bir de hadis uydurarak ümmeti 73 fırkaya ayırdılar.
Fırka, mezhep, tarikat ayrımlarıyla yüzlerce parçaya bölünen İslam toplumu Tevhid inancının gereği olarak Tevhid toplumu olmaları gerekirken dinlerini de şirket dini haline getirdiler. Her mezhep kendine göre kurallar koydu ve kendisi dışındakini din dışına çıkardı. Ve böylece bugünkü karanlık tablonun oluşmasına en büyük katkılardan birisi de bu şekilde gerçekleşmiş oldu.
Bundan kurtulmanın yolu Allah’ın dinini yineAllah’a bırakmak ve Kur’an’ın belirleyiciliÄŸinden baÅŸka hiç bir belirleyici kabul etmemektir. Bir sureyi okurken surenin iç bütüıılüğünü kurmaya çalışmalıyız.
Çünkü sureler gelişi güzel ayetlerden oluşmuş değildir. Her surenin kendi iç bütünlüğü vardır. Örneğin bir konu öncelikle ilgili ayetin bağlamında ele alınması gerekirken değişik rivayetlerle hiç ilgisi olmayan yerlere çekilebiliyor ve böylece surenin bütünlüğü de bozuluyor.
Göz önünde bulundurulması gereken önemli bir diÄŸer noktada Kur’an’ın bir anda toptan deÄŸil peyderpey indiÄŸi gerçeÄŸidir (76:23).
Yine Kur’an’da herhangi bir meseleyle ilgili ayetler aynı zamanda toplu olarak, gelmemiÅŸtir. Aynı konudaki ayetler deÄŸiÅŸik zamanlarda gelmiÅŸ ve farklı surelerde yer alabilmiÅŸtir. Bu da Kur’an’ın tedricilik ilkesini temel aldığnıı göstermektedir. Bunun en somut örneÄŸini içkinin yasaklanması hadisesinde görebiliyoruz. İçki aniden haram kılınmamış aÅŸamalı bir çerçevede ele alınmıştır.
Önce içkinin zararının yararından daha çok olduÄŸu sonra onun fesada kaynaklık ettiÄŸi ve son tahlilde de ÅŸeytan iÅŸi pislik olduÄŸu belirtilerek azı da çoÄŸu da yasak olan bir ÅŸey olduÄŸu belirtilmiÅŸtir. Burada sorulması ve üzerine durulması gereken bir husus, müslümanların bugün, Kur’an’ın indiÄŸi dönemde uygulanmış olan tedrici metodtan hangi ölçüde faydalanabilecekleridir.
Kur’an öncelikle deÄŸerleri ortaya koymuÅŸtur. Bunu daha çok Mekke’de yapmıştır. Mevcut sistem sorgulanmış mal ve evlat sahibi olanların yaratıcılarına karşı geldikleri ve sadaka vermedikleri bildirilmiÅŸ (75:31-32). EÄŸer bu gidiÅŸte devam ederlerse çok acı bir akıbetin kendilerini beklediÄŸi sürekli olarak vurgulanmıştır (77:47; 75:10-13). Haddler (yasakların cezalan) İslam toplumu oluÅŸtuktan sonra gündeme gelmiÅŸtir.
Yani öncelikle Kur’an’i ilkeleri kabuleden bir ümmet oluÅŸmuÅŸ daha sonra haddler uygulamaya konulmuÅŸtur. Buradan da Kur’an’ı okurken nüzul sırasında dikkate almamız gerektiÄŸi sonucu ortaya çıkıyor. Ancak bugün Kur’an tam olarak elimizde; o halde yapılacak iÅŸ, bir konuyu enine boyuma Kur’an çerçevesinde incelemek-araÅŸtırmak için, araÅŸ- tıracağımız konuyu zihnimizde tutarak Kur’an’ı ona göre okumak gerekir. Kur’an’ın bütünlüğü gözönüne alınarak yapılacak her insani çaba bir anlam ifade eder. Herkes çabası oranında ondan faydalanabilir. Al- lah’ın hoÅŸnutluÄŸunu kazanmayı hedefleyen her çaba sonuçta ortak bir payda da buluÅŸacaktır. Ama bu anlamaların mutlaklaÅŸtırılmaması gerekir. Zaten Kur’an’ın emirleri ile ilgili ilk dönemlerde yapılan iç- tihadlar daha sonraki nesillerce mutlaklaÅŸtırılmış ve onu tek anlama biçimi olarak kabul etmiÅŸlerdir. Bundan sonra Kur’an’dan yapılan çıkarımlar Kur’an’ın önüne geçmiÅŸ ve Allah’ın vahyi arka plana itilmiÅŸtir: Hicri II. asırda mezhep imamlarınca ortaya konulan esaslar tek anlama biçimiymiÅŸ gibi hareket eden sonraki mezhep takipçileri kendi görüşlerini Kur’an’ın önüne geçirmiÅŸler ve ayııı kitaba inanan insanlar arasında kapatılması imkansız uçurumlar meydana gelmiÅŸtir. Kur’an nassları mezhep görüşleri ışığı altında tevil edilebilmiÅŸtir.
Bu konuda meÅŸhur Hanefi bilginlerinden Ebu’l Hasan el-Kerhi ÅŸunları söyleyebilmiÅŸtir: ”Mezhep imamımız ve arkadaÅŸlarımızın görüşlerine ters düşen her ayet veya hadis ya te- vil edilir yahut mensuh kabul edilir.” Böyle bir bakış açısı doÄŸal olarak Kur’an’a kendi mezhebinin gözlüğüyle bakacak ve her mezhep mensubu Kur’an’dan kendisini haklı çıkartacaktır. BirleÅŸtirici rolü olması gereken (3:103) Kitab müslümanların bu tavrı yüzünden gerçek iÅŸlevini göremeyecektir. Kur’an bir çok yerde İsrailoÄŸullarına ÅŸu uyarıyı yapmaktadır. “Siz kitabın bir bölümüne inanıp bir bölümünü inkar mı diyorsunuz?” (2:85) Bu da bize Yahudiler’in bir takım menfaatler için Allah’ın gönderdiÄŸi emirleri ters yüz ettiklerini göstermektedir.
Acaba kendi mezhebini kurtarmak adına sergilenen bu bakışla, Kur’an’ın birtakım ayetlerini nesh teorisiyle ortadan kaldırmak anlayışı arasında ne fark vardır? Bir yandan Kur’an’ın evrensel olduÄŸunu bütün zamanlar için geçerli bir klavuz olduÄŸunu kabul edeceksiniz öte yandan bir nevi bir kısmının geçerliliÄŸini kabul etmeyen bir tutum içinde olacaksınız.
Bu apaçık tutarsızlıktan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸidir. Kur’an’ı anlamak salt zihni bir olaydeÄŸildir. Onun 23 yıllık iniÅŸ sürecini de gözönünde bu- undurursak ilahi vahy ile indiÄŸi ortam arasında doÄŸrudan bir ilgi olduÄŸunu görebiliriz. Nitekim müminlerin aıınesi AiÅŸe’de Kur’an onun ahlakıydı” derken kasdettiÄŸi Kur’an’ın ilkelerinin Hz. Peygamber’in davranışlarına yansıdığı gerçeÄŸidir.
Kur’an’a baktığımızda bir çok surede geçmiÅŸ milletlerden ve onlara gönderilen peygamberlerden bahseden kıssalar olduÄŸunu görürüz.
Bu da bize kıssaların Kur’an açısından önemli bir yeri olduÄŸunu gösteriyor. Ancak geçmiÅŸte Kur’an kıssalarını inceleyenler daha çok onların belaÄŸi ve edebi yönlerini öne çıkarmışlardır. “Öğüt alınması” için anlatılan kıssalar belli bir dönem sonra özellikle Yahudi ve Hıristiyan kültürünün de etkisiyle üzerinde spekülasyonlar yapılan müslümanlar arasında ihtilaflar oluÅŸturan konular haline getirilmiÅŸtir. Kıssalarda asıl verilmek istenen ve dikkat çekilen noktalar gözardı edilmiÅŸ ve kıssanın muhtevasındaki birtakım ayrıntılar üzerinde daha önce özellikle Yahudiler’in yapmış olduÄŸu ve Kur’an’ın sürekli olarak uyardığı anlamsız tartışmalar yürütülmüştür.
Bunlardan uzaklaşıp Kur’an’ın Hz. Muhammed döneminde gördüğü iÅŸlevin benzerinin kendi hayatımızda da gerçekleÅŸmesine çabalamamız gerekir. Kur’an’ı daha iyi anlamak için onun zaman ve mekan boyutunu da iyi kavramamız gereklidir. EÄŸer içinde yaÅŸadığımız dönemi iyi algılamaz isek Kur’an’ı okumak bize pek fazla bir ÅŸey kazandırmayacaktır. Burada genel olarak bir takım konulara deÄŸindik.
BaÅŸvuru Eserleri
1- İzzed Derveze, Kur’an’a Göre Hz. Muhammed’in Hayatı- Ekin Yay
2: M. Bakır es-Sadır, Kur’an Okulu, Fecr Yay.
3. Muhammed Gazali, Kur’an’ı Anlama- da Yöntem, Åžule Yayıncılık
4. Ali Åžeriati, Kur’an’a Bakış, Fecr Yay.,
5. Ali Şeriati, İki Sure İki Yorum, Ekin Yay.
6. Halis Albayrak, Kur’an’ın Bütünlüğü Üzerine, Åžule Yay.
7 .Malik b. Nebi, Kur’an.ı Kerim Mucizesi, Diyanet Vakfı Yay.






